Cumartesi Ekim 10, 2026

TKP-ML -MKP: Cesaretimizin Sönmeyen Meşalesi Komünist Önder İbrahim KAYPAKKAYA Ölümsüzdür!

Dostlar, Yoldaşlar;

Bugün burada, ülkemiz devriminin önderini, kökleri asla sökülmemecesine toprağın derinliklerine işlemiş bir geleneğin yaratıcısı İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anıyoruz.

Bugün burada, Marksizm-Leninizm-Maoizm’in usta bir öğrencisi olan komünist önderimizi anıyoruz.

İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır zindanlarında işkenceyle katledilmesinden bugüne kadar geçen 49 yıl içinde gerek mücadele yaşamı gerekse de ileriye sürmüş olduğu tezler nedeniyle güncelliğini korumaktadır.

Çünkü Kaypakkaya, ileriye sürmüş olduğu tezlerle, ülkemizde M. Suphi sonrası gerçek komünist hareketin ilk temsilcisi olmuş ve başta Türk devletinin resmi ideolojisi olan Kemalizm başta olmak üzere, Kürt ulusal sorunu, ülkemiz devriminin yolunu, devrimimizin karakterini, feodalizmin çözülmesi ve gelişen kapitalizmin niteliğini, devrimimizde proletarya önderliğini ve işçi-köylü ittifakını, köylülüğün devrimimizdeki rolünü, ülkemiz parlamentosunun niteliğini, modern revizyonizme karşı tavır, sosyalizm ve sosyalizmde sınıflar mücadelesi, TKP değerlendirmesi ve daha burada sayamayacağımız birçok meselede Türkiye devrimi açısından oldukça önemli tezler ileriye sürmüştür. Dolayısıyla Kaypakkaya demek, Türk hakim sınıfları açısından “ihtilalci komünizmin Türkiye topraklarına uygulanması” demektir. Bu nedenle TC devleti, Kaypakkaya adı her gündeme geldiğinde doğal bir sınıfsal refleks vermektedir. Kaypakkaya’nın ülkemiz komünist hareketinin M. Suphi sonrası ilk temsilcisi olmasına en iyi örneği, onun TC devletinin resmi ideolojisi olan Kemalizm’e ve bu ideoloji üzerinde üretilen resmi tarih yazımına yaklaşımı oluşturur. Kaypakkaya, herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak biçimde, egemen sınıfların resmi ideolojisiyle kendi arasına kalın bir duvar örmüştür.

Kaypakkaya’nın MLM yaklaşımı, ülkemizde Kemalist hareket başta olmak üzere daha bir dizi son derece önemli alanda ilk kez Marksist tezlerin ifade edilmesi anlamını taşır. Bu anlamıyla ülkemizde ilk kez Kemalizm’den, resmi ideolojiden ve resmi tarih yazımından Kaypakkaya’nın tezleri ile gerçek anlamda bir kopuş yaşanmıştır. O’nu diğer devrimci önderlerden ayıran farklardan biri budur.

Kaypakkaya, Kemalizm ve resmi ideoloji değerlendirmesinde bir denek taşıdır. Kaypakkaya’sız halk yararına bir tarih yazımı ve resmi ideolojiye karşı duruş söz konusu değildir. Bu açıdan Kaypakkaya adı bir eşiktir. Kendinden öncesine ve sonrasına çekilen bir çizgidir.

Kaypakkaya, MLM olduğu için komünisttir. Komünist olduğu için MLM’nin bu topraklardaki ilk temsilcisidir. Ancak O’nu farklı kılan, onu diğer devrimci önderlerden ayıran en belirgin diğer bir özellik ise, MLM biliminin bu ülke topraklarında geliştirilmesine önderlik etmesidir.

Her birey veya fikir içine doğduğu koşulların ürünüdür. O’nun fikirleri kendi dönemine sığmamış, oradan taşarak geleceği kurmanın pusulasına dönüşmüştür.

Kaypakkaya’nın fikirleri; Paris Komünü, Ekim Devrimi, dünyanın kırlarına yayılan Çin Devrimi ve Büyük Proleter Kültür Devriminin top sesleri arasından gelişip serpilmiştir.

Kaypakkaya ve inşasına giriştiği partisi, Büyük Proleter Kültür Devriminin ürünüdür. Bundan dolayı Kaypakkaya’nın fikirleri, yalnızca kendi yaşadığı coğrafyanın resmi ideolojisine karşı bir duvar örmemiştir. Aynı zamanda, O revizyonizmle, oportünizmle, sınıf işbirlikçisi her türlü teoriyle kendi arasına da kalın bir duvar örerek safını Mao Zedung önderliğinde gelişen Uluslararası Komünist Hareketten yana belirlemiştir.

Kaypakkaya’nın deyimi ile; “Kitleler içinde kök salmış, demir disiplinli, subjektivizmden, revizyonizmden ve oportünizmden arınmış, özeleştiriyi uygulayan çelik gibi bir parti, silahlı savaş içinde gelişecek güçlenecektir. Böylece bayatı atıp tazeyi alacak ve burjuva unsurlardan arınacaktır. Halkın en ileri unsurlarını, komünist önderleri ve militanları böylece bağrında toplayacaktır.”

Kaypakkaya’nın fikirleri diyalektiktir. Tamamlanmış, donmuş dogmalar yumağı değildir. Aksine hareketli, dinamik ve gelişim halinde bir sürekliliktir. Onun fikirleri yalnız yorumlamanın değil ama daha da önemlisi değiştirmenin teorisidir.

Tam da bundan dolayı, Kaypakkaya’nın fikirleri; bu topraklarda dolaşan “komünizm heyulası”dır.

Dostlar, Yoldaşlar;

Sınıf çelişkilerinin giderek daha fazla keskinleştiği tarihi bir zaman aralığında yaşıyoruz. Güncel olarak yaşadığımız ve karşılaştığımız problemlerin toplamı bize, Kaypakkaya’nın fikirlerinin güncelliğini hatırlatmaktadır.

Egemen sınıflar, kendi sistemlerinin ömrünü uzatmak için stratejik hamleler geliştirmeye çalışmaktadırlar. 20. yüzyılı soykırım, katliamlar ve askeri faşist darbelerle geçirdiler. Türk egemen sınıflarının yönetsel anlayışı; ırkçı, faşist bir temele dayanmaktadır. Karakteri işgalci ve ilhakçıdır.

Temsilini AKP/MHP faşist iktidarında bulan Türk egemen sınıfları “Neo- Osmanlıcılık” hayalleri güderek kendi sınırlarını Misak-ı Milli olarak tarif ettiği coğrafyaya dek uzatmak istemektedir.

Nasıl ki, 20. yüzyılın başında “Ermeni Sorununu” soykırım uygulayarak çözüm yoluna gitmişse, bugün de aynı şeyi Kürt ulusal sorunu için düşünmektedirler. Bunun için de Kürt Özgürlük Hareketine karşı topyekun bir “çöktürme planı” dahilinde hareket ederek, yok ve tasfiye etme yoluna gitmektedirler. Türk egemen sınıflarının Kürt ulusunun “özgürce ayrılma hakkı” karşısında geleneksel devlet aklının dışına çıkacak gücü ve takati yoktur. Çünkü anca yarı sömürgesi durumunda oldukları emperyalizmin koltuk değnekleri ile ayakta kalabilmektedirler.

Fakat geldiğimiz aşamada, Kürt ulusal sorununu fiziki ve siyasi olarak ortadan kaldırmanın koşulları ortadan kalkmıştır. Türkiye devrimi birçok girizgahı olan özelliklere sahiptir. Birbirini etkileyen, tetikleyen ve harekete geçiren çelişki yumağı ile sarmalanmıştır.

Kürt Özgürlük Hareketine yönelik geliştirilen imha konsepti; işçi sınıfına, kadınlara, köylülere, LGBTİ+lara; yani, toplumun tüm kesimlerine yönelen kapsama ve derinliğe sahiptir. Türk egemen sınıflarının Kürdistan’da elde edeceği herhangi bir başarı, tüm bu kesimleri ezme hareketine dönüşecektir. Kürt Özgürlük Hareketinin medya savunma alanlarında örmüş olduğu savaş barikatını her tarafta örme görevi hepimizindir.

Türk egemen sınıfları ekonomik siyasal kriz içinde can çekişmektedir. Ona ölümcül darbeyi vuracak olan komünist öncüdür. Bunun yolu günümüzde birleşik devrimci mücadele ile saflarımızı tahkim etmekten geçmektedir.

Dostlar, Yoldaşlar;

1971 silahlı devrimci çıkışının komünist yüzü olan İbrahim Kaypakkaya, her her şeyden önce pratikte devrimci bir tutum içindedir.

O’nun ardılları olarak bizler de önder yoldaşımızı rehber edinecek pratikte devrimci olacağız. Kaypakkaya’nın fikirlerini güncelde kavrayacak, ana müdahale edecek tarzı devrimci eylem pratiğimizin baş köşesine oturtacağız.

Maoist temelde gelişen silahlı mücadele hattı dünyanın kırlarında zafere emin ve kararlı adımlarla ilerlemeye devam ediyor. Hindistan, Filipinler, Peru, Sri Lanka, Nepal ve daha bir dizi yerde halk savaşı dünya halklarının elinde yenilmez bir silaha dönüşmüştür. Bu silahı dünya halklarına kazandıran MLM bilimi, teori ve pratiğidir.

Bizler de bu bayrak altında toplanan Kaypakkaya geleneğinin neferleri olarak; emperyalist-kapitalist sistemin, Ortadoğu’daki en barbar ve ceberut dayanağı olan faşist TC devletini yıkıma uğratacak halkların özgürlüğünün önündeki engeli ortadan kaldıracağız.

Dostlar, Yoldaşlar;

Mayıs ayı içerisinde ölümsüzlüğe uğurladığımız Türkiye devrim hareketi önderlerinden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan yine 71 devrimci çıkışının mimarlarından Mahir Çayan ve Kürdistan Özgürlük mücadelesinin önder kadrolarından Haki Karer şahsında tüm devrim şehitlerini bir kez daha anıyoruz, yürüdükleri yol yolumuzdur.

Onlara sözümüzdür; 50 yıllık direniş ve mücadele geleneğimiz önder yoldaşımızın çizdiği güzergahta ilerleyerek zaferi kesin kılacaktır. Şimdi kazanmanın zamanıdır. Biz kazanacağız!

Türkiye Komünist Partisi – Marksist Leninist (TKP-ML)

Maoist Komünist Parti (MKP)

18-05-2022

10245

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Son Haberler

Sayfalar

Proletarya Partisi

“Sosyalizm Ve İslâm” Tartışmalarında Önemli Bir Kaynak: Bolşevik Devrimi Ve Din

Köktendinciliğin çeşitli versiyonlarının, bu arada Siyasal İslâm’ın 20. yüzyıl sonlarında yükselişe geçişi, tarihi tek yönlü ve durmaksızın ilerleyen bir devinim olarak algılamaya alışkın zihinlerde, kabul etmeli ki, derin bir kafa karışıklığı ve kavram kargaşasına yol açtı.

Azeri ve Ermeni emekçileri ve yoksulları dosttur!

"Pazar günü çatışmaların başlamasıyla birlikte Ermenistan sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti. Azerbaycan'ın Ermeni halkına savaş ilan ettiğini belirterek Ermenistan ve Azerbaycan'ın büyük bir savaşın eşiğinde olduğunu ifade etti"

 

1917 yılında Rusya’da Lenin’in önderliğinde gerçekleştirilen Sosyalist Ekim Devrimi’yle Rusya bir halklar hapishanesinden halkların özgürce yaşadığı, ezilen bağımlı ulusların kölelik zincirlerini paramparça ederek kendi kaderini tayin etme haklarını elde ettikleri bir sisteme kavuştular.

TKP-ML MK SB Üyesiyle Röportaj:Mücadele etmekten başka çıkış yolumuz savaşmaktan başka kurtuluş yolumuz bulunmamaktadır ! (2)

– Kongrenizin en önemli kararlarından biri de KKB’nin oluşumu idi. KKB’ye kadar gelen süreci ve bugün kadın özgürlük mücadelesinde partinizin duruşunu özetler misiniz?

Hangi İhtiyacın Ürünüdür Komünistleri Etnik Kökenleri Üzerinden Tanıma Gayretleri!

Nubar Ozanyan (mahlas), Serdar Can`ı anma vesilesiyle kaleme aldığı yazısında, sonderece çarpıcı ve  karakteristik olan şu ifadeleri kullanıyor:

Siyasette Çocukluk, Gençlik ve Olgunlaşmak (1)

Her olgu ya da nesnenin bir doğuş, gelişme ve büyüyüp olgunlaşarak yok olup sönümlenme süreci vardır.

Bu yasa, doğa ve toplum hayatında olduğu gibi toplumsal hareketlerin de gelişim seyrinde işleyen bir yasadır. Bu yasayı görmezden gelenlerin, üstünden atlayanların, yaşamda var etmek istedikleri amaçlara ulaşma imkânı bulamadıklarına hep beraber onlarca kez tanıklık etmişizdir.

Coğrafyamızdaki sınıf mücadelesi tarihi de diğer coğrafyaların sınıf mücadeleleri tarihleri gibi bu doğal gelişme seyrini izleyerek bugünlere gelmiştir.

Devrimci mücadeleyi birlikte yükseltelim

AKP-MHP iktidarı, topluma yaşattığı ağır sorunların, içerde ve dışarda yaşadığı hezimetin iç politikada tartışılmasını istememektedir.

AB ülkeleri ve ABD’nin sıkıştırmaları sonucu Oruç Reis araştırma gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri Antalya açıklarında demirledi.

NATO’nun bastırmasıyla Doğu Akdeniz’deki sorunların müzakereler yoluyla çözülebilmesi için Türkiye’nin Yunanistan’la müzakere masasına oturacağı duyuruldu…

Aslolan Kitlelerin Devrimci Kalkışmasıdır

Faşist Türk devleti, ekonomik krizi derinleştikçe daha fazla saldırganlaşıyor. Son olarak HDP’e ve ilerici aydınlara karşı yapılan toplu tutuklamalar, saldırganlık sınırının burada bitmediğini ve bitmeyeceğini göstermektedir. Faşist iktidardan saldırganlıkta,  duraklama beklemek ya da burjuva demokrasisinin olası “yumuşaklığını” beklemek, siyasi körlükten öte, burjuva muhalefetin kitleleri oyalama ve faşist devlet yönetimine payanda etme taktiğidir.

Güzel Ana, Serdar Can ve Nubar Ozanyan; Üç mücadele abidesi…

Güzel Ana’nın ölümsüzlüğünün 3. yılını geride bıraktık. Serdar Can’ı, Nubar Ozanyan’ı da uğurlayalı 3 yıl geçti.

Güzel Ana’yı bir tarafım daha dün gibi hatırlar, burada oluşunu,  kapıdan bir tebessümle girişini…

Bir tarafım özlemden, hasretten olsa belki kabullenmez, bir tarafım yıllar geçmiş gibi hissetmekte…

Serdar Can için de geçerli bu duygum. Sanki uzun bir işi var da, halledince geri gelecekmiş gibi. Çok az tanıma fırsatı buldum ben Serdar Can’ı, keşke uzun uzun sohbet etme fırsatım olsaydı.

TKP-ML MK SB Üyesiyle Röportaj:Mücadele etmekten başka çıkış yolumuz savaşmaktan başka kurtuluş yolumuz bulunmamaktadır ! (1)

– Merhabalar, öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

– Çevani Başe, TKP-ML Merkez Komite Siyasi Büro üyesiyim. Adım Özgür Aren.

– Geçtiğimiz yıl 1. Kongrenizi yaptığınızı açıkladınız. Kongrenize nasıl bir ortamda hazırlık yaptınız hem Parti gündemleriniz açısından hem de ülkenizdeki durum açısından?

Dünyada Artan Savaş Etmenleri Ve Bu Eksende Sürecin Ana Taktiği:

Emperyalist- kapitalist sitemin bir türlü aşamadığı, uzunca bir süreden beridir yaşaya geldiği ekonomik krizler dalgası , tırmanır bir ivmeyle , emperyalist savaş etmenlerini giderek yükseltmektedir.
Öyleki, adeta 3. bir dünya savaşının ön hazırlıkları ve alan tutma gayretleri ile, son bir kaç yıldan beridir  "bölgesel savaşlar" biçiminde , fiili bir savaş durumu yaşanmaktadır.

Kendine Güven, Kolektife Güven; Geleceği Kazan!

“Güven” kavramı, sınıf mücadelesi yürüten politik özneler açısından her dönem tartışılan bir kavram olagelmiştir.

Sınıf mücadelesinin, inişli-çıkışlı, yenilgi ve yengilerle; atılım ve geri çekilmelerle dolu gerçekliği söz konusu kavramın politik özneler açısından yaşamda karşılığını doğrudan etkilemiştir/etkileyecektir. Devrimin kitlelerin eseri olacağına inananlar açısından “güven” kavramı aynı zamanda ideolojik-politik temelde, bilimsel bir zemin üzerinden beslenir ve şekil alır.

Sayfalar