Çarşamba Ekim 7, 2026

TKP/ML-(YDK):“Newroz Devrimci Kawa'nın yaktığı isyan ateşi, Efrin'de işgalci TC devletine karşı komünistlerin, devrimcilerin ve Kürt savaşçıların silahlarında büyüyor”

Newroz direniştir.

Newroz, zalimlere karşı isyandır.

Newroz, “zulmün olduğu yerde isyan etmek meşrudur” manifestosudur.

Devrimci Kawa'nın zalim Dehak'a karşı yaktığı isyan ateşi yüzyıllardır sönmedi. Kürt halkı Kawa'dan bu yana hiç söndürmedikleri bu isyan ateşini bugün de Irak, İran, Suriye ve Türkiye'de ilhak edilmiş topraklarında yakmaya devam ediyorlar. Kürt halkının Newroz Bayramını kutluyoruz. Newroz Piroz Be!

Ezilen Emekçi Halkımız

Yeni bir Newroz'u kan ve ateş içinde kutluyoruz. Ortadoğu coğrafyası yüzyıldır emperyalistlerin pazar dalaşına kurban edildi. Bu coğrafyanın yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını ele geçirmek için emperyalistler yüzyıldır bir işgal savaşı sürdürüyorlar bu topraklarda.

Arap Baharı ayaklanmaları emperyalistlerin beklediği gibi sonuçlanmadı. Bunu tamamlamak için yeni stratejiler geliştiren başta ABD olmak üzere emperyalist güçler, Suriye'de çıkartıkları iç savaşla bu ülkeyi ele geçirmek istediler. IŞİD eliyle devam eden iç savaşta da bir başarı elde edemeyen güçler, 2016 yılından bu yana Suriye'nin paylaşım savaşını farklı cephelerden yürütüyorlar. Suriye'de savaş bugün ABD ve Rus emperyalist güçlerinin bir hegemonya savaşına dönüşmüş bulunuyor.

Kürtlerin Rojava'da elde ettikleri statüyle birlikte, buraya üşüşen emperyalist güç odakları Kürtlere oynayarak, Kürtler üzerinden buraya yerleşmek ve Suriye'de hakimiyetlerini sürdürmek istiyorlar. Kürtlerin ittifaktan öteye geçmeyen bu ilişkilerini savaşın farklı alanlarına taşımak isteyenler, şimdi de Efrin'de Kürtler üzerinden hakimiyet kurmak istiyorlar.

Faşist Türk devleti, Osmanlı'dan gelen işgalci hevesi ile stratejik bir söylem haline getirdiği “Yeni Osmancılık” planının bir parçası olarak işgal ettiği Efrin'e yerleşerek burada kalıcı olmak istiyor. Türk devleti 2011 yılından bu yana Suriye'de savaşın bir tarafı olarak IŞİD ve El-Nusra gibi gerici ve faşist güçleri destekleyerek Esad'ı yıkmak için çalıştı, ve bunu Rojava devrimiyle birlikte Kürtleri de hedef alan bir genişlikte devam ettirdi.

Türk devleti 19 Ocak 2018 tarihinde Efrin'i işgal etmek için savaş ilan etti. ''üç gün de alırız'' dedikleri Efrin merkezine iki aydır giremeyen Türk devleti kitlesel bir katliam yaparak Efrin'nin içine girse de istediği sonucu alamayacaktır. Efrin'de, başta Kürt haklı olmak üzere devrimci, komünist ve enternasyonalist güçler Türk devletinin işgal harekatına karşı kahramanca direniyorlar.

AKP ve yanına aldığı eli kanlı MHP ile birlikte ilan ettiği “Milli Seferberlik”le ırkçı ve şoven politikalarını günün 24 saati durmadan işleyerek iç kamuoyunu savaşın bir parçası haline getirmiş bulunuyor. Başbakan Binali Yıldırım, Efrin işgalinin daha ilk günlerinde tüm medyayı toplayarak nasıl hareket edeceklerini, hangi haberleri verecekleri, hangi haberlere sansür uygulayacakları talimatı vererek, tüm toplumu bir savaş girdabına soktular. Efrin işgaliyle birlikte toplumda yeniden tazelenen Kürt düşmanlığıyla olası bir iç savaşın taşları şimdiden döşenmektedir. Türk Ordusu ve polis teşkilatında kaybolduğu söylenen 106 bin silahın AKP'nin “sivil” tabanına el altından dağıtıldığı düşünüldüğünde AKP ve MHP'nin nasıl bir plan içinde oldukları görülmektedir.

AKP, Efrin işgalini 2019 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı, milletvekili ve belediye seçimlerini kazanmak için bir savaş rantına dönüştürmek istiyor. Efrin işgaliyle birlikte alelacele MHP ile kurdukları “Cumhur İttifakını” kamuoyuna ilan etmeleri ve ardından seçim kanununda yaptıkları 26 maddelik değişiklikle birlikte daha şimdiden bu çoklu seçimleri garanti altına almaya çalışıyorlar.

AKP ve MHP'nin kurduğu “Cumhur İttifakı” sadece bir seçim ittifakı değildir. Bu ittifak, faşist iki partinin kurduğu savaş ittifakı olarak okunmalıdır. Toplumda marjinalleşen MHP, seçim barajı altında kalmasının yüzde yüz olduğu bu koşullarda, hem kendisini kurtarmak, hem de AKP'ye koltuk değneği olmak için bir savaş ittifakı kurmuş bulunuyor. MHP, tüm siyasi iradesini AKP'ye teslim ederek Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olmasının karşılığında varlığını korumaya çalışmaktadır.

Türkiye'de, 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe girişimi, AKP tarafından “Allahın lütfu” olarak değerlendirilmiş ve sonrasında uygulanan OHAL'le birlikte, faşizmin en koyu uygulamalarıyla ülke adeta zulüm ve halklar hapishanesine çevrilmiştir. OHAL'le birlikte 100 bine yakın kişi FETÖ kisvesiyle gözaltın alınmış, 50 bin kişi tutuklanırken, bir o kadar insana tutuksuz yargılanmak üzere davalar açılmış, yüzlerce demokrat ve ilerici akademisyen, öğretim görevlisi ve memura işten el çektirilmiş, 152 gazetecinin yanı sıra 9 HDP milletvekili tutuklanmış, 9 HDP milletvekilinin vekillikleri düşürülmüş, 7 bin HDP kadro ve üyesi ise tutuklanmıştır.

AKP, devrimci ve komünistlere karşı azgın bir saldırıya geçerek, ya tutuklamış, tutuklayamadıklarını da katletmiştir. Hapishanelere dayatılan TTE ile devrimci tutsaklar teslim alınmak istenmektedir. AKP, OHAL'i sürekli uzatarak, Efrin işgalini bir savaş rantına dönüştürerek 2019 yılındaki çoklu seçimi kazanmak istiyor. Seçim kanununda yapılan değişiklikle her türlü hile ve anti-demokratik seçim uygulamasıyla seçimleri garantiye almak için her yola başvuruyor. Ancak, AKP ve MHP'nin unuttuğu bir şey var ki, o da, 2017 başkanlık referandumunda “HAYIR” diyerek büyük bir enerji yaratan devrimci, ilerici, yurtsever güçler, AKP ve MHP'nin bu seçim oyununu bozacaktır.

Emekçiler, Yoldaşlar

2018 yılı Newroz'unu kan ve barut içinde kutluyoruz. Bundan korkmuyoruz. İşgal savaşıyla bir yere varacağını sanan AKP ve tüm savaş bloku şunu bilmeli ki, istedikleri sonucu alamayacaklardır. Efrin işgalini her bir burjuva partisi kendi lehine kullanarak savaş çığlıkları atmaktadır. CHP, SP, Vatan Partisi, BBP ve tüm diğer burjuva faşist partilerin kendi aralarında hemfikir oldukları bu savaş konsepti onlara oy olarak dönmeyecektir. Çeşitli milliyetlerden Türkiye emekçi halkı tüm bu partilerin oyunlarını bozacaktır.

Newroz Direniştir, Direniş Efrin'dir

Tüm dünyanın gözleri önünde Türk devletinin işgal savaşı verdiği Efrin'de her gün onlarca sivilin katledilmesine sessiz kalanlar bu savaş suçuna ortak oluyorlar. Cılız bir sesle ve esas olarak kendi iç kamuoyunu rahatlamak için; Fransa, İngiltere ve Almanya'nın arada bir yaptığı “savaş karşıtlığı” açıklamalarının sahte olduğunu biliyoruz. Bir taraftan “savaş sona ersin” diyen Almanya, diğer yandan milyarca dolar tutarında Türkiye'ye silah satarak bu işgalden nemalanmaktadır. Son zamanlarda Kürtlere karşı yoğun bir saldırıya geçen, Efrin yürüyüş ve mitinglerini yasaklayan, YPG bayrak ve sembollerinin taşınmasına izin vermeyen, 2018 Newroz kutlamasını yasaklayan ve en son 7 Mart 2018 günü Mezopotamya Yayınevini ve Mir Müzik bürolarını basarak binlerce kitaba ve CD'ye el koyan Alman devletinin uygulamaları bizlere Nazi dönemi uygulamalarını hatırlatmaktadır. Naziler de, iktidara geldiklerinde 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesi ve savaşla birlikte, Yahudi halkına saldırmış, kitap ve her türlü basım yayını yasaklayarak, komünistlere ve devrimcilere saldırarak savaş açmıştı. Alman devletinin bugün Kürtlere yaptığı bu uygulamaların Nazilerden tek farkı sözde “Demokratik Almanya'da” yapılıyor olmasıdır. Almanya, Türkiye'yle yaptığı kirli pazarlıklarda Kürtleri kullanmaktan vazgeçmelidir. Ne zaman bir Türk devlet yetkilisi Almanya'ya gelse, hemen ertesinde Kürtlere ya da devrimcilere karşı Alman devleti bir saldırı yapmakta ya da bir yasak getirmektedir. Haksız bir şekilde bir yıl tutuklu kalan gazeteci Deniz Yücel dahi bu kirli pazarlıklar sonucu bırakılmıştır.

Alman devleti, en demokratik haklarını kullanarak Efrin işgaline karşı çıkan Kürtlere yasak getirerek baskı uygulaması, kurumlarını basması, çalışanlarını tutuklayarak yargılaması demokrasiden giderek uzaklaştığının işaretleridir. Alman kamuoyu, Alman hükümetinin Türk devletiyle yaptığı bu kirli pazarlıklar sonucu Kürtlere saldırmasına artık dur demesi gerekir!

Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan başta Türk, Kürt çeşitli milliyetlerden halkımıza çağrımızdır! Emperyalistlerin, Türk devleti eliyle Ortadoğu'da yarattığı kan gölüne karşı Newroz'un isyanını büyütelim. Bulunduğumuz her yerde, Efrin halkının sesi olalım! Newroz 2018, halkların emperyalistler ve onların uşaklarından kurtulacakları sosyalizme yürüyüşünün bayramı olsun!

Newroz Piroz Be!

Newroz Direniştir, Direniş Efrindir!

Efrin Faşist Türk Devletine Mezar Olacak!

Yaşasın Dayanışma, Yaşasın Direniş, Yaşasın Devrim!

Yaşasın Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı!

TKP/ML-(YDK)  Mart 2018

52468

BEN BEHZAT FİRİK! Hasan Aksu

GÖZLERİMİ DAĞLADILAR WAYE, ATEŞLERDE YAKILDIM ANNEY!
 Ben BEHZAT FİRİK:  Tabi beni çoğunuz tanımazsınız, çok azınız beni tanır. 12 Eylül 1981’in 10 Ekim’inde,  karanlığın dağılmaya yüz tuttuğu bir fecir vakti, Dersim’de Ovacık’ın Dere Karedesi’nde yani köyümde ağabeyimle birlikte Kayseri komando tugayınca yaka paça gözaltına alındık.    Operasyon timinin başında “Kulaksız Yüzbaşı” lakaplı Aytekin İçmez vardı. Biliyorum hala beni tanımadınız, ne demek istediğimi hala anlayamadınız, tanıyamadınız beni.

Akp'nin yeni oyunu‘’Demokratikleşme Paketi’’

Kamuoyunun uzun bir süredir beklediği  ‘’Demokratikleşme Paketi’’ nihayet 30 Eylül 2013 tarihinde yeni Başbakanlık binasında, bizzat hükümetin başı Erdoğan tarafından açıklandı.  Hiçbir muhalif gazete ve televizyon kuruluşunun yer almadığı basın toplantısında,  Bakanlar Kurulu üyeleri ve yandaş basının Ankara temsilcilerinin yer aldığı basın toplantısında, Erdoğan tek kişilik bir tiyatro oyunuyla ‘Demokratikleşme Paketi’’ni açıklayarak salondan ayrıldı.

Alman Bernsteincılığın, Rus Struveciliğin Günümüz Versiyonları 'Özgürlükçü Sosyalizm' Ve HDP-HDK



Ekonomistler , Legal Marksistler ve Menşeviklerin bir bölümünün Rus Devrimi süreci içinde toparlandığı Kadetlerin(Anayasal Demokrat Parti) iç savaş sürecinde karşı-devrimci Beyaz Muhafizlara dönüşmeleri size ilham vermelidir...

Geri dönüp baktığımda

Kürt hareketi iyimserlikle tedirgin bir karamsarlık arasında gidip geliyor. Bir bocalama içinde, şüpheci, kaygılı ve tereddütlü. Tayyip Erdoğan’ın ne yapacağını ve ne yapmak istediğini kestiremiyor. Kendisini kuşatan puslu havayı aralayamıyor, önünü göremiyor. Tayyip Erdoğan’a sert çıksa  “hassas süreci” baltalamış olmaktan çekiniyor. Alttan alsa direksiyonu büsbütün AKP’ye kaptırmaktan ve bir bilinmezlikte irtifa kaybetmekten korkuyor. 

Suyun başını Tayyip Erdoğan kesmiş, Kürt hareketi ise ona kilitlenmiş, ne söyleyecek, ne yapacak onu bekliyor.

Korkaklar Zafer Anıtı Dikemez, Hele Sen Asla…

Recep Tayyip Erdoğan gibi, tek millet, tek din düşüncesinin sadık bir savunucusundan, paketin içine sıkıştırdığı nefret suçları ifadesine tamamen zıt bir karakterli, kendi inancı dışındaki herkese ve her inanca, her farklılığa düşman birinden Alevi ve Alevilik inancıyla ilgili çözümler beklemek, beklentiler içinde olmak bile başlı başına büyük bir hayalciliktir.

 

AKP"nin "Demokratikleşme" Oyunları

Başbakan Erdoğan’ın bugün (30.09.2013) açıkladığı AKP’nin “demokratikleşme paketinde, demokratikleşmenin dışında her şey var dense yeridir. Türk burjuvazisi, 1923’den beri “demokratikleştiğini”, “demokrasiye adım attıklarını”, her yeni hükümet dönemlerinde birden fazla “demokratikleşme” paketleri çıkarmalarından bilinir. Önceleri, “sınıfsız, imtiyazsız kaynaşmış vatan-millet”, sonraları ise,  “vatana millete hayırlı uğurlu olsun” burjuva çiğ sözleriyle ortalığa sürülen “paketler” ortaya çıktı. 

 

Kürt krallığı için mi Halepçelerde öldüler ?

 

            Gazeteler geçenlerde Mesut Barzani ile Celal Talabani'nin İstanbul'daki mülklerini sıralayınca, Halepçe'de soykırıma uğratılan Kürtler geldi gözümün önüne.

Devrim Bir Maceradır

Devrim bir maceradır. Kayıtsız kuyutsuz, şartsız koşulsuz, sorgusuz sualsiz devrim denen bir deryanın içine atmaktır kendini devrimcilik. Geriye bakmadan, arkada kalanları kara kara düşünmeden, hep ileriye yönelmektir devrimcilik.

Geceyi gündüze, yeri geldiğinde gündüzü geceye çevirmektir, yarınların getireceği yakıcılığı düşünerek, devrim denen maceranın içine hesapsızca atılmaktır devrimcilik.

Kürt siyasetinin kurtlarla bitmeyen dansi

Bir halk için tarih tekerrür ediyorsa, bu o halkın tarihten ders çıkarmadığını gösterir ki, vay o halkın haline. Burada kastedilen elbette halkın kendisi değil önderleridir. Kürtler de, önderleri tarihten pek ders çıkarmayan talihsiz bir halktır. Kürt önderleri yüz yıldan beri Türk devlet yöneticileriyle diyalog kurmaya çalışmış ama hep hüsrana uğramışlardır. Hatırlanacağı gibi daha birkaç ay önce devletle müzakere havası esiyordu Newroz' un barış güvercinleri uçurulan Kürt semalarında. Şimdi ise bir ümitsizlik rüzgârı esmekte halaylar çekilen o meydanlarda.

On’ların Öğrettiği

birer birer, biner biner ölürüz

yana yana, döne döne geliriz

biz dostu da düşmanı da biliriz

vurulup düşenler darda kalmasın…//

çünkü isyan bayrağıdır böğrüme saplanan sancı

çünkü harcımı öfkeyle, imanla karıyorum…

sıkılmış bir yumruk gibi giriyoruz hayata…”[1

 

Yukarıdaki dizeler Orhan Kotan’ın, Diyarbakır Zindanı’nda kaleme aldığı “Gururla Bakıyorum Dünyaya”sındandır; yazmaya gayret edeceklerimin özetidir sanki…

Aysel Tuğluk ve ekrad-i bi idrak

Fazla söze gerek yok.2007’de Kemalist bürokrasinin yaklaşan tasfiyesini öngöremeyip “Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek. O bir mucizedir, ölümsüzdür. Uluslaşmada temel direktir.

Sayfalar