Salı Eylül 22, 2026

TKP/ML-YDK

 

VARTİNİK’TEN GEZİYE, GEZİDEN KOBANİ’YE, DİRENİŞ RUHUYLA PARTİ VE DEVRİM ŞEHİTLERİNİ ANIYORUZ

Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. Spartaküs efendilerine baş kaldırdığında ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülenler çoktan iki sınıfa ayrılmışlardı. Kıyasıya başlayan bu mücadele ardında öldürülen milyonlarca köleyi bıraktı.

Hedefe giden yolun sonuna varmak hep ilk adımla başlar. Proletarya kendisi için bir sınıf olmaya başladığından bu yana, iki sınıf, iki dünya, ezen ve ezilenlerin savaşımı büyük deney ve birikimle bugüne taşındı. Tarihte büyük oynayıp, büyük kazandığımız dönemlerde oldu. 1917 Ekim devrimi bu kazanımın o günkü en büyük zaferi olarak tarihe altın harflerle yazıldı. Çin, Arnavutluk ve Avrupa’nın önemli bir toprak parçasında kurulan sosyalizm insanlığın bu büyük davasında ezilenlerin kurtuluşu olmuştu.

Bu mevzileri bugün kaybetsek de, insanlığın sosyalizme olan ihtiyacı ve özlemi hala sönmüş değildir. Dünyanın önemli bir bölümünde davamız kan ve can pahasına, halk savaşlarıyla, ayaklanmalarla devam ediyor.

Partimiz, Türkiye devrimin öncüsü olarak, 1972 yılında Komünist önder İbrahim Kaypakkaya tarafından kurulduğundan bu yana, sınıf mücadelesinin denizinde kulaç atmaya devam ediyor.

Bu mücadelede yüzlerce savaşçımızı, onlarca kadromuzu ve dört parti genel sekreterimizi bu kavgada şehit verdik. Sadece partimiz mi? elbette değil, devrim özlemiyle bu mücadelede yitirdiğimiz binlerce devrim şehidi de, bugün anılmayı hak etmiştir.

Partimiz 1978 yılında aldığı bir kararla, her Ocak ayının son haftasını parti ve devrim şehitlerini anma haftası olarak ilan etti.

Proletarya biliminin usta teorisyeni ve eşsiz önderi, Ekim devriminin mimarı Lenin yoldaşı, Alman proletaryasının kararlı önderlerinden Rosa Luxemburg ve Karl Liebnecht’i TKP’nin önderi ve kadroları olan Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı ve yine Hrant Dink’i Ocak ayında kaybettik. Ocak ayı, partimiz açısından da önemli bir aydır. Meral Yakar, Ali Haydar Yıldız, Atilla Özkan, Mevlüt Çınar, Ali Sağcan, Mehmet Günalp, Hayri Aslan, Mehmet Düzel ve daha onlarca yoldaşımızı Ocak ayında şehit verdik. Partimiz elbette sadece Ocak ayında şehitler vermedi. 43 yıllık kesintisiz mücadelesinde yüzlerce şehit verdi, parti kurucumuz komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşı 18 Mayıs 1973’de Diyarbakır’da kaybettik. Yine parti genel sekreterlerimiz, Süleyman Cihan, Kazım Çelik, Mehmet Demirdağ başta olmak üzere, Armenak Bakırcıyan’dan Hayrettin Bakış’a, Bararbara, Nergiz ve Dilek Polat’tan, Beşlere, İbrahim Polat’tan, Cafer Kara’ya, Cemil Oka’dan Ahmet Laço’ya ve isimlerini yazamadığımız yüzlerce dava yoldaşımızı bu kavgada kaybettik. Tüm şehitlerimizi bir kez daha anıyoruz.

Bizler açısından yalnızca proletarya partisinin değil, tüm devrim ve sosyalizm şehitlerinin önemi büyüktür. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Tamer Arda, Dursun Karataş, Sinan Kukul, Hatice Yürekli Habib Gül, Mehmet Fatih Öktülmüş, Hasan Ocak, Süleyman Yeter, Mazlum Doğan, Mahzun Korkmaz, Erdal Eren, Bedri Yağan, Baba Erdoğan, Cafer Cangöz, Taksim Gezi ayaklanmasında şehit düşen Ethem Sarısülük, Berkin Elvan, Kobane şehitleri Arin Mirken, Kader Ortakaya, Sibel Bulut Oğuz Saruhan ve adlarını sayamadığımız sayısız devrim şehidini bir kez daha anıyor, mücadele bayraklarını yere düşürmeyeceğimize söz veriyoruz.

Dünyanın tüm coğrafyalarında kan ve gözyaşı, açlık ve yoksulluk tüm hızıyla devam ediyor. Her coğrafya’da işgal, bölgesel savaşlar ve mezhep çatışmaları sürüyor. Tüm bu katliamların ve savaşların sorumlusu emperyalistler ve onların yerli uşaklarıdır.

Emperyalist sistem bu saldırıları, savaşları ve işgalleri daha fazla kar uğruna yapıyor. Emperyalizm, paraya doymaz bir şekilde ve aç gözlülükle daha fazla Pazar için saldırıyor, katlediyor ve ardından utanmadan insan hakları ve Özgürlüklerden dem vuruyorlar. Bunu 7 Ocak günü Fransa emperyalizminin şahsında bir kez daha gördük.

 

7 Ocak 2015 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan mizah dergisi Charlie Hebdo’nun merkezine yapılan silahlı saldırıda aralarında 4 ünlü karikatüristin de bulunduğu toplam 16 kişi yaşamını yitirdi. Yapılan operasyon sonrası katliamı gerçekleştiren 3 saldırgan öldürüldükten sonra, eylemleri Yemen El-Kaidesi üstlendi. Bizler Carlie Hepdo’ya yapılan saldırıları kınıyoruz. Ancak bu başka şeyleri görmediğimiz anlamına gelmiyor. Saldırının sadece görünen yüzünü değil, bunu hazırlayan neden ve sebepleri de kitlelere anlatmak bir o kadar önemlidir.

Saldırının ardından başta Fransa devleti olmak üzere tüm emperyalist güçler yaptıkları açıklamalarla, saldırıyı kınadıklarını açıklayarak Fransa emperyalist devletinin yanında olduklarını birer birer açıkladılar. 11 Ocak 2015 tarihinde Paris’te yapılan protesto yürüyüşüne birçok emperyalist devlet, bizzat devlet düzeyinde katılarak bir kez daha birlik ve beraberlik içinde olduklarının mesajını tüm dünyaya verdiler.

Tüm ülkeler ‘’özgürlükten, insan haklarından ve demokrasiden’’ söz ederek olayı kınadılar. Ancak emperyalistlerin döktükleri gözyaşlarının timsah gözyaşları olduğunu bir kez daha gördük. Tüm emperyalist devletlerin özgürlüğe ve insan haklarına verdiği önemi görmek için Ortadoğu’ya bakmak yeterlidir.

Ortadoğu’da bir insanlık dramı yaşanıyor.

ABD emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesinin bir parçası olarak Suriye’de Esad iktidarının devrilmesi için emperyalistler adına savaşan İŞİD çeteleri, Suriye’yle kalmayıp, Irak’ta, Sünni Müslüman kesimi örgütleyip harekete geçirerek, başta Musul olmak üzere işgal ettiği şehirlerle bir anda tüm dünyanın gündemine oturdu.

Kendi dışında hiçbir dini inanca tahammül etmeyen bu gerici örgüt, Şengal’de Ezidi inancına mensup binlerce insanı acımasızca katletti. Binlerce Ezidi canlarını kurtarmak için dağlara sığındığında, yardımlarına Kürt ulusal güçleri dışında hiç kimse koşmadı. Bugün sözde insan haklarından bahseden emperyalistler uzun bir dönem seslerini çıkartmazken, Irak’ta kendi çıkarları tehlikeye girdiğinde ise birden bire harekete geçtiler.

Ortadoğu’da, emperyalistler için insanlık ve yaşam hakkı hiçbir zaman değerli olmadı. Onlar için tek bir değer varsa o da petrol olmuştur. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin tek hedefi; buradaki zenginliklere konmak ve Ortadoğu’ya yeni bir düzen vermekti. 2003 yılında Irak bunun için işgal edildi. Her şeyin rayına girdiğinden emin bir şekilde, 2011 yılında Irak’tan askerilerini çeken ABD emperyalizmi, işlerin iyi gitmediğini gördüğü için İŞİD’di bahane ederek tekrar askeri gücüyle Irak’a geri döndü.

Ortadoğu’da yüz binlerce insanın ölmesi, milyonlarca insanın yerlerinden olması ve bugün İŞİD gibi gerici örgütlerin ortaya çıkması ve binlerce insanı gözünü kırpmadan katletmesinin tek sorumlusu başta ABD emperyalizmi olmak üzere tüm emperyalist güçlerdir.

4 Eylül’de İngiltere’de bir araya gelen NATO güçleri, toplantıda uluslararası bir koalisyonun kurularak İŞİD’e karşı saldırı kararı alınması sadece emperyalistlerin kendi çıkarlarını korumasına yöneliktir. Bu çıkara uygun olarak; ABD ve diğer emperyalist güçler Ortadoğu’ya yönelik yeni bir stratejik plan geliştirilerek kendi adlarına savaşacak güçleri devreye sokmuşlardır. Suudi Arabistan, Mısır, Katar ve Türkiye ilk elden devreye girmesi gereken güçler olarak belirlenmiştir

İŞİD adlı gerici örgüt 15 Eylül’den bu yana Suriye’de özerk bölge ilan edilen Kobani Kantonuna yoğun bir saldırı başlattı. Ağır silahlarla Kobani’yi abluka altına alan İŞİD’e karşı Kürt halkı kahramanca direniyor. Gerileten, püskürtülen İŞİD çetelerini Kürt halkı er ya da geç yenecektir.

Faşist Türk devletinin başından beri her türlü silah ve lojistik destek verdiği İŞİD, Türk devletinin en güçlü müttefikidir.

Emperyalistler kendi çıkarlarını korumak, Ortadoğu’daki zenginlik kaynaklarını gasp etmek için döktükleri kan bizlere her şeyi anlatıyor. Irak, Libya ve Suriye’de dökülen kanların tek sorumlusu emperyalistlerdir. Keza Fransa emperyalizminin özgürlüğe ve insan haklarına verdiği önemi görmek için geçmişte Cezayir, bugün ise birçok Afrika ülkelerinde yürüttükleri saldırılara bakmak yeterlidir. Fransa devletinin Charlie Hebdo için döktüğü timsah gözyaşlarına değil, 9 Ocak 2013 tarihinde Sakine Cansız ve iki kadın yoldaşının katledilmesindeki parmağına bakmak gerekir.

Fransa ve tüm emperyalist güçler Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı sonrası rant elde etmenin yarışı içine girdiler.

Dünyanın neresinde olursa olsun, yapılan işgal ve saldırıların ve özelikle de bugün Kobene’de Kürt ulusunun başına musallat edilen şeriatçı, terör örgütlerinin gerçek yaratıcısı olan emperyalistler, Charlie Hebdo’ya yapılan saldırın da gerçek faalleridirler.

Emperyalistler, bu saldırıyı kullanıp bir araya gelerek, ‘’terörü önleme’’ adı altında daha şimdiden yeni baskı yasalarını gündeme getirmek için kolları sıvamış bulunuyorlar.

Emperyalistler bu saldırıyı kullanarak, İslam inanıcına sahip insanlarla, Avrupalı emekçileri karşı karşıya getirerek bundan nemalanmanın peşindeler.

Bu saldırı bahane edilerek tüm göçmenler daha fazla hedef hatasına konacaktır. Paris’teki saldırı sonrası Almanya’da yeni bir ırkçı hareket olarak ortaya çıkan PEDİGA ‘’biz dememişiydik’’ diye ortaya çıkarak bir kez daha göçmen emekçileri hedef gösterdi. PEDİGA hareketinin temel argümanı Avrupa’nın İslamlaşmasına karşı bir çıkış olarak lanse edilse de, gösterilerin sadece bununla sınırlı olmadığı, genel de tüm göçmenleri hedef aldığı açıktır. Almanya’nın sosyal hakları gasp etmesi, sosyal devlet anlayışından giderek uzaklaşması, işsizlik ve yoksulluğun baş sorumlusu olarak gösterilen göçmenler PEDİGA hareketi tarafından da günah keçisi olarak gösterilmekte ve rahatlıkla taraftar bulmaktadır. Bu hareketin arkasında, ırkçıların yanı sıra, eski CDU politikacılarının ve son seçimlerde oy oranını çoğaltan AFD gibi partilerin ortak hareket ettikleri aşikârdır.

Emperyalist sistem 2008 yılında girdiği ekonomik krizden hala kurtulmuş değildir. Saldırması ve bu kadar pervasızlaşması bundandır. Kriz Yunanistan vb ülkelerde kendisini çok daha yüksek bir seviyede göstermiş ve bu ülkeleri iflasın eşiğine getirmiştir.

Emperyalistler arası çelişki ve rekabette giderek hızlanmaktadır. Emperyalistler, kendi çıkarlarının ortaklaştığı tüm her yerde emekçilere, komünistlere ve ulusal kurtuluş savaşçılarına ortak hareket edip saldırırken, kendi çıkarlarının çatıştığı alanlarda da birbirleriyle rekabet içindedirler.

Emperyalistler arası rekabetin en yoğun yaşandığı alanların başında Ortadoğu ve Ukrayna gelmektedir. ABD ve Avrupa Birliği bloğu şimdilik Ukrayna’nın Rusya’ya bırakılmaması için ortak hareket etmektedirler. Rusya’nın ekonomik ablukaya alınması için anlaşan ABD ve AB emperyalist bloğuna karşın Rusya, Pazar savaşında geri almaya niyetli görünmüyor. Rusya’nın eski cumhurbaşkanı Gorbaçov, bu rekabetin ne kadar tehlikeli olduğunu yaptığı bir basın toplantısında açıklayarak, bu durum devam ederse ‘’3. Dünya savaşının çıka’’bileceği tehlikesine dikkat çekti.

Vurgulamamız gereken, bir başka tarihsel olayda Ermeni soykırımıdır.

24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı devleti bir bucuk milyon civarında Ermeni’yi katletti. 24 Nisan 2015 tarihi bu soykırımın 100. yılı. Yüz yıl önce gerçekleşen bu soykırımı, Osmanlının devamı olan Türk devleti sistematik olarak inkâr etti. Türk devletinin tüm gayret ve çabası aradan geçen yüzyıl sonra bile bu soykırımı insanlığın hafızasından silmeye yetmedi. İnsanlık tarihi hiçbir zaman bu soykırımı unutmadı.

Türk devletinin en büyük korkusu; soykırımı kabul etmesiyle birlikte, uluslararası bir mahkemede yargılanması, tazminata mahkûm edilmesi ve Ermenilerden gasp edilen malvarlıklarının katledilenlerin torunlarına geri verilmesidir. Yüz yıldır bundan kurtulmak için uğraşan Türk devletinin Ermeni soykırımını saklaması ve unutturması artık mümkün değildir. Türk devleti soykırımın 100 yılında uluslararası alanda teşhir olacağını bildiğinden soykırımın 99 yılında dönemin başbakanı Erdoğan’ın ağzından sözde Ermenilere başsağlığı dilemiş ve soykırımın vahametini en alt seviyeye düşürmeye çalıştı. Ancak aynı Erdoğan 2011 yılında yaptığı açıklamada ise ermeni soykırımı diye bir şeyin olmadığını açıkça söylemişti.

Ermeni soykırımında Alman emperyalizminin de payı unutulmamalıdır. Katliamdan haberdar olan ve dönemin Osmanlı ordusu içinde en üst düzeyde askeri sorumluklar alan Alman subaylar bizzat katliamın planlanmasında görev almışlardı. Bir kez daha Ermeni soykırımının 100. Yılında hayatını kaybeden Ermenileri anarken, katliamı gerçekleştirenleri ise lanetliyoruz.

Dünyanın bu gidişatını değiştirmek bizlerin elinde. Dünyayı bir avuç sermayedar yönetiyor. Milyonlarca emekçinin gücü karşısında kimse duramaz. Bugün eksik olan örgütlülüğün ve emekçileri harekete geçirecek öncü güçlerin zayıflığıdır.

Parti ve devrim şehitlerini andığımız bu ayda, bizlere düşen, bu mücadeleyi yükseltmektir. Şehitlerimizin bize bıraktığı mücadele mirasını ve geleneğini ancak böyle devam ettirebiliriz.

Şehitlerimiz tüm güçleriyle ve bedel ödeyerek canları bahasına sınıf mücadelesinde fazlasıyla görevlerini yerine getirdiler. Bu mirası devam ettirmek, onların bizlere devrettiği kızıl bayrağı yere düşmeden sonrakilere devretmek için çalışmak ve daha çok çalışmak için daha fazla beklemeye gerek yoktur.

Bu kavgada partiye güvenmeliyiz. Partimiz sınıf mücadelesinin öncü kurmayı olarak yeni atılımlar için var gücüyle çalışıyor. Dersim’den Kobane’ye direniş barikatları ören partimiz, geleceğimizin de teminatıdır.

 

PARTİ VE DEVRİM ŞEHİTLERİ ÖLÜMSÜZDÜR

YAŞASIN KOBANE DİRENİŞİMİZ

YAŞASIN HALK SAVAŞI

YAŞASIN ULUSLARIN KENDİ KADERLERİNİ TAYİN HAKKI

KAHROLSUN EMPERYALİZM, FAŞİZM VE HER TÜRDEN GERİCİLİK

TKP/ML-YDK


81431

Partizan: “12/15 Mart Şehitleri Ölümsüzdür! Unutmadık, Hesap Soracağız!”

Katliamlar ve kıyımlar insanlık tarihi kadar eskidir. Yaşadığımız coğrafyada da ülkemiz egemenleri onlarca katliamın altına imza atmıştır. Dersim'de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta halkımızın yaşadığı tarifsiz acılara bu sefer de Gazi ve Ümraniye katliamı eklenmiştir.

Demirci Kawa’dan Kobané’ye İsyan, Serhıldan, Zafer !

Baharın coşkusu, Demirci Kawa’nın öfkesi ve cüreti ile harmanlanan bir direnişin, isyanın simgesidir Newroz. Dört bir yanı yangın yeri olan bir halkın tereddütsüz ve korkusuzca yine aynı yangının üzerine zılgıtlarla, sloganlarla yürümesidir. Yok, sayılan kimliğinin, yasaklanan dilinin özgürleştirilmesi uğruna direnenlerin mevzisi, teslimiyete karşı Dörtlerin zindanlarda tutuşturduğu ateşle yanmaktan kendini sakınmayanların adresidir Newroz.

Kobanêʼden, direniş ve umuda dair notlar-1-2-3-4-5

Kobanê: Kobanê’de süren savaşın 134. günü sonunda ezilenlerin tarihine yazılan destana 21. yy. Stalingrad’ı demekte abartmış olmayız herhalde. Çünkü keleşlere karşılık tank ve top ile mücadele edildi. 3710 IŞİD çetesi öldürülürken 426 YPG, MLKP ve diğer örgüt savaşçıları şehit düştü. AKP ve diğer devlerin IŞİD’e destek vermesine rağmen yokluktan var edilen bir zafer de diyebiliriz.

Kadin Sorunu Insan Sorunudur

Kadin Sorunu Uzerine Kisa Bir Giris
Dino Ibrahim....
http://dino-ibrahim.blogspot.nl/2013/11/kadin-sorunu-uzerine-kisa-bir-giris.html

Koçgiri Bir Direniş Başkaldırısıdır

Gelo ew ki ye / Jı wé da te ye

Çı bejnik le ye / We ki reyhan e

Navé wî Alîşer e / Him mér e him reyber e

Li çiya ye / Koçgîriyê zulfîkare(1)

Öncelikle bilinmelidir ki, 1921 de Koçgiri (2), 1925 te Zilan ve 1937-38 de Dersim’de yaşananlar,  resmi tarih belgelerinde tahrif edilerek gösterilmeye çalışıldığı gibi asla  isyan değil, birer katliamdır, hatta soykırım girişimleridir.

TKP/ML Kadın Komitesi

“Kadın düşmanlarının maskesini düşürmek için 8 Mart'a!

Gelin bir aile olalım

Öyle lafla değil, gelin ekmeğimizi ve suyumuzu bölüştüğümüz bir aile olalım. Etrafa  dağılmış kum tanecikleri olmaktan çıkıp paramızı, mal ve mülklerimizi, sevinç ve kederlerimizi birleştirdiğimiz büyük bir aile kuralım. Dünya zorbalarının kana buladıkları tarihin binlerce yıllık ezberini bozup ekonomilerimizi birleştirelim ve kendi büyük aile ekonomimizi kuralım. Birlikte üreten ve kardeşçe paylaşan öyle mutlu, öyle özgür bir hayat kuralım ki, tüm dünya parmak ısırsın, ezilen insanlık bizi örnek alsın.

AKP’nin Lebensraum İhtiyacı ve Kürdistan-Haluk Gerger

AKP iktidarı, “Yeni Türkiye”yi inşa ediyor. Ama AKP, aynı zamanda, şimdi artık çökmüş bulunan “Eski Türkiye”den kalma devlet ve sistem krizini de yönetiyor. Yani, AKP iktidarı bir “kriz yönetimi” de.

Türkiye krizinin üç boyutu var. Birincisi, “sorunların anası” Kürt Sorunu. İkincisi, sistemik iktisadi kriz. Üçüncüsü de, bu iki yapısal krizin politik, sosyal, kültürel, vb. yansımaları. “Eski Türkiye” bu bunalımların ağırlığına dayanamayarak göçtü. AKP iktidarı dolayısıyla devraldığı yapının krizini de yönetmek durumunda.

Hükümet-PKK ‘Ortak açıklaması ’ ve BHH seçim tavri üzerine kısa deginmeler

HDP-İmralı heyeti ile Hükümet yetkilileri arasındaki görüşme ve PKK’nın on maddelik açıklaması üzerine bir çok yorumlar yapıldı ve bazı kesimler “PKK silah bırakacak” şeklinde yorumladı.

Her şeyi kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekiyor. Koşullardan bağımsız yorumlar, gerçeklerle örtüşmez veya doğru yaklaşımlar olarak ortaya çıkmaz. PKK’nın geldiği aşamayı da bir on yıl öncesi ve hatta beş yıl öncesi gibi ele almak yanıltıcı olur. Bölgede ve uluslararası alanda bu süreçte çok şey değişti.

Modus vivendi...Riskler ve olanaklar

Uluslararası hukukta anlaşmazlık içindeki iki entitenin anlaşmazlığın çözümünü erteleyerek geçici bir anlaşmaya varmaları durumuna Modus Vivendi deniyor.TC ile PKK arasında süregiden çözüm sürecinin evrildiği durumu bundan daha iyi özetlemek mümkün görünmüyor.

Haziran Hareketi Mahcup Etmedi: Demir Küçükaydın

26 Şubat’ta yazdığımız “Birleşik Haziran Hareketi, Seçimler ve HDP” başlıklı yazıda Marksist ve Sosyalistlerin seçimlere ilişkin tavrının, genel ve önümüzdeki seçimlerin özgül niteliklerinden hareketle, nasıl olması gerektiği sorusunu cevapladıktan sonra, yazının sonunda, şunları yazıyorduk:

“Son olarak tekrar edelim.

CHP’ye oy veren, laik ve Alevi ama pek ulusalcı kaygıları olmayıp da demokrat olan geniş bir kesim vardır. Bunlar HDP’yi dikkatle izlemektedirler. Birleşik Haziran Hareketi, bu geniş kesimin HDP’ye yönelmesini engellemek için kurulmuş bir benttir.

Sayfalar