Pazar Eylül 27, 2026

TKP/ML YDK:Faşist diktatörlük değil direnen Kürt ulusu kazanacak!

Emperyalizm çağı aynı zamanda savaşlar çağıdır. Emperyalist sistemin kendi öznel saldırganlığı kadar yarattığı zeminde savaşa gebedir. Emperyalizmin siyasal, ekonomik ve ideolojik sistemi savaş koşullarını sürekli, zorunlu ve istikrarlı bir biçime büründürür. Onun parçası olan hiçbir sistem bu koşullardan azade değildir. Her türlü toplumsal çelişkinin aldığı biçim ve boyut savaş koşullarına hızla evrilebilir, ki genelde de evrilir. Bugün dünyada yoğunlaşmış politikanın yani savaş koşullarının odak noktası Ortadoğu bölgesidir. Tam bir toplumsal karmaşa, var olandan memnuniyetsizlik-kabul etmeme ve bunun doğurduğu bir savaş iklimi söz konusudur. Bu mezhepsel ve ulusal çelişkilerle şekillenen bir mücadeleyi ve savaşı doğurmaktadır.

Türkiye’de bu şiddet ve savaş ikliminin tam ortasında, göbeğindedir. Özellikle Ortadoğu’da ki gelişmelerle iç içe geçmiş Kürt meselesi politik çelişkinin merkezindedir. Şiddet ve savaşla gerçekleşen bir toplumsal mücadeledir Kürt meselesi. Türk hakim sınıflarının verili Ortadoğu politikasının merkezine oturtarak ele aldığı, Suriye ve Irak’taki gelişmelerle birlikte şekillendirdiği bir Kürt politikası vardır. Faşist diktatörlük Ortadoğu’daki gelişmelerin ve Kürt ulusal mücadelesinin uzun erimli savaşımından sonra geleneksel inkar, imha, asimilasyon ve yok sayma politikasını gevşetmeye mahkum olmuştur. Çözüm süreci adı altında uzlaşma ve barış diyerek başlattığı süreci hiç ara vermeksizin Kürt ulusuna karşı faşist baskı, imha, yok etme yöntemleriyle eş güdümlü yürütmüştür.

Barış derken; Kürt siyasetçileri tutuklamış hapse atmış, uzlaşma derken; Kürt köylüleri uçaklarıyla bombalamış, kardeşleşelim derken; “kadında olsa çocukta olsa gereği yapılmış”tır! Faşist diktatörlük her türlü hile, aldatma, demagoji yöntemini yenilemiş ancak vazgeçmediği tek bir şey olmuştur, oda Kürtleri katletmek ve sindirmeye çalışmak. Evet uzlaşma-barış dediği “çözüm süreci” boyunca bundan asla vazgeçmemiştir.

7 Haziran seçimleri sonrası ise; seçimlerin yarattığı sonuç, Suriye’de Rojava’nın kazanımlarının genişlemesi, faşist diktatörlüğün ABD ve AB emperyalistleriyle Ortadoğu politikasında kullanılmaya daha açık taahhütlerle aldığı “taze” destek gibi unsurlar birleşince Kürt ulusal hareketine ve Kürt ulusuna karşı yeni bir askeri saldırganlık süreci başlatılmıştır.

“Kamu düzenini” sağlama ve “terörle mücadele” adı altında hayasız ve tırmandırılarak sürdürülen bir saldırganlık yaşanmaktadır. Bugün gelinen noktada Türkiye Kürdistanı’nda şehirler kuşatılmış, sıkı yönetim sıradan hale getirilmiş, kadın-çocuk demeden tüm yurtsever Kürt halkı tankın-topun-namlunun hedefine konmuştur. Cizre, Sur, Silopi, Dargeçit başta olmak üzere Kürt şehirleri ağır silahlarla harabeye çevrilmektedir. Faşist diktatörlük her türlü savaş aygıtıyla, yargısıyla, medyasıyla topyekûn bir saldırı halindedir. Bu topyekûnlük hali tüm gerici kliklerin tam bir uyumu ile yaşama geçmektedir. Söz konusu Kürtler olduğunda her türlü boğazlaşmaları bir kenara bırakıp güçlerini birleştirmekten geri durmamaktadırlar.

Ancak zulmün olduğu yerde direnişte kaçınılmazdır. Kürt halkının yiğit kadınları ve erkekleri, gençleri ve yaşlıları faşizmin tankına-topuna karşı en iyi bildiği şeyi; direnmeyi ve boyun eğmemeyi tercih ediyor. Saldırının şiddeti büyüklüğünde direnişi örgütlüyor. Korku, sindirme, boyun eğdirmeye karşı varlığıyla, taşıyla, sopasıyla, silahıyla ve eline geçen her şeyle meşru bir direniş sergiliyor. Güçlü olanın haklı olmadığını, haksız olanın kazanmasının kural olmadığını dişiyle tırnağıyla ispatlıyor.

Faşist diktatörlük bu kavgayı kazanamayacak. Çünkü tarihin seyri artık Kürt ulusunun haklarının gasp edilemeyeceği bir evrede seyrediyor. Kürt ulusunun bu ölümüne ve haklı direnişinin beslendiği kaynak, bu tarihsel haksızlığın son sınırına dayanmış olmasındandır. Bunun önünde ne faşist diktatörlüğün tankı, topu ve her türlü savaş makinesi durabilir, ne emperyalizmin gericilikle kurguladığı oyun planları. Direnişin parlaklığı bugün hendeklerin arkasında yüzünü göstermektedir. Faşist diktatörlüğün yıktığı her hendek Kürt ulusal bilincinde örülen yeni bir direniş mevzisi olacaktır. Toprağa düşen her Kürt bedeni haklılığın zaferini müjdeleyen bir diriliş olacaktır.

Faşist diktatörlük kazanamayacak. Kürt ulusuyla ve onun görkemli direnişiyle kaynaşmak, onun içinde ve yanında yerini tereddütsüz almak, mücadelesine destek sunmak tarihsel bir sorumluluktur. Alanlarda, sokaklarda ve mücadelenin olduğu her yerde faşist diktatörlüğün T.Kürdistanı’ndaki baskı yok etme ve imhasına karşı mücadele içinde olmak devrimci bir görevdir. Direnişi büyütmek direnenlerin yanında olmak, nerde ve nasıl olursak olalım onu desteklemek omuzlarımıza binmiş bir görevdir.  Bu görevi yerine getirmek için dayanışmaya, mücadeleye ve meydanlara!

 

Kahrolsun Faşist Diktatörlük!

Selam Olsun Cizre, Sur, Dargeçit, Silopi’deki Direniş Barikatlarına!

Selam Olsun Kürt Halkının Yiğit Kadın ve Erkeklerine!

Şehit Namırın!

Yaşasın Partimiz TKP/ML, Önderliğindeki TİKKO,TMLGB!”

 

ARALIK 2015

 

TKP/ML-YURT DIŞI KOMİTESİ   

51054

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Proletarya Partisi

Almanya'da Faşizme Karşı Kitlelerin Büyük Protestosu

Alman emperyalist burjuvazisi, son yıllarını ekonomik kriz içinde geçirdi ve bu krizi savuşturabilmiş değildir. Tersine, giderek derinleşmektedir. Kendileri için söylenen “Avrupa'nın hasta adamı” sözüne karşı, ekonomi bakanın Lindener'in doğrudan ağzıyla; “hasta değil, yorgun adamı” olduğunu kabul etti.

Çutakımız Hrant (Nubar Ozanyan)

Soykırımcıların, hafıza katillerinin tüm çabalarına karşın Ermeni halkının ve ilerici insanlığın hafızasında halen dipdiri olan Hrant Dink; özgürlüğün ve adalet arayışının simgesi olarak anılmaya devam ediyor. Yüzbinlerin hem kalbine hem de duygularına bu denli etkili ve sarsıcı dokunmayı başaran Hrant Dink, bu gücü Ermeni soykırım gerçekliği kavrayışından, özgürlüğe ve adalete olan güçlü inancından, tutarlı duruşundan alıyordu.

Bir Sol Liberal Aydının Ezilen Ulus Milliyetçiliği Temelinde Ulus Sorununa Yaklaşımının Eleştirisi

Giriş:

Uluslar kapitalizmin şafağında ortaya çıkmıştır. Ancak, kapitalizmin emperyalizme evrilmesiyle de ulusal sorunlar çözülebilmiş değildir. Hala ezilen uluslar ve bunların kendi kaderlerini özgürce tayin etme mücadeleleri sürmektedir. Özellikle emperyalizmin ortaya çıkmasıyla birlikte, ezilen ulus sorununun çözümü doğrudan proleter devrimlere bağlanmıştır.

Dağın Sara’sı (Sakine Cansız), Nubar Ozanyan

Aradan yıllar geçse de direngenliğin hikayesini yazan Sara (Sakine Cansız), unutulmadan konuşulup anılıyorsa bu onun istisna bir kişilik olduğunu gösterir. Unutulmayacak kadar değerli çalışmalar yürüten, her dönem geride okunacak notlar bırakan Sara, Kürt Özgürlük Hareketi’nin öncü soluğu olmayı başarmış bir devrimcidir.

Cüret edip özneleşelim, kurtuluş için örgütlenelim ve hep birlikte devrimle özgürleşelim!

– Merhaba, kendinizi tanıtır mısınız?

– Merhabalar, ben Rosa Avesta, TKP-ML Komünist Kadınlar Birliği (KKB) temsilcisiyim.

– TKP-ML KKB olarak 5 Mayıs 2023 tarihinde yaptığınız açıklamada 1. Kongrenizi yaptığınızı açıkladınız. Bu Kongreye gelinceye kadar geçen süreci özetleyebilir misiniz?

Sosyalizm Bayrağının Arkasına Saklanan Sosyal Şovenizm!

Yerel seçim süreci, egemen sınıflar arasındaki kapışmanın yeni adresi olarak giderek ısınan bir gündem olarak karşımıza çıkıyor.

2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde AKP-MHP faşist ittifakı ve merkezinde CHP’nin yer aldığı “Millet İttifakı” arasındaki mücadeleden ilki ezici bir üstünlükle galip çıktı. Daha doğrusu, devlet aklı, önümüzdeki dönem için yola “CHP’nin de onayıyla” Türk-İslam senteziyle, gerici ve faşist bir ittifakla devam etme kararı aldı.

Vahşet ve zulümle biten yıllar (Nubar OZANYAN)

Yeni yıl ezilen halklara yenilik adına bir şey getirmedi. Zulmün bir devamı, vahşetin bir tekrarı yeniden yaşatılıyor. Dünyanın muktedirleri, sermayenin generalleri Orta Doğu’yu yeniden paylaşmak, hegemonyalarını pekiştirmek için her gün daha fazla sayıda savaş gemisini denizlere sürüyorlar. En kıyıcı silahlarını yeni bir paylaşım savaşı ve çatışmaları için hazırlıyorlar. Filistin, Kurdistan, Ukrayna savaşın ve çatışmaların en sert ve en tahripkar geçtiği ülkeler olma gerçekliğini korumaya devam ediyor.

Roza Luxsemburg ve Karl Liebknecht Yaşıyor, Lenin Yol Göstermeye Devam Ediyor!

 

Roza Luxsemburg ve Karl Liebknecht bundan 105 yıl önce dönemin SPD hükümetinin Freikorsp (Gönüllüler Alayı) askerleri tarafından kurşuna dizilerek katledildiler.

Birinci emperyalist paylaşım savaşının ufukta görünmeye başladığı 1907 yılında toplanan İkinci Enternasyonal çıkması muhtemel savaşa karşı “hazır olunması” ve “savaş bütçelerine hayır” denmesi çağrısında bulundu.

Gerici Zorun Panzehiri, Devrimci Zordur

Görsel ve yazılı basında her gün çürümüş, kokuşmuş sistemin icraatlarına tanıklık ediyoruz. Artık uyuşturucu baronlarına, çetelere dair haberler “sıradan” vakalar haline gelmiş durumda. Tabi ki, bizim işimiz bunların çetelesini tutmak değildir.

“Mücadele, İsyan, Örgüt ve Ezilenlerin Savaşına Doğru…”

Oldukça sarsıcı bir yılı geride bıraktık. Artsakh’da, Rojava’da, Gazze’de işgal saldırıları sürerken Afganistan’da halk Taliban zulmüne katlanmak zorunda kaldı.

Yeni ticaret anlaşmaları ve pazar paylaşım savaşları nedeniyle Ortadoğu halkları Kafkaslar’dan Arap Yarımadası’na zulme uğramaya, göçe zorlanmaya, açlığa ve yoksulluğa hapsedildi. Şimdi yeni bir yıla girerken bu emperyalist ve gerici saldırıları direniş ile karşılayan Ortadoğu halkları zaferlere muktedir…

 Bölgede tırmandırılan savaş

AKP veya CHP’ye Kaybettirmek mi? 3. Yol mu?

Devrimci mücadelenin gerilediği, devrimci-komünist ve yurtsever hareketlerin kitleler üzerindeki etkisinin önemli oranda azaldığı bir sürecin içinden geçiyoruz.

Sayfalar