Çarşamba Eylül 23, 2026

TKP/ML Kadın Komitesi :Kadınlar ve kadın mücadelesi KBDH ile daha güçlü

“Kadın sorunu” olarak tarif edilen cinsiyet sorununa giriş, kadının binlerce yıllık süreçte köleleştirilmesi, sömürülmesi, emeğinin, cinselliğinin, kimliğinin baskı altında tutulması, yok sayılması vs. ile yapılır. Bu elbette doğrudur, ancak eksik bir yaklaşımdır. Zira kadının tarihi (kimi sosyalizm ve demokratik halk iktidarları deneyimlerinde bu zincirlerin belli oranlarda da olsa zayıflatıldığı süreçler hariç) aynı zamanda direnişin, mücadelenin, bedel ödemenin ve ödetmenin de tarihi olarak anılmalıdır. “Baskının, zulmün, köleliğin olduğu her yerde başkaldırı da vardır” ve kadınların tarihi, üzeri örtülmeye, yok sayılmaya çalışılsa da bunun örnekleriyle doludur.

Yüz binlerce yıl süren ve cinsiyet eşitliğine dayanan anaerkil ya da anasoylu toplumsal yapıdan, bir cinsin (erkek) başka bir cins (kadın) üzerindeki tahakkümü olarak tanımlanabilecek olan ve sadece on bin yılı kapsayan ataerkil/patriarkal sisteme geçişin kadının rızasıyla gerçekleştiğini düşünmek eşyanın tabiatına, maddenin hareket tarzına aykırı olmaz mı? İlk köleleştirilen kadınsa, ilk direniş ateşini de kadınların yaktığını söylemiş olmuyor muyuz aslında?

Neolitik çağın sonlarına doğru tanrıların, tahtını yıkıp yerine geçtiği tanrıçaların direnmeksizin o tahtı onlara verdiğini düşünebilir miyiz? Ne diyordu tanrıçaların son direnişçisi İnanna, “Tanrılar serçedir. Ben ise bir şahin”… Ortaçağ karanlığı, anaerkil dönemin kalıntılarını silmeye çalışırken yaktığı binlerce cadının ateşe yürüyüşü “kaderine razı gelmenin”in değil, isyanının ayak sesleri değil miydi aynı zamanda? Kapitalizmin ortaya çıkışıyla birlikte kadın ve çocuk emeğinin fabrikalara taşınması ve fakat yarıdan da az ücrete ve günün yarıdan fazla zamanında çalıştırılmaya rıza göstermelerinin istenmesine karşın kadınların 8 Mart’ı da yaratan direniş ve isyanına tanıklık etmedik mi? Kadınlar bir yandan oy vermek gibi vatandaşlığın temel haklarından birinden mahrum bırakılarak yok sayılırken, diğer yandan süfrajetler “Kaderimizi belirlemek için, biz kadınların sahip olduğu gücü asla hafife almayın… Biz her evdeyiz, insan ırkının yarısıyız. Hepimizi durduramazsınız” sözleriyle var olduklarını ve var olacaklarını dile getirmiyorlar mıydı?

Ortadoğu’nun emperyalistlerin ve yerli figüranlarının paylaşım ve savaş alanı olarak çizilmiş “kaderi”, Leyla Kasımların, Leyla Halidlerin, Rachel Corrielerin, Zelal Mugrabilerin vd. kadın direnişçilerin mücadelesiyle şekillendi aynı zamanda. Bugün de başta Rojava toprakları olmak üzere ezilenlerin kalbinin attığı bölgelerden biri Ortadoğu… Ve yine kadınların direnişi Arinlerle, Avestalarla, Eylemlerle, Raperinlerle, Annalarla vücut buluyor bölgede.

Kısacası baskı-sömürü-cinskırım vb. madalyonun karanlık yüzüyse kadınlar için, diğer yüzü direniş ve mücadeledir.

Elbette bu kadar direniş, isyan ve mücadeleye ataerkil sistemin de bir yanıtı olacaktı. Nitekim bütün sınıflı toplumların ezenleri, sömürenleri kendisine karşı direnişi, isyanı bastırmanın akla gelebilecek tüm yollarını denemişlerdir, denemektedirler. Şiddet, katliam, hapis, işkence vs. yöntemlerin yanı sıra, en çok kullanılan yöntemlerden biri de “böl-parçala-örgütle ve yönet”tir. Bu politika, toplumsal alanda belki de en çok kadınlar içinde yaşam şansı bulmuştur dersek, abartmış olmayız. Zira, bin yıllardır, birbirine yabancılaştırılan, düşmanlaştırılan, rekabete zorlayan, bölen bu politikalar kadınların da en zayıf noktasını oluşturmakta, hatta doğal derisi gibi üzerine doğduğu an giydirilmekte. Kadınların bölünüp parçalanmışlığı öyle bir noktadadır ki “birbirinin kurdu” olarak tariflenmekte bir beis görülmemektedir. Oysa kadınların birbirinin kurdu olması, yani yabancılaşması, kimliğine, kendine, varlığına yabancılaşması anlamına gelir ki, egemen ataerkil sistemin istediği de tam olarak budur.

Kadınların en zayıf noktası, bölünmüşlüğü ve birbirine yabancılaşması ise, özgürlüğümüz için bizim en güçlü yanımıza vurgu yapmamız ve kurtuluşumuzu orada aramamız da en doğru olandır. Bu da, bölünmeye ve yabancılaşmaya karşı kadınların birliği ve dayanışması ve ortak mücadelesidir hiç kuşkusuz.

İşte Kadınların Birleşik Devrim Hareketi, en başta bunun için çok değerli, anlamlı ve geleceği olan bir projedir. Biz TKP/ML Kadın Komitesi olarak KBDH’ı kadınların birliğini, dayanışmasını sağlamanın ve mücadelesini ortaklaştırmanın bir aracı olarak bugünün ve eğer hep birlikte tüm gücümüzle yüklenirsek geleceğin özgürlük projesi olarak görüyoruz. Dünyaya bakışımızdaki farklılıkların üzerinden atlamayarak ve fakat ortak yönlerimizi öne çıkartarak bu birlikteliğin emekçi, ezilen, baskı altında tutulan, yok sayılan vs. kadınların ortak bir mücadele platformu olma özelliğinin altını doldurabiliriz. Yani birincisi, farklılıklarımızı bastırarak, görmezden gelerek değil, birlikteliğimizin dinamiği haline getirirsek, ikincisi ortak yönlerimizi yani kadın kimliğimizi ön planda tutarsak başarıya ulaşmamak, hedeflediklerimizi yerine getirmemek için önümüzde engel olmayacağına inanıyoruz.

Bilinir ki, “bütün”; kendisini oluşturan parçaların basit aritmatik toplamından ibaret değildir, bu toplamın çok daha fazlasını ifade eder. Bu parçalara dayanan ve fakat onları da aşan bir nitelik ve niceliğe sahiptir. Bunun olmadığı yerde, bütün’den, bütünleşmek’ten, birlik’ten bahsetmek mümkün değildir. Peki gerçek bir bütünleşmeyi, birliği nasıl sağlayabiliriz? Kanımızca bunun en emin ve doğru yolu, güçsüzlüğümüzü değil gücümüzü birleştirmekten geçmektedir. Yani KBDH, en güçlü yanlarımızın ortaklığı olmalı ki, bütünleştiğimizde çok daha büyük bir nitelik ve nicelik ortaya çıkartabilelim. Bir kadın olarak da, (bundan bağımsız olmamakla birlikte) kadın örgütlenmeleri olarak da güçsüzlüklerimizin, ataerkil sistemin üzerimize giymeye zorladığı toplumsal cinsiyet rollerine uygun şekillenişlerimiz, sınırlarımız vs. olduğu açıktır. Ama bir de yine kadın olarak ve kadın örgütlenmeleri olarak gücümüz vardır ki, işte açığa çıkartıp birleştirdiğimizde muazzam gücü, özgürlüğümüzün yolu olan birliğimizi sağlayacak olan da budur. KBDH, bu gücü açığa çıkarmanın hem vesilesi ve hem de sonucu olmalıdır ve bir araya gelişimiz dahi bunun bir adımı olarak son derece değerli ve anlamlıdır.

Birlik ve dayanışma, var oluş koşulumuzsa, bir de bu birlik ve dayanışmayı kadınların özgürlüğüyle taçlandırmanın yolu olan ortak mücadele üzerine birkaç şey söylemek gerekir. Ataerkil sistem ya da patriarkanın, ezilenler ve ezilenin ezileni biz kadınlar da dahil olmak üzere tüm toplum üzerindeki tahakküm gücü ortadadır. Bu güç ise kaynağını, aile, okul, din, medya vb. ideolojik araçlardan olduğu kadar; ordu, asker, polis gibi şiddet araçlarından ve bunların tümünün üzerindeki devletten almaktadır. Bu da doğal olarak kadının kurtuluşunun silahlı mücadele olmaksızın kazanılamayacağının açık ifadesidir. Tüm alanlarda kadınların ortak mücadele hattı ve birliktelikleri son derece önemliyken, son tahlilde bu kaynağı esas kurutacak olanın kadınların da kendi maddi gücüyle katıldığı/katılacağı silahlı mücadele olduğu açıktır. Dolayısıyla Kadınların Birleşik Devrim Hareketi, bu mücadelenin ortaklaştırılması ve daha güçlü bir şekilde icra edilmesi açısından da önemli bir adımdır. Üstelik bu mücadeleyi, devrim yapmayı hedeflediğimiz ülkenin de bir parçası olduğu Ortadoğu’dan geliştirmek, oradan beslenmek, Ortadoğululaştırmak üzerinden tartıştığımız oranda çok daha büyük bir gücü temsil etmeye aday olduğumuz görülecektir.

Son olarak, TKP/ML Kadın Komitesi olarak “kadın alanları” yaratma perspektifimiz açısından da bu birlikteliği çok önemsediğimizi ifade etmek isteriz. Erk zihniyetin hakim olduğu, cinsiyete dayalı hiyerarşik yapılanmanın görünür-görünmez birçok unsurunun katı bir şekilde yaşam bulduğu “kamusal alanlar” dışında, erk’siz, tahakküm ilişkilerinden arınmış, kadınların kendini özgürce ifade edebileceği, gelişip güçlenebileceği kadın alanlarının yaratılmasının kadınların ve kadın mücadelesinin gelişmesinde çok önemli olduğunu düşünüyoruz. KBDH, aynı zamanda bu tür alanların yaratılabildiği bir birliktelik olarak bizim açımızdan özel bir yere ve öneme sahiptir.

Ve nihayet, sonuç olarak TKP/ML Kadın Komitesi olarak, kadınların birlik, dayanışma ve silahlı mücadele başta olmak üzere tüm mücadele biçimlerini ortaklaştırmanın adı olan özsavunmanın bugün açısından en somut, en güçlü adımı olarak Kadınların Birleşik Devrim Hareketi’nin bir parçası olmaktan gurur duyduğumuzu söyleyebiliriz.

TKP/ML Kadın Komitesi

Kasım 2018 

27705

Hamas[1] -siyonist İsrail devleti denkleminde gazze'deki soykırım:

Açıklanan rakamlar muhtelif olsa da 7.Ekim.2023 ile 30.Mayıs.2024 tarihleri arasında, ezici çoğunluğu çocuk ve kadın olmak üzere, toplamda 36 bin Filistinli hunharca katledilmiş durumda. Yaralı sayısının 80 bini aştığı ve keza binlerce kişinin akıbetlerinin bilinmediği söylenmekte.

Yirmi saplı ilmik (Nubar Ozanyan)

Zulmün sınırının ve çapının olmadığı, çığlığın ve yüksek sesle ağlamanın yasak olduğu topraklarda yaşıyoruz. Ermeniler, Kürtler, Aleviler geçmişte yaşadıklarının yaslarını tutmaya vakit bulamadan daha kapsamlı acıların içine itiliyorlar. Diktatörler bir yandan halkların bembeyaz barış sayfalarına zulümlerini kara kalemle yazarken diğer yandan yaptıkları kötülüklerin ve işledikleri cinayetlerin unutulması ve bir daha hatırlanmaması için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorlar. Halkların hafıza ve belleklerini silerek sahte bir tarih yazımıyla kirletiyorlar.

Emperyalizm Üzerine Notlar-3

Emperyalizm, Bağımlılık ve Eşitsiz Gelişme

 

Soru 3:

Türkiye Mali olarak ABD ve AB Emperyalistlerine Bağlıdır

Cevap:

Türkiye'nin mali olarak, mali olarak daha güçlü emperyalist ülkelere ihitiyaç duyduğu hatta bağımlı olduğu bir gerçektir. Ancak bu bağımlılık, bir yarı-sömürge ya da bağımlı ülke bağımlılığı gibi olmayıp, finansal olarak daha büyük olmamasıyla ilgilidir.

Bir Kez Daha: Tehlikenin Farkında mıyız?

Bundan kısa bir süre önce, Erdoğan iktidarının; “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” ile teşebbüsüne soyunduğu stratejik hamlenin Türkiye ve K. Kürdistan toplumu açısından nasıl ve ne türden güncel bir tehlike ve tehdit oluşturduğuna dair kısa bir yazı paylaşmıştım.

Ermenistan’da Tavuş Hareketi Üzerine

Ermenistan Apostolik Kilisesi Tavuş İdari Başpiskopos’u Bagrad Galstanian önderliğinde başlatılan sivil itaatsizlik gösterileri, halkın yoğun katılımı ile devam ediyor. Ermenistan’a ait dört köyün, Azerbaycan’a iade edilmesi bardağı taşıran son damla oldu. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın derhal istifa etmesi isteniyor. 4 Mayıs’ta başlayan gösteriler, yol güzergahı üstünde bulunan Lori, Sevan, Geğarhunik… şehirlerinden halkın yoğun katılımı ile Yerevan’da sonlandırıldı. 26 Mayıs’ta Cumhuriyet Meydan’ında düzenlenen miting ile yüz binlere ulaştı.

“CHP’yi demokrasi cephesıne katılmaya zorlama” yaklaşımları üzerine - 2

Sol-sosyalizm adına adeta akıllara durgunluk veren yaklaşım örnekleri bu saptama ve belirlemeler. Yani sanki de CHP işbirlikçi tekelci burjuvazinin temsilcilerinden ve T.C Devleti’nin koruyucu-kollayıcı ana güçlerinden olan bir sosyal demokrat parti değil de sol, sosyalist veya halkçı bir partiymiş gibi tenkit ve değerlendirme konusu yapılıyor. Hal böyle olunca da burada kusur, varlık nedeni gereğince davranan bir sosyal demokrat partinin değil; sosyal demokrat partiye, sahip olmadığı/olamayacağı payeleri yükleyen yaklaşımların olur doğallığıyla.

İdeolojik Netlik ve Örgütlülük

Günümüzde özgür bir geleceğe doğru yapılacak her hamle, sınıf bilinçli bir duruşu ve buna uygun bir örgütlülüğü zorunlu kılar. Tüm bunlar da yoğun bir emeği ve fedakarlığı gerektirir. Sınıf bilincinden yoksun, kendiliğinden hareketlerle köklü değişimlerin-tarihsel kopuşların yaratıcısı olunamaz. Proleter ideolojiyle donanmış partilerin tarihsel misyonu tam da burada ortaya çıkıyor. Yine partisiz-örgütsüz bir duruşla özgür bir geleceğe dair hesaplar yapılmaz.

AKP-MHP FAŞİST DİKTATÖRLÜĞÜNÜN K. KÜRDİSTAN’DA FİİLİ OLARAK UYGULADIĞI, SÖMÜRGE SİYASETİDİR.

Sömürge siyasetinin en belirgin özelliği, yerel halkın iradesinin gasp edilerek, yok sayılmasıdır. Bunun yerine, sömürgeci merkezi yönetimin doğrudan kendi memurlarını oraya yönetici olarak atamasıdır. Bunun adı bir dönem OHAL Valisi, sıkıyönetim komutanı, bölge müsteşarı oluyorken; bugün de Kayyum belediye başkanı, muhtar vs. vs. oluyor.

Günümüz koşullarında sömürge veya ezilen bağımlı uluslara, azınlıklara, baskı altındaki inançlara ve ezilen cinse karşısömürge siyasetinin aldığı biçim; aleni bir şekilde, koyu faşizmden başka bir şey değildir.

Piroğlu Ecevit (Nubar Ozanyan)

Özgürlük uğruna bedeni ölüme yatırarak bir mevsim aç kalmak… Onurlu ve özgür bir yaşam için kendisine ait olan her şeyi feda etmek. Budur, özgürlük mahkumlarının hikayesi! Dünya ve ülkemizin zindan direniş tarihi buna fazlasıyla tanıktır. Amed zindanından Metris zindanına uzanan direniş tarihi fazlasıyla buna tanıktır. Kolay mı saatlere günlere aldırmadan her gün herkesin gözü önünde santim santim erimek; yaşamın nimetlerine dokunmadan açlığa yatmak… 120 günden daha fazla süren bir direnişi sürdürmek; düşünmek ve hayal etmek bile insanı ürkütüyor.

ABRÜST - leylekler getirdi kız... leylekler...

"Sol Kal Sol Yaşa"

Sol tatile  gitmişken...

Toplumsal yapı da; bir an bile parlamentarizmi savunmakta vazgeçmediğini ilan eden her insan ve siyasi yapı da ağır  saldırılara maruz kalıyorken...

seçimlerle  siyaset yapmak istiyen  devrimcilerde proletaryaların her geçen  gün ağırlaşarak hissettiği  solcusuzluğa  karşı da proletaryanın karşısına umut olma uğruna olsa da "Sol Kal Sol Yaşa" diyerekte çıkamıyorken...

fırsatta buyken... fırsatta buyken... 

yazın gitsin kız... yazın gitsin...

abrüst... falan filan...

sanat da diyin gitsin.

Zap’a bomba Colemerg’e kayyum (Nubar Ozanyan)

Türk patronlarının ve generallerinin Kürt ve emek düşmanlığı kapsamlı ve planlıdır. Sınırlı bir zaman ve belli bir dönemle sınırlı değildir. Süreğendir. Demokrasiyi gerçekte değil sözde bilir. Uygulamada değil yasalarında yazılı haliyle tanır. Ki bunu bile kaale almaz. Tarihten günümüze dek en iyi yaptığı şey işgal ve Türk olmayan halkların canını almaktır. Emek ve topraklara konmaktır. En iyi bildiği ise “Yakma-Yıkma-Çökme”dir. İkiyüzlü ve sahtekâr olduğu kadar kinci ve intikamcıdır.

Sayfalar