Çarşamba Ekim 7, 2026

TKP/ML-MK-SB :Yeni isyan dalgalarıyla ileri!

Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir habere göre yazılı bir açıklama yapan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Merkez Komitesi Siyasi Büro (TKP/ML MK SB)’nun açıklama metninin tamamını haber değeri taşıdığı için paylaşıyoruz:

Yeni isyan dalgalarıyla esmek ve yıkmak için ileri!

Kürt, Türk Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza,

TC tarihinin en büyük soygun ve sömürü mekanizmasını inşa eden AKP iktidarı; gözü doymaz biçimde kurulduğu yağma sofrasının, yüz milyarlarca doların döndüğü rüşvet ve peşkeş pazarının en iştahlı safhasında, sınıf mücadelesinin çarklarına takılmış, düştüğü iç çekişmenin çukurunda debelendikçe, pislikler saça saça sürünmeye başlamıştır.

Gezi İsyanı’nın indirdiği darbeyle sersemleyen, ezberi bozulan ve afallayan egemen sınıflar, iktidarı yitirme paniğiyle birbirine düşmüş, ganimet kavgası içinde kendilerini tüketen bir sürüklenme içine girmişlerdir. AKP tarafından “paralel yapı” diye kodlanan Gülen Cemaati, faşist iktidarın koçbaşlığını üstlenen suç ortağından başka bir işleve sahip değildir. 

Durum öyle bir hal almıştır ki, devletin bütün kurumları tarumar olmuş, sistem işlemez hale gelmiş, atılan, satılan, sürülen hâkim, savcı, polis ve bürokratların sayısı onbinlerle ifade edilir olmuştur. Karşılıklı hamleler gerçekleştirilmekte, her gün yeni bir görüntü ya da ses kaseti piyasaya sürülmekte, tehdit ve şantaj salvoları gırla gitmekte, “tencere dibin kara” döngüsü içinde ve itirafçılar eşliğinde aşağılık bir tablo resmedilmektedir.

Bu tablo faşizmin tablosudur. Bu tablo, sömürüyü, zulmü ve alçaklığı resmetmektedir. Bu tablo, nasıl bir düzen içerisinde yaşadığımızı, ülkenin nasıl bir yağma ve talana uğratıldığını ortaya koymaktadır.  Bu tablo, “hukuk”, “adalet” ve “demokrasi” gibi kavramların iğreti bir palavradan ibaret olduğunu göstermektedir.  Bu tablo, halk düşmanlığında sınır tanımayanların ulaştığı inanılması zor bir noktayı tarif etmektedir.

Ortada esasen bizler açısından yeni olan bir şey yoktur ama, ortalığa dökülen ve deşifre olanların pespayeliği ve pervasızlığı karşısında irkilmemek elde değildir. Kendi yasalarını, kendi koydukları kuralları dahi çiğneyen bu gözü dönmüşlük; halka küfürler yağdırmak ve alay etmekle taçlandırılan bir dip noktasıdır. Alçaklık sınırı, Berkin’in annesinin Tayyip isimli faşist katil tarafından miting kitlesince yuhalatılmasına kadar vardırılmıştır. 

Faşist diktatörlüğün AKP iktidarı iflas etmiştir. İçine düştüğü aczi ve sefilliği bertaraf etmek için nafile biçimde çırpınmakta, çırpındıkça batmaktadır. Yönetememe krizi tavan yapmış, çare daha azgın ve pervasız bir idare tarzında aranmaya başlanmıştır.

Yediği darbelerin etkisini azaltmak ve sendeleyerek girdiği seçimler döneminden iktidar ömrünü uzatacak sonuçlarla çıkmak amacıyla, faşist terör ve baskıyı tam tekmil uygulayacak bir sistem revizyonu için peş peşe yasalar çıkarılmakta, koyu bir baskı ve cendere rejimi inşa edilmektedir.

Son yolculuğuna Gezi İsyanı ile çıkan AKP iktidarı yolun sonuna gelmiştir. Startın Gezi ile verildiği isyan ve direniş dalgası yeniden yükselecek, alçaklığı, hırsızlığı ve arsızlığı ayyuka çıkan AKP iktidarı yıkılacaktır. 

Halk güçlerinin doğru bir çizgi ve önderlik etrafında güçlü bir örgütlenmeye sahip olmaması nedeniyle, yerine egemen sınıfların başka bir alternatifi koyabileceği gerçeği, AKP iktidarına son nefesini verdirmek için harekete geçilmemesini gerektirmez. Egemenlerin yıkılan her duvarı ve dağıtılan her mevzisi halk iktidarını kurma mücadelesinin bir adım ileriye doğru taşınması için basamak oluşturacaktır.

AKP iktidarı, yerel seçim sonuçları ne olursa olsun, çekilmesi için yükselecek halk muhalefeti karşısında, benzerleri tarihte sıkça görülen örneklerde olduğu gibi, faşist terörü koyulaştıran bir politikaya gaz verecek, konsolide etmek için çırpındığı kendi taraftarlarını da sokaklara sürme yoluyla “iç savaş” geliştirme hamlesine başvurabilecektir.

Son derece kritik bir evreye girilmiş, egemen sınıf güçleri eliyle emperyalist destekli her türlü müdahalenin gündemleşebileceği bir safhaya doğru yol alınmaya başlanmıştır. Durum egemenler için göründüğünden de vahimdir ve bu kaos ortamında devrim ve demokrasi mücadelesi lehine azami kazanımların sağlanması hedefiyle, halk muhalefetini etkili kılmak için güçlü bir seferberlik hattının kurulması şarttır.   

Bu hattın sağlam biçimde örülebilmesi için Gezi İsyanı sürecinde olduğu gibi en geniş ittifak cephesinin oluşturulması gerekmektedir. Gezi öncesine göre çok daha fazla teşhire uğrayan, halk düşmanı kimliği daha açık deşifre olan ve buna paralel daha da saldırganlaşan faşist diktatörlük karşısında geniş halk yığınları büyük bir öfke biriktirmektedir. “Sandığa gömme” algısı ile 30 Mart’ı bir fırsat görerek beklentiye giren ezilen kitleler, patlamanın eşiğinde gün saymaktadır. Berkin’i selamlamak ve uğurlamak için ayağa kalkan milyonların dindirilemez öfkesi, durumun özeti gibidir…

İşçiler, Kadınlar, Gençler, Her Din ve Mezhepten Emekçiler,

AKP; her türlü devlet olanağını sonuna kadar kullanma, “kutuplaştırma” politikasını var gücüyle işletme ve yıkım halinin getirdiği panik sonucu çevresindeki kümelenme sayesinde, olması gereken düzeyde bir oy düşüşüne ya da çok sayıda belediye yönetimi kaybına uğramayacak olsa da, Türkiye Kürdistanı başta olmak üzere birçok il ve bölgede kayda değer bir gerileme gösterecektir. Bu, büyük bir manipülasyon ve aldatma ile tutunduğu “milli irade/sandık” isimli son dalın kırılması ya da kırılmak üzere çatırdaması demektir.

AKP için seçimler dönemi başlamadan bitmiştir. Son derece emin ve güvenli görüntü vermeye çalışması, hiçbir şey olmamış/yokmuş gibi davranması bu tip rejimlerin doğası gereğidir; mezarlıktan geçerken ıslık çalmaktan başka şansı yoktur. Dün en büyük düşman olarak ilan ettiği “ulusalcı” faşistlerin ve karşı-devrimcilerin bir bölümünü yanına çekmek için “kumpas” manevrası ve tahliyelerine girişse, MGK üzerinden TSK’yı devreye sokan yeni denklemler kurmaya çalışsa ve Kürt kartına sıkı sıkıya sarılmaya çalışsa da kaçınılmaz sonunu uzatamayacaktır. Çırpınacak, sürünecek ve de yenilmekten kurtulamayacaktır…

Bu gerçekliğin en önemli güvencesi Gezi iradesiyle duruma gerçek manada el koyan halk muhalefetidir. Bu irade, bütün zaaf ve eksiklerine karşın yıkıcıdır; yıkım sürecinin işaret fişeği burada atılmıştır. Ezilen, sömürülen, ayrımcılığa uğrayan ve yok sayılan kitlelerin gücü politik sahneye yansımış ve taşları yerinden oynatmıştır.

Bu gücün etkinliğini koruduğu ve sahnede rol oynadığı süre zarfında üretecekleri, demokratik halk devriminin kaderi üzerinde tayin edici katkılar üreteceği içindir ki isyan dalgasının dinamikleri, devrim ve demokrasi güçlerine, bu çatışma denizine var güçleriyle atılma çağrısı yapmaktadır.

30 Mart’ı takip eden, 1 Mayıs ve Gezi’nin yıldönümünü kapsayan dönemde, AKP’nin geride bırakılacağı ve sınıf mücadelesinde yeni parametrelerin oluşacağı bir aşama için tüm gücümüzle hareket geçmememiz gerekiyor. Kürt Ulusal Hareketi’nin “tasfiye süreci”yle pratik olarak hesaplaşmasını da içerecek bu dönem, tarihe kalıcı notlar düşmenin şartlarını barındırmaktadır.

Faşist diktatörlüğe karşı mücadele hattının en sağlam mevzisini tahkim etmek için büyük önem taşıyan devrim ve demokrasi güçlerinin ittifakı pekiştirilmelidir. Bunun için 30 Mart seçimleriyle ortaya çıkacak tablo önemli veriler sunacaktır. BDP ve HDP adaylarının desteklenmesine dair politikamız bütün yerleşim birimlerinde en etkili biçimde işlerli kılınmalıdır. AKP’nin açık ya da örtülü desteğiyle geliştirilen linç kampanyaları ile HDP bina ve konvoylarına yönelik faşist saldırıların püskürtülmesinde en önde saf tutma pratiği sergilemeliyiz.

Dünya çapında tutuşan isyan yangını, krizin pençesinden kurtulamayan emperyalist karargâhları sarsmakta, dağlarda, sokaklarda ve alanlarda ezilen halk ve ulusların bayrağı dalgalanmaktadır. Sömürü ve zulüm zincirinin Türkiye halkasını parçalamak için giderek artan bir enerji ortaya çıkmaktadır. Bu potansiyeli doğru yöne ve hedefe yöneltmek sanıldığı kadar zor değildir. İşçi ve emekçiler bu yolda yene yenile kaderlerine hükmetmeyi başaracaklardır.        

MEHMET, ABDULLAH, ETHEM VE MEDENİ’NİN CESARETİYLE!

ALİ İSMAİL, AHMET VE BERKİN’İN DİRENCİYLE!

GEZİ’NİN RUHU NEWROZ’UN ATEŞİYLE!

KORKMADAN, YILMADAN, DURMADAN SAVAŞACAĞIZ!

HIRSIZLARIN, KATİLLERİN VE ZORBALARIN İKTİDARINI YIKACAĞIZ!

DEMOKRATİK HALK İKTİDARI KURACAĞIZ!

TKP/ML

  MK-SB

20 Mart 2014       

98918

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Proletarya Partisi

Kanla beslenen Almanya (Nubar OZANYAN )

Hafıza katillerine inat, modern tarihin en büyük suçlarından biri olan Ermeni Soykırımı’nın başlıca esin kaynağı, fikri ve onayı dönemin emperyalist Alman devletinindir. Soykırım bilimcilerinin araştırma ve çalışmaları sonucu elde edilen belgeler ortaya koymuştur ki, Ermeni Soykırımı, dönemin Alman devletinin İttihat Terakki Cemiyeti’yle kurduğu stratejik ittifak sonucu gerçekleştirilmiştir. Türk ulus devlet inşası, Alman devletinin akıl, destek ve onayıyla olmuştur. Alman ve Türk komprador burjuvalarının sermayesi, Ermeni-Rum-Süryani halklarının kanıyla yıkanmıştır.

Devrimimizin niteliği ve stratejisi üzerine (4.Bölüm)

“Devrim strajisi" üzerine:

MKP III. Kongresi’nin üzerinde; “Her şeyden önce MKP’nin Sosyalist Halk Savaşı Stratejisi halk savaşını sulandırmaktadır” ve “aşırı sol sekter bir tutumdur.”1 diyeninden tutalım da, “Yarım fokoculuktan tam fokoculuğa bir geçiş teorisi”2 türünden fırtınaların en çok kopartıldığı bir diğer önemli görüş ve yaklaşımı da, kuşkusuz ki; “Devrimimizin Stratejisi, sosyalist halk savaşıdır.” Başlığı altında ortaya konanıdır.3

"Kadın Cinsi Kaybetmiş Bir Cinstir." !!!

Biz sol/sosyalist ve de feminist çevrelerden insanların adeta kanını donduran „başlık olan“ bu 'veciz söz', maalesef sayın M. Oruçoğlu'na ait.

Dikkat edilirse  sayın Oruçoğlu'nun bu çıkarsaması, adı sanıyla tekil bir kadına değil, hatta beli bir grup kadına da değil; basbayağısında bir bütünlük olarak "KADIN CİNSİ" ne dairdir. 

Böyle bir genelleme bulunabilmesi için insanın ya akli melekelerinin kendisine oyun oynaması veya kaskatı bir erkek şovenist olması gerekir.

Rojava ve Karabağ / Nubar OZANYAN

İşgal altında olan Rojava ve Karabağ, Kürt ve Ermeni halklarının kalbine saplanan iki kanlı bıçak gibi duruyor. Parçalı ve yaralı… Her iki kadim toprak parçası, zalim ve soykırımcı Türk devleti tarafından işgal altındadır.

İttihatçı Kemalist Türk devleti, önüne kattığı ölüm sürüleriyle işgal ve katliam gerçekleştirerek yeni haritalar çizmeye çalıştı. Ancak haritalar kimi zaman işgalci devletlerin hatırlamak istemediği hikayeleri de anlatır. O hikayelerin en canlı yerinde boyun eğmeyen halkların bitmeyen özgürlük özlemi yazılıdır.

Özel Mülkiyetin Dayanılmaz Çekiciliğinde Kadına Yaklaşımın Küçük Burjuva Hafifliği

Kapitalist (ve pre kapitalist) toplumlarda, özel mülkiyetli ekonomik toplumsal yapının; ideolojik, politik ve genel anlamda kültürel belirleyiciliği tartışma götürmez. Düşünceler, davranışlar, etiksel anlayışlar bu minval üzerinde şekillenir ve gelişir.

20. Yılında 19 Aralık Hapishane Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız!

2000 yılında F Tipi hücre sistemine karşı başlayan açlık grevlerinin ölüm orucuna dönüştürülmesiyle büyüyen direniş, hapishane duvarlarını aşarak dışarıda da direnişe dönüştü.

Hapishanelerde ve dışarıda büyüyen direnişin bastırılması ve ardından hücre sistemine geçilmesi hedefiyle faşist diktatörlük, 19 Aralık 2000 tarihinde 20 hapishaneye birden saldırdı.

Binlerce özel tim ve polis eşliğinde; kimyasal gaz, ağır silahlar ve bombalarla düzenlenen bu kanlı operasyonda, 28 devrimci tutsak katledilirken, yüzlerce tutsak da geriye dönüşü olmayacak şekilde sakat kaldı.

Devrimimizin niteliği ve stratejisi üzerine (3.Bölüm)

2.2. “ESKİ VE İYİCE YERLEŞMİŞ BİR BURJUVA DEMOKRATİK SİYASİ SİSTEME SAHİP OLMASI” SORUNU.

H. yeşil 1. Maddede Türkiye’nin Kominter Programında öngörülen ‘eski ve iyice yerleşmiş bir burjuva demokratik siyasi sisteme sahip’ olması koşulunu aradığına göre, demek ki bu koşula uygun olmayan ülkelerde sosyalist değil, demokratik devrimin gündemde olacağını öngörüyor.

Unutmayın! (İsmail Cem Özkan)

Maraş katliamının bir yıldönümüne daha yaklaşıyoruz... Unutmadık acıyı yaşatanları ve yaşayanları...

Maraş bir dönüm hatta kırılma noktasıdır.

Katliamda elde edilmek istenen sonuç ortada değil mi? 12 Eylül.

Katliamı yapanlar 12 Eylül’ü yapanlardır, organize edenlerdir, arkasında ki lojistik ve ideolojik güçtür...

Peki, ne yaptılar Maraş’ta?

Cevabı açık, katliam!

Peki, sonucu ne oldu?

SAHİ FEMİNİZM, BİR “BURJUVA KADIN HAKLARI AKIMI“ MIDIR? (*)

Sizleri bilmem ama, benim kafama yatmıyor bizim cenahın ve sol-sosyalist ekseriyetin yapageldiği feminizm tanım ve nitelemeleri. Bunlarda itirazımı koşullayan baskın yönler sözkonusu çünkü.

Feminizmin, “burjuva kadın hareketi“, “burjuva akım“ yada “orta sınıf burjuva kadın hakları projesi“ gibi nitelemelerle anılması, doğrusunu isterseniz beni ikna etmiyor.

Hayaller tutsak alınamaz! (Nubar Ozanyan)

Ülkenin çeşitli zindanlarında işkence ve hak gasplarına karşı direnişler yeniden başladı. Modern tarihin en büyük suçu olan işkence, zindanlarda devam ediyor. 12 Eylül AFC dönemini aratmayan, sistemli ve sürekli hale gelen baskılar karşısında dilleri, inançları farklı olsa da halklar, yaşadıkları topraklarda özgürlük düşüncelerini var etmeye ve hayallerini sınır ve yasak tanımadan dolaştırmaya devam edecektir. Hiçbir duvar, hiçbir zorba güç özgürlük düşüncelerine kilit, hayallerine zincir vuramaz.

Devrimimizin niteliği ve stratejisi üzerine (2)

1-) “DEVRİMİN AŞAMASI SORUNUNDA TKP/ML’NİNTAKINDIĞI TAVIR” SORUNU:

MKP III. Kongresi’nin devrimin niteliğine (ya da aşamasına) ilişkin bu söylediklerine Partizan Özel Sayı (PÖS)‘da esaslı bir itiraz söz konusu olduğundan, sorunu biraz da bu itirazlar üzerinden ele almanın tartışmalara katkı sunacağını düşünüyoruz. Ve tabii ki söylenenler karşısında tavır belirlemekte gerekiyor.

Sayfalar