TC = İŞİD = ERDOĞAN
Dünya IŞID saldırılarının şokunu yaşıyor...
Türkiye,Diyarbakır,Suruç ve Ankara katliamlarının acısını yaşar yasını tutarken En kanlı saldırı Beyrut ve Mali'den sonra Paris'te yaşanadı.Kana doymayan IŞID'li İslamcı-faşistler Saınt-Denıs,Republic,Charonne gibi çoğunlukta halkın yaşadığı yerlerde,hafta sonunu geçiren insanları vahşice öldürdüler. Bu sefer bilanço çok ağır,132 ölü,ağır yaralılar ile komada insanlar var..Olayın failleri yine belli İŞİD.Yani radikal islamcı faşist terör örgütü. İŞİD,Amerika ile İsrail tarafından kurulan,liderliğine cezaevinden çıkartılarak getirilen Ebubekir El-Bağdadi'dir.
İstisnasız tüm islami örgütler emperyalist devletler tarafından kurulan,rakiplerini yok etmek,iktidarları devirmek çıkarlarına hizmet eden teşkilatlardır. İŞİD bu örgütlere en son eklenen oldu.Taliban,Hizbullah,El-Nusra,Boko Haram bunlardan bir kaçıdır. Arap Baharı'nda devrilen rejimlerden sonra sıra Suriye'ye geldi.
Tüm dünyadan toplanan cihatçılar,Suriye rejimini devirmek için,THY'nın uçakları ile önce Türkiye'ye sonradan savaşmak için Suriye'ye akın ettiler.Türkiye bunlara göz yumdu.Suudi-Arabistan,Katar,Türkiye arasında görev dağılımı yapılarak sermaye Katar ve Suudi krallığından tüm lojistik askeri yardımlar Türkiye üzerinden olacak şekilde anlaşıldı. Erdoğan,1 Kasım seçimlerinde hile,şantaj,katliam ve IŞİD desteğini de alınca tek başına iktidara el koyup ''halifeliğini'' ilan etti.
7 Haziran seçimlerinde ağır yenilgi alan Erdoğan'ın AKP'si ,sonunun yaklaştığının farkına varınca tek çare olarak İŞİD'i devreye sokarak,HDP'yi İŞİD terörü ile vurdu.Bütün illerde Parti binaları saldırıya uğradı.Mitingleri bombalandı.HDP artık seçim çalısması yapamaz hale geldi.Mitinglerini iptal etmek zorunda kaldı.Buna rağmen barajı aşmasını bildi. Acaba neden,İŞİD seçime kadar ,HDP dışında hiç bir partinin mitingine bombalı saldırı düzenlemedi ?Adamlarını öldürmedi ? Acaba neden AKP ''zaferini'' ilan ettikten sonra bıçak gibi eylemler kesildi ?
Bu oyunu görmemek için kör olmak gerekir.Acaba neden sabahlara kadar Rakka'da İŞİD'çiler zafer kutlaması yaptılar ?Gaziantep'te İŞİD'çiler konvoylar halinde şehri turladılar bunlara ses çıkaran olmadı ?Ocak ayında İŞİD,Charlıe-Hebdo dergisine saldırı yaparak çalışanlarını,aydın,ilerici,düşünürlerini katletti.Fikirlere ve düşünceye kurşun sıktı.Bu son saldırı ile halkın yaşam tarzına kurşun sıktı.Hafta sonu dinlenen insanları maç'ta,tiyatro- da,restoranda hiç beklemedikleri bir anda öldürerek katliam gerçekleştirdi.Ortaçağ karanlığı ile yoz gerici düşünce ve yaşam biçimini dayatan İŞİD'çi faşistler özgürlüklerinden,düşüncelerinden zerre kadar taviz vermeyen fransız halkını kalbinden vurdu. Ankara katliamında bunca ölüm acı yetmiyormuş gibi katliamın saniyeler sonrası yaşananlar Devletin gerçek yüzünü ortaya sergilemiştir.
Bomba patladıktan hemen sonra,daha fazla insanın ölmesi için polisin gazla saldırıya geçip ambulanslardan önce polisin saldırıya geçmesi ölümleri artırmıştır.Devlet vatandaşının can güvenliğini,bakımını sağlaması gerekirken bunca zulüm yetmiyormuş gibi yaralılardan hastahane masraflarının faturasını talep etti. Ama Fransa'da devlet,olaya acil müdahale ederek,İŞİD'çiler ile çatıştı,vatandaşının güvenliğini alarak,hastahanelerde yoğun tedavi önlemleri alındı.Olayın failleri tespit edildi.Tazminat ödemeyi kabul etti.İki devlet arasındaki fark görülür niteliktedir.
Tüm bu olaylar Fransa'nın ve diğer emperyalist haydutların sorumluluğunu gizleyemez.Esad'ın devrilmesi için tüm koalisyon güçleri birlikte hareket ederek,Suriye'li ''muhaliflere'' silah vererek ''eğit-donat'' kapsamında yürütülen,Esad'ın devrilme planları cihatçıları cesaretlendirdi.Suriye ve Irakı'ın üçte ikisini işgal durumuna getirince silahlar bu sefer efendilerine çevrildi. Ama bedelini Fransız halkı ile dünya halkları ödedi bugün halen ödüyor.
Paris saldırılarının ilk işaretleri G20 zirvesinden 3 gün önce Erdoğan'ın konuşmalarından belli oldu.''bu ateş önünde eninde sonunda tüm dünyaya sıçrar'',''bugün kendi sınırları içerisinde güven ve refah içinde olduğunu sanan ülkeler yarın terör ateşini iliklerine kadar hissetmekten kurtulamayacaktır'' sözlerinden bellidir. Yine zirve öncesi tehditlerini sürdürerek,Türkiye'ye iltica eden savaştan kaçan mazlum insanlar için ''bu mülteciler Avrupa'ya gitse ne olur'' deyip mazlum insanları siyasal çıkarları için kullanmayı çekinmeden ifade etmiştir.
MİT Müsteşarı ve Erdoğan'ın suç ortağı,yargılamalarda insanlığa karşı suçlardan hesap verecek olan Hakan Fidan'ın gelişmelerden,olaylardan haberdar olmaması imkansızdır.Çünkü Suriye'de İŞİD emirleri,MİT tarafından yönetildiğini bilmeyen duymayan kalmamıştır.Dolayısıyla İŞİD'in gerek ülke içerisinde yurt dışındaki eylemleri Erdoğan'a hizmet etmektedir. G20 zirve öncesi,yaşanan bu katliam Erdoğan'ın ''elinin güçlenmesini'' sağladı.Esas amacı,ekonomik kalkınmada ülkelerin şeffaf olması,basın ve özgürlükler,rüşvet,yolsuzluk olayları tartışılması gerekirken,gündem Paris katliamına odaklandı.
Biz Türkiye'yi daha önceden''bahane gösterme'',''gerekçe üretme'' konusunda ne kadar ''usta'' oyuncu olduğunu 17-25 Aralık yolsuzluk olaylarında,MİT Tırlarının elegeçirilmesinden tanıyoruz. G20 zirvesinde emperyalist haydutlar ekonomik ve siyasal çıkarları için Erdoğan'ı AKP'yi desteklerini sunarak İŞİD tehlikesinin dünyanın başına bela olduğunu görmek istemediler. Rus Devlet Başkanı Putin ise sözünü esirgemeden ''İŞİD'in finansal olarak destekleyen G20 ülkeleri var'' diyerek zirveye damgasını vurdu.Bir anlamda İŞİD'in liderinin Erdoğan olduğunu ima etti.Ama''anlayana sivri sinek saz,anlamayana davul zurna az''.
G20 zirvesi ülke içerisinde baskı ve katlaimları arttırmak için Erdoğan şov'una dönüştürüldü.Tüm televizyonlar ile yandaş medya hep bir ağızdan Erdoğan şakşakçılığına soyundular.Çünkü bu günler için milyon dolarlarla finanse edilerek,boğazlarda yalılar alınarak,sonradan görme gazeteciler olduklarını gösterdiler.Yandaş basın,dolar milyoneri köşe yazarları,danışmanlar katliamların suç ortakları oldular. Lice,Bismil,Nusaybin,Sur,Yüksekova,Silvan,Nusaybin Kürdistan'ın bütün illerinde seçimlerde yenilginin intikamını almak amacıyla özel harekatçıların yeni oluşumu olan ''esedullah timi''ne tam yetki vererek bölgeye kan dökmeye gönderildiler.Esedullah Timi ile İŞİD terörü arasında hiç bir fark yoktur.Kan akıtan teşkilatlardır.Vali ve kaymakamların anlatımına göre ''kontrolümüzde olmayan Ankaraya bağlı güçler'' olarak niteleyen devletin resmi organlarının bunlara söz geçirmesi mümkün değildir. Halkın anlatımına göre bugüne kadar hiç karşılaşmadıkları insan tipleri,arapça-azerice konuşan pis kirli tipler İŞİD'in artık özel güvenlik birimlerine kadar nufus ettiğini gösteriyor.
Öyle ki Paris katliamının planlayıcısı ve uygulayıcılarından Abdulhamıd Abaaoud'un ortaya çıkan görüntülerinde insanların kafalarını kestikten sonra,araba ile tur atması benzer uygulamalarını,Yaralı yakalandıktan sonra infaz edilen,sonradan panzerin arkasına bağlayarak çeken zihniyetin bir ve aynı olduğunu hiç kimse inkar edemez. İŞİD uygulamalarının bir benzeri Van Erciş'te yaşanmıştır.Operasyonlarda öldürülen 3 PKK'lı görgü tanıklıklarının anlatımına göre ''önce yaktılar,sürüklediler,sonra halay çektiler''.Halk engel olmak isteyince ''hepiniz ermenisiniz gününüzü göreceksiniz'' tehditlerini savurmuşlardır.Ergenekoncu'ların ''iyi çocuklar''ı ile Erdoğan'ın çocukları İŞİD'çilerdir.Silvan kırımından sonra ''çocukların başarısını'' Davutoğlu ''güzel şeyler yaptık'' diyerek tasdiklemiştir.Kısacası İŞİD Suriye'de değil,Türkiye'dedir.Ankara'dan idare edilmektedir.
KOBANE ASLA DÜŞMEZ, AMA CERABLUS HA DÜŞTÜ HA DÜŞECEK !
Her şey henüz bitmiş değil,daha katedeceğimiz çok uzun bir yol vardır.Şimdiye kadar bu yolda sayısız sosyalist devrimci,enternasyonalist dayanışma ruhu ile savaşmaya gelen Kobane'nin İŞİD çetelerinden arındırılarak özgürleştirilmesi hareketinde kaybettiğimiz sayısız şehitlerimiz oldu.Aziz Güler,Kadriye Ortakaya,Nejat Ağırnaslı,Vahap Güven,Ciwan Türko,Selahattin Adın,Rıfat Horoz,Alper Çakas,Bedrettin Akdeniz ve Suruç'ta katledilen 31'ler...halkın en değerli evlatlarını İŞİD çeteleri karşısında kaybettik.
İŞİD çetelerine karşı en son kaybettiğimiz Birleşik Özgürlük Güçleri Komutanı Aziz Güler'innaaşına yapılan eziyet,Kürt halkına bir anlamda yapılmış sayılır.Öldürülen bayan gerillaların naaşlarına yapılan terbiyesizlik,kesilen gerillaların organları devletin suçlu olarak direk uluslararası savaş hukukuna göre yargılanması anlamına gelmektedir. Bu korkunun sebebi uluslararası alanda karşılık bulan Haklının,mazlumun mücadelesinin sevgi,saygı ve sempatiye dönüşmesidir.Yaralı gerillaların Türkiye'ye alınmayıp sınırlarda beklemekten ölenlerin sayısını artık biz unuttuk.Ama İŞİD'çilerin tedavi edildikten sonra yine cepheye gönderilmelerini Kürt halkı hiç unutmadı.Aziz Güler'in avukatı cenazeye yapılan zulüm ile ''bu insanlar nasıl yas tutacaklar,nasıl kabir ziyareti yapacaklar?Kendi inançlarına göre yas tutma ,kendi geleneklerine göre bir cenaze merasimi yapma hakları ellerinden alınıyor''diyerek haksızlığı dile getirdi.
Türkiye'de,Avrupa'da Türk Devleti – İŞİD işbirliği ile gerçekleştirilen katliamlara,savaşa,kitlesel olarak görülen göç dalgalarına,yaşanan trajedilere karşı yürütülen mücadeleler haklı ve meşrudur.Bunun bedeli de elbette ağır olmaktadır.Ölümler ile cezaevlerinde tutsaklık artık günlük yaşantımızın doğal bir parçası olur hale geldi.Tutuklanan gazeteciler,insan hakları savunucuları,sosyalistler,Avrupada tutuklanan ATİK aktivistleri inasanoğlunun yüz akıdırlar.Geleceğin,umudun,barış'ın temsilcileridir.Ama onlara yapılan bu haksızlıkları gün gelip devran dönecek zalimler pişman olacaklardır.
Kobane ile Efrin arasında kalan Cerablus İŞİD'in Türkiye'ye açılan tek sınır kapısı kalmıştır.Cerablus'un düşmesi ise artık sayılı günlere kalmıştır.Şengal'in,Tel Abyad'ın düşmesinden sonra gerileyen panik içerisinde Türkiye'ye kaçan İŞİD'liler için tek kapıdır.Suriye'nin başta petrol tüm doğal zenginliklerinin kaçırılarak Türkiye'de pazarlandığı bundan muazzam gelir elde eden Erdoğan'ın artık ipliği pazara çıkmıştır.Bunun için başka bir ülkenin toprakları Cerablus ''bizim kırmızı çizgimiz''dir,''bedeli ne olursa olsun müsade etmeyeceğiz'' demesinin sebebi bu olsa gerek.
Yurt dışından Türkiye gözlemlendiği zaman ilk bakışta halklar hapishanesini andırmaktadır.Artık cezaevlerinin kapasite yetersizliğinden yeni cezaevleri ayrıca en çok utanç duyulan yeni çocuk cezaevlerinin inşa edilecek olmasıdır.Yandaş medya ve televizyonların aksine TV5,RTL gazetelerden Le Matın,Le Fıgaro,Liberatıon hergün muhakkak İŞİD'in Türkiye tarafından korunduğu haberlerine rastlamak mümükündür.İtiraflarda bulunan İŞİD'in istihbarat amiri Said'in sözleri Erdoğan'ın yalanlarını ortaya çıkardı.
''Türk istihbaratı her türlü lojistik yardımı uzun süre yaptı'',
''Kobane savaşı sırasında Türk istihbaratı ile hiç bir sıkıntımız ve sorunumuz olmadı''
''Suriye,Türkiye sınırında El-Rai şehrinde emir Türk istihbaratından gelmedir''
''Gıda malzemelerinin tümü Türkiye'den''
''Ambulanslar içinde Türk hastahanelerine götürülür,tanınmaması için saç ve sakal traşı olurduk'' diye itiraflarda bulunan İŞİD'çinin bu sözleri yarın yargılanma döneminde Erdoğan'ı çok kötü gün-ler bekliyor.İnsanlığa karşı işlenen suçlardan mahkeme önüne çıkaracak belgelerdir. Bir başka itirafçı Serko Ömer ise Türkiye sınırını geçerken çetelere ''merak etmeyin Türk askerinin size zarar vermeyeceğini garanti ediyorum''diyerek Erdoğan'ın kirli planlarını açıklamış oldu.Bugün kürdistan'ın bütün illerinde kanunsuz olarak getirilen ''sokağa çıkma yasakları'',12 Eylül'ü çok gerilerde bırakmış durumdadır.Halk cezalandırılmış doğal ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmiştir.Halk hedef alınarak yaşlı çocuk denilmeden öldürülmektedir.Özel harekatçıların geçtikleri tüm sokaklara yazılamalar yaparak ırkçı,faşist kin kusan yazılamalar ile tehditler savurması,saraya bağlı özel olarak oluşturulan teşkilatlanmalar tarafından yürütülmektedir.
Erdoğan'ın geliştirdiği siyasal islamın sonuçları bugün tehlikeli boyutlara gelmiş bulunmaktadır.Kürt,Alevi,Ermeni kendinden olmayan halklara karşı söylenen nefret söylemi sınırları aşmış uluslararası boyut kazanmıştır.Konya'da oynanan Türkiye-İzlanda,İstanbul'da Türkiye-Yunanistan milli maçları müsabakası öncesi söylenen milli marşlarda,rakipler yuhalanmış Ankara ve Paris'te İŞİD saldırılarında ölenler için yapılan saygı duruşunda ''yuhalamalar'',''küfürler'',''allhuekber'' sloganları ile ölenlere karşı saygısızlık,kin ve nefret suçu işlenmiştir.Bunun sorumlusu Erdoğan'dır.
DÜŞÜRÜLEN UÇAK KRİZİ
Suriye'de kümelenen İŞİD çetelerine karşı hava bombardımanı sırasında Türkiye'nin önceden planlayıp,bir gerekçe,mana göstererek düşürdüğü Rus savaş uçağı gerilimi her geçen gün dahada büyümektedir.Türkiye'ye sıfır noktasında cereyan eden olayda Türkmenlerin yaşadığı Türkmen dağı ve stratejik konumda bulunan Kürt dağı cihatçı gurupların karargahıdır.Türki cumhuriyetlerden,Kafkaslardan getirilen IŞİD,El Nusra ,Ehrar El Şam örgüt elemanlarının aileleri ile birlikte kaldıkları bölge tamamen TürkDevleti ve MİT denetimi ve kontrolündedir.Beş yıldır süren savaşta lojistik,askeri malzemeler İHH insani yardım adı altında TIR'lar aracılığı ile ulaştırılmaktadır.Stratejik konumu itibariyle Türkiye burayı bir an olsun kaybetmek isteme-yecektir.Rus uçağını düşüren cihatçı gurupların savaş kurallarını hiçe sayarak paraşütle atlayan as-keri havada kurşunlayıp,karada linç görüntüleri dünyada üzüntüyle karşılandı.Rusya'da şok etkisi yarattı.
Türkiye'nin bugün ne kadar Türkmen halkının savunucusu olduğunun inandırıcılığı kalmamıştır.Çünkü Türkmen'leri Suriye'de İŞİD katliamlarından YPG-PKK yani Kürt'ler kurtarmıştır.Erdoğan değil.Tel Abyad'da,Emirli kasabasında yirmi bin Türkmen'in kurtarılmasına seyirci kalan Türkiye,en koyu milliyetçi gazeteci,parti ve guruplar tarafından bile eleştirilmiş Kürt'lerin hakkı verilmiştir.Suriye'ye bölgesel güç olarak giren,Suriye rejimini destekleyen Rusya'nın İŞİD'i bitirmekte ka-rarlı olduğu görülmektedir.ABD ve Avrupa'lıların ''bu savaş 30 yıl daha devam eder'' derken,şimdiden İŞİD en ağır yenilgilerini alarak artık gerileme dönemine girmiştir.
Türkiye'nin İŞİD'i desteklediğini,askeri,ekonomik,lojistik kaynaklarının tamamaen Erdoğan tarafından karşılandığını bilen Rusya'nın elinde güçlü belge ve bilgiler varken ekonomik ve siyasal çıkarları için sessiz kalmayı tercih etmiştir.Ama düşürülen savaş uçağından sonra Erdoğan'ı ve Türkiye'yi hedef tahtasına koymuştur. En gelişmiş askeri güçleri ile zaten bölgeye yerleşen Rusya'nın bu olayı kullanarak hedeflerine varacak gibi görünüyor.İlkin Türkiye'nin dünya'dan yalnızlaştırılarak tek başına kalmasını sağlayacaktır.BM nezdinde girişimlerde bulunarak Erdoğan'ın savaş kışkırtıcılığı,savaş suçlusu olarak yargılanması için çağrıda bulunacak.Suriye'nin zenginliklerini çalarak Türkiye'ye getirip satmak ve milyon dolarlar kazanmak suçlarından,savaş suçlusu bir örgüt olan İŞİD'i desteklemek,Erdoğan'ı bekleyen tehlikelerin başında gelmektedir.Suriye'de savaşın ilk gününden itibaren Esad'ın devrilmesi için ihanet içerisinde bulunmayan,sadece kendi topraklarının ve halkının korunmasından başka bir mücadelesi olmayan,ezilen dünya halklarına Rojava devrimini tanıtan,ortadoğu halklarına örnek olan Kürt'lere de vefa borcunu muhakkak ödeyecektir.
Bilek güreşi muhakkak Erdoğan'ın mağlubiyetiyle sonuçlanacaktır.
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
“Yetiş Yalnız Demokrasi, Özgürlük ve Eşitlik Mücadelemizde Yeni Bir İlham Kaynağımız Olarak Yaşamaya Devam Edecektir!”
ATİK-Uluslararası Demokratik Kamuoyuna Duyuru-
Bugün 8 Mayıs, Hitler faşizminin kapitülasyonunun Avrupa’da ilan edildiği gündür. Bir taraftan tarihin bu onurlu zaferinin sevincini yaşıyoruz. Ancak aynı gün, eski ENİLKOM aktivistlerimizden Yetiş Yalnız’ın 11 yoldaşıyla birlikte, partizanca direniş örneği sergileyerek ölümsüzleştiklerini öğrendik. Bu çatışma ve direniş, 24-28 Kasım 2016 tarihinde, DERSİM-ALİBOGAZI bölgesinde, soykırımcı ve katliamcı faşist Türk Ordusu’nun bir operasyonu esnasında olmuştur.
Hasretle ve inançla… “Umudun öyküsünü yazmak bize düştü!”
“Umudun öyküsünü yazmak bize düştü / Bize düştü sunmak hayata ömrün baharını / Acıları tas tas içmek / kan tükürmek ihanete / Bize düştü gözyaşsız ağlamak genç ölümlere / Yetim şafaklara kardeş olmak / Alayla gülümsemek karanlıklara / Hasret vurgunuyla yanmak / Vedalaşmadan yürümek sonsuzluğa... / bize düştü / Tarih payıdır kaçınılmaz / Vurun kanatlarınızı dostlarım”*
Tarih paylarını canlarıyla ödeyerek ve son bir veda sözcüğü etmeden sonsuzluğa yürüdü 12 kızıl karanfil. Onlar ki her biri umudun öyküsünü yazdılar kısacık yaşamlarıyla.
TKP/ML-TİKKO Rojava Komutanlığı;“12’leri anmak, onların boş kalan mevzilerini doldurmaktır”
Durmak yok bu koşuda,
Ağıt yok dilimizde, dizlerde titreme yok.
Kaç güneş sönse de sönsün içimizde,
Hep aydınlıkta yakalayacağız ölümü...
TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı:12 yoldaşımız şehit düşmüştür.
24-28 Kasım 2016 tarihleri arasında Dersim'e bağlı Ali boğazına yönelik Faşist devlet güçleri bir operasyon düzenlemiştir. Bu operasyon da yaşanan çatışmalarda devlet güçlerinden ölü ve yaralı asker olurken, 12 yoldaşımız şehit düşmüştür.
Şehit yoldaşlarımızın kimlik bilgileri şöyledir;
* Kod: Ahmet / Yetiş Yalnız / 1980 Fransa doğumlu
* Kod: Munzur / Serkan Lamba / 1985 Maraş doğumlu
* Kod: Aşkın / Hasan Karakoç / 1980 Dersim doğumlu
* Kod: Cem / Umut Polat / 1993 Dersim doğumlu
* Kod: Bakış / Samet Tosun / 1996 Tokat doğumlu
CHP Sosyalist Enternasyonel’den çıkartılmalı… – Ahmet Nesin
Oldum olası insanın içinde bir umut olmalı diye düşünürdüm gençliğimden beri. Hâlâ aynı şeyleri söylüyorum ama kimi konularda zorlamanın bir anlamı kalmadığına inandım. Esasında böyle düşünmeme neden olan da CHP oldu, CHP’nin ne kadar çok sosyal demokrat bir parti olmasını arzulasam da, onlar bunun asla mümkün olmayacağını haykırdılar kendimi bildim bileli. CHP sosyal demokrat parti olacak da, üye olacağımdan değil, Türkiye’nin böyle bir partiye gereksinimi olduğundan.
Varlık zeminini sorgulamak, varlık bilincini kavramak ve gerçeklerden beslenmek
Dünyada ve ülkemizde karşı devrimci dalganın büyütülmek istenmesinin en net emaresini Ortadoğu’daki emperyalist pazar savaşından görmekteyiz. Emperyalistlerin Ortadoğu’da gerçekleştirdiği bu saldırılar aynı zamanda bölge halkının emperyalizme olan öfkesini büyütmektedir. Ancak ne yazık ki bu çelişki yine emperyalistlerin desteği ile ortaya çıkan, gelişip serpilen veya bölgede kendini bu çelişkiler üzerinden var eden fundemantalist İslami akımlarca dönüşüme uğratılmaktadır.
1 Mayıs'in ardından ya da Kitleleri Kazanma Siyaseti
2017 1 Mayıs’ı bir önceki yıla göre daha kitlesel ve daha yagın bir şekilde Türkiye ve Kürdistan’ın hemen hemen her yerinde kutlanmıştır. Bu, sermaye devletinin faşist tek adam diktatörlüğüne bir karşı koyuştur, aynı zamanda. Aynı zamanda, referandum’da yapılan hileye ve düzen partilerinin durumu olağanlaştırma çabalarına karşı işçi sınıfı ve emekçiler açısından olumlu bir tepkisel karşı çıkıştır.
“Cennette büyük kaos var! Vaziyet şahane!”
Referandumun ilk aşaması “Evet”in kıl payı öne çık(arıl)ması ile sonuçlandı. Başkanlık sistemi, merkeziyetçiliğin daha kurumsal hale getirilip, egemen kliğin devlet iktidarında çelişkilerden azade bir rahat soluk alabilmek için tasarlanmışken daha ilk adımında, kendi sınıfdaşlarınca dahi meşruluğu sorgulanır hale geldi. Devlet krizinin farlı krizleri de doğurarak büyüyeceğini, böyle bir kaos durumunun da devrimciler açısından ezilenlerle birlikte çok yeni kapılar açacağını tespit etmek gereklidir.
İbrahim Kaypakkaya Beynimizde Bilinç, Bileğimizde Güç, Yüreğimizde Cesarettir!
“Musa Kırmızı asılmayacak!
Biz hapiste çok yattık. Hapisliğin ne olduğunu biliriz.
Ölüm dersen her gün karşı karşıyayız!”
(Yılmaz Güney'in 1970 Yapımı Yedibelalılar Filminden bir replik.)
Türkiye devrimci hareketine birkaç söz:
16 Nisan referandumundan sonra özel olarak devrimci basına göz gezdirip bir şeyler aradım. Öyle ya, her hareketin bir nedeni ve bir sonucu olduğu gibi, bir yorumu bir analizi, çıkarsanılacak dersleri de vardır! Referandum öncesi tavrını “Hayır” ve “Boykot” olarak açıklayan devrimci hareketin çeşitli kanatlarının, seçim sonrası süreci değerlendiren, belirledikleri tavırların referandum sonrası kazanım ve kayıplarının muhasebesini yapan bir yaklaşım görmedim.
Emperyalistler arası savaş çanları çalarken... ENTERNASYONAL MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM!
Trump’ın başkan olmasıyla ABD emperyalizminin gittikçe ivmesi artan saldırgan politikalar içine girmesi salt politik düzlemde açıklanamaz. Ekonomi, politikayı belirleyen temel parametre olduğu için politika, salt politika değildir. Siyasi alandaki değişim ve gelişmelerin daha görünür olması onu ön plana çıkarırken ekonomiyi görünmez kılar. ABD emperyalizminin Ortadoğu alanındaki saldırganlığı, emperyalistler arası çelişkilerin her alanda derinleşmesinin bir sonucudur.