TKP-ML MK SB:Newroz,zulme karşı parolamız olsun!
Newroz, başta yüz yılı aşkın bir süredir emperyalizmin “savaş tahtası” olarak kullandığı, halkları birbirine düşman edip talan-yağma-katliamdan başka bir şey getirmediği Ortadoğu olmak üzere, dünya halklarının zalimlere karşı mücadelesini simgeler. Bu simgesel ve tarihsel günü bu yıl da Ortadoğu’da başta emperyalistler ve TC faşizmi olmak üzere, bölge gericiliğinin özel olarak Kürt halkına genel olarak ise ezilen, sömürülen tüm halklara yönelik faşist saldırganlığının arttığı bir dönemde karşılıyoruz. Mücadelenin diyalektiğidir bu… Zalimlerin zulmünün arttığı her yerde, isyan ateşi de harlanmaktadır. Bu ateşin alazları zalimlerin korkularını artırmakta, korktukça daha fazla saldırganlaşmaktadırlar.
Ortadoğu coğrafyasında sayıları on milyonları bulan Kürt halkı hala yok sayılmaktadır. Suriye Kürdistanı’nda olduğu gibi toprakları işgal edilmiştir ve işgal tehditleri sürmektedir. Irak Kürdistanı’na hava saldırıları düzenlenmekte, karadan askeri operasyonlar gerçekleştirilmektedir. Ezidi Kürtler yeniden soykırım tehdidi altındadır.
Kürt halkının nüfus olarak en fazla olduğu Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’nda Kürtler bir ulus olarak tanınmayı bırakalım, inkar ve imha saldırılarıyla karşı karşıyadırlar. Kürt ulusuna “diz çöktürme” politikası her dönem devrededir. Halkın iradesi yok sayılmakta, seçilmiş belediyelere kayyım atanmaktadır. Milletvekilleri tutuklanmakta, HDP’nin kapatılması gündemleştirilmektedir. Türkiye’nin batısına çalışmaya giden Kürt halkı, ırkçı-şoven saldırılara maruz kalmakta, sadece Kürtçe konuştukları için linç edilmektedir. Salgın dahi, Türk hakim sınıfları tarafından T. Kürdistanı’nda yaşayan halkın imha ve inkar edilmesinin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Bütün bu saldırıların nedeni, bugünün Dehaklarının saltanatlarını sürdürme, “beka”larını koruma çabasıdır.
Günümüzün Dehaklarından faşist TC’nin başı R.T.Erdoğan, sömürü ve yağma düzenini sürdürebilmek için, Kürt halkını hedef göstermeye, saldırmaya ve katletmeye devam etmekte; ülke içinde ve dışında Kürt ulusuna ve kazanımlarına yönelik imha, inkar ve asimilasyon politikalarını sürdürmektedir. Türk hakim sınıflarının her bir temsilcisi de Kürt düşmanlığında ortaklaşmakta, şovenizmin iğrenç yüzü burjuva medya tarafından halkımızın üzerine adeta boca edilmektedir.
R.T.Erdoğan’ın, faşist ortaklarının ve Saray soytarılarının her fırsatta “birlik ve beraberlikten”, “terörden”, “beka sorunu”ndan bahsetmeleri sebepsiz değildir. Günümüzün Dehakları yönetememektedirler. Sürgit devam eden, şiddeti ve yoğunluğundan bir şey kaybetmeyen ekonomik krizden başlayarak iflas etmiş bir devlet gerçekliği içindedirler. Bu durum onları daha da saldırganlaştırmakta; iktidarlarını sürdürmek için işçi sınıfına, emekçilere, Kürt halkına, ezilen cinsiyetlere yani halkın tüm katman ve kesimlerine yönelmekten vazgeçememektedirler. Çünkü başka çareleri yoktur. Onlar yaşadıkları çaresizliği aşmanın ve ezilenlerin yüreğinde biriken korkunç öfkeyi bastırmanın yolu olarak her dönem savaş ve çatışmaya yönelmişlerdir. Çünkü onlar; halkın özgürlük, demokrasi ve daha iyi bir yaşam talebi karşısında güçsüz ve korkaktırlar.
AKP-MHP iktidarının halk düşmanı yüzü her gün başka biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Faşist iktidarın üzerinde yükseldiği kolonlar teker teker sallanmakta; her olay, kabaran sıvanın dökülmesine ve gerçeklerin gün gibi ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Kürt halkına dönük saldırganlık içerde ve sınır ötesinde gündemin esasını oluşturmaya devam etmekte; faşist iktidar her ne kadar üstünü örtmeye, saklamaya, gizlemeye çalışsa da yoksulluk ve açlık her gün başka bir yerde, farklı bir şekilde açığa çıkmakta; açlık ve sefaletin getirdiği intiharlar gündemin “sıradan” bir başlığı haline gelmekte; kadınlara ve LGBTİ+lara yönelik saldırganlık bizzat devlet eliyle yönetilmekte; çürüme ve çözülme tüm hızıyla devam etmektedir. AKP’de temsil bulan rant ve israf öylesine büyüktür ki artık kimse bunu saklama gereği dahi duymamaktadır. TC devleti, emekçi halk için zulüm cenderesi, yağma ve talan düzeneğinden başka bir şey değildir.
Bir yanda bunlar olurken diğer yanda da ezilenler cephesinde farklı başlıklarda keskinleşen ve derinleşen çelişkiler, belli bir süredir iktidarın erimesine neden oluyor. Dipte biriken öfke, keskinleşen ve de ağırlaşan sorunlar, ezilenlerin ve emekçilerin yaşam standardındaki düşüş, AKP-MHP iktidarının içinde bulunduğu büyük krize işaret ediyor. Hareketlenen işçi sınıfı, Kürt halkının mücadelesinin tüm saldırılara karşın direngenliği ve sürekliliği, kadınların ve gençlerin sokakları dolduran öfkesi ve birleşik mücadeleleri… Tüm bunlar birikim, kaynama ve hareket noktalarımızdır. Bu seneki Newroz’a da işte bu alevlerin yükseldiği koşullarda gidiyoruz. Yakın ve orta vadede sınıf mücadelesinin çok daha ciddi muharebelere gebe olduğu öngörüsünde bulunmak zor değildir. Bu durum hem emperyalizmin dünyadaki gidişatı hem ülkemizde hakim sınıfların izlediği seyre ilişkin verilerden rahatlıkla gözlenebilmektedir. Bu somut durum önümüze somut bir görev koymaktadır. Bu görevi icra etmek için 8 Mart’ın ardından ilk durağımız Newroz’dur. 8 Mart’tan Newroz’a doğru akan ve devrimci, yurtsever güçlerin dinamiklerini buluşturan ve büyüten bir zeminin oluşturulması, günün görevi olarak öne çıkmıştır.
ŞAN OLSUN NEWROZ’U YARATAN VE YAŞATANLARA!
Newroz’un kelime anlamıyla sadece “yeni gün” ve “yeni bir başlangıç” olmadığı, bu anlamıyla bir bayram değil onu da kapsayacak bir şekilde isyan ve başkaldırıyı temsil ettiği bilinmektedir. Newroz’a gerçek anlamını veren, başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu halklarının zalimlerin zulmüne karşı isyan ateşlerini harlaması, daha da güçlendirmesidir.
Mitolojik bir geçmişe dayanan ve Demirci Kawa’nın zalim Dehak iktidarına karşı isyan ateşini yakıp başkaldırdığı gün olarak binlerce yıldan günümüze süzülüp gelen Newroz; günümüzde Ortadoğu coğrafyasında başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu halklarının isyan ve başkaldırısı olarak anlamlanmıştır. Bu anlamıyla halkların sınıfsız, sömürüsüz, eşit ve özgür bir dünyada yaşama mücadelesinin somut karşılığıdır. Halkların özgürlük ve isyan çığlığıdır. Kavga günüdür. Adı mücadele ve özgürlüktür.
İçinden geçtiğimiz süreç, emperyalist kapitalist sistemin insanlığa düşman olduğunu fazlasıyla gösteren örneklerle doludur. Emperyalist kapitalist sistemin aşırı kâr hırsı beraberinde insanlığı tehdit eden salgın gibi tehditlere yol açmaktadır. Korona virüs salgınının milyonlarca insanı etkilemesi, kapitalist sistemin bilim ve sağlığı özel mülkiyet dünyası içinde ele almasından bağımsız değildir. İnsanlık açısından temel haklardan olan sağlık hakkına erişim bile aşırı kâr hırsına kurban edilmiştir. Egemen sınıfların ideologlarının “tüm insanlığın sorunu” olarak niteledikleri pandemi sürecinde, aşının emperyalistler tarafından kontrol edilmesi, patentinin kapalı olması dahi tek başına nasıl bir dünyada yaşadığımızın özetidir.
Korona salgını vesilesiyle bir kez görülmüştür ki; zalim Dehaklar saraylarında kendilerini güvenceye alırken ezilen halklara ölümü reva görmektedirler. Onlar bin odalı saraylarında şaşalı yaşamlarına hiç ödün vermeden devam ederken emekçileri açlığa, yoksulluğa, işsizliğe mahkum etmekte ve intihara sürüklemektedirler.
Ancak zalimin zulmü varsa ezilenin de isyanı vardır. Bu isyan binlerce yıldır kendisini Newroz’da göstermektedir. Günümüzün zalim Dehaklarına karşı isyan etmek meşrudur! Bu bir hak olduğu kadar görevdir de.
Şimdi zalim Dehaklara karşı Demirci Kawa olmanın zamanıdır.
“Öyle mi zalim Dehak” deyip ayağa kalmanın ve isyana durmanın zamanıdır.
Dağlarda ve şehirlerde isyan ateşlerini büyütmenin zamanıdır.
Kürt ulusuna yönelik imha, inkar, asimilasyon ve tecrit saldırısına karşı durmanın, faşizme karşı mücadele etmenin zamanıdır.
2021 Newroz’u; faşist TC devletinin, Kürt halkına yönelik topyekun savaşına karşı güçlü bir karşı duruşumuz, kararlılık ve meydan okuyuşumuz olmalıdır.
2021 Newroz’u; faşist diktatörlüğün halkımızı daha fazla açlık ve sefalete iten yoksullaştıran politikalarına; başta Kürt ulusu olmak üzere ezilen ulus ve milliyetlere yönelik inkar ve imhaya yönelik ırkçı-faşist zulme; talan, yağma politikalarına karşı isyan sloganlarımızı en yüksek perdeden haykırdığımız bir mevzi olmalıdır.
2021 Newroz’u; Rojava’da emperyalistlerin ve TC gibi devletlerin beslediği DAİŞ artıklarının saldırılarına karşı Tekoşer Pilingleşmek, Nubar Ozanyanlaşmak, onların çağrısına uyarak çağımızın Demirci Kawaları olarak “fırtınayı yaratan birer damla” olmaktır.
Bijî Newroz!
Bimre Koletî, Bijî Azadî!
Yaşasın Kürt Ulusunun Özgürce Ayrılma Hakkı!
8 Mart’tan Newroz’a, 1 Mayıs’a, Her Yerde Direniş, Her Yerde Kavga!
TKP-ML MK SB
Mart 2021
Son Haberler
Sayfalar
1915 Süryani toplumunun gelecek umudunu yok etti Feyyaz Kerimo
Günümüzde Süryaniler kimliklerini nasıl tanımlıyorlar? Bu tanımlayışta geçtiğimiz yıllarda değişiklikler oldu mu ?
Genel olarak ulusal kimlik kavramı, Rönesans ile birlikte özellikle dil ve tarih etrafında ortaya çıkmıştır. Bazı özellikler etrafında bir ortak paydayı ifade etmektedir. Ulusal kimlik bana göre her şeyden önce, bir aidiyet sorunudur.
Hiç değilse bu taş basamakların:Ganime Gülmez
“Binlerce Pazartesi geçti ömrümden\…nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada\ hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna\…\ Sonu olsun diyorum\ neyin sonu ama\ hiç değilse bu taş basamakların”..şiiri takılıyor aklıma sokaklarda Turgut Uyar’ın.
Pazartesi günü yine 1 Eylül. 1939 yılında Almanya’nın, Polonya’yı işgal edişinin yıl dönümü. Ve tabi; “Dünya Barış Günü”! Ha bir de; Almanya Federal Parlamento’sunun, dün, “İslam Terörü’ne karşı savaşmak için” Irak’a göndereceği binlerce sayıyla basına ifade edilen silahları gönderme kararını alacağı gün! Kaçıncı Pazartesi!
Emperyalizm ve Gericilik
Tarihin komünistleri haklı çıkarması, sorunların onların düşünceleri doğrultusunda çözülmesini de peşinden getirmiyor. Ya da insanlar, daha özel bir vurguyla; tarihin temel özneleri olan halklar ve işçi sınıfı komünistlerin dediklerini benimsemedikleri için, kendi kaderlerini de kendileri ellerine alamıyorlar. Emperyalist burjuvazinin ve işbirlikçilerinin kendilerine biçtikleri kahredici bir yaşam sınırları içinde birbirlerini boğazlıyarak varlıklarını sürdürmeye çılışıyorlar. Boğazlanması gerekenleri değil, kucaklaşması gerekenler birbirlerinin gırtlaklarına sarılmış.
Kent(imiz) ve çevre(miz): Yaşam(ımız) ile insan(lik) kazanacak
"Dinya dikare pêdivîya her
kesî bi têra xwe bi cih bîne,
lê nikare bi qasî
azwerîya her kesî."[2]
Komünizm, Kapitalizmin Ürünü İnsana Değil, Kapitalizme Bakmaktır
''Fuhuş, kadınlardan da çok, asıl erkekler için ahlak bozucudur. Fuhuş, kadınlar içinde yalnızca kendini buna kaptıran mutsuzları alçaltır ve bunların sayısı, genellikle sanıldığından çok daha küçüktür. Buna karşılık, fuhuş, bütün erkek dünyasının niteliğini düşürmekte, alçaltmaktadır.''
Engels/Ailenin ozel mulkiyetin Devletin Kokeni/sol yayinlari/syf 88-89
Resimler-Ressamlar-ve
“Kapalıyken,resim yapar gözlerim.”[1]
Plastik sanatların bir dalıdır…
Cisimler dünyasının, düşünceler dünyasındaki iz düşümüdür.
Taş devrinde ortaya çıkan ve yeni teknikler kazanarak ilerlemesini sürdüren sanat akımıdır; düşünce ve duyguların imgelerle anlatılmasıdır.
Tutku, dil, aşk, boya, koku, heyecan ve daha birçok sözcüğe bürünebilen biçimlerin, renklerim, dokuların, ritmin ve müziğin armonisidir.
Simonides’in, “Resim sessiz şiirdir, şiir ise konuşan resim,” diye tarif ettiği renkler, biçimler dünyasıdır.
Partizan: Halk Cephesi’ni Özeleştiri Vermeye Davet Ediyoruz!
"Devrimci, Demokratik Kamuoyuna ve Halkımıza;
Halk Cephesi’ni Özeleştiri Vermeye Davet Ediyoruz!
29 Temmuz günü, İstanbul Nurtepe’de başlayan, işçi ve emekçilerin yoğun olarak yaşadığı, devrimci çalışmaların adresi durumundaki diğer emekçi mahallelere yayılan şiddet sarmalı halk içerisindeki sorunların çözümünde benimsenen siyaset ve politika yapma tarzına, örgütsel reflekslere ilişkin daha güçlü bir sorgulayışı, tartışmayı ve tavır almayı zorunlu hale getirmiştir.
Çözülmemek için çözme mücadelesinde yeni evre
Cumhurbaşkanlığı (CB) seçimlerinin hemen öncesinde devlet Kürt meselesinde bugüne kadar en somut ve ciddi adım olan çerçeve yasasını çıkararak PKK ile yapılan görüşmeleri yasal dayanağa kavuşturdu. CB seçimlerinin hemen ardından ise Kürt meselesi bağlamındaki “çözüm süreci” yeniden gündemin ilk sırasına oturmuş durumda. 2012 sonunda Abdullah Öcalan ile BDP heyetinden Ahmet Türk ve A. Akat Ata’nın yaptığı görüşme ile startı verilen ve 2013 Newroz’un da Öcalan’ın açık çağrısıyla süreç fiilen başlatıldı. Belirlenen bir yol haritası olduğu ifade edildi.
“Wernicke Korsakofflular"!! Kim onlar :Ganime Gülmez
“Wernicke Korsakofflular ve Eski Mahpuslar 4. Yaz Kampı’nda Bir Araya Geliyor” başlıklı haberi okuyunca, içimde yine küçücük kır çiçekleri filizlendi.
Bir küçük çocuğun yaz sıcağında dondurma almak isterken, iradesine hükmedemeyip ; “ben de istiyorum” diye çırpınması gibi, ayaklarımı yerlere vurup, “ben de istiyorum” diyerek dalga geçtim kendimle. Kıskançlığımdan, haberi açıp açıp bakmama rağmen okumayı başaramadım. Buluşacak olanları dehşet kıskandım!
TKP/ML YDK: Ortadoğu'nun ezilen halkları yalnız degildir
ORTADOĞU’NUN EZİLEN HALKLARI YALNIZ DEĞİLDİR.
Ortadoğu kan gölüne dönmüş bulunuyor.
Emperyalistler ve uşaklarının Ortadoğu’daki saldırılarında binlerce insan hayatını kaybetti. Suriye ve Irak’ın ardından, Filistin, Kobane ve Rojava’yıda içine alan saldırlar karşısında dünya sessizliğini korumaya devam ediyor.