TKP/ML TİKKO Kadın Komitesi ile söyleşi
- Gerilla alanında kadınların örgütlenmesi için özgün kadın çalışması neden gerekli?
- Toplumsal algılayışa göre “savaş, erkek işidir”. Kadınların yeri ise o çok “korunaklı” sanılan evleridir. Bu yüzden de kadının, kurtuluşu için silah elde savaşması çok da “normal” karşılanmaz. Ama şu da bir gerçektir ki; zulmün olduğu yerde direniş de isyan da vardır/olacaktır. Aslında tarih, kadınların sayısız isyan ve direniş öyküleriyle doludur. Ülkemizde de kadınlar yıllardır bu savaşın içinde çeşitli düzeylerde yerlerini almış, hala da alıyorlar. Kadının savaşabildiğini, “güç” olduğunu gösteren sayısız örnekler var. Bunu kendi tarihimizden, sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelesi veren diğer örgütlerin tarihinden biliyoruz. Kobanê’de, Şengal’de en önde savaşan kadın gerillalar, buna yakın zamandan en güzel örnektir. Beşler, buna en yakın örnektir.
Bugünü anlayabilmek için öncelikle dünümüzü, tarihimizi iyi bilmek, çözümlemek gerekir. Kadının dün savaştaki rolü neydi? Bugün ne ve nasıl olmalı? Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, bizim neye yöneleceğimizi de belirleyecek. Bu yönelimde önümüze çıkan engelleri aşabilmemiz için öncelikle geçmişimizin olumlu ve olumsuz yönlerinden öğreniyoruz. Gerilla alanında geçmişten bugüne parçalı da olsa yapılan çalışmaların deneyimi üzerine örüyoruz mücadelemizi. Erkekliğin en fazla üretildiği bir alandayız. Ve erkek egemen ideolojinin yansımalarını fazlasıyla taşıyoruz. Doğal olarak kadın ve erkeklerin örgütlenmesi için politikalarımız aynı düzeyde olamaz. Eşitsiz başladığımız bu mücadelede kesinlikle özgün politikalara ihtiyacımız var. Beşler’in biriktirdiği deneyim, yarattıkları değer, bizim en büyük mirasımız. Onlar, bu alanda kadınların da sorumluluk alabileceklerinin, komutan, siyasi komiser olabileceklerinin, önderleşebileceklerinin, kısacası savaşın özneleri olabileceklerinin mirasını bıraktılar bize. Onlardan boşalan yerleri belki hızla dolduramadık ama yönümüz ileriye, yüzümüz örgüte, halka dönük olduğu sürece bu sürenin çok da uzun olmayacağına inanıyoruz. Örgütlenmede attığımız pratik adımların ileriye doğru olduğunun en somut göstergesi de komiteleşmede attığımız adımlardır.
“Kadın Komitemiz bir ihtiyacın ürünü”
- Alanda bir kadın komitesine neden ihtiyaç duyuldu?
- İlk olarak geçtiğimiz yıl özellikle kış kampında özgün kadın çalışmalarına başladık. Ve belli düzeylerde pratik adımlarını da attık. Toplumun yıllardır bize yüklediği rollerin, biçim değiştirerek örgütte de varlığını sürdürüyor olması bizim neye yöneleceğimizi gösterdi. En başta kendimizden başlamalıydık. Ve biz de kendimize yöneldik. Geleneksel kadın rollerini ne kadar taşıdığımızı çözümleyerek pratikte nasıl aşacağımıza kafa yorduk. İşimizin zor olduğunu biliyoruz. Çünkü ayrıca zorlamamız gereken bir de örgüt içinde var olan ve kadınların ulaşması çok da kolay olmayan komutanlık, yöneticilik, politika üretme gibi erkek iktidar alanları var. Sözün kısası savaşımız hem dışımızdaki düşmana, hem örgütümüzdeki erkek egemenliğine, hem de kendi içimizdeki geleneksel kadınlık rollerimize karşı sürüyor.
TKP/ML TİKKO Kadın Komitesi de bu ihtiyacın ürünü olarak gündeme geldi. Komitemiz, TİKKO içindeki kadın yoldaşların, ideolojik ve politik gelişiminden sorumlu olarak esasta iç örgütlülüğünü sağlayacak. Savaş yürüttüğümüz bölgedeki kadınların bilinçlendirilmesi, örgütlenmesi ve savaşa katılması için aktif çalışmalar yürütecek.
Kadın ve erkek yoldaşlar olarak yer aldığımız bu savaşa eşit koşullarla başlamıyoruz. Doğal olarak gelişimimiz de eşit olmuyor. Erkek yoldaşlarla aynı düzeye gelene kadar onlara göre daha çok engel aşmamız, kendi gücümüzü açığa çıkarabilmemiz, kendimize güvenebilmemiz için daha çok mücadele etmemiz gerekiyor. “Aynı yerdeyiz, eşitiz” anlayışını kabul etmiyoruz. Bu yüzden özgün politikalara, özgün örgütlenmelere ihtiyaç duyuyoruz.
Şimdiye kadar yetersiz de olsa yeni başladığımız özgün çalışmalarımızın belli düzeyde pratik yansımaları oldu. Ayrı noktalarımız, ayrı mangalarımız, ayrı toplantılarımız, kendi yaşam alanlarımızın olması, yaşamımız hakkında söyleyecek sözümüzün olması, örgüt içinde belli bir güce ulaşmamızı da getirdi. Hedefimiz çalışmalarımızın, politikalarımızın pratikle buluşması… Ancak her şeyden önce komitemizin örgütlenmesi, gerilla alanında yürüttüğümüz çalışmaların kurumsallaşması açısından atılan önemli bir adımdır.
“Toplumsal şekillenişi sorgulayarak başlıyoruz”
- Ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?
- Öncelikle belirtmemiz gerekiyor ki, hiçbir şey için olmadığı gibi bu çalışma için de hazır bir reçetemiz yok. Ve bir bütün TİKKO, savaşı savaşın içinde öğrenecekse, kadınlar olarak savaşın içindeki sorunlarımızı savaşın içine daha fazla girerek çözümlemeye başlıyoruz. Ve kadının savaş içindeki sorunları yalnızca gerillayla başlamıyor. Gerillaya katılan her bir yoldaşın toplumsal şekilleniş içindeki konumları ve esasta bu toplumsal şekillenişin sorgulanmasıyla başlıyoruz çalışmalarımıza. Yani bu bir yöntemdir; sorunları, çelişkileri görme yöntemidir. Erkek egemen ideoloji eğitimlerinde, işlenen dersin konusu kapsamında yaptığımız çözümlemeler de böyledir. Örneğin; toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden tartıştığımız “tabi olma, bağımlılık, kendine güvensizlik, duygusallık” vb. başlığında her bir yoldaşın kendi pratiğinden örnekler vermesiyle çözümleme yapılıyor. Ama elbette sorun ve çelişkileri görmek yetmiyor, bu sorunları çözmek için adım adım yönelmek gerekiyor.
Örneğin, bir yoldaş konuşmada, kendini ifadede sorun yaşıyorsa öncelikle bunun nedenlerini bulmaya yöneliyoruz. Ve pratik adım olarak da o yoldaş, her toplantıda mutlaka söz almayı önüne koyuyor. Bu genel yöntem dâhilinde yaptığımız özgün kadın eğitimleri, özgün erkek eğitimleri ve ortak eğitimlerle belirlenen gündemleri işliyoruz. Hem kadın hem de erkek yoldaşların eğitimlerinin özgün olması kendini ifade etme, açma açısından önemlidir. Ve yine aldığımız ayrı kadın tekmilleri de özgüllüğü görme açısından bir adımdır.
Erkeklerin “kaybedecekleri”, kadınların “kazanacakları”
- Erkek yoldaşlar arasında da çalışmalarınız var mı?
- Yaptığımız eğitimler erkek yoldaşları da kapsamaktadır. Erkek yoldaşlar arasında yaptığımız çalışmaların ayrı bir önemi de var. Bildiğimiz kadarıyla erkek yoldaşlar için her hafta yaptığımız özgün çalışma örgütümüzde ilk kez yapılıyor. Ve ilk olmanın getirdiği belli yetersizlikler olsa da önemli bir deneyim ve birikim oluşturduğunu görmek gerekiyor... Erkek yoldaşlar şimdiye kadar sorunu kendi dışlarında gördükleri için kendilerine yönelmede, kendilerini açmada çok daha tutuk davranıyorlar. Çünkü kaygılar farklılaşsa da kendine dair bir sorgulamaya gitmek, erkek yoldaş açısından da çok zor oluyor. Her iki çalışmayı birlikte düşündüğümüzde şu sonucu çıkarmak çok da abartılı olmaz.
Erkek yoldaşlar kendilerini sorgularken “kaybedecekleri” şeyleri düşündükleri için açmayı, açığa çıkmayı ilk başlarda çok da fazla istemiyorlar. Oysa kadın yoldaşlar gerekliliğine inandıkları zaman kendilerine yönelirken “kazanacakları” şeyleri düşündükleri için erkeklere göre daha açık davranabiliyorlar. Bu da kuşkusuz toplumsal şekillenişin bir sonucu. Erkek yoldaşlar yıllardır kendilerine öğretilen erkekliklerini kaybedince geriye bir şey kalmayacağından korkuyorlar. Bu çalışmaların başlangıcı ve sonu arasında yoldaşlarda kendine yönelmede, kendini açmada belli bir değişimden bahsedebiliriz.
Bunun dışında Bölge Komutanlığı tarafından da alınan karar gereği; her toplantıda “kadın yoldaşlara yaklaşım” gündeminin olması sorunun daha fazla gündemleştirilip tartışılması, derinleştirilmesi açısından da önemli bir yerde durmaktadır.
- Askeri alandaki hedefleriniz nelerdir?
- Savaşın “erkek işi” olduğu algısını sürekli vurguluyoruz. Ve bizim açımızdan ilk kırılması gereken nokta burasıdır. Bunu nasıl kıracağız? Kadın yoldaşların öne çıkması, özne olabilmesiyle kıracağız. Yani eylemlerde, keşiflerde vs. kadın yoldaşların öne çıkması, sorumluluk alması, askeri faaliyetlerde “görünür” olabilmeleri, bu anlamda ilk hedefimiz diyebiliriz. Bunun için her eylem grubunda en az bir kadın yoldaşın olması pratikte attığımız bir adımdır.
Kadın yoldaşların komutanlaşması da bunun peşi sıra hedefimizdir. Çünkü kadın yoldaşların ordu içinde özneleşmesi, önderleşmesi pratik anlamda böyle sağlanacaktır. Bu meselede yaşanan belli problemler var elbette. İlk olarak erkek yoldaşların yaklaşımlarındaki yanlış anlayışlara değinmek gerekiyor. Erkek yoldaşlardan yana, psikolojik şiddette de bahsettiğimiz sorumluluk alan kadın yoldaşların inisiyatifini kıran, onları yok sayan, sürekli “öneri”lere boğan bir tarz açığa çıkıyor. Doğallığında bu kadın yoldaşlarda zaten var olan kaygıları derinleştiriyor. İnisiyatif takınmada zaten sorun yaşanıyorken, kırıldığı zaman daha da zor bir hal alıyor inisiyatif koymak. Talimatlarını “dinletebilmek” hayli bir çaba istediği için talimat verirken çekingenlik vs. açığa çıkıyor vb. Ve bunların hepsi de kendine güvensiz-liği, “yapabilir miyim?” kaygısını derinleştiriyor kadın yoldaşlarda. Sonuç olarak özne olmada, sorumluluk almada geri adım atma gibi sorunlar çıkıyor.
Dediğimiz gibi hedefimiz, kadın yoldaşların ordu içerisinde öne çıkması, sorumluluk alması, “görünür” olabilmesidir. Bu olduğu sürece savaş, aynı zamanda “kadının da işi” olacaktır. Ve bunun için diğer sorularda belirttiğimiz gibi örgütteki erkek egemen yaklaşımlara yöneliyoruz; diğer yandan kadın yoldaşların kaygılarını yok edebilmek adına bahsettiğimiz çalışmaları, çözümlemeleri yapıyoruz. Bunun şimdiye kadar eksik kalmasının bir yanı da örgütün kadın yoldaşların sorumluluk alabilmesi için, özneleşmesi için özgün bir politika uygulamış olmamasıdır. Bu anlamda da adım atıyoruz/atacağız.
Bütün bunların toplamında uzun vadede hedefimiz bir “Kadın Ordulaşması” yaratabilmektir. Şu an atacağımız her adım bunun çekirdeğini oluşturmaktadır. Bu bilinçle hareket ediyoruz. Ve yaratmaya çalıştığımız şey budur. “Kadın ordulaşması” hem kadınların kendilerini ifade edebilecekleri, kendilerine ait bir alan olması açısından hem de emekçi kadınların kurtuluş ordusu olması açısından önemli bir yerde duruyor. Ve attığımız/atacağımız her adım buna hizmet etmektedir/edecektir.
- Gerilla bileşeninde kadın yoldaşların yaşadığı öne çıkan sorunlar nelerdir?
- Gerilla birliğimizde kadın yoldaşların yaşadığı sorunlardan birisi geçtiğimiz yıl da tartıştığımız psikolojik şiddettir. Psikolojik şiddet, örgütümüzde kadın yoldaşların ikinci planda tutulması, birlikte iş yapmak istememe, düşüncelerini önemsememe, yok sayma, sürekli eleştiri getirme, onun adına karar verme, kıyafetine müdahale etme vb. şekillerde açığa çıkıyor. Bunların, daha önce çok daha kaba bir şekilde açığa çıkarken özgün eğitimlerle birlikte biraz daha biçim değiştirdiğini söylemek gerekir. Erkek yoldaşların meseleye getirdikleri çözüm ise “sorun yaşamamak” için kadın yoldaşlarla karşı karşıya gelmekten kaçmak(!) Bu “çözüm”, yoldaşlarda yanılsamalı bir durum yaratıyor. Çünkü önemli olan, o zeminin hala varlığını sürdürmesidir. Bunları birkaç örnekle açıklayacak olursak; kadın yoldaş bir iş yaparken “siz örgütleyemiyorsunuz” diye baskın çıkmaya çalışan bir erkek yoldaşın karşısında kadın yoldaşın kendini geri çekmesi; uluorta sürekli eleştiri getirilmesi karşısında kadın yoldaşın kendine daha fazla güvensizleşmesi; kadın yoldaşların örgütledikleri bir işle ilgili sürekli öneri getirerek inisiyatifinin altının boşaltılması; bir göreve gidileceği zaman kadın yoldaşların kendisine dair fikir belirteceği durumlarda "bence o gelmesin zorlanır, bence şöyle yapsa daha iyi olur" vb. yaklaşımlarla onun yerine düşünme gibi pratikler açığa çıkıyor.
Sıkça yaşanan sorunlardan biri de güvensizliktir. Açığa çıkma şekli biçim olarak değişiklik gösteriyor. Bir konuyu tartışabileceğine dair güvensizlik, bir işi yapabileceğine, bir örgütleme yapabileceğine dair güvensizlik, örgütü temsil edeceğine dair güvensizlik... Örnek verecek olursak; bir toplantıda toplantıyı yöneten yoldaşlardan biri kadın diğeri erkek. Kadın yoldaş tartışmalara dair toparlama yapıp anlayışı ortaya koyduğu durumlarda yoldaşın sözü biter bitmez erkek yoldaş onun kesin bir şeyleri eksik bıraktığı düşüncesiyle sürekli bir tamamlama kaygısıyla hemen söze girip söylenenler tekrar dahi olsa konuşma gereği hissediyor. Bir diğer mesele ise kadın yoldaşların kendine güvensizlikleridir. Bu mesele kadına binlerce yıldır öğretilmiş olan rollerinden biridir. Ve örgüt saflarından kolayca değişmemekte, savaş alanına göre şekil almakta. Bir işi tek başına yapabilme iradesini kendisinde görmemesi, bir göreve uygun olduğu düşünülse bile kendini önermekten ziyade o işi yapabileceğinin dışarıdan görülüp örgütlenmeyi beklemesi, bir toplantıda söz alırken öncesinde uzun bir kararsız-lık anı yaşaması ve o kararsızlığı aşıp söz alsa da “yanlış bir şeyler mi söylüyorum” kaygısı ile konuşması... Düşmana dair herhangi bir konuda “doğru tahlil yapamam” düşüncesiyle askeri meselelere çok fazla yanaşmaması şeklinde açığa çıkıyor.
Bir başka konu da teori ve politikayı kadın yoldaşların alanı olarak görmemedir. Bu bakış açısı elbette ilişkilenmelere de yansıyor. Kadın yoldaşlarla askeri-politik meseleleri konuşup tartışmaktan ziyade espriler, günlük sıradan sohbetler tarzında içerik kazanan kafa-kol ilişkisi gelişebiliyor. Kadın yoldaşlarla askeri-politik meselelere dair bir paylaşıma girecekse bile karşılıklı bir tartışma, karşılıklı olarak öğrenmeye çalışma durumundan ziyade erkeğin sürekli olarak bir öğretmen tarzıyla yaklaşımı oluyor.
Bu süreçte en fazla açığa çıkan sorunlar olarak bunları sayabiliriz.
- Bu sorunların çözümüne dair neler yapıyorsunuz?
- Sorunların çözümüne dair yaptığımız en önemli şey ve attığımız ilk adım eğitim meselesidir. Eğitim ilk başta bir farkındalık yaratma noktasında daha sonrasında ise kendini tanıma, erkek-egemen ideolojinin bizdeki yansımalarını bulma ve değiştirme noktasında kendimize yönelmemizi sağladı. Eğitimlerimizi ele alırken tek başına teoriye sıkışıp kalmadık. Kendi pratiğimizi, bakış açımızı sorgulamaya yöneldik, sorguladıkça derinleştirdik, derinleştikçe değişimin aciliyetini hissettik. Özellikle özgün eğitim tarzının önemini vurgulamak gerekiyor. Kadın yoldaşların kendi arasında yaptığı eğitimlerde bu ideolojinin bizdeki yansımalarını açığa çıkartıyoruz.
Meseleyi erkek cephesinden tartıştığımız kadar hatta daha fazla kendi cephemizden tartışmaya çalışıyoruz. Çözümlemelerde kendimizi daha iyi tanıyoruz. Ama meseleyi bir tek kadın cephesinden tartışmamaya özen gösteriyoruz. Çünkü bu konuda bizim eğitime ihtiyaç duyduğumuz kadar hatta daha fazla erkek yoldaşların da ihtiyacı var. Bu yüzden özgün erkek çalışmaları da yapıyoruz. Aynı şekilde tanımaya çalışma meselesi onlar için de geçerli ve öğretilmiş erkeklik rollerini açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Geçmiş dönemlere dair ciddi anlamda bir ilerlemedir bizim için bu çalışmalar.
- Bu eğitimlerin pratik karşılığını görebiliyor musunuz yaşamda?
- Elbette, hala olmak istediğimiz noktada değiliz. Ve bu halimizle yetinmiyoruz ama görüyoruz ki bir ilerleme halindeyiz. Beşler’den sonra şimdilerde ilk olarak kadın yoldaşlarımız komutanlık, komiserlik ve yöneticilik görevi alıyor. Bir köy toplantısında ya da A\P faaliyetinde kadın yoldaşlarımız sorumluluk alıyor. Bundan öncesinde kadın yoldaşlar eylemlerde daha çok geride dururken savunma, koordine gibi yerlerde görev alırken artık daha çok saldırı gruplarında yer alıyorlar. Ya da geçen yıllarda daha çok tartıştığımız psikolojik şiddet meselesine dair bilincin gelişimi için yapılan eğitim çalışmalarının yanısıra örgütümüzde böylesi durumlarda yaptırıma gidebiliyoruz… Yaşadığımız psikolojik şiddet örneklerinde Kadın Komitesi tarafından soruşturma açılıp ceza veriliyor. Buradaki amaç, meselenin örgütümüzde eğitime dönüştürülmesi ve psikolojik şiddetin bizde yarattığı tahribatın görülmesi oluyor.
Yapılan örgütsel toplantılardan biri de daha önce söylediğimiz gibi kadın yoldaşlara yaklaşım meselesi oluyor. Kadın yoldaşların olmadığı gruplarda da erkek-egemen ideoloji kapsamında gündemleştiriliyor. Sorunların çözümüne dair bunlar gibi pratik adımlar bizi geliştiren yerde duruyor. Hepsinin yanısıra kadın yoldaşların yaşamlarını kendilerinin örgütlemesi durumundan da bahsetmek gerekiyor. Bu durum bizim açımızdan önemli bir meseledir. Kadının savaşa kafa yoruşunda çözüm gücü olarak kendini ya da diğer kadın yoldaşları görmede yani kendi potansiyelini açığa çıkarmada bir bütün olarak kendi ayakları üzerinde durması açısından önemlidir.
- Son olarak kadınlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?
- Sistem her geçen gün sömürü ve baskı ağını güçlendirmekte, derinleştirmeye çalışmaktadır. Halkımızın başı üstünde faşizm adeta "Demoklesin kılıcı" gibi bir o yana bir bu yana sallanmaktadır. Ve buna başkaldırının sahnelendiği her çıkış ölümlerle, tutuklamalarla, şiddetle cevap bulmaktadır. Demokrasi söylemleri ve faşizm pratiği at başı gitmektedir. Dilleri ne kadar çok demokrasi diyorsa, elleri o kadar kana bulanıyor. Bundan en çok nasibini alanlarsa kadınlar oluyor. Bu bir tesadüf değil!
Kadının uyanışı bir tehlikedir egemenler için. Bu yüzdendir eve hapsediliyor, dört bir yanımızdan ataerkinin sınırlarıyla kuşatılıyoruz. Ve bu sınırı zorlayan her davranışta sopanın ucu gösteriliyor. Şiddetle, taciz, tecavüz korkusuyla yaşamaya “kaderimiz” deniyor. Buna ses çıkardığımızda ise egemenler, "Elektronik kelepçe takın" diyor, "polise gidin, yasalar var" diyor, "üç çocuk yapın" diyor! Yasalar ne yapıyor; bizi öldürenleri, dövenleri koruyor, cesaretlendiriyor. Yasaların kendisi bizi öldürüyor!
Yani geliştirdikleri söylemlerin hepsi tehlike çanlarına karşı refleksleridir. Ve bütün söylemleri yalnızca YALAN’dır! Kadınlar bu yalana silahla cevap verecektir! İşte Komitemizin kuruluşu buna çağrıdır. Kadınların özgürleşmesi savaşla olacaktır! Partimiz TKP/ML ve önderliğinde savaşan TİKKO buna aday olduğunu bir kez daha vurgulamaktadır. Ve TKP/ML TİKKO Kadın Komitesi, kadınları silah başına erkek egemen sisteme karşı savaşmaya, kurtuluşumuz olacak Demokratik Halk Devrimi uğruna TKP/ML TİKKO saflarında yer almaya çağırmaktadır!
Şiddete karşı çare elektronik kelepçe değildir!
Ölümlere karşı çare erkek egemen sistemin polisi, yasası değildir!
Kurtuluşumuz kendi ellerimizdedir! Ve partimiz TKP/ML kurtuluş için kadınlara önderlik edeceğini haykırmaktadır! Kadınlar yalanları, baskıyı, sömürüyü boşa çıkarmak için, Özgecan gibi yüzlerce kadının hesabını sormak için Kadın Komitemizin çağrısına yanıt vererek, silah başında yerlerini almalıdır!
Son Haberler
Sayfalar
Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist /Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Rojava Komutanlığı : “Partimiz ve onun önderliğindeki ordumuz, devrimci savaşa önderlik etme yeteneğine sahiptir!” (2.ve 3 bölüm)
Bir doğal muhabirimizin gerçekleştirdiği röportajın ikinci bölümünde Rojava Komutanlığı Siyasi Komiseri ile 2017 Ağustos’unda Rojava’da ölümsüzleşen halk ordusu komutanlarından Nubar Ozanyan ve geçtiğimiz günlerde bir haber sitesinde yayımlanan darbeci-tasfiyeci güçlerin röportajında yer alan “Rojava güçlerine çağrı”ya yanıt konu edinildi. “Tek cümleyle ifade edecek olursam: Partiye mi darbeciliğe mi katılım?” diyen Siyasi Komiser’in röportajının devamı şu şekilde:(2)
Ölülerinin Üzerine Basa Basa Geliyorlar!
Göçmenler adı verilen; işçiler, emekçiler, toprakları alınmış köylüler, üretim araçları yok edilmiş ya da ellerinden alınmış mülksüzleştirilmişler; evleri başlarına yıkılmışlar, bombalarla yok edilmiş ya da sakat bırakılmış tüm ezilenler, açlığa mahkum edilmişler kararlı adımlarla, haramilerin üstüne üstüne yürüyorlar
Geliyorlar, barikatları, tel örgüleri, denizleri, okyanusları aşarak, önlerine dikilmiş askeri barikatları, ölüm melekleri adı verilen insanlık düşmanı burjuvaziden kendi yarattıklarını, emeklerini, alın terlerini, topraklarını geri almak için geliyorlar.
Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist /Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Rojava Komutanlığı : “Partimiz ve onun önderliğindeki ordumuz, devrimci savaşa önderlik etme yeteneğine sahiptir!” (1)
Bir doğal muhabirimiz Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Ortadoğu Bölge Komitesi Üyesi ve Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu Rojava Komutanlığı Siyasi Komiseri ve bir halk ordusu komutanı ile röportaj gerçekleştirdi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan röportajı üç bölüm halinde yayımlayacağız. İlk bölümde halk ordusunun Rojava Komutanlığı Siyasi Komiseri ile Proletarya Partisi içerisinde yaşanan süreç, HBDH gibi başlıklar konu edinildi. “Söz eğer gerçeği yansıtıyorsa anlamlı ve değerlidir.
TKP/ML Kadın Komitesi :Kadınlar ve kadın mücadelesi KBDH ile daha güçlü
“Kadın sorunu” olarak tarif edilen cinsiyet sorununa giriş, kadının binlerce yıllık süreçte köleleştirilmesi, sömürülmesi, emeğinin, cinselliğinin, kimliğinin baskı altında tutulması, yok sayılması vs. ile yapılır. Bu elbette doğrudur, ancak eksik bir yaklaşımdır. Zira kadının tarihi (kimi sosyalizm ve demokratik halk iktidarları deneyimlerinde bu zincirlerin belli oranlarda da olsa zayıflatıldığı süreçler hariç) aynı zamanda direnişin, mücadelenin, bedel ödemenin ve ödetmenin de tarihi olarak anılmalıdır.
Ali Asker / İsmail Cem Özkan
Hozat’lı bir delikanlının atalarından duyduğu türkülere yaşadığı çağın ruhunu katarak yeniden üretmesi ile oluşur Ali Asker. Ali Asker devrime inanmıştır, devrimcidir. Bir gün gelecek eşit haklar içinde çok kültürlü bir ülkede yaşama hayalindedir. O Dersim’lidir. Acı ile yoğrulmuştur yakın tarih ve acıyı yaşayanlardan almıştır ağıdın, öfkenin nefesini. Henüz bitmemiş bir sürecin ara kuşağı olarak doğmuştur, zorunlu kalmıştır Elazığ'a göç etmeye. İyi ki de etmiştir, orada öğrenmiş ve yaşamıştır aşık geleneğini.
Mevsimlik işçilik, sınıf mücadelesinin önemli bir parçasıdır
Sofrayı zenginleştiren olmazsa olmazlar arasında bulunan, onları tüketmeden hayatın olmayacağı temel yiyeceklerden ekmekten domatese, çaydan patlıcana, pancarından patatesine… üretim süreçlerinde yaşanan sıkıntıların, zorlukların, sömürülerin, ırkçı tehditlerin; saymakla bitiremeyeceğimiz olağanüstü koşullarda yaşam mücadelesi vererek, üretilen besin kaynaklarımızın kimler tarafından toplanarak o sofraya ulaştığını düşündünüz mü acaba?
Onlar mevsimlik işçilerdir!
Kadın Komünarlar: “Kelebekler Zamanı” Bizim Hikayemiz [1]
Dominik’te 1930’da iktidara gelen faşist Trujillo 1960’lara geldiğimizde hala iktidardadır. Ve faşist diktatörlüğün en büyük destekçisi ABD emperyalizmidir. deta bir toplama kampıdır. Ama baskının, zorun olduğu her yerde isyan da filizlenir, ama yavaş ama hızlı. Kimi zEn küçük itirazı, baskı ve şiddetle, ağır işkencelerle, ölüm timleriyle karşılar faşist diktatör. Küçücük ülke aaman işaret fişeği yakabilecek öncüler çıkar, işte isyana yol veren, ön açan çıkışlardır bunlar. Faşist baskı ve zorun en ağırı da bu işaret fişeğini yakanların payına düşer.
Kolektif çalışmanın önemi üzerine -1-
Kolektifle yürümenin, örgütlü kişiliğin adıdır kolektif çalışma
Kolektif çalışma, kolektivizm üzerine literatürümüzde haylice bir külliyat mevcuttur. Hatta sekizinci oturumun ana gündemlerinden olan kültürel yozlaşmanın alt başlıklarından birini de kolektif çalışmada yaşanan problemler oluşturuyordu. Ancak bu oturumda merkezi düzeyde önem atfedilen konu hakkında kavrayışımızı sorgulamamız gerektiği açıktır.
Anadilde Birlik-Yerel Seçimlerde Birlik- Dursun Ali Küçük
9 Kürt partsinin anadilde eğitim ve her alanda kullanma ve geliştirme çağrısını ve çabalarını kutluyorum.
Çok isabetli bir adım olarak görüyorum.
Kurmanci ve Kırmanncki'de kesin ve mutlak birlik sağlamalıyız.
Anadilimiz hepimizin, ülkenin ve ulusun dilidir.
Burada ideoloji aranmaz.
Burada amacın nedir diye sorulmaz.
Dilimize sahip çıkmak ve resmi eğitim dil haline getirmek için; hangi görüş ve hangi parti ve hangi aydın ve şahsiyet olursa olsun kayıtsız şartsız üzerinde birleşmeliyiz.
Bunun sağa sola çekilecek bir yanı yoktur.
Kendi çizgine güvenmek: Örgütlerken örgütlenmek!
Geride bıraktığımız hafta, TC rejiminin karakterine dair net göstergeler sunmuş durumdadır. Türkiye’nin Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda bir gazetecinin “ortadan kaybolması” ile başlayan ve ardından TC ile S.
Emperyalistlerin Ortadoğu’daki siyaseti ve Türkiye:M. USTA
Emperyalistler yalnız 20. yüzyılda çıkarmış oldukları haksız dünya savaşlarıyla insanlığı büyük bir felakete sürüklemedi. Yarattıkları bölgesel savaşlarla, elde ettikleri aşırı karla, ezilen halklar üzerinde kurdukları sınırsız denetim ve sömürü politikalarıyla bu felaketlerine süreklilik kazandırmış durumdadırlar. Yani emperyalistlerin yol açtıkları yıkım, çok yönlü ve kapsamlıdır. Özünde emperyalizm bugün ezilen halklar için her gün yaşanan bir doğa felaketidir. Yaşama dair ne varsa yok ediyor. Dünya zenginliğinin esası bir avuç emperyalist tekelin denetimindedir.