Pazar Ekim 11, 2026

TKP/ML-TİKKO Dersim Komutanlığı: “Varlığı ile Partimizi onurlandırdı, pratiği ile ordumuzu şereflendirdi!”

14 Ağustos’ta Rojava’da ölümsüzleşen TİKKO Komutanı Nubar Ozanyan için bir açıklama yapan TKP/ML TİKKO Dersim Komutanlığı “Bizler TKP/ML TİKKO Genel Komutanlığı’na bağlı Dersim’de ve Rojava’da savaşan halk savaşçıları olarak TİKKO’nun savaş generali Orhan Bakırciyan yoldaşın bizlere devrettiği savaş bayrağını taşımaya devam edeceğiz” dedi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklama şu şekilde:

Varlığı ile partimizi onurlandırdı, pratiği ile ordumuzu şereflendirdi!

Partimiz TKP/ML’nin üyesi, halk ordumuz TİKKO’nun ‘GENERAL’i Nubar Ozanyan (Orhan Bakırciyan)yoldaşı ölümsüzlüğe uğurladık.

“Çan çalmıyoruz. Çan çalmıyoruz. Yok sela veren!

Giden o biten bir şarkı değildir…

O büyük bir ışık gibi dövüştü.

Kasketli bir güneş halinde düştü.

Bu giden bir biten şarkı değildir!”

Nazım Hikmet Ran

Yaşamı boyunca süt liman koylarda demirleyerek “var olmanın” heybetli coşkusuyla kendini avutmak yerine, fırtınalı günlerde azgınca çalkalanan denizlerde yönünü kaybetmeden hedefine ulaşmasına rağmen mütevaziliğin ve fedakarlığın bayrağını bir kez daha doruklarda dalgalandıran önder yoldaşa selam olsun!

Uzun yıllara dayanan mücadele yaşamında, sınırlara sığmayan, en olumsuz koşullarda dahi partili kimliğiyle halk savaşçısı olmanın sınırlarından taviz vermeyen Nubar yoldaşın bu duruşundan öğrenmeye devam ediyoruz.

Bizler TKP/ML TİKKO Genel Komutanlığı’na bağlı Dersim’de ve Rojava’da savaşan halk savaşçıları olarak TİKKO’nun savaş generali Orhan Bakırciyan yoldaşın bizlere devrettiği savaş bayrağını taşımaya devam edeceğiz. Nubar yoldaşın mücadele yaşamı ve pratiği, partili kimliği, halk savaşçısı olmanın özü ve özetidir. Bütün yaşamı boyunca devrimcilikte ısrar eden, halkın davasına ve mücadelesine nerede olursa olsun katkı sunan, sadece partimiz ve ordumuz güçlerinin değil, onu tanıyan herkesin takdirini kazanan yoldaşımız rehberimizdir.

Bizler Dersim’de savaşan TİKKO gerillaları olarak Nubar Ozanyan yoldaşın devrettiği bayrağı taşımaya devam edeceğiz.

Nubar Ozanyan yoldaş ölümsüzdür!

Halk savaşçıları ölümsüzdür!

Yaşasın halk savaşı!

Yaşasın partimiz TKP/ML, önderliğinde TİKKO ve TMLGB!

TKP/ML TİKKO Dersim Komutanlığı

1 Eylül 2017

52964

Yolsuzluk

2010 yılında Anayasa refarandumu onaylanması için Maltepe meydanında halka hitaben yaptığı konuşmada Başbakan R.T.Erdoğan şöyle diyordu '' merhum Menderes'lerin biz bu yola çıkarken kefenimizi de yanımıza aldık'' dedikleri gibi,''biz kefenimizi zaten yanımızda taşıyoruz'' sözlerini şaşkınlıkla dinledim.Bir başbakan vatandaşlarına ''nasıl böyle bir şey der'' diye düşündüm.Ne yapmış olabilir ki ''kefene'' gerek duyulsun.Bu sözün ne anlam taşıdığını bugün daha rahat anlayabiliyorum.

Beni ve hamile eşimi çırılçıplak soydular!

Dışişleri eski bakanı Coşkun Kırca'nın, Kürt milletvekili K'ye cevap vermek için çıktığı meclis kürsüsünde, "Türkiye'de her Türk vatandaşı Türk'tür. Hepsi Türk'tür. Kendi vicdanınızda bunu hissediyorsanız öyledir; ama kendiniz sapmışsanız o zaman size ancak susmak ve susanlara karşı Türk devletinin gösterdiği sabırdan istifade etmek düşer, daha fazlası değil…"dediği günlerdi.

Hukuk Mu Dediniz?

Güney Afrika Cumhuriyeti'nde, emperyalist bir tekelin çıkarları uğruna maden işçilerinin katledilmesi (16.08.2012)

Burjuvazi ve onu hizmetindeki kalem erbabı; “hukuk”, “adalet”, “hukukun üstünlüğü”, “yargı bağımsızlığı”, “bağımsız Türk mahkemeleri”, “demokrasi” “insan hakları” gibi kavramları çok sever. Her fırsatta bunları dile getirirler. Burjuvaziyi tanımayanlar; “bunlar ne kadar da adalet ve hukuk düşkünüymüş” diye hayret içinde kalır ve alıkışlarlar, kendi zayıf “hukuk düşkünlüklerinnden" ve  zayıf “adaletli” oluşlarından utanır olurlar.

 

“Zamanın ruh(suzluğ)u”na karşı İbrahim Kaypakkaya

“Geçmiş asla ölü değildir.Geçmiş, geçmiş bile değildir.”[1]

 

Postmodern vazgeçiş dört yanımızı kuşatmışken; çürüyen “zamanın ruh(suzluğ)u”na inat İbrahim Kaypakkaya hakkında yazmak, konuşmak çok önemlidir ve gereklidir…

Gereklidir çünkü gerçeklerin “unutuşa”, “suskunluğa” terk edilmek istendiği yalanın egemenliğinde, Mihail Yuryeviç Lermontov’un ‘Düşünce’ başlıklı şiirindeki, “Kaygıyla bakıyorum bizim kuşağa!/ Geleceği ya boş ya karanlık görünüyor...” dizeleri anımsamamak/ anımsatmamak elde değil…

Beşikçi ve Kürd resmi ideolojisi

Ömrünü Türk resmi ideolojisiyle mücadele etmekle geçirmiş,Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin kırk yıllık emektarı İsmail Hoca’nın Apocu resmi ideolojinin yeniden üretiminden ve propagandasından sorumlu Ferda Çetin üzerinden eleştiri adı altında saldırıya uğraması hazin olmanın ötesinde Kürdistan’da Kürdistanlıların iktidarından yana kesimlerle Türkiyelileşme sevdalısı entegrasyoncu kesimler arasındaki ideolojik cephe savaşının başlangıç düdüğü olma potansiyeline de sahiptir.

 

Edebiyatin Latin Cephesine kenar notlari[*]

“Adını değiştir,öykü seni anlatsın.”[1]

“Resmi payeleri hep reddettim. Legion d’honneur’ü de kabul etmemiştim. Fransız akademisine de girmedim. Yazar kendisinin bir kuruma dönüştürülmesini reddetmelidir. Bu onur verici bir paye dahi olsa bunlar kişisel nedenlerim. Ayrıca şu da var: ben iki kültürün barış içinde bir arada yaşayabilmesi için uğraşıyorum. Elbette çelişki ve çatışma var ve olmalı. Burjuva bir ailede yetiştiğim hâlde sosyalist oldum. Sempatim ondan yanadır. Bir de bu yüzden, bu ödülü verenlerin konumundan dolayı, kabul edemem,” vurgusuyla ekler Jean Paul Sartre: 

Latin Amerika'dan barış süreçleri 'El Salvador’ örnegi

  * Anlaşıldı:Savaş artık Barış demek.Öyleyse bundan böyle domuzlara at,kız çocuklarına erkek deyip geçelim...”[1]

 

El Salvador’da iç savaşın tarihi, 1970’li yıllarda, topraksız köylülerin, kent yoksullarının, işçilerin, öğrencilerin sokaklara dökülen muhalefeti karşısında ABD destekli ordunun kanlı operasyonlarına dayanır.

Kanlı parseller

Bugün 2014'ün ilk günü. Hastalar sağlık, yoksullar varlık, mahpuslar özgürlük, âşıklarsa kavuşmayı diler her yeni yılda. Ben nice hayaller kurarak binlerce yıl öncesine gittim yeni yılın bu ilk dakikalarında. Hayal bu ya, Tanrı ilk yarattığında dünyayı, sihirli bir değnekle dokunsaydı eğer hayatın zümrüt yeşili bahçelerine, atalarımız olan ilk insanlar cennet bir dünyaya açacaklardı hayretle gözlerini.

Muharrem Erbey'in suçu ne

  Geçenlerde Diyarbakır cezaevine gidip bazı dostları ziyaret ettim. Uzun yıllardır tutuklu olan Senanik Öner, Hatip Dicle, Şırnak belediye başkanı Ramazan Uysal, Muharrem Erbey ve İdil belediye başkanı Resul Sadak'la kısıtlı bir zamanda da olsa hasret giderdim. Hepsi yıllardır hapiste; hapislik adeta yaşamlarının bir parçası haline gelmiş. Kendisini meselenin tarafı olarak gören mahkemeden herhangi bir beklentileri kalmamış, hukuk ve adalet duygularını haklı olarak yitirmişler. Rehin olarak içeride tutulduklarını düşünüyorlar.

Ecdat(iniz)in VukatU(lar)i[*]

“İşte bir sürü olay sana. Ve bir sürü soru.”[1]

 

Hepimize Stephen Hawking’in, “Bilginin en büyük düşmanı bilgisizlik değildir, bildiğini zannetmektir,” sözünü anımsatan bir “Ecdat” yaygarası aldı başını gidiyor…

Semih Gümüş’ün, “Tarihi anlar yaratamaz”; Giorgio Agamben’in, “Tarih asla anda yakalanamaz, sadece bütüncül süreç olarak yakalanabilir,”[2] uyarılarını kavrayamayan “ecdat körlüğü” dört yanı sarıp sarmalıyor…

Umutlarımızı Büyütüyoruz

 

“... komünist için sorun, mevcut dünyayı köklü bir biçimde dönüştürmek (revolutionieren), varolan duruma pratik olarak saldırmak ve onu değiştirmektir.”Marx-Engels

Sayfalar