TKP/ML: “Ölüm; Özgürlük, Devrim Ve İdeallerimiz İçin” Diyenlere Bin Selam Olsun!
“Al, yüreklerinden bir parça koy yüreğine
kokuları serin bir bahar rüzgarı gibi
çek içine.
şafak vakti dağın ardında selamla onları
söz ver,
başarılacak de,
de ki gülümsesinler
de ki arkada kalmasın gözleri.”
Türk, Kürt Uluslarından Ve Çeşitli Milliyetlerden Emekçi Halkımıza;
Zorun tarihsel rolünü “yeni bir topluma gebe her eski toplumun ebesidir” diye tanımlıyordu Marks. Mao ise “iktidar namlunun ucundadır” diyerek kristalize ediyordu toplumsal devrimin zorunlu aracını. Önderimiz İbrahim Kaypakkaya ülke devriminin programının temel ilkelerini belirlerken sürekliliği sağlanmış zorun önemini ve temelini vurgulayarak işaret etmiştir. Partimiz TKP/ML işte bu temeller üzerine oturmuş savaşçı bir Komünist Parti özelliğine sahiptir. Tam 44 yıldır Ülkemizin sosyal, ekonomik, siyasal karakterine uygun olan devrim programından vazgeçmeksizin, kesintiye uğratmaksızın bir savaşım vermektedir. Zoru, tarihsel karakterini ve ülkemizde özgünleşmiş sürekliliğiyle birlikte kavramış ve kendi tarihinin harcı yapmıştır.
Kesintisiz sürdürülen silahlı mücadelemizin ağır bedelleri, yıkıcı kayıpları da olmuştur. Bu uğurda yüzlerce parti kadromuz, üyemiz ve militanımız şehitler kervanına katılmıştır. Ülkemizde devrimi örgütlemek, devrimci savaşım vermek kesintisiz şekilde şehit vermek anlamına gelmektedir. Silah elde vuruşmak öznel bir tercih değil, tarihsel koşulların, toplumsal gerçekliğin emrettiği bir zorunluluktur ülkemizde. Partimizin bu çizgisi, uzun soluklu devrim yürüyüşünde şehitlerle pekişen, ödenen ağır bedellerle kaynaşan bir gerçekliği yaratma zorunluluğunu doğurmuştur. 44 yıl boyunca bu zorunluluk ise teoride değil hayatın içinde kendine yer bulmuştur.
Partimiz henüz kuruluş aşamasında Kurucu önderimiz İbrahim Kaypakkaya’yı bu çizgiyi yaşama geçirirken kaybetmiştir. Ali Haydar Yıldız, Meral Yakar yoldaşlar aynı dönem içerisinde parti çizgimizin ölümü kucaklayarak inşacısı olmuşlardır. Bu yolda dört genel sekreterimizi kaybettik. Yüzlerce kadromuz, savaşçımız aynı yolda sebatla ilerleyen ve komünist çizgiyi hayata geçirmede ölümleriyle birer basamak oldular.
Partimiz Ocak ayının son haftasını Parti Ve Devrim Şehitleri Haftası ilan etmiştir. Bunun nedeni ise devrim ve komünizm mücadelesindeki birçok tarihsel şahsiyeti bu ay içerisinde kaybetmemizdir. TKP kurucusu Mustafa Suphi ve yoldaşları, Ali Haydar Yıldız, Meral Yakar, Atilla Özkan yoldaşlar ocak ayı içerisinde şehit olmuşlardır. Önderimiz Kaypakkaya bu ayda düşman tarafından ele geçirilmiştir. Enternasyonal proletaryanın Büyük öğretmeni ve ustası Lenin, Almanya’nın komünist önderleri Karl Liebnecht ve Rosa Lüksemburg yine Ocak ayı içinde şehit düşmüşlerdir. Partimiz bu bütünlük içinde Ocak ayının son haftasını parti ve devrim şehitlerini bir kampanya şeklinde örgütleyerek anma haftası ilan etmiştir.
Şehitler Halk savaşına önderlik eden bir partinin enerji kaynağıdır. Ölümüne bedel ödenmeksizin savaşkanlık ruhu kuşanılamayacağı gibi, devrimin ateşi de harlanamaz. Silahlı mücadelenin temel ve değişmez şartıdır bu. Şehitler ideolojimizin gürbüz yumruğudur. Kararlılığımızın can damarı ve eşsiz simgesidir. Her şehit, binlerce cümlenin, onlarca kitabın, en usta propagandanın ulaşamayacağı bilinci ve kavrayışı halkın zihnine silinmeyecek şekilde işler. Her gidenimiz toprağa düştüğünde devrimin, sosyalizmin ve yüce davamızın eşsiz kavranışına da bir tuğla ekleyerek gidiyor.
Faşist diktatörlüğe karşı mücadelenin bedelsiz olmadığını biliyoruz. Ülkemizin devrimci-demokratik mücadele süreci bu ağır bedellerin tanığıdır. Sadece devrim mücadelesi değil, demokratik hak ve özgürlük mücadelesi yürüten her kesim faşist diktatörlüğün hedefidir. Faşist diktatörlüğün ölüm mangaları silah elde kavga edenleri düşman bellediği gibi, hakkını arayan işçileri, tarlasını koruyan köylüleri, özgürlük isteyen öğrencileri, Ulusal hak talep eden ve kendi kaderini belirlemek isteyen Kürtleri, barış isteyen demokratları, tarihsel haksızlık olan soykırımı sorgulayan Ermenileri, gerçeği anlatan gazetecileri-akademisyenleri-bilim insanlarını, sistemin çölleştirmesine karşı duran çevrecileri yani özcesi kendi siyasal kalıplarına sığmayan herkesi düşman beller, hedef alır. Faşist diktatörlüğün tarihi ezilen, hakkını arayan halk kesimlerine karşı aynı zamanda katliam tarihidir. Bu anlamda topraklarımızdaki mücadele, faşist diktatörlüğün çeşitli kesimlere, çeşitli nedenlerle kanla, ölümle, gözyaşıyla bedel ödettiği bir sürece de içkindir. Bu devrimci mücadelenin ölümle ne kadar kol kola iç içe geçen bir mücadeleyi içerdiğinin tarihsel bilinci ve zorunlu kavrayışı anlamına da gelmektedir. Devrim ve komünizm şehitleri halkın ödediği bedellerin en üst düzeyde örgütlenerek, halkın büyük çıkarlarıyla kaynaştırılması ve güzergahın çizilmesi gibi bir karaktere de sahiptir.
2015 yılı Türk-Kürt ulusu ve çeşitli milliyetlerden Komünistlerin, devrim ve demokrasi mücadelesi yürütenlerin, özgürlük isteyenlerin, hakkını arayan ilerici kesimlerin şahadetlerine yoğun şekilde tanıklık ettiğimiz bir yıl oldu. Yüzlerce devrimci, demokrat faşist diktatörlüğün doğrudan hedefi olarak şehitler kervanına katıldı.
Suruç ve Ankara’da en demokratik hakkını kullanan devrimci ve demokratlar acımasızca katledildi. Cihadist katilleri Rojava’da destekleyip besleyen faşist diktatörlük, korku ve baskı aracı olarak Türkiye’de de devrimci, demokrat ve yurtseverlerin üzerine köpeklerini salmaktan geri durmadı. Kendi eliyle gerçekleştiremediği katliamları bu katil sürüsü aracılığıyla hayata geçirdi.
Faşist devlet onlarca Kürt şehrini kuşatma altına alıp 6 aylık bebekten 80 yaşındaki yaşlıya kadar her Kürdü hedef alarak katletmekten geri durmadı. Türkiye Kürdistanı’nda sınırsız ve pervasız bir insan avına çıkan katil gibi hareket etti. Silahlı, silahsız Kürt halkının yüzlerce yiğit evladını, zulme boyun eğmediği için katletti. Tam bir tedip ve tenkil politikası yaşama geçirdi. Direnen Kürt halkının yiğit kadınları ve erkekleri özgürlük tutkusuyla bu süreçte ölümü korkusuzca kucakladı. Her biri ezilenlerin şanlı tarih defterine isimlerini onur ve şerefle yazdırmayı başardı.
Halkımızın yiğit kadınları Arin Mirkan ve Sibel Bulut Rojava’da, Yeliz Erbay ve Şirin Öter İstanbul’da fedanın ve direnme kültürünün yeni ve eşsiz sembolleri olarak hafızamızda ve benliğimizde yerlerini çoktan aldılar. Özgür Kadın kimliğinin devrim sevdasıyla kavuşmasının nasıl bir cesaret ve cüret kazanacağını ölümü kucaklarken anlattılar bize.
2015’de, demokratik halk devrimi ve komünizm idealiyle savaşan partimiz önderliğindeki TİKKO komutan ve savaşçılarının da şahadetine tanıklık etti. Partimizin üyesi Cengiz İçli, TİKKO komutanlarından Hakan Çakır ve savaşçılardan Özgüç Yalçın yoldaşlar faşizme karşı silah elde Dersim dağlarında direnerek ve ölüme meydan okuyarak enternasyonal proletaryanın bayrağını dalgalandırdılar. “Komünizm öldü, devrim hayal oldu” gerici çığlıklarına devrim ve komünizm sloganlarıyla ve silahların eleştirel gücüyle yanıt oldular. Partimizin hedeflerine, halkımızın çıkarlarına kan verdiler, can oldular. Tereddütsüz duruşları, donanmış bilinçleri ve ufka bakan inançları ile ruhumuzu ateşlediler, inancımızı pekiştirdiler. Onlar partimizin irade ve eylem birliği ruhunun harcına kanlarını kattılar. Olumsuz olanı olumluya çevirmede özne oldular. Zor süreçte devrimci oldular, zor süreçte devrime ve komünizme kendilerini adadılar. Devrimci sürecin zorluklarını zorunluluğu kavrayarak göğüslemeye çalıştılar. Bu kavrayışıdır ki, onların özgürlük ruhunu kuşanmasına vesile olmuştur. İşte partimiz bu kavrayışın ürünü olarak tüm olumsuzluklara rağmen komünist çizgisinden taviz vermeksizin yürüme iradesi göstermektedir.
Partimiz 44 yıllık yürüyüşünde İbrahim’den Mehmet’e önderleşmeyi can bedeli bir kararlılıkla sürdürmüş. Ali Haydar’dan Cengiz’e parti iradesini düşmana karşı savaşkanlık ruhunu pekiştirerek geliştirmiş Meral’den Beşlere komünist-kadın kimliğini kuşanma mücadelesi yürütmüş. Kesintisiz bir şekilde rüzgar karşımızdan esse de ona meydan okumuştur. Devrim ve komünizm inancımız, şehitlerimizin yarattığı ruhla dünden daha çok yarından daha az olacaktır hep. Bu ruhla kavgaya sarılacağız, yetmezliklerimize zaaflarımıza başaramadıklarımıza bu ruhla yanıt olmaya çalışacağız.
Gidenlerimizin her biri gidişlerinin anlamını büyüterek gidiyorlar. Acımız ve kederimiz kadar öfkemiz ve umudumuzda büyüyor. Ölümü küçülterek bir davayı sürdürmek, geride kalanlara bırakılan zorlu ve şanlı bir mirastır. Şehitlerimiz bize kıskanarak korumamız gereken miraslarını bıraktılar. Çünkü onlarda kıskançlıkla koruyorlardı o büyük idealleri ve davayı. Ant olsun ki gözleri arkada kalmayacak. Tarihsel sorumluluklarımızdan biriside budur. Düşsekte, yenilsekte, başaramasakta, sorunlarla boğulsakta ayağa kalkmak için, yenmek için, başarmak için, çözmek için ve kavgamızı kesintiye uğratmamak için Tarihsel sorumluluğumuzun kucağına atacağız kendimizi. Şehitlerimiz bize rehberlik yapacak en karanlık ve umutsuz anlarda. İdeolojimizin, kavgamızın aydınlık yolunda yürüme ısrarı ile onlara layık olmaya çalışacağız.
Geleceği kazanmak için silah elde düşenlere, direnen ve boyun eğmeyenlere, demokratik halk devrimi-sosyalizm ve komünizmin şanlı bayrağını dalgalandırmada tereddüt etmeyen şehitlerimize selam olsun. Ve ant olsun ki parti ve devrim şehitlerimizin hesabını onların ideallerini gerçekleştirerek soracağız. Bu sözümüzü halkımıza ve şehitlerimize tekrar ediyoruz.
“Devrim Ve Özgürlük İdealleri İçin Düşenlere Selam Olsun!
Şan Ve Şeref Olsun Parti Ve Devrim Şehitlerine!
Kahrolsun Komprador Kapitalizm, Feodalizm Ve Her Türden Gericilik!
Yaşasın Halk Savaşı!
Yaşasın Demokratik Halk Devrimi Mücadelemiz!
Şan Olsun Marksizm-Leninizm-Maoizm’e!
Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!
Yaşasın Partimiz TKP/ML, Halk Ordusu TİKKO ve TMLGB!”
TKP/ML MK Ocak 2016
Son Haberler
Sayfalar
Fransa’da El Freni Çekildi! İşe Yarar Mı?
Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, 6-9 Haziran tarihleri arasında yapıldı. Almanya, İtalya ve Fransa’da aşırı sağ olarak tanımlanan faşist hareket ciddi anlamda sandalye sayısına ulaştı. Böylelikle merkez sağla birlikte faşist hareket AP’deki en büyük grup olarak yerini korudu.
Seçimlerin yankısı ve sonuçları ciddi anlamda tartışmaları doğurdu. AP’ye Almanya’dan sonra sağcılar adına en fazla vekil gönderen Fransa, tartışmaların girdabından çıkıp erken seçim hamlesi ile sarsıntıyı giderme yoluna gitti.
Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (3)
Devrimci siyasal mücadelenin genel olarak nesnel zemini, sosyal devrimleri de olanaklı kılan nesnel zemin ile, aslında ortak paydalara sahiptir. Emperyalist- kapitalist barbarlığın hüküm sürdüğü ve kendisinin doğrudan var ettiği her bir antagonist çelişme ve sorunların giderek daha bir keskinleşerek; ulusların, halkların ve doğanın yaşamını kâbusa çevirip, geleceklerini ciddi şekilde riske soktuğu şu süreçte, gerek özel olarak Türkiye ve K.
Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (2)
Somut özgülün realitesi içerisinde devrimci siyasal mücadelenin etkili ve sonuç alıcı kazanımlara dönüşerek yürütülebilmesi için gerekli olan bir diğer öncelikli koşul ise; elbette ki bu mücadelenin, küresel ve yerel zeminde, toplum gündemini doğrudan ilgilendiren ve de ilgilendirecek olan sorunlar üzerinden ele alınarak yürütülmesidir.
Halkların İhanetçilerden Çektiği (Nubar Ozanyan)
Zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışırken karanlığın sadece gece gelmediği, güneşin altında da gelip halkları bulduğu katliamlar birçok halkı nefessiz bırakmaya çalışmıştır. 1915 Ermeni Soykırımı boyunca başta Asuri, Süryani, Pontus halkı olmak üzere Êzîdî ve Kürt halkı da büyük trajediler yaşamıştır. Bugün Türk faşizmi eliyle Başûr Kurdistan’ında gerçekleşen işgal ve ilhak saldırılarında Kürt halkıyla birlikte Asuri-Süryani halkı da tanımsız acılar yaşamaktadır.
Türkiye’de Ermeni bir devrimci militan: Haldun Karyol (MEHMET GÜNEŞ)
Haldun Karyol, asıl adıyla Harutyan Karyolacıyan, kadim dostum, 8 Temmuz günü aramızdan ayrıldı. Haldun bir Ermeni’ydi ama her şeyden önemlisi Türkiye’de yetişmiş, ender görülebilecek, kendine has eylemci bir devrimci militandı. Onu ender ve ebedi kılan hikayesini bilmek ve öğrenmek, bugün Türkiye’de devrim mücadelesine baş koymuş her militanın hakkı. O yüzden, Haldun’u yakından tanıyan biri olarak, onu anlatmayı devrimci bir görev olarak üstleniyorum.
Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (1)
Nasıl ki genel siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı, küresel ve yerel bazdaki ekonomik, politik, eğitsel, askeri, kültür-sanatsal, çevresel-iklimsel, ezen-ezilen cins, inanç ve etnik sorunlar yekûnu olan toplumsal dinamikler zemini üzerinden kendisini var edip sürdürüyorsa; birebir aynı şekilde, devrimci siyasal mücadele ve siyaset ediş tarzı da aynı küresel ve yerel toplumsal dinamikler üzerinden kendisini var edip sürdürmesi gerekiyor. Normal ve de olması gerekendir bu.
Küçük bir damla ile fırtınayı başlatanlar (Nubar Ozanyan)
Aradan 12 yıl geçti. Etki gücü Ortadoğu’ya yayılan 12 yaşında genç bir devrim yaşıyor adına Rojava denilen topraklarda. Derin yoksulluk, bitmeyen zulümle terbiye edilip cehenneme çevrilen Ortadoğu’da Rojava, bir özgürlük adası gibi duruyor.
Türk Faşizmi EURO 2024’te Sahaya İndi
İki yılda bir Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) tarafından organize edilen Avrupa Futbol Şampiyonası, bu yıl EURO 2024 olarak Almanya’da düzenlendi.
Kapitalist Toplumsal Bir Kırılma ve Yeniden Tarihi Yeni Bir Toplumsal Süreç
Kapitalist emperyalist sistem, önceki bunalım ve çelişmelerinden farklı olarak,, kendisinin taşıyamayacağı ve çözemeyeceği sistem içi yapısal ekonomik ve siyasal çelişmeler ile karşı karşıya kaldığı bir sürecin içine girmiştir. Bir taraftan yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışıyla (ki, bu; kapitalizmin ala bildiğine gelişmesi, genişlemesi, üretimin ve sermayenin alabildiğine temerküzü ve de mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi sürecinin de ilerlediği anlamına gelir) kendini yeniden üretemez olan bir sürecin içine girmiştir.
Bunların neler olduğunu kısa olarak açalım:
Prof. Dr. Korkut Boratav CHP’den Sermaye Sınıfıyla Hesaplaşmasını İstiyor...
Marksist iktisat Profesörü Korkut Boratav, gazeteci İrfan Aktan’a verdiği mülakatta, sürece ilişkin gerçekten de çok değerli ve devrimci sol-sosyalist ve komünist politik öznelerce dikkate alınması gereken çok önemli siyasi ve iktisadi analizler yapıyor, saptamalarda bulunuyor.
Örneğin kendisine sorulan şu soruya verdiği yanıtta olduğu gibi:
“Yoksulların, alt sınıfların bu kadar derin bir kriz yaşadığı dönemde nasıl oluyor da ideolojik hegemonyayı yine de iktidar sağlayabiliyor ve buna karşı güçlü bir sol alternatif çıkmıyor?” (abç)
Yağma ve Talan Cumhuriyeti (Analiz)
Geçtiğimiz haftalarda Kayseri’deki pogrom girişimiyle başlayan ırkçı ve mülteci düşmanı saldırılar Antalya, Antep, Urfa, Hatay, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde de kendisini göstererek göçmenlere ait işyerlerinin ve malların yağmalanmasına, yakılmasına ve çok sayıda göçmenin yaralanmasına, hatta Antalya’da göçmen bir gencin öldürülmesine neden olmuştur.
Bir çeşit günah keçisine dönüştürülen göçmenlere karşı yükselen bu dalga görünen o ki daha çok olaya ve şiddete gebe bir yerdedir.