Cuma Eylül 25, 2026

Türkiyelileşme Siyasetinin Getirdiği Olanaklar ve Entegrasyon

Siyasi partiler sınıfların,kitlelerin,halkların,örgütlerin ve bazen de devletlerin genel gidişatı yönlendirmek,değiştirmek,kendi çıkarlarını savunmak için kullandıkları araçlardır.Her zaman iktidarı hedeflemeleri gerekmez.Siyasi partilerin hedefledikleri sonuçlara ulaşmaları, uygulanan taktiklerin stratejiyle uyumunu ve parti kadrolarının bunu içselleştirmelerini gerektirir.Karşıtı olunan güçlerin de partiyle ilgili fikirleri,politikaları ve yönlendirme güçleri olabileceği de hesaba katılmalıdır.Bu nedenle Türkiyeli bir siyasi parti olarak HDP sözkonusu olduğunda üzerinde yolalınan bıçaksırtının analizinin doğru yapılması gerekir.

İttihatçı entegrasyon projesinin sonuçlarını TBMM’de bulunan partilerin liderlerinden Erdoğan’ın Gürcü,Kılıçdaroğlu’nun Kürd ve Bahçeli’nin tartışmalı Ermeni veya Kürd orijinli olmasından,ancak hepsinin de fiiliyatta Türk milliyetçiliğine hizmet etmesinden izlemek mümkün.Türk milliyetçiliğine hizmet çizgisini HDP içine taşıma gayretlerine karşı dikkatli olmanın önemli olduğu bir dönemden geçiyoruz.HDP’lilerin kendi işlevlerinin ayırdına varmaları dönemin en önemli görevi.Barajı aşıp TBMM’ye girmek HDP’nin stratejik değil,taktik görevi olmalıdır.HDP’nin stratejik ve tarihsel görevi metropol Kürdlerinin konsolidasyonudur.Bu konsolidasyona ilişkin en önemli hamle de son zamanlara kadar AKP tabanında yeralan ve Kobane savunması sonrasında AKP’ nin Türk milliyetçisi stratejisi ile ayrı düşen ekseriyeti dindar Kürdistanlıları ulusal hareketin taban havuzuna eklemektir.

Bir diğer stratejik görev olan Türkiye’de Kürdistan dostu demokratik bir kitle hareketinin ete kemiğe büründürülmesinin de bir önceki çağa ait olan arkaik sol argümanların ekoloji ve LGBT argümanlarıyla eklektik harmanlanmasıyla başarılamayacağını öngörmek zor değil.Bu konuda ABD’de Vietnam savaşı döneminde oluşan savaş karşıtı hareketin veya Cezayir Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın Fransa’da bulduğu kitlesel desteğin tarihinden dersler çıkarmak gerekiyor.

Diyalektik zıtlıkların bilimidir,herşey kendi zıddını yaratır ve onu dönüştürür.Bu süreç HDP’nin Türkiyelileşme siyasetinde de kaçınılmaz olarak yaşanıyor.Türkiyelileşme siyaseti yaşamını Kürdistan dışında kurmuş ve yarı-entegre olmuş Kürdistanlı yığınlara zorunlu entegrasyon ve ikinci kuşakta asimilasyon dışında yeni bir varoluş alanı yaratıyor: Türkiyeli bir Kürd olarak tanımlanma ve köklerinden kopmama olanağı.

Kürdistan ulusal kurtuluş hareketinin silahlı ya da silahsız her bağımsızlık çıkışı Türkiye’de yaşayan Kürdlerde bir korku yaratagelmiştir:Kürdistan’ın bağımsızlık koşullarında tehcir edilme korkusu.Ulusal kurtuluş hareketinin Türkiye kentlerinde yerleşik Kürdistanlılar içinde en yoksullardan destek bulmasının,orta ve üst sınıflara mensup Kürdistanlılardan hatırı sayılır bir destek alamamasının ana nedeni budur.

1915 Ermeni soykırımının 100.yılını tamamladığımız bugünlerde tehcirin ne demek olduğuna dair bellek Kürdlerde hâlâ tazedir.Türkiye’de bir Kürd tehcirine/soykırımına çok meraklı,ganimetsever Türk milliyetçilerinden devlet katında da,millet katında da mebzul miktarda bulunurken bu korkunun rasyonel olmadığı da söylenemez.Kaldı ki Kürdlerin karşı karşıya kaldıkları Türk milliyetçiliği ırkçı/işgalci temelde diğer ulusların maddi ve kültürel varlıklarının talanı üzerinden varolan bir milliyetçiliktir ve Kürdistanlıların tepesinden Demokles’in kılıcını hiç eksik etmemiştir.Türkiyelileşme siyaseti işte bu entegrasyon çarkına düşmüş Kürdistanlılara zorunlu entegrasyon veya kendini gizleme dışında yeni bir soluk borusu açabilme potansiyeline sahip.Türkiye metropollerinde yerleşik Kürdlerin ikinci/üçüncü kuşaklarından mitingler dolusu zafer işareti yükselmesi bize bu sürecin zıddını yaratma potansiyelinde olduğuna dair veriler sunuyor.

Kentli Kürdistan orijinli orta sınıfların katılımının artışını da pozitif bir değer olarak gözlemek mümkün.Bu süreçte oluşan kafa karışıklığının sömürgecinin bayrağını bayrak kabul etme tefritine varmasına rağmen,bu potansiyeli değerlendirip ulusal kurtuluşun aktifleri arasına katmak Kürdistanlı siyasetçilerin ve örgütlerin yeteneğine kalıyor.Birikmiş niceliğin niteliğe dönüşmesi bir doğa kanunudur.Türkiyelileşme süreci metropol Kürdlerini görünür hale getirmektedir.Metropol Kürdlerinin görünür hale gelmesi doğru politikalarla Kürdistan’ın görünür hale gelmesine katkı sunabilir.

Kendi adıma bağımsızlıkçı sloganlarla bu süreci eleştirmenin anlamlı olmadığını düşünüyorum.Özgürlük hareketinin an itibariyle kullanmış olduğu tüm devletsizlik söylemlerinin ötesinde fiili olarak iktidar odaklı bir devlet örgütlenmesi olduğunu farketmemek için kör olmak lazım.Ajitasyon-propoganda noktasını çoktan aşmış,ciddi alan kontrolüne sahip hareketin bugünkü sorunu her alanda kurumlaşma-iktidarlaşmadır.

Rojava kantonlarını yeniden inşa etme,kantonları birleştirip fiili bağımsızlık alanlarını G.Kürdistan örneğinde olduğu gibi büyütmedir.Daha ötesinde Kilis’te 60 Amerikan dolarına satılan bir ton çimentonun ikiyüz metrelik sınırı geçtikten sonra Afrin’de iki üç kat fiyata satılmasının zeminini paramparça etmedir.En yurtseverlerimiz ülkesi için kanını dökmeye hazır olanlardır.Ortak hayalimiz ışıklı yollarında Ala Rengin gölgesinde gece gündüz güvenle dolaşabildiğimiz müreffeh Kürdistan kentleri ve bu kentlerde kaygısızca yaşayacak olan her dinden,her dilden,her milliyetten Kürdistanlıların özgürlüğüdür.Ülkemizi bu noktaya getirecek ve bağımsızlaştıracak şey bağımsızlık ajitasyonları değildir.

Ülkemizi bağımsız ülkeler arasına katacak şey dünya ve bölge dengelerinin doğru hesaplanıp bağımsızlığın altyapısının bütün parçalarda örülmesidir.Taban emekçiliği,ülke topraklarının Kobane örneğinde olduğu gibi ulusal temelde savunulması ve işgalin aralıksız daraltılması Kürdistan’ın bağımsızlığını konuşulabilir,yapılabilir hale getirir.Kimse atı arabanın önüne koşmasın.Kürdistan,Kürdistani örgütler bağımsızlığı savunmadığı için bu halde değil.Bağımsızlığın askeri,ekonomik ve siyasal zemini hazır olmadığı için kitleselleşmiş Kürdistani örgütler bağımsızlığı açıktan savunabilme noktasına kolay kolay gelemiyorlar.Emeği burada yoğunlaştırmak lazım.

 

82333

Zülküf Azew

Sitemizin yazarlarından olup politik ve teorik yazılar yazmaktadır.

Son Haberler

Sayfalar

Zülküf Azew

TKP-ML Avrupa Komitesi: Kuruluşunun 50. Yılında Partiyle Devrim Yürüyüşümüz Devam Ediyor!

1972-2022… Kesintisiz süren 50 yıllık devrim yürüyüşümüz, partimizin yol göstericiliğinde devam ediyor.

24 Nisan 1972, Türkiye ve T. Kürdistanı açısından kritik önemde bir tarihtir. Yeni bir sayfanın açıldığı bir milattır.

TKP-ML MK: 50 Yıllık Mücadelemiz, Geleceği Kazanma İrademizdir!

YAŞASIN PARTİMİZİN 50. KURULUŞ YILI!

Partimiz 50 yaşında! 24 Nisan 1972’de İbrahim Kaypakkaya önderliğinde sınırlı sayıda kadro ve militan tarafından kurulan partimiz, bugün 50. yaşını kutluyor. Bir insan için uzun ancak sınıflar mücadelesi ve toplumlar tarihi açısından kısa bir süre olan bu zaman diliminde Partimiz, önemli başarı ve zaferler kazandı. Yenilgiler aldı ve gerilemeler de yaşadı. Ancak hiçbir zaman devrim iddiasından ve Halk Savaşı ısrarından, silahlı mücadelenin gerekliliği-zorunluluğu bilincinden kopmadı.

Leninist Emperyalizm Tanımının Bulanıklaştırılması

Rusya’nın 24 Şubat (2022)’da Ukrayna’ya saldırısıyla birlikte, emperyalizm üzerine tartışmalarda sıklaştı.  Ve kendini solcu olarak adlandıran bir kısım siyasi hareket ve bazı yazarlar, Rusya’nın emperyalist olmadığını, ama emperyalist amaç güden işgalci bir güç olarak değerlendirdi. Bazıları ise, “anti-emperyalist cephede” değerlendirmeye devam ediyorlar.

İlham ve güç kaynağımız…(Sentez)

Proletarya partisinin kuruluşunun ve mücadeleye atılışının ellinci yılındayız. Bu süre içinde mücadelesini kesintisiz sürdüren proletarya partisi, bundan sonra da mücadelesini sürdürecektir. Onu var eden koşullar devam ettikçe varlığını devam ettirecektir. Sınıf bilinçli proletaryanın öncü müfrezesinin ülkemizdeki varlık nedenleri, günümüzde sistemin çöküntü içine girdiği koşullarda çok daha kendisini dayatır duruma gelmiştir.  Elbette ki o, üstlendiği tarihsel rolü yerine getirecektir. Çünkü mücadelesine yol gösteren sağlam temellere dayalı ideolojik-politik bir pusulası vardır.

Beyaz dağ’dan arta kalan çığlık dizelerinin şairi EMİR ALİ YAGANI kaybettik… Hasan Hayri Aslan

Son yıllarda Dersim’in çok değerli kültür insanlarını kaybettik. Sılo Qız, Emre Saltık, Hasan Saltık, Mehmet Çetin, Remzi Aydın…  birer yıldız gibi kayıp gittiler. Remzi Aydın için “Gri İklimden Maviye yolculuk” yazı çalışmamı yaparken 9 Şubat günü EmirAli’nin ölüm haberi ile sarsıldık. Epey zamandır yolları taşımak zor geliyor bana; ziyaret edemedim, kısa mesajlaşmalarla yetindik. 13 Kasım 2018’de söyleşi için o gelmişti bulunduğum kente. O sıra aldığım kitaplardan “Beyaz Dağda Bir Gün”ü şöyle imzalamış: “İhtiyar, ne böyle yaşanmışlıklar, ne de bu kitap olaydı!

TKP-ML MK:Yol Göstericimiz, İlham ve Güç Kaynağımızdır Partimiz!

24 Nisan 1972, İbrahim Kaypakkaya önderliğindeki bir avuç komünist tarafından, karanlığa tutulan meşalenin kurumsallaşma adımı olarak tarihe geçti. Dönemin, savaş ve direniş geleneği, Mahir ve Denizlerle birlikte örülüyordu. Anti-emperyalist kavgada yakalanan ivme, devrimci militan bir mücadele yaratmıştı. İbrahim yoldaş, savaş cephesine proletaryayı temsilen katıldı.

Zafer ve yenilgilerle dolu bir tarih! (1)

Dünyada 1965-1970 yılları arasında emperyalist-kapitalist sistemin kaynaklık ettiği ana çelişkiler giderek şiddetleniyordu. Bu başlıca çelişkiler; emperyalizm ile ezilen halklar ve uluslar arasındaki çelişki, emperyalist-kapitalist ülkelerde proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki ve yine çeşitli emperyalist ülkeler arasındaki çelişkilerdi.

Lorenzo Orsetti… (Nubar OZANYAN)

Yolculuk boyunca başını arabanın arka koltuğuna yaslayarak uyurdu. Yaptığımız yolculuklarda Lorenzo’yu uyanık görmek neredeyse mümkün değildi. Araç içinde uyuyarak saatlerce yolculuk yapabilirdi. Ama “yeni bir özgürlük hamlesi olacak” cümlesini duyduğunda ne gözünde uyku belirtisi ne de yorgunluktan eser kalmazdı. Barış halinden savaş haline, uyku halinden silahlı tekmil haline nasıl hızlıca geçildiğinin örneğiydi Lorenzo.

Burjuvazi Parayı, İşçiler Ekmeği Düşünüyor

Burjuva sınıfı, daha fazla kar elde etmek için daha fazla alanı kontrol altına almak ve bunun için de daha fazla silahlanmak istiyor. Ağızlarında “barış” yok ve hiç bir zamanda “barış”  kelimesini tam anlamıyla kullanmadılar. “Barış” dedikleri anda da yine kafalarında savaş vardı.

Azami kar için birbirlerine karşı savaş açarken, savaşa sürdükleri askerler yine işçilerdi. Savaşta ölenler, bombalarla param parça edilenler, evleri yıkılanlar, göç yollarına  düşenler, burjuvaların egemenlik savaşında hiç bir çıkarı olmayan, ama, onlar vasıtasıyla sürdürülen bir savaş....

Sağlam proleter karakter örneği …Ali Asker YER

Pazar günü Stuttgart Arena Kültürhaus’da evgili yoldaşımız Ali Asker YER’in anma toplantısındaydık. Salon ve çevresi sevenleri ve yoldaşlarıyla doluydu. Bu sevgi seli hiç kimseyi şaşırtmadı, çünkü o gerçekten çok sevilen gerçek bir proleter devrimciydi. Onun yaşamından kareler içeren sinevizyon gösterimi sırasında salonu derin bir sessizlik ve hüzün kapladı, çok sayıda insanın gözleri ıslak ıslaktı. Hiç birimiz onun bu zamansız gidişine katlanamamıştık.

50. Yılın Deneyimi Newroz Ateşinin Görkemiyle1 MAYIS ALANLARINA!

Başta Kürt halkı olmak üzere Mezopotamya halklarının isyan ve direniş günü olan bir Newroz’u daha geride bıraktık. 8 Mart’ta kadınların dalgalandırdığı isyan bayrağı, 21 Mart Newrozlarında başta Kürt halkı olmak üzere Türkiyeli işçi ve emekçilerin kitlesel ve coşkulu eylem ve mitinglerine sahne oldu. 2020 Newroz’u salgın bahane edilerek yasaklanmış, 2021 Newroz’u salgının etkisi altında kalmıştı.

2022 Newroz’u ise gerek Kürt ulusunun artan özgürlük talebi ve gerekse de yaşanan ekonomik krizin derinleşen etkisiyle görkemli bir katılıma neden oldu.

Sayfalar