Cuma Eylül 18, 2026

TKP/ML Merkez Komitesi;“Faşist kliklerin dalaşına değil, halk savaşına taraf ol!”

Türk egemen sınıflarının yaşadığı siyasal kriz derinleşerek devam ediyor. Faşist diktatörlük içindeki klik çatışması 15-16 Temmuz 2016’da ordu içinde örgütlenmiş bir cuntanın askeri darbe girişimiyle yeni bir evreye geçmiştir. Türk egemen sınıflarının tarihinde pek tanık olunmadık bir darbe girişimi olmuştur. Darbe girişiminin başladığı saatten (15 Temmuz saat 21.30), örgütlenme biçimine ve kısa sürede yelkenleri indirmesine kadar fiyasko niteliğinde bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ancak bu darbe girişimi TC tarihi açısından bir ilktir. Türk Ordusunun “cuntalar bileşkesi” olduğu bilinmektedir. Darbe girişimleri, yönetimi ele geçirme hesapları ordu içinde hiç tükenmemektedir. Türk devlet yapısının kuruluş aşamasında Ordunun siyasal rolünün bu aktivasyonda belirleyici bir rolü vardır. Egemen sınıfların ihtiyacına göre genelde Genelkurmay’dan başlayan bir süreçle askeri darbeler kotarılır.

15-16 Temmuz askeri darbe girişimi ise örgütlenmiş cuntanın hiyerarşik yapılanmaya dayanmaksızın sokaklara çıkıp yönetimi ele geçirmesi girişimi olmuştur. “Yurtta Sulh Konseyi” ismiyle kendini ifadelendiren bu cunta özellikle toplumun bir kesiminin AKP ve Tayyip Erdoğan karşıtlığına dayanarak bu darbeyi kotaracağı hesabı yapmıştır. Ancak Türkiye’de gerçekleşecek bir askeri darbenin başarısı Emperyalist güçlerin ciddi desteğine ve ülkenin politik konjonktürünün uygun olmasına bağlıdır. Darbeci cuntanın Türk egemen sınıflarının desteğini örgütleyemediği, medya-sermaye-siyasi eksen de destekten yoksun kaldığı gibi Emperyalist güçlerden de yeterli desteğin kotarılamadığını görmekteyiz. Bu durum Ordu içindeki örgütlenmesinde de yeterli desteğin alınamamasını getirmiştir. Ama tüm bunlara rağmen cuntanın darbe girişimi gerçekleşmiştir. Bu var olan cuntanın tam anlamıyla bir kamikaze rolü üstlendiğini göstermektedir.

Darbe girişiminde bulunan bu cuntanın kamikaze rolü üstlenmesi cuntanın ana omurgasını oluşturan egemen sınıf kliğinden kaynaklanmaktadır. Bu cuntanın örgütlenmesi ve sürüklenmesinde esaslı gücün Fettullah Gülen cemaati olduğu görülmektedir. Ordu-polis ve yargıda ciddi bir gücü bulunan bu cemaat uzun süredir sistemin esas güçleri tarafından düşman ve tehdit olarak görülmekte ve hedeflenmektedir. Cemaat, ordu içindeki memnuniyetsizliğe ve ABD emperyalizminin en azından bir kliğinin göz kırpmasına dayanarak tüm elverişsizlikleri göze alarak darbeye girişmiştir. Bu yaklaşık 4 yıllık egemen sınıflar arasındaki çatışmanın en şiddetli ve en kristalize olmuş biçimidir.

Cunta başarı elde edemese de devleti yeni bir siyasal krize ve yeni siyasal ilişkilere sürükleyecek sonuçlar doğurmuştur. Bu darbe girişimi başarılı olamasa da Türk devletinin meclisi bombalanmış, aralarında polis ve askerinde bulunduğu yüzlerce insan ölmüş, “Kutsal” “Peygamber ocağı” sayılan Ordunun bir kısım mensupları esir muamelesi görmüş, sokaklarda sürüklenmiş, kafası kesilmiş, linç edilmiş, asker ve polis düşman güçleri gibi çatışmaya girmiştir. Bu “Ortadoğu”ya model ülke olmaya çalışan, bölge devleti olma iddiası taşıyan bir devlet için olabilecek en kötü görüntü ve kriz durumudur. Yaşanan darbe girişiminin Türk devletini zayıf düşürdüğü, itibar ve prestijini ciddi düzeyde aşındırdığı, iç ve dış politika da izlenecek yönelimi etkileyecek düzeyde tesirde bulunacaktır.

Yaşanan darbe girişiminin ciddiyet ve güç sorunu, AKP’nin örgütlü-militer güçleri tarafından da kısa sürede fark edilmiş ve belli bir kitleyle bu girişimin karşısına dikilmekten geri durmamıştır. Kitlelerin bu hareketini “demokrasiyi” sahiplenmesi olarak okumak Türk devlet yapısının gerçek niteliğini karartmak olacaktır. Harekete geçen kitlenin AKP’nin gerici-faşist politikasının en militan sahiplenicisi olması gerçeği karşı-duruşun siyasal niteliğini de belirlemektedir. Bu anlamda kitlelerin demokratik hak ve özgürlükleri için değil, faşizmin egemen kliğinin çıkarları doğrultusunda harekete geçtiği tespit edilmelidir. Bu anlamda cunta girişiminin karşısına dikilmesi “haklı gerekçelere” dayanmakla birlikte kesinlikle ilerici ve demokratik değildir.

Darbeye maruz kalan parlamenter rejime dayalı devletin faşist karakteri kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Zira bertaraf edilen darbe girişimi sonrası Faşist diktatörlüğün Cumhurbaşkanı, başbakanı 15 Temmuz’u “demokrasi bayramı” ve “demokrasinin zaferi” olarak pazarlamaktadır. Oysa gerçek bambaşkadır. Tayyip Erdoğan önderliğinde Türk devleti, kendi anayasal çerçevesini yok saymakta, Kürt ulusuna en şiddetli katliam-baskı ve yok etme politikasını uygulamakta, tüm demokratik muhalefeti dolaylı ve doğrudan katliamlarıda devreye sokarak baskılamakta, düşünce ve ifade özgürlüğünün tutuklamaya varan yöntemlerle engellenmekte, kendi siyasal-dini-ulusal kimliğe sahip olmayan her kesimi “terörist ya da terör destekçisi” görerek sindirmektedir. Yani faşizm, hali hazırda her türlü araç ve yöntemle uygulamadadır. Kürt şehirleri binlerce insan katledilerek yok edilmekte, seçilmiş belediye başkanları tutuklanmakta, milletvekilleri tutuklama ve tasfiye ile yüz yüze bırakılmaktadır. Bu anlamda devlet yaklaşık 93 yıllık faşist rejimini Tayyip Erdoğan önderliğinde en pervasız biçimiyle sürdürmektedir.

Bu yüzdendir ki darbe girişimi “demokrasiye” yönelik değildir. Ancak terside doğrudur. Yani darbeci cunta “demokrasiyi” getirmek bir yana halkın “sandık” hakkının da gasp etmesine neden olacak gerici-faşist bir politik konumlanış içindedir.

Egemen sınıflar arasındaki çatışmanın geldiği bu nokta faşist diktatörlüğün dayandığı siyasal-sosyal-ekonomik temelin ürünüdür. Türk egemenleri halk kesimlerini “darbe dönemleri kapandı artık demokrasi bakidir” diyerek kendi gerçekliğini gizlemeye çalışması bu darbe girişimiyle berhava olmuştur. Siyasal ve ekonomik krizin sürekli olduğu faşist diktatörlükte cuntalar, darbe girişimleri ve darbeler her zaman güçlü bir seçenektir. Yönetme krizinin boyutlandığı her durumda askeri faşist cuntalar göreve amade beklemektedir. Bu bağlamda, Türk hakim sınıflarının çözmeye muktedir olmadığı politik sorunlar ve kriz hali askeri darbeyi hala gündem de tutmaktadır. Bu son girişim bunun açık göstergesidir. Bu girişim aynı zamanda Türk hakim sınıflarının mevcut yönelim ve politikalarının süreci yönetme kabiliyetini kaybettiğinin göstergesidir.

Yaşanan son gelişmelerle birlikte biraz daha zayıflamış, itibar kaybetmiş, politik krizi derinleşmiş bir devlet gerçeği söz konusudur. Darbe girişimine ilk tepki binlerce yargı mensubunun ve yine binlerce subayın gözaltına alınması olmuştur. Egemen sınıflar arasında ki dalaşta devlet bürokrasisinde öbeklenen bir klik bu vesileyle kapsamlı bir tasfiyeye maruz kalacaktır. Ancak bu tasfiye ötelenen yeni politik çatışmalara zemin sunacak, kurulmuş gerici ittifakların dağılma zemini olacaktır. Faşist diktatörlük içinde düşman kardeş grupların çokluğu bu tespiti kolaylıkla yapmamızı sağlamaktadır.

Özellikle Kürt ulusunun enerjik ve direngen mücadelesi egemen sınıflar arası çatışmaların hızla olgunlaşmasına neden olmaktadır. Kürt ulusunun demokratik hak ve taleplerine yanıt olamayan Faşist diktatörlük, Kürtlerin güçlü ve direngen mücadelesi karşısında politik krizi kaçınılmaz olarak daha derin ve sarsıcı yaşamaktadır. Ortadoğu’da ki gelişmeler ise buna çarpan etkisi yapmaktadır.

Komünistlerin ve devrimcilerin görevi bu yönetme krizinin doğurduğu sonuçlara karşı zora dayalı mücadelesini daha güçlü ve etkili hale getirmek olmalıdır. Kitlelerin memnuniyetsizliği silahların eleştirel gücüyle birleşmediği sürece egemenlerin siyasal krizini devrimin olanağı haline getirmek mümkün olmayacaktır. İster Parlamento örtüsü kullanılsın ister askeri cunta egemenliğinde olsun görev faşist diktatörlüğe karşı ezilenlerin özgürlük, demokrasi ve devrim mücadelesini örgütlemek olmalıdır. Askeri darbe girişimine karşı halkın güvenliğini sağlayacak, onları bu saldırı dalgasına karşı seferber edecek mücadeleyi benimsemek olduğu gibi, parlamento örtülü faşist diktatörlük karşısında parlamentarizme, reformizme hapsetmeksizin mücadele araç ve yöntemlerini çeşitlendirerek devrime seferber edecek politik bir netlik içinde olunmalıdır. Darbe girişiminin politik etkisini ve ağırlığını göz ardı etmeden ama sorunun esasını asla kaçırmadan mücadele yöntem ve araçlarını gerilla mücadelesine dayalı halk savaşına bağlayarak demokratik halk devrimi görevine sarılmalıyız.

Ezilenler çaresiz değildir. Parlementoyu faşizmin örtüsü haline getirip halkı “demokrasi” söylemiyle kandırılmasına da, faşist cuntayı Erdoğan korkusu ve AKP düşmanlığı ile kurtuluş olarak pazarlayıp ezilenlerde yalancı umutlar yaratılmasına da müsaade etmeyeceğiz. Ezilenler gericiliğin dolgu malzemesi değil tarihin yıkıcı ve yapıcı unsurudur. Demokratik halk devrimi, sosyalizm ve komünizm davasına ikna etmek, örgütlemek ve oku doğru hedefe yönlendirmek tarihsel sorumluluktur. Bu görev fabrikada, tarlada, anfide, sokakta, meydanlarda, dağlarda günceldir, acildir.

ASKERİ FAŞİST CUNTALARA HAYIR!

FAŞİST DİKTATÖRLÜĞÜ YIKACAĞIZ, HALK İKTİDARINI KURACAĞIZ!

KAHROLSUN FAŞİZM, EMPERYALİZM, FEODALİZM VE HER TÜRDEN GERİCİLİK!

EGEMENLER ARASI KAVGAYA DEĞİL, DEMOKRATİK HALK İKTİDARINA TARAF OL!

YAŞASIN PARTİMİZ TKP/ML, ÖNDERLİĞİNDEKİ TİKKO VE TMLGB!

16 TEMMUZ 2016

TKP/ML-MK 

51939

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Son Haberler

Sayfalar

Proletarya Partisi

Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -2-

Son yıllarda, emperyalist savaş tehlikesinin zemininin güçlenmesine paralel, dünya genelinde ırkçı hareketlerin ve partilerin dikkat çekici boyutta güçlendiğine vurgu yapmış, bu yükselişin, sadece belirli demografik gruplarla sınırlı kalmadığını, kadınları da içine aldığını gördüğümüzü ifade etmiştik.

Peki, kadınlar neden bu tür hareketlere katılıyor? Bu sorunun yanıtı, birçok faktörün karmaşık bir birleşiminde yatıyor.

Faşizmin Yüzünü Örten Çirkin Bir Maske (Nubar Ozanyan)

İttihatçı Türk kompradorları, ekonomik-mali-siyasal krizden bir türlü kurtulamıyor. Faşizmi maskeleyen kaba uydurma parlamentoyla bile ülkeyi yönetemiyor. Zorbalık her taraftan fışkırıyor. Kötülük ve çirkinlik her yerde bütün utancıyla görülüyor. Dağda, köyde, sokakta Kürt ve emekçi kanı dökmekten çekinmeyenler dünyanın gözü ve kulağının üzerinde olduğu parlamentoda bile Kürt kadın parlamenterin kanını dökmekten çekinmiyor. Zorbalık, pervasızlık, yasa, hukuk tanımamazlık ayyuka çıkmış, had safhaya ulaşmıştır.

Emperyalist haydutlar, 3.Dünya savaşı hazırlıklarını yoğunlaştırmakla meşgul…

Bazı sol-sosyalist ve kendilerini komünist addeden kesimler hâlâ (evet, hâlâ) bir 3. Dünya Savaşı çıkacak mı çıkmayacak mı ve keza “süreci belirleyen esas etmen savaş mı devrim mi?” ikilemi girdabında, adeta miskince bir fikirsel jimnastik rehavetiyle, sorunu ele almaya devam ede dursunlar; fakat süreç, maalesef ki hem de çok hızlı bir şekilde, o istenmeyen malûm sona doğru ilerliyor. 

Fakir (Nubar Ozanyan)

Yaşamı boyunca hep yokluk ve fakirlik içinde yaşadı. Bundandır ki arkadaşları ona “Fakir’’ dedi. Ne zaman biraz dünya nimetlerine yakın olan olanaklara sahip olsa o yine fakir yaşamından ayrılmadı. Yaşamı fakir, bilinç ve yüreği zengin olan Nubar Ozanyan en alttakilerin, yoksulların, mazlumların yoldaşı olmaktan bir an olsun geri durmadı.

Servet Vergisi ve Sermayenin Olmayan Vijdanı

Bugünlerde de toplumsal eşitsizlik sermayenin birikimine ve merkezileşmesine koşut olarak artınca, zenginlerden servet vergisi alınmasını dilendirenlerde çoğalmaya başladı.[1] Servet vergisi, toplumsal servetin  belli ellerde birikmesinden bu yana ara sıra gündeme getiriliyor. Zaman zaman kısmen de uygulanmıştır. Örneğin savaş dönemlerinde vb. Yine ABD'de, 1960'larda 400 zenginden %53 oranında vergi alınmıştır.

Inger Nubar Can, Hewal Nubar, Nubar Yoldaş’a!

Halen pek çoğumuzun inanmak istemediği Nubar Ozanyan’ın ölümsüzleşmesinin 7. yılında, onu bir kez daha saygı ve sevgi ile anarken, şehadetinin yıldönümünde onu anlatmak da bizim için en zor yazılardan olacaktır.

Rusya / Ukrayna Savaşında Yeni Bir Aşama

Savaşın Rus topraklarına doğru genişlemesi Ukrayna'daki savaşın yeni bir aşamaya geçmesi anlamına geliyor.

6 Ağustos Salı gününden bu yana Ukrayna birlikleri Rusya sınırını geçerek Rusya'daki savaşta yeni bir cephe açtı. En az üç Ukrayna tugayı ve çeşitli taburlar savaşa dahil oldu ve ilerleme Rus topraklarının yaklaşık 30 kilometre içine kadar ulaştı. Bu, savaşın yeni bir aşamasının başlangıcına ve dünya savaşı tehdidinin önemli ölçüde yoğunlaşmasına işaret ediyor.

İKTİDARIN BÜYÜK YALANI: “HİÇ KİMSENİN YAŞAM TARZINA KARIŞMIYORUZ.”

Genel olarak tüm siyasal İslamcıların, ama özel olarak da İslamo-faşist Erdoğan ve iktidarının, başvurduğu en kullanışlı “idare etme” araçlarının ilk sırasında hiç kuşkusuz ki dinlerince de serbest sayılan takiyedir. Yani amaçlananı gerçekleştirebilmek için, gözünü dahi kırpmadan YALAN SÖYLEMEKTİR. 

Türkiye „Yarı-Sömürge“ Bir Ülke Mi? Emperyalizm Üzerine Notlar-4

Sömürge-Yarı-SömürgecilikÜzerine

Belliki sol-sosyalist eski nostaljik söylemlerin tekrarı bugün artık kitlelerde herhangi bir karşılık bulmuyor!

Geçenlerde, “dini bütün” olarak tabir edilen kesimlerden bir ahbabımla, “ne olacak bu memleketin hali” kıvamında sohbetteyken, şöylesi bir cümle kurmuştu: “Abi benim anlamadığım, bunca açlık, yoksulluk, işsizlik ve zulüm varken, yani koşullar aslında tam da siz devrimci solcuların kolayca taban bulmanıza ve kitleleri harekete geçirmenize ve hatta devrim bile yapmanıza bunca uygunken; bu derece atıl ve etkisiz olmanız, sence normal mi?”

KADINLARIN BİRLİĞİ | Kadınların Irkçı Hareketlere Katılımı: Karmaşık ve Çok Boyutlu Bir Gerçeklik -1-

Emperyalistler arası çelişkiler derinleştikçe, ekonomik kriz ağırlaştıkça vb. bu sistemin sarıldığı en temel dayanaklardan birinin ırkçılık-faşizm olduğunu biliyoruz. Zira bunun, sistemin alametifarikalarından biri olduğunu birçok -acı- deneyimiyle elbette biliyoruz. Şu anda yine tam da böyle zamanlardan geçtiğimizi söylüyoruz. Bu tehlikeye dair önlemler almaktan bahsediyoruz, özellikle Avrupa’da ırkçı partilerin yükselişini izlerken, Avrupa Parlamentosu’ndan çeşitli Avrupa ülkelerinin kendi seçimlerine odaklarımızı çeviriyoruz vs.

Sayfalar