Cumartesi Ekim 24, 2026

TKP/ML-MK:8 Mart emekçi kadınların örgütlenmiş isyanıdır!

8 Mart 1857’de Amerika’da Kadın işçilerin temel hakları için mücadele ederken 129’nun yanarak katledilmesiyle temel buldu Dünya emekçi Kadınlar günü. Proleter kadınların kapitalizme karşı açtığı isyan bayrağının kızıl rengi bugün kadın hakları mücadelesinin hala temel itim gücü olmaya devam ediyor. 1857 ile rengini alan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü, bugün kadınların sınıfsal sorunları yanında ezilen cinsiyet olmasından kaynaklı sorunlarla birlikte daha geniş anlama bürünen bir toplumsal mücadele karakteri kazanmıştır.

Kadın kimliğinin bin yılların egemenliğine dayanan ataerkil toplumsal yapıdan kaynaklı tarihsel sorunları vardır. Bu sorunlar sınıf egemenliğine dayanan tüm toplumsal sistemlerin buna yeni halkalar eklemesi, kendi gerici sınıf egemenliğine dayanan ihtiyaçların karşılanmasına paralel birikerek büyümesini getirmiştir. Kadınlar, sömürücü egemen sınıfların erkek egemen zihniyeti altında çığ gibi büyüyen cinsiyet baskısına acımasızca maruz kalmıştır. Erkek egemen anlayış baskı, sömürüye dayalı toplumsal sistemin sürdürülmesinde “yaratıcı” yöntemlerle kendini her defasında yeniden üretmeyi başarabilmiştir. Bu sistemlerin yönetme anlayışının temellerinden, her hücresine ve inşa edilen sürecin bütün ruhunda vardır.

Ezilen cinsiyet sorunu toplumsal devrimin bilinci ve ruhu olmak zorundadır. Kadın sorununun tarihsel karakteri aynı zamanda kadın mücadelesinin ve direncinin de tarihsel karakteridir. Nasıl ataerkillik her gerici egemen toplumsal sistem tarafından bir sopa ve baskı aygıtı olduysa bu durum karşıtı olan direnci ve mücadeleyi de beraberinde getirmiştir.

Kapitalizm çağında toplumsal yaşama daha fazla katılan kadınların sınıfsal mücadeleye tutuşması ezilen cins olan kadının birikmiş sorunlarını hem daha fazla görünür kılmış hem de örgütlü bir mücadelenin konusu haline getirmiştir. Bu görünürlük süreç içinde ezilen cinsiyet temelinde mücadeleci güçlerin paydaşlığını da ortaya çıkarmıştır. Farklı sınıflardan kadınların ortak paydada buluşmasını, ortak mücadele ve hak talebi ekseninde hareket etmesi olanağını da beraberinde getirmiştir. Bu çıkar birliği kuşkusuz ataerkil anlayışa karşı bir ittifak niteliğine sahiptir. Ataerkil anlayışın nerde ve hangi biçimde, hangi üretim ilişkilerinde ve hangi sınıfta açığa çıktığına bakmaksızın bir toplumsal mücadele konusu olacaktır. Bu mücadelenin özü tarihseldir, haksızlık tarihseldir ve hiç kuşkusuz bu ortadan kalkana kadar, bunun tüm kırıntıları temizlenene kadar da bu mücadele sürecektir.

Emperyalizm çağında ezilenlerin sorunu olan, sınıfsal temele dayanan kadın mücadelesi hiç kuşkusuz proleter devrimlerin müttefikidir. Demokratik halk devrimi ya da sosyalist devrim programlarının parçasıdır.

Kadın sorunu proleter devrimcilerin hem çözme iddiasıdır hem de aynı zamanda bağrında taşıdığı toplumsal bir sorunun kendisidir.

Kadın sorununu, siyasal iktidar hedefli toplumsal devrimle önündeki engelleri yıkıp geçmekle ancak ayağındaki bağlardan kurtulma olanağına daha fazla kavuşacaktır. Ama aynı zamanda toplumsal devrimin bağrındaki erkek egemen anlayışa karşı sıkılaşmış bir ideolojik mücadele, erkeğin elindeki egemenliği berhava etme kavgasıdır da. 8 Mart sadece egemen gerici sınıfların ürettiği sorunlara isyan bayrağı değil, erkek egemenliğin ilerici mevzilerde ortaya çıkan yanlarına karşı kaldırılmış mücadele bayrağıdır.

Kadın mücadelesi çok yönlü, çok katmanlı ve kuşkusuz kesintisiz bir ideolojik, politik mücadeledir. Sınıfsal ve cinsiyet temelli ortaya çıkan sorunların ortadan kaldırılmasını kapsadığı için karmaşık, zorlu ve çok yönlüdür. Hangi sınıftan olursa olsun erkeğin egemenliğini yıkma, onu ayrıcalıklarından koparma ve aynı zamanda değiştirme mücadelesidir.

Kadınlar bugün toplumsal üretimin ve yaşamın ikinci unsuru olarak baskılara maruz kalmaktadır. Toplumsal üretim içine çekilmeyen “çocuk doğurmak”, “evinin hanımı olmak ve o sınırlar içine hapsedilmek”, “öğretilmiş kadın kimliğini yaşamakla” mükellef kılınmaya çalışılmaktadır. Ev içinde görülmeyen emekle kısırlaştırılan, toplumsal karşılığı sınırlı ya da hiç olmayan bir denklem içine hapsedilmektedir. Üretim içinde söz hakkı kısıtlandığı oranda toplumsal, siyasal, kültürel ilişkiler içinde de yok sayılmakta, aşağılanmakta, baskılanmaktadır.

Kadınlar emek pazarında ucuz iş gücünün temel unsuru olarak görülmektedir. Güvencesiz, esnek çalışma koşullarının en fazla mağduru olan kesimlerdir kadınlar.

Feodal kültürün ve gerici değer yargılarının aileden töreye, abiden babaya, kocadan devlete uzanan geniş bir baskı, şiddet ve yaşam hakkına uzanan saldırıları yaşanmaktadır.

Kadın bedeni yarı-feodal ilişkiler içinde hem kullanılacak cinsel meta hem de kapatılmış-sabitlenmiş erkek mülkü olarak görülmektedir. Bu bağlamda evlendiğinde tasarrufu erkeğe ait bir ev üretim aracı, onun dışında ise tacize-tecavüze uğramayı hak eden bir cinsel meta olarak görülmektedir. Fiziksel ve psikolojik şiddet, cinsel taciz iş-ev ve sosyal yaşamın her alanında yaygın ve gaddarca uygulanmaktadır.

Özel olarak devletin polis, yargı, siyaset ve medya ayağında ise sistematik bir teşhir, yok sayma, potansiyel suçlu görme uygulamaları söz konusudur. İnfial yaratan erkek şiddetinde “timsah göz yaşı” döken devlet makinası diğer her türlü şiddet, taciz, tecavüzde kadını yeniden mağdur eden uygulamalardan geri durmamaktadır.

Kadınlar emperyalistlerin ve gerici güçlerin çıkardığı her savaşta en çok mağdur olan kesimlerdir. Göç yollarında kadınlıkları suistimal edilen, en zor koşullarda bırakılan, en ağır baskıya maruz kalan kadınlar olmaktadır. Savaşın en acımasız yüzü onların karşısına çıkmaktadır.

Kadın hakları konusunda devrimci, demokratik mücadele ise Faşist diktatörlük tarafından hem psikolojik savaşla, hem gerici feodal değer yargıların baskısı altında hemde faşist devletin zor aygıtlarıyla baskılanmaktadır. Sokakta devlet şiddeti, siyasal, sosyal ve kültürel hayatta devletin en tepesinden hedef göstermeler duraksamaksızın uygulanmaktadır.

Türkiye Kürdistanında kadın kimliği devletin özel hedefindedir. Ulusal kurtuluş mücadelesinin en temel dinamiklerinden olan kadınlar ve bedenleri aşağılık yöntemlerde rencide edilmektedir. Panzer arkasında sürüklenen kadınlar, çırılçıplak teşhir edilen kadın gerillalar, mücadele eden kadınların mücadele eden erkeklerin kapatması olduğu psikolojik savaş argümanları Kürt kadınların aynı zamanda siyasallaşmış kimliklerine yönelik bir saldırıdır da. Faşist diktatörlük son 40 yılda durmaksızın bunu yaptığı gibi bugünde şehir direnişlerinde, dağlarda şehit düşen kahraman Kürt Kadın savaşçılarına aynısını yapmaktadır.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü kadın kimliğinin devrim-sosyalizm ve komünizm davasıyla kendi özgürlüğünü bütünleştirdiği, kaynaştırdığı sınıfsal ve cinsiyetçi gerici egemenlik ve ayrıcalığa baş kaldırdığı tarihsel bir gündür.

8 Mart özgürlüğün gelecek sorunu değil bugünün derdi olduğunun siyasal, pratik ve ideolojik kavranışıdır.

8 Mart proleter kadınların sınıfsal sorunlarından, cinsiyetten kaynaklı sorunları devrime doğru, sosyalizme doğru, komünizme doğru akıtmayı beceren bir özdür.

8 Mart partimiz için Meral Yakardan Beşlere kadın sorununu içine doğru çeken, yetkinleşen, olgunlaşan erkek egemenliğe savaş açan, bu anlamda Komünist kadın damarını benimseyen bir çizgi ve yönelimin örgütlenmesidir.

8 mart işçi, emekçi erkekler için kadın sorunun kavranmasının, kavrandığı oranda erkek kimliğinin, erkek ayrıcalığının ortadan kalkması, aynı zamanda ayrıcalıklardan arınan erkekliğin özgürleşmesi anlamına gelmektedir.

ŞAN VE ŞEREF OLSUN ÖZGÜRLÜK UĞRUNA SAVAŞAN KADINLARA!

ŞAN VE ŞEREF OLSUN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜNE!

ŞAN OLSUN KADIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ DEVRİM, SOSYALİZM VE KOMÜNİZM DAVAMIZLA KAYNAŞTIRAN ŞEHİTLERİMİZE!

YAŞASIN PARTİMİZ TKP/ML, ÖNDERLİĞİNDEKİ TİKKO, TMLGB!

TKP/ML MK 

TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ / MARKSİST-LENİNİST MERKEZ KOMİTESİ

49615

’’Yüce Türk ulusu adına' Tecavüz:Leyla Poyraz

Türkiye Cumhuriyeti  Devleti’nin mahkemelerinde kararlar açıklanırken, ”YÜCE TÜRK ULUSU ADINA…’’ başlığını kullanılır, ’’Yüce Türk adaletinin savunucusu’’ yargıçlarca… Onlar bu kararları alırken, ’’yüce Türk ulusu adaletinin’’ onlara verdiği yetkilere dayanarak bazı indirimler yaparlar. İşte bu ’’yüce Türk ulusu adına’’ yapılan bazı indirimler şunlardır:

Kadın programında ’’babam bana tecavüz etti’’ diyen kızını öldürenin, ’’babasını kamuoyunda mahcup etti’’ indirimi.

 Eşini katledenin , ’’kot giyiyordu, piercing takıyordu, çantasında doğum kontrol hapı buldum’’ indirimi.

Burjuvazi insanlığı pazarda tüketmiş

 

Her gün bir kadın öldürülüyor. Sokak ortasında. Gözlerimizin önünde.

Gülüşleri karatılıyor insanlığımızın.

Bir işçi katlediliyor, sömürü atölyelerinde

Bir ulus, egemen ulus tarafından yok sayılıyor. Üzerine bombalar yağdırılıyor.

Dilinden ve ulusal kimliğinden dolayı insanlar öldürülüyor.

Dininden dolayı insanlar boğazlanıyor. Yok ediliyor, soykırım yapılıyor.

Etrafı 8 metre yüksekliğinde duvarların içine hapsediliyor.

Yoksullar, denizin ortalarında boğuluyor. Çalınan aşlarına ulaşabilmek için.

Ülkeler yağmalanıyor.

Hrant, “nefret suçları” ve “zehirli kan” üzerine [1]

“Bizi gömmeye çalıştılar, tohum olduğumuzu bilmeden…”[2]

Biraz şu mahut “zehirli kan” meselesinden bahsedelim mi?

Ahparik Hrant katledileli sekiz yıl oldu… Onu Agos’un önünden Balıklı Ermeni Mezarlığı’na uzanan son yolculuğunda yüzbinlerle uğurlayalı sekiz yıl geçti…

Hangi Sınıftan Yanasınız?

Sinfli Toplumlar Tarihi Sinifli Toplumlar Tarihidir-1

SSCP ve CKP tarihini Amerikan Horror hikayelerinden, Trockist efsanelerden ogrenmeye kalktiginizda, bulacaginiz tek sey Gulyabani masallaridir.

Tarih de ideolojinin bir konusudur; ona nerden, hangi sinifin penceresinden baktiginiza gore elinizde bir tarih algisi olusur...

Sinifli toplumlarda sinifsiz gercek yoktur!

Tarihi incelerken tarihin hep iki boyutu oldugunu gorursunuz. Bu sinifli toplumlar icin tipik bir durumdur. Ve ayni zamanda yasamin dialektigi karsitlarin birligidir.

Ermeni soykırımını tarihçiler belirlesin yalanı :Furkan Çay

Soykırım konusu Türkiye’de tabu haline gelmişken devletlü takımının bu konu hakkındaki açıklamaları, soykırımı inkarını kemikleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan yine soykırımı konusunu tarihçilere bırakmak gerektiğinden bahsetti ve soykırımı konusunda TC devletinin resmi soykırımı tezinden bir adım öteye gidemedi. Sanki yaşamımızı belirleyen bütün gerçeklikleri bugüne kadar hep tarihçilerden öğrenmişiz gibi.
Cumhurbaşkanı’nın arşivleri tarihçilere açmaya hazırız sözleri hiç inandırıcı değildir.

Seçim sonuçları: şantajlara rağmen halk sistemin bekçilerine sırt çevirdi*

 

Siyaset temsilcilerinin yeniden biçimlenmesi nasıl olursa olsun, 25 Ocak seçimlerinde ortaya çıkan olgu şudur: Jean-Claude Juncker'in (AB Komisyonu başkanı çn.) ülkemizde ki temsilcileri, bütün çabalarına rağmen halkımız tarafından seçilmeyerek, köşeye sıkışmasalar bile ağır bir yenilgi yaşamışlardır.

"Türkiye 2015'i en az hasarla atlatmaya çalışıyor" Taner Akçam

Taner Akçam'la Ankara'nın 2015 yaklaşırken izlediği politikaları, Türkiye'de soykırımın tanınmasının nasıl anlaşıldığını ve bu konuda izlenebilecek modelleri konuştuk. Akçam'a göre Türkiye'de adaletsizliğin giderilmesi, suçun kabul edilerek tazminat ödenmesi gibi konulardan kasıtlı ve bilinçli olarak bir kaçma söz konusu.

REPAIR: Ermeni soykırımıyla ilgili çalısmaya sizi ne yöneltti ? Bir adaletsizlik olarak mı gördünüz ?

Egemenlerin halifesi olmaktansa ezilenlerin sahabesi olmak devrimcidir

Özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde İslami direniş hareketlerinin yükselişiyle birlikte, İslam’ın ideolojisi bölgelerde giderek yayılıyor. Bu yükseliş hâkim sınıf sözcülerince terör faaliyeti olarak ilan edilip dar anlamda İslam ideolojisinin karşısında önlem almak arayışının politikasıdır. Bu aynı zamanda orta sınıfa da yansıyan ve onlarda dile “İslam’ın aşırı ucu” ya da “radikalizm” şeklinde tanımlanıyor. Bu tanımlamalar özellikle ılımlı İslam’ın reformist anlayışını Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde egemen dil anlayışının yaygınlığını oluşturuyor.

Kobanê’de Partizanca Direnişin İzinden…

 

Ortadoğu’da, emperyalistler ve onların işbirlikçi, uşağı hükümetler ile onların güdümündeki çeteler tarafından işgal edilen, özgürlük ve geleceği tutsak alınmaya çalışılan Kobanê, 134 günlük kahramanca bir direniş sonucunda özgürlüğüne kavuştu.

Kobanê, Rojava’da Kürt halkının kendi yönetimlerini inşa etmesi, öz örgütlülüklerini kurmasıyla birlikte ortaya çıkarmaya başladığı, filizlenerek büyümeye başlayan kazanımlarına yönelik kuşatma ve saldırıların kilitlendiği noktaydı.

Ah.. Cancağızım Kürtler ah..

Kürtler yüzde on barajı asacaklarmış.

Toplumun ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak.

Ah.. cancağızım Kürtler ah...

Bari ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak manipülasyonlarla da insanların zihinlerine kazınmış yenilmez görüken sisteme olan inancı taru duman edeceğinize inanıyorsunuz bu inancınızın doğru olup olmadığını belediye seçimlerini kaybeden Ferhat Tunç' a sorsaydınız.

Ah cancağızım Kürtler ah..

Kürtler yüzde onluk barajı aşamasalar da her şeye hazırlarmış.

Ya... akp' nin 310' nu aşamamasına hazırlar mı ?

Soykırımın 100. Yılında Bir Özür Borcumuz! Fusun Erdoğan

 

Ermeni meselesinde tutarlı bir tavır ortaya koyamamak, Türkiye devrimci hareketinin önemli zaaflarından biri olagelmiştir.

Bu zaaf devrimci ve sosyalistlerin değişik zamanlarda Ermeni halkına yapılan soykırım ya da tarihsel adaletsizlikler, haksızlıklar karşısında da, doğru tutum almasını önlemiştir.

Soykırımın 100. yıldönümü yaklaşırken, geçmişle yüzleşme ve hesaplaşmanın tartışıldığı bu süreçte, Türkiye ilerici, devrimci, sosyalist hareketinin bu zaafıyla yüzleşmesi önemli bir görev olarak varlığını sürdürüyor.

Sayfalar