TKP/ML ÖRGÜTLENME KOMİTESİ:Kuruluşunun 40. Yılında PKK'yı ve Kürt Özgürlük Mücadelesini Selamlıyoruz!
27 Kasım 1978’de Lice’nin Fis köyünde kurulan Kürt Özgürlük Mücadelesinin öncü gücü Kürdistan İşçi Partisi'nin 40. mücadele yılını kutluyor, özgür bir Kürdistan kurma mücadelesinde toprağa düşen tüm PKK şehitlerinin anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.
1923 yılında içlerinde Türk hakim sınıflarının da yer aldığı bir antlaşmayla emperyalistlerin gözetimi ve denetiminde 4 ayrı parçaya bölünen Kürdistan topraklarının bir bölümü Türk devletine verildi. Türk devletinin ilhak ettiği Türkiye Kürdistanı'nda, Türk hakim sınıfları yeni kurdukları faşist TC devletiyle başından itibaren Kürtleri yok sayarak, başta Kürt ulusu olmak üzere tüm ulus ve azınlıkları Türkleştirmek için özel politikalar geliştirdiler. Faşizmle malul yeni Türkiye Cumhuriyeti, kendi hakları ve bağımsızlıkları için ayağa kalkan mazlum Kürt ulusuna karşı tam bir imha ve inkar politikası uyguladı. Türk devletinin kuruluşundan üç yıl sonra 1925'deki ilk Kürt isyanı kanlı bir şekilde bastırıldı. Kürtler yerlerinden edildi. Binlerce Kürt köylüsü kendi yurtlarından başka alanlara sürgün edildi. Dilleri ve kültürleri yasaklandı. Kürt oldukları için gittikleri yerlerde horlandılar, iş verilmedi, yoksulluk içinde bir hayat sürdürmek zorunda kaldılar. Bunu diğer katliamlar, baskı ve asimilasyon politikaları takip etti.
PKK'nin 1978 yılındaki kuruluşu ise, takip eden ve artık geriye dönülmesi mümkün olmayan özgürlük mücadelesiyle faşist Türk devletine vurduğu darbelerle devleti defalarca ayağına getirerek masaya oturtmuştur.
PKK, 1984 yılında ilk kurşun olarak tarihe geçen Eruh baskınıyla, hem 1980 Askeri Faşist Cuntasının “ezdik, bitirdik” söylemini boşa çıkartmış, hem de Kürt özgülük mücadelesinin yok edilemediği, Kürtlerin bağımsız bir Kürdistan kurana kadar mücadelelerini devem ettireceklerini namlunun ucundan verdikleri mesajla tüm dünyaya duyurmuştur.
40 yıldır kesintisiz bir şeklide devam eden Kürt Özgürlük Mücadelesi kararlı ve onurlu duruşuyla mücadelesine devam ediyor. Türk devleti ise, 29. kez karşılaştıkları bu isyan hareketinin başlarına neler açacağını bildiği için, en baştan ezmek ve yok etmek için tüm gücüyle yönelttiği saldırılarına “müzakere dönemleri” de dahil bugüne kadar hiç ara vermedi.
Özellikle 1980 Askeri Faşist Cunta sonrası Diyarbakır Hapishanesinde uygulanan insanlık dışı uygulamalarla isyan, esaret koşullarında ezilerek bitirilmek istenen PKK, tüm bu baskı ve yok etmelere karşı direndi, toparlandı, kuruluşunun üzerinden birkaç yıl geçmesine karşın, geride bıraktığı mücadele deneylerinden çıkardığı derslerle önemli hamleler yaptı.
PKK, başlattığı özgürlük mücadelesiyle ulusal güçlerin büyük bir kesimini saflarında örgütlemesini bilmiş, özellikle Kürt kadın ve gençlerini savaşın içinde özgürleştirmenin önemli adımlarını atmıştır. Nitekim kadın mücadelesinin, Kürt özgürlük mücadelesinin temelinde gördüğü işlevle, Türkiye Kürdistanı'nda feodal-ataerkil yapıda ciddi çözülmeler yaşanmıştır. Ulusal mücadelede feodal yapıyı ve değer yargılarını paramparça eden en başta Kürt kadını olmuştur. Kitlesel olarak savaşta yerini alan Kürt kadını bugün Rojava'da gerçekleştirdiği devrimle coğrafyanın en ileri mevzisini oluşturmaktadır.
Partimiz, kuruluşundan itibaren çok uluslu ülkemizde Kürt ulusu üzerindeki baskıları görerek, Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkını kayıtsız-şartsız savunarak, Kürt ulusal mücadelesinin yanında olmuş, desteklemiş ve her fırsatta yakın durarak ortak platformlarda yer alarak birlikte mücadele etmiştir. 1980 Askeri Faşist Cuntası döneminde Diyarbakır Hapishanesinde birlikte örülen direniş, Dersim'de savaşçılarımızın birbirlerine karışan kanları ile gelişen yakınlık ve dostluk, bugün her iki partinin yollarını bir kez de Halkların Birleşik Devrim Hareketi'nde birleştirmiştir.
HBDH'nin sadece bir eylem birliği/ittifak olmanın da ötesinde bir anlamı vardır. HBDH aynı zamanda Kürt Özgürlük Hareketinin ulusal demokratik mücadelesinin pratik olarak desteklenmesi olarak da kavranmalı ve görülmelidir. AKP'nin topyekun bir saldırı ile ezmek istediği tüm toplumsal güçlerinin bu saldırları püskürtmek ve faşizme karşı mücadelede HBDH'nin önemi ve gerekliliği her geçen gün kendisini daha da hissettirmektedir.
Partimiz, PKK'nın 40. mücadele yılında, her alanda Kürt Özgürlük Mücadelesin yanında olduğunu bir kez daha ilan eder.
Yaşasın Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı!
Yaşasın Kürt Ulusunun Ulusal Özgürlük Mücadelesi!
Kahrolsun Faşist Türk Devleti!
Bütün Ülkelerin İşçileri Ve Ezilen Halkları Birleşin!
27 Kasım 2017
TKP/ML ÖRGÜTLENME KOMİTESİ
“Bu bir çıkmaz sokak. 3.Dünya savaşı yaklaşıyor.” Mu gerçekten de?
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, 11-12 Temmuz 2023 tarihlerinde Vilnius’ta gerçekleşen NATO Liderler Zirvesi’nde Ukrayna’ya yapıla gelen silah yardımlarının daha da arttırılması kararına ilişkin olarak şu değerlendirmede bulunmuş:
“Çıldırmış olan Batı, başka bir şey düşünemez oldu. Aptallık noktasına kadar en yüksek düzeyde öngörülebilirlik içerisindeler. Bu bir çıkmaz sokak. 3.Dünya Savaşı yaklaşıyor.” (1)
“Kim Daha Kötü Kaypakkaya’cı?”
Halkın günlüğü gazetesinde yayımlanan bu makaleyi yerinde ve doğru tespitlerinden ayrıca Kaypakkaya'yı anlama ve algılama yönünden değerli bir yazı olması sebebiyle okumanızı tavsiye ederiz.
“Kim Daha Kötü Kaypakkaya’cı?”
Kaypakkaya’yı sevmek (Deniz Faruk Zeren)
Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!
Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zındanlarıyla tanışıyor!
Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!
Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?
On yıllar önce katledilmiş, katilleri açığa çıkarılmak bir yana korunup gizlenmiş, mezarına giden yollara bile karakollar kurulmuş, adına yazılan şarkılar yasaklanmış bu insan güzeli, İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek neden suç?
“Özgür yaşa ya da öl” (Nubar Ozanyan)
Sömürgecilik pratiği ve politikası hemen her yerde ve anda benzerlikler taşımaktadır. Amerika’dan Fransa’ya, Hollanda’dan Portekiz-İspanya’ya uzanan sömürgeci tarihin işgal ve yıkıma dayalı ayak izleri hep aynıdır. Sözde yoksul ve geri kalmış ülkelere medeniyet götüren uygar ülkeler(!) sömürgeci tarihlerini kolonyal çıkarlarına göre yazarlarken yerli halklar ise tarihi direniş ve isyanla yazmaktadır. Bu hikaye, yeni biçim ve kodlarda sürdürülse de özü ve gerçekliği hep aynı kalmaktadır.
Kaypakkaya ardılı hareketin bölünme ve ‘birlik” sorunu üzerine
- Çok parçalılık, bölünme/kopuşma ve ayrışma sorunu.
‘Yakın tarih’ olarak, 1968 süreci ve 1970 başlarında ortaya çıkışı itibariyle ele alındığında görülecektir ki Türkiye ve K. Kürdistan Devrimci Hareketi (TKKDH), sınıflı toplum gerçekliğinin doğal bir gereği olarak da zaten parçalı/çok bölüklü olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Bu, elbette anlaşılır ve kabul edilebilir bir durumdur.
Sınıf Savaşımı Uzun Bir Yürüyüştür
Bugün karşı karşıya olduğumuz yoksulluk tablosu, kapitalist gelişmenin ve sermaye birikiminin kaçınılmaz sonucudur. Yaratılan zenginlikler bir tarafta birikirken diğer tarafta ise yoksullaşma ve yıkım büyümektedir. Bu, kapitalizmin genel yasasıdır. Proletaryanın yoksullaşması, bir avuç egemen sınıfın ise zenginliğine zenginlik katmasıdır.
KATLİAMININ 30. YILINDA MADIMAK VE ES GEÇİLEN BAŞBAĞLAR.
Sözüm öncelikle komünist ve sol- sosyalist kesime: Ne zaman gerçek anlamıyla adil olmayı ve çifte sıtandartçı yaklaşımları terk etmeyi başaracağız acaba? Ne zaman 'bizim cenah' dediğimiz kesimlerce de halka karşı işlenmiş ağır suçları tereddütsüzce kınayacağız acaba?
Çok genelleme yaparak, üzerinde durmak istediğim esas konuyu bunun gölgesinde silikleştirmek istemiyorum.
Her 2 Temmuz'da Madımak katliamı kınanırken; Başbağlar katliamı neden sessizce es geçiliyor acaba?
Komünistlerin Birliği Çağrılarına Dair
MKP’li arkadaşlar, arada kısa molalar vermekle birlikte, uzunca bir süreden beridir ki komünistlerin birleşmesi gerektiğine dair çağrılar yapmaktalar. Ve mütemadiyen yakınıp durmaktalar: "Muhataplarımızdan yanıt alamıyoruz" diye.
Evet, görüldüğü kadarıyla muhatapları bu çağrılara ilgisiz olmalılar ki, yanıt vermiyorlar. MKP’li arkadaşlar da kendilerince bir basınç oluşturma adına; adeta Temcit pilavı misali, her fırsatta bu çağrılarını yinelemekte ve muhataplarını kamuoyuna şikâyet edip durmaktalar.
Avrupa da İbrahim olmak!
18 Mayıs 1973‘den bugüne Kaypakkaya yoldaşın işkencede katledilişinin ellinci yılı.
50 yıldır söndürülemeyen meşaledir İbrahim Kaypakkaya!! Bu yazının amacı İbrahim Kaypakkaya‘yı anlatmak değil, Onu anlatan onlarca yazı yayınlandı bu yazı da başlıktan da anlaşılacağı üzere İbrahim Kaypakkaya‘yı Avrupa‘da anan ardıllarının pratik, teorik düzlemde, Kaypakkaya‘yı nasıl andıkları? Neyi, nasıl, ne kadar anladıklarını irdelemek bu yazının amacı.