Salı Eylül 15, 2026

TKP/ML-YDK

 

VARTİNİK’TEN GEZİYE, GEZİDEN KOBANİ’YE, DİRENİŞ RUHUYLA PARTİ VE DEVRİM ŞEHİTLERİNİ ANIYORUZ

Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. Spartaküs efendilerine baş kaldırdığında ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülenler çoktan iki sınıfa ayrılmışlardı. Kıyasıya başlayan bu mücadele ardında öldürülen milyonlarca köleyi bıraktı.

Hedefe giden yolun sonuna varmak hep ilk adımla başlar. Proletarya kendisi için bir sınıf olmaya başladığından bu yana, iki sınıf, iki dünya, ezen ve ezilenlerin savaşımı büyük deney ve birikimle bugüne taşındı. Tarihte büyük oynayıp, büyük kazandığımız dönemlerde oldu. 1917 Ekim devrimi bu kazanımın o günkü en büyük zaferi olarak tarihe altın harflerle yazıldı. Çin, Arnavutluk ve Avrupa’nın önemli bir toprak parçasında kurulan sosyalizm insanlığın bu büyük davasında ezilenlerin kurtuluşu olmuştu.

Bu mevzileri bugün kaybetsek de, insanlığın sosyalizme olan ihtiyacı ve özlemi hala sönmüş değildir. Dünyanın önemli bir bölümünde davamız kan ve can pahasına, halk savaşlarıyla, ayaklanmalarla devam ediyor.

Partimiz, Türkiye devrimin öncüsü olarak, 1972 yılında Komünist önder İbrahim Kaypakkaya tarafından kurulduğundan bu yana, sınıf mücadelesinin denizinde kulaç atmaya devam ediyor.

Bu mücadelede yüzlerce savaşçımızı, onlarca kadromuzu ve dört parti genel sekreterimizi bu kavgada şehit verdik. Sadece partimiz mi? elbette değil, devrim özlemiyle bu mücadelede yitirdiğimiz binlerce devrim şehidi de, bugün anılmayı hak etmiştir.

Partimiz 1978 yılında aldığı bir kararla, her Ocak ayının son haftasını parti ve devrim şehitlerini anma haftası olarak ilan etti.

Proletarya biliminin usta teorisyeni ve eşsiz önderi, Ekim devriminin mimarı Lenin yoldaşı, Alman proletaryasının kararlı önderlerinden Rosa Luxemburg ve Karl Liebnecht’i TKP’nin önderi ve kadroları olan Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı ve yine Hrant Dink’i Ocak ayında kaybettik. Ocak ayı, partimiz açısından da önemli bir aydır. Meral Yakar, Ali Haydar Yıldız, Atilla Özkan, Mevlüt Çınar, Ali Sağcan, Mehmet Günalp, Hayri Aslan, Mehmet Düzel ve daha onlarca yoldaşımızı Ocak ayında şehit verdik. Partimiz elbette sadece Ocak ayında şehitler vermedi. 43 yıllık kesintisiz mücadelesinde yüzlerce şehit verdi, parti kurucumuz komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşı 18 Mayıs 1973’de Diyarbakır’da kaybettik. Yine parti genel sekreterlerimiz, Süleyman Cihan, Kazım Çelik, Mehmet Demirdağ başta olmak üzere, Armenak Bakırcıyan’dan Hayrettin Bakış’a, Bararbara, Nergiz ve Dilek Polat’tan, Beşlere, İbrahim Polat’tan, Cafer Kara’ya, Cemil Oka’dan Ahmet Laço’ya ve isimlerini yazamadığımız yüzlerce dava yoldaşımızı bu kavgada kaybettik. Tüm şehitlerimizi bir kez daha anıyoruz.

Bizler açısından yalnızca proletarya partisinin değil, tüm devrim ve sosyalizm şehitlerinin önemi büyüktür. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Tamer Arda, Dursun Karataş, Sinan Kukul, Hatice Yürekli Habib Gül, Mehmet Fatih Öktülmüş, Hasan Ocak, Süleyman Yeter, Mazlum Doğan, Mahzun Korkmaz, Erdal Eren, Bedri Yağan, Baba Erdoğan, Cafer Cangöz, Taksim Gezi ayaklanmasında şehit düşen Ethem Sarısülük, Berkin Elvan, Kobane şehitleri Arin Mirken, Kader Ortakaya, Sibel Bulut Oğuz Saruhan ve adlarını sayamadığımız sayısız devrim şehidini bir kez daha anıyor, mücadele bayraklarını yere düşürmeyeceğimize söz veriyoruz.

Dünyanın tüm coğrafyalarında kan ve gözyaşı, açlık ve yoksulluk tüm hızıyla devam ediyor. Her coğrafya’da işgal, bölgesel savaşlar ve mezhep çatışmaları sürüyor. Tüm bu katliamların ve savaşların sorumlusu emperyalistler ve onların yerli uşaklarıdır.

Emperyalist sistem bu saldırıları, savaşları ve işgalleri daha fazla kar uğruna yapıyor. Emperyalizm, paraya doymaz bir şekilde ve aç gözlülükle daha fazla Pazar için saldırıyor, katlediyor ve ardından utanmadan insan hakları ve Özgürlüklerden dem vuruyorlar. Bunu 7 Ocak günü Fransa emperyalizminin şahsında bir kez daha gördük.

 

7 Ocak 2015 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan mizah dergisi Charlie Hebdo’nun merkezine yapılan silahlı saldırıda aralarında 4 ünlü karikatüristin de bulunduğu toplam 16 kişi yaşamını yitirdi. Yapılan operasyon sonrası katliamı gerçekleştiren 3 saldırgan öldürüldükten sonra, eylemleri Yemen El-Kaidesi üstlendi. Bizler Carlie Hepdo’ya yapılan saldırıları kınıyoruz. Ancak bu başka şeyleri görmediğimiz anlamına gelmiyor. Saldırının sadece görünen yüzünü değil, bunu hazırlayan neden ve sebepleri de kitlelere anlatmak bir o kadar önemlidir.

Saldırının ardından başta Fransa devleti olmak üzere tüm emperyalist güçler yaptıkları açıklamalarla, saldırıyı kınadıklarını açıklayarak Fransa emperyalist devletinin yanında olduklarını birer birer açıkladılar. 11 Ocak 2015 tarihinde Paris’te yapılan protesto yürüyüşüne birçok emperyalist devlet, bizzat devlet düzeyinde katılarak bir kez daha birlik ve beraberlik içinde olduklarının mesajını tüm dünyaya verdiler.

Tüm ülkeler ‘’özgürlükten, insan haklarından ve demokrasiden’’ söz ederek olayı kınadılar. Ancak emperyalistlerin döktükleri gözyaşlarının timsah gözyaşları olduğunu bir kez daha gördük. Tüm emperyalist devletlerin özgürlüğe ve insan haklarına verdiği önemi görmek için Ortadoğu’ya bakmak yeterlidir.

Ortadoğu’da bir insanlık dramı yaşanıyor.

ABD emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesinin bir parçası olarak Suriye’de Esad iktidarının devrilmesi için emperyalistler adına savaşan İŞİD çeteleri, Suriye’yle kalmayıp, Irak’ta, Sünni Müslüman kesimi örgütleyip harekete geçirerek, başta Musul olmak üzere işgal ettiği şehirlerle bir anda tüm dünyanın gündemine oturdu.

Kendi dışında hiçbir dini inanca tahammül etmeyen bu gerici örgüt, Şengal’de Ezidi inancına mensup binlerce insanı acımasızca katletti. Binlerce Ezidi canlarını kurtarmak için dağlara sığındığında, yardımlarına Kürt ulusal güçleri dışında hiç kimse koşmadı. Bugün sözde insan haklarından bahseden emperyalistler uzun bir dönem seslerini çıkartmazken, Irak’ta kendi çıkarları tehlikeye girdiğinde ise birden bire harekete geçtiler.

Ortadoğu’da, emperyalistler için insanlık ve yaşam hakkı hiçbir zaman değerli olmadı. Onlar için tek bir değer varsa o da petrol olmuştur. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin tek hedefi; buradaki zenginliklere konmak ve Ortadoğu’ya yeni bir düzen vermekti. 2003 yılında Irak bunun için işgal edildi. Her şeyin rayına girdiğinden emin bir şekilde, 2011 yılında Irak’tan askerilerini çeken ABD emperyalizmi, işlerin iyi gitmediğini gördüğü için İŞİD’di bahane ederek tekrar askeri gücüyle Irak’a geri döndü.

Ortadoğu’da yüz binlerce insanın ölmesi, milyonlarca insanın yerlerinden olması ve bugün İŞİD gibi gerici örgütlerin ortaya çıkması ve binlerce insanı gözünü kırpmadan katletmesinin tek sorumlusu başta ABD emperyalizmi olmak üzere tüm emperyalist güçlerdir.

4 Eylül’de İngiltere’de bir araya gelen NATO güçleri, toplantıda uluslararası bir koalisyonun kurularak İŞİD’e karşı saldırı kararı alınması sadece emperyalistlerin kendi çıkarlarını korumasına yöneliktir. Bu çıkara uygun olarak; ABD ve diğer emperyalist güçler Ortadoğu’ya yönelik yeni bir stratejik plan geliştirilerek kendi adlarına savaşacak güçleri devreye sokmuşlardır. Suudi Arabistan, Mısır, Katar ve Türkiye ilk elden devreye girmesi gereken güçler olarak belirlenmiştir

İŞİD adlı gerici örgüt 15 Eylül’den bu yana Suriye’de özerk bölge ilan edilen Kobani Kantonuna yoğun bir saldırı başlattı. Ağır silahlarla Kobani’yi abluka altına alan İŞİD’e karşı Kürt halkı kahramanca direniyor. Gerileten, püskürtülen İŞİD çetelerini Kürt halkı er ya da geç yenecektir.

Faşist Türk devletinin başından beri her türlü silah ve lojistik destek verdiği İŞİD, Türk devletinin en güçlü müttefikidir.

Emperyalistler kendi çıkarlarını korumak, Ortadoğu’daki zenginlik kaynaklarını gasp etmek için döktükleri kan bizlere her şeyi anlatıyor. Irak, Libya ve Suriye’de dökülen kanların tek sorumlusu emperyalistlerdir. Keza Fransa emperyalizminin özgürlüğe ve insan haklarına verdiği önemi görmek için geçmişte Cezayir, bugün ise birçok Afrika ülkelerinde yürüttükleri saldırılara bakmak yeterlidir. Fransa devletinin Charlie Hebdo için döktüğü timsah gözyaşlarına değil, 9 Ocak 2013 tarihinde Sakine Cansız ve iki kadın yoldaşının katledilmesindeki parmağına bakmak gerekir.

Fransa ve tüm emperyalist güçler Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı sonrası rant elde etmenin yarışı içine girdiler.

Dünyanın neresinde olursa olsun, yapılan işgal ve saldırıların ve özelikle de bugün Kobene’de Kürt ulusunun başına musallat edilen şeriatçı, terör örgütlerinin gerçek yaratıcısı olan emperyalistler, Charlie Hebdo’ya yapılan saldırın da gerçek faalleridirler.

Emperyalistler, bu saldırıyı kullanıp bir araya gelerek, ‘’terörü önleme’’ adı altında daha şimdiden yeni baskı yasalarını gündeme getirmek için kolları sıvamış bulunuyorlar.

Emperyalistler bu saldırıyı kullanarak, İslam inanıcına sahip insanlarla, Avrupalı emekçileri karşı karşıya getirerek bundan nemalanmanın peşindeler.

Bu saldırı bahane edilerek tüm göçmenler daha fazla hedef hatasına konacaktır. Paris’teki saldırı sonrası Almanya’da yeni bir ırkçı hareket olarak ortaya çıkan PEDİGA ‘’biz dememişiydik’’ diye ortaya çıkarak bir kez daha göçmen emekçileri hedef gösterdi. PEDİGA hareketinin temel argümanı Avrupa’nın İslamlaşmasına karşı bir çıkış olarak lanse edilse de, gösterilerin sadece bununla sınırlı olmadığı, genel de tüm göçmenleri hedef aldığı açıktır. Almanya’nın sosyal hakları gasp etmesi, sosyal devlet anlayışından giderek uzaklaşması, işsizlik ve yoksulluğun baş sorumlusu olarak gösterilen göçmenler PEDİGA hareketi tarafından da günah keçisi olarak gösterilmekte ve rahatlıkla taraftar bulmaktadır. Bu hareketin arkasında, ırkçıların yanı sıra, eski CDU politikacılarının ve son seçimlerde oy oranını çoğaltan AFD gibi partilerin ortak hareket ettikleri aşikârdır.

Emperyalist sistem 2008 yılında girdiği ekonomik krizden hala kurtulmuş değildir. Saldırması ve bu kadar pervasızlaşması bundandır. Kriz Yunanistan vb ülkelerde kendisini çok daha yüksek bir seviyede göstermiş ve bu ülkeleri iflasın eşiğine getirmiştir.

Emperyalistler arası çelişki ve rekabette giderek hızlanmaktadır. Emperyalistler, kendi çıkarlarının ortaklaştığı tüm her yerde emekçilere, komünistlere ve ulusal kurtuluş savaşçılarına ortak hareket edip saldırırken, kendi çıkarlarının çatıştığı alanlarda da birbirleriyle rekabet içindedirler.

Emperyalistler arası rekabetin en yoğun yaşandığı alanların başında Ortadoğu ve Ukrayna gelmektedir. ABD ve Avrupa Birliği bloğu şimdilik Ukrayna’nın Rusya’ya bırakılmaması için ortak hareket etmektedirler. Rusya’nın ekonomik ablukaya alınması için anlaşan ABD ve AB emperyalist bloğuna karşın Rusya, Pazar savaşında geri almaya niyetli görünmüyor. Rusya’nın eski cumhurbaşkanı Gorbaçov, bu rekabetin ne kadar tehlikeli olduğunu yaptığı bir basın toplantısında açıklayarak, bu durum devam ederse ‘’3. Dünya savaşının çıka’’bileceği tehlikesine dikkat çekti.

Vurgulamamız gereken, bir başka tarihsel olayda Ermeni soykırımıdır.

24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı devleti bir bucuk milyon civarında Ermeni’yi katletti. 24 Nisan 2015 tarihi bu soykırımın 100. yılı. Yüz yıl önce gerçekleşen bu soykırımı, Osmanlının devamı olan Türk devleti sistematik olarak inkâr etti. Türk devletinin tüm gayret ve çabası aradan geçen yüzyıl sonra bile bu soykırımı insanlığın hafızasından silmeye yetmedi. İnsanlık tarihi hiçbir zaman bu soykırımı unutmadı.

Türk devletinin en büyük korkusu; soykırımı kabul etmesiyle birlikte, uluslararası bir mahkemede yargılanması, tazminata mahkûm edilmesi ve Ermenilerden gasp edilen malvarlıklarının katledilenlerin torunlarına geri verilmesidir. Yüz yıldır bundan kurtulmak için uğraşan Türk devletinin Ermeni soykırımını saklaması ve unutturması artık mümkün değildir. Türk devleti soykırımın 100 yılında uluslararası alanda teşhir olacağını bildiğinden soykırımın 99 yılında dönemin başbakanı Erdoğan’ın ağzından sözde Ermenilere başsağlığı dilemiş ve soykırımın vahametini en alt seviyeye düşürmeye çalıştı. Ancak aynı Erdoğan 2011 yılında yaptığı açıklamada ise ermeni soykırımı diye bir şeyin olmadığını açıkça söylemişti.

Ermeni soykırımında Alman emperyalizminin de payı unutulmamalıdır. Katliamdan haberdar olan ve dönemin Osmanlı ordusu içinde en üst düzeyde askeri sorumluklar alan Alman subaylar bizzat katliamın planlanmasında görev almışlardı. Bir kez daha Ermeni soykırımının 100. Yılında hayatını kaybeden Ermenileri anarken, katliamı gerçekleştirenleri ise lanetliyoruz.

Dünyanın bu gidişatını değiştirmek bizlerin elinde. Dünyayı bir avuç sermayedar yönetiyor. Milyonlarca emekçinin gücü karşısında kimse duramaz. Bugün eksik olan örgütlülüğün ve emekçileri harekete geçirecek öncü güçlerin zayıflığıdır.

Parti ve devrim şehitlerini andığımız bu ayda, bizlere düşen, bu mücadeleyi yükseltmektir. Şehitlerimizin bize bıraktığı mücadele mirasını ve geleneğini ancak böyle devam ettirebiliriz.

Şehitlerimiz tüm güçleriyle ve bedel ödeyerek canları bahasına sınıf mücadelesinde fazlasıyla görevlerini yerine getirdiler. Bu mirası devam ettirmek, onların bizlere devrettiği kızıl bayrağı yere düşmeden sonrakilere devretmek için çalışmak ve daha çok çalışmak için daha fazla beklemeye gerek yoktur.

Bu kavgada partiye güvenmeliyiz. Partimiz sınıf mücadelesinin öncü kurmayı olarak yeni atılımlar için var gücüyle çalışıyor. Dersim’den Kobane’ye direniş barikatları ören partimiz, geleceğimizin de teminatıdır.

 

PARTİ VE DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR

YAŞASIN KOBANE DİRENİŞİMİZ

YAŞASIN HALK SAVAŞI

YAŞASIN ULUSLARIN KENDİ KADERLERİNİ TAYİN HAKKI

KAHROLSUN EMPERYALİZM, FAŞİZM VE HER TÜRDEN GERİCİLİK

TKP/ML-YDK


81312

12 Eylül yargılandı... mı?

“Eğer biz imkânsızı yapmazsak,olanaksız ile karşı karşıya kalacağız.”[1]

Geçtiğimiz günlerde, Türkiye 12 Eylül darbesi aktörlerini “yargıladı”, “mahkûm etti”, hatta mahkeme darbeci generallerin “rütbelerinin sökülmesine” hükmetti…

Böylece, onyıllar sonra da olsa, “adalet yerini bulmuş”, ülke “darbe geçmişiyle hesaplaşmış”, ve bu yolla da “demokratikleşme yolunda çok önemli bir adım atılmış” ve hatta (galiba) “ileri demokrasi”ye geçilmişti…… mi?

Pontos bir ülkedir ve sahte aydinlar bu gerçegi degistiremez /Tamer Çilingir

Eline silah verilip, Hrant Dink’i katleden kişi, kendisinin Türk olduğunu ve Türklüğe zarar veren herşeyin düşmanı olduğunu söylüyordu. Peki ‘‘Türkiye‘‘ diye adlandırılan devletin sınırları içinde neden ‘‘en Türk‘‘ o idi?

Ya da aynı gerekçeyle Trabzon’daki Santa Maria Aziz Meryem Katolik Kilisesi’nin papazı Andrea Santoro’yu  2006’da öldüren 16 yaşındaki çocuk nasıl bir ruh hali içindeydi? Neden onca Türk milliyetçisi olmasına rağmen ‘‘Türklük‘‘ adına ‘‘vatan‘‘ için Trabzonlu bu çocuk cinayet işliyordu?

Dersimin Büyük Bilgesi: Firik Dede

Seni sevenlerin can içinde canısın / Aşıklar katredir sen ummanısın / Gönül bir gemidir sen dümenisin   / Yelken açmak ister bu dervişlerin” Virani                                                                                            Aslen Dersim Ovacık’lı ve Devreş Cemal ocağının bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilgedir.

Özgür Gelecek, Halkın Günlüğünleşebilir mi ?/

Acaba objektif olmayı becerebilen kaç insan Türkiye solunun kadrolaşma ihtiyacını aktif toplumsal davranışlar içerisinde karşılamadığını söyleyebilir ? 

Evet kaç insan ?

Kim bilir ?

Neyse yazımın konusu da  bu değil.

Hemi yazımın konusu bir zamanlar kitleleşme tabanı olanlarca şimdi  dışlananlar olsaydı ben eylerdim ?

Düşününsenize bir kez ne makalenin giriş, geliş, sonuç arasındaki ilişkisi kalırdı. 

Ne de :

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ VE DELİ SAÇMASI

Cumhurbaşkanlığı seçimleri taktik bir muhteva içermiyor. Bilakis stratejik muhteva içermektedir. Taktik her zaman stratejiye uygun, ona bağlı ele alınmak zorundadır. Eğer ki başvurulan taktik eylem -örgütlenme ve politika stratejimize hizmet etmiyorsa uygulanan taktik politika yanlıştır. Bundan vazgeçilmelidir. Taktikle strateji iyi kavranıp doğru ayrıştırılmıyor. Birinin uzun vadeli bir programı içerdiği, diğerinin ise kısa vadeli politik atılım veya geri çekilmeleri içerdiği doğru kavranamamaktadır. 

Cumhurbaşkanlığı seçimi ile düzeni meşrulaştırma seçimi boykot et !

Türk devletinin en üst temsilcisini belirlemek için, 10 ağustos 2014 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir taraftan egemen kliklerin temsilcisi oldukları sermaye gruplarının çıkarlarına kullanmak iken, diğer yandan da düzenin devamlılığını sağlamaya yönelik bir oyundur. Bundandır ki, mevcut düzen partileri devletin bekasını “güçlendirmek” için yalan ve yanlış bilgilerle halkı maniple ederek bu sürece dahil etmek için bizleri bu oyunun bir tarafı yapmayı hedeflemektedirler.

Pastırmacıyan ailesinin kaderi / Ragıp ZARAKOLU

Erivan. Anadolu’da Ermeni devrimci gerilla hareketi, Zeytun, Sason, Van, Şebinkarahisar gibi yörelerin kırsalında, 1890’ların ilk yarısında başladı. Amaç, esas olarak öz savunma, Ermeni köylerinin çeşitli aşiretler tarafından yağmalanmasının önüne geçilmesi, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında yerinden yurdundan edilen Ermeni köylülerinin geri dönmesinin sağlanması idi.

Halifeden bozma başkan adayı yeni Mustafa Kemal mi ?

Cumhurbaşkanlığı için AKP’nin adayı uzun ve bıktırıcı bir tartışmanın sonunda “nihayet” açıklandı. 1 Temmuz’da şaşaalı bir toplantıyla T. Erdoğan aday olarak ilan edildi. Yani Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı için kendisini tercih etti diyebiliriz.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair... Doğru politika boykot politikasıdır.

Son dönemde özellikle ulusal baskıya karşı verilen mücadelenin yarattığı devrimci-demokratik mevzileri sahiplenme, bu mevzileri güçlendirme anlayışıyla hareket ettiğimiz malum. Bu yönelime uygun olarak “yeni” türden örgütlenmelerin içinde de yer alarak egemenler karşısında etkin bir muhalefet oluşturmanın gerekliliğini de savunduk. Bundan vazgeçmiş değiliz. Bilakis, bu alandaki eksikliklerimizin giderilmesi gerektiğine daha çok dikkat çekiyoruz. Bu dönem içindeki seçimlerde bu yönelimimizin gereğini yerine getirmeye özel dikkat gösterdik. Eksikliklerimizin yoğunluğu bu gerçeği değiştirmez.

Ağarlar ve Veli Küçükler dışarıda, Sarp Kuray zindanda

Devlet cezaevine kapattığı evlatlarıyla sulh yaptı ve hepsini salıverdi. Mehmet Ağarlar ve Veli Küçükler şimdi dışarıda ama Sarp Kuray yıllardır zindanda. Eli kanlı katiller ortalıkta cirit atıyor, Sarp Kuray ise F tipi zindanın çarmıhında çürütülüyor. Sadece Sarp Kuray değil, her siyasi görüşten binlerce siyasi tutsak yıllardır, on yıllardır mezar evlerinin karanlığında tutuluyorlar.

Tamer Çilingir : Pontos'un son Partizanı:Eleni Çavuş

Son partizan, bir kadındı… Silahlar bırakılmış, mübadeleye uygun olarak sürgün başlamış, bütün Karadeniz’de kendini Rum olarak ifade edenler çoktan gitmişlerdi… Sadece bir partizan, sadece bir kadın terketmedi, 3 bin yıllık topraklarını…

Sadece o kalmıştı koca Karadeniz’de “Ben Rumum, ne aslımı inkar edeceğim ne de gideceğim vatanımdan” diyen… 1924 yılının Aralık ayında son çatışma haberi geldi Nebyan’dan (Bafra)… Yüzlerce askerin kuşattığı bir mağarada günlerce direnen “Eleni Çavuş adlı Pontoslu Rum Partizan ölü olarak ele” geçirilmişti.

Sayfalar