Soykırıma Giden Yol ve Van direnisi I. Dünya Savaşı
3000 yıldır,Anadolu'da yaşamış bir halkın,topraklarından yok edilerek,tarihte eşi benzerigörülmeyen yol ve yöntemleri kullanarak,20.yüzyılın başlarında 1,5 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan soykırım yaşanmıştır.Meşrutiyet'in ilanıyla Abdülhamit'in krallığına son verilmiş,yönetimde ağırlığını hissettirmeye başlayan İttihat ve terakki partisi'nin amacı devleti ele geçirmekti.1913 yılında ,31 Mart olayları olarak tarihe geçen darbe ile tamamen yönetime el koyan Talat-Enver-Cemal üçlüsünün hakimiyetinde Selanik'ten gelen ordu ile gerçekleşen darbeden sonra kral Abdülhamit sürgüne Selanik'e gönderildi.1913 yılında yine seçimlerde İttihat ve Terakki partisi ile beraber seçimlere giren EDF-Taşnaklar,Meclis'te 20 sandalye talebinde bulundular.Fakat İ-T Partisi''12 neyinize yetmez'' diyerek karşı çıktılar.
Abdülhamit yönetimi bir ara üstünlüğü ele geçirmiş olsa da ,her tarafta cadı avına girişerek İttihatçı avına başladı.Genç Türk'lerin her yerde köşe bucak arandıkları,yakalandıkları takdirde idamla sonuçlanacak olan İ-Terakki Partisi'nin Merkez Komite üyesi Halil Menteş'i,İstanbul milletvekili olan Krikor Zohrab evinde sakladı.Yine Dr.Nazım EDF-üyesi Azarig'in evinde saklandılar.Yakalanmayarak ölümden kurtuldular.11 gün süren olaylarda birçok İ ve Terakki partisi üyesini Ermeni'ler kralın,elinden ölümden kurtardılar.Ama İttihatçı'lar,İstanbul'da Tehcir tutuklamalarında Krikor Zohrab'ı ve yüzlerce insanı evlerinden bir sabah vakti alarak ölüme göndermişlerdir.31 Mart olayları ile iktidarı ele geçiren hareket ordusu içerisinde sonradan cumhuriyet'in kurucuları da bulunmaktaydı.Bunlar önemli isimlerdir.Mustafa Kemal,Kazım Karabekir,İsmet İnönü,Ali Fethi Okyar,Rauf Orbay gibi.
Anadolu'da çoğunluğu %90'ı Müslüman bir toplum olacak,Hristiyan nufusun yani Rum Ermeni,Süryani'lerin sürgün ve imha yolu ile yurtlarından imha edilerek,kovulması için 1913-14 yılından itibaren izlenen politikalar bugünkü TC Devleti'nin temelleri olmuştur.Ermeni soykırımı'nın ilk provası Rum'ların kovulması,etnik temizlik ile başarıya ulaştı.İttihat ve Terakki Partiside bundan cesaret aldı.
Eşref Kuşçubaşı'nın anlatımlarında ''büyük bir plan hazırlamıştık'',Harbiye nazaretinde yapılan gizli toplantılarda,öz olarak anlaşılması gerekli olan ''hristiyanların tasfiye edilerek Anadolu'nun Türk'leştirilmesi'' olarak anlayabileceğimiz raporlar hazırlandı.''Batı Anadolu'da çıban başı olarak görülen Rum'ların siyasi ve iktisadi olarak tasfiyesi''dir denilmektedir.Yine İttihat ve Terakki Partisi'ne göre ''en ağır tehlike Ege bölgesindedir'' tespitinde bulundu.Eşref Kuşçubaşı İzmir ve çevresinde araştırma ve inceleme yapması için görevlendirildi.İttihat ve Terakki Partisi'ne bir hareket planı için rapor hazırlayarak sundu.''İzmir'de millileştirme harekatı'nın çok zorluğundan'' bah setti.E.Kuşçubaşı,''bütün dost,düşman memleketlerin konsoloslukları,kadroları buradadır'' der.Dışarıdan gelecek baskılardan çekinir.Bunun için terör,baskın,soygun gibi eylemleri hükümetin alakası yokmuş gibi Teşkilat-ı Mahsus eliyle düzenlenmesini örgütledi.Anılarında ''tüm bu planlardan Halil Menteş'in de haberi vardır'' demiştir.
E.Kuşçubaşı önderliğinde ,Rum'lar rahatsız ediliyor,yapılan baskınlarla göçe zorlanıyordu.Çete'ler Rum köylerine baskınlar yaptılar.Eli silah tutan Rum gençleri,Amele taburları adı altında toplanıyor yol,inşaat gibi işlerde çalıştırılıyordu.Alınan tüm tedbirlere rağmen Avrupa'lıların dikkatini hemen çekti.Ege'de Hristiyan'ların temizlenmesi 1914'de yoğunlaştı.Rum cemaatine korku verilerek yerlerinden atıldılar.Ev,arazi ve mallarına el konuldu.Öldürüldüler.Bu olaylar aralıksız devam etti.Dönemin ABD Büyükelçisi Henry Margenthau bu olayları şu şekilde rapor etmiştir.''Türk'ler Rum'lara Ermeni'lere karşı uyguladıkları yöntemi uyguladılar.Rum askerlerinin binlercesi Ermeni'ler gibi soğuk,açlık ve öteki yokluklar yüzünden öldüler.Rumlar her yerde guruplar halinde toplandılar.Türk jandarmasının sözde koruyuculuğu altında genellikle yaya olarak iç bölgelere taşındılar.''der.Tehcir edilen Rum'ların 200 bin ile 1milyon arasında olduğunu,Rum Başbakanı Venezilos'a göre 300 bin kişinin yok edildiğini,450 bin Rum'un Yunanistan'a sığındığını beyan etmiştir.
Anadolu'nun homojen hale getirilmesi için atılan siyasi adımlarda en önemli hamle Enver Paşa'nın savunma ve Ordu Komutanlığı'na atanması oldu. 1914 yılı ordunun yeniden örgütlenme sinde büyük adımların atıldığı yıl olmuştur.Teşkilat-ı Mahsus'a bu dönemde kuruldu ve geliştirildi.Teşkilat-ı Mahsusa'nın önde gelen ismi Eşref Kuşçubaşı'nın verdiği bilgilere göre ''çöküş içinde olan ülkenin tek çıkış yolunun Türk-İslam aleminin birliğinin sağlanması olduğunu,gayrı-müslümlerin devletindevamından olmadıklarını,gayrı-müslümlere karşı alınacak tedbirlere bağlı olduğunu''söyledi.Bu yüzden Teşkilat-ı mahsusa'nın görevi ''hükümetin görünürdeki kuvvetlerinin ve asayiş teşkilatlarının katiyen başaramayacağı hizmetleri yerine getirmektir''der.Kuşçubaşı'nın sözleriyle ''ilk vazife sadık'larla,hain'lari birbirinden ayırmak'' olmuştur.
Soykırıma giden yolun örgütlenmesi,Teşkilat-ı Mahsusa'nın kurulması ile başladı.İlk önce cezaevlerinde bulunan katil,ağır suçlu kişiler özel afla serbest bırakıldı.Kafkaslar'dan,Balkanlar'dan gelen muhacirler Teşkilat-ı mahsusa etrafında silahlandırıldı.15-60 yaş arasında olan ermeni erkekler seferberlik adı altında toplanarak yol,inşaat gibi işlerde çalıştırılarak,soykırım planının uygulanması halkın savunmasız kalması için erkekler etkisizleştirildi.Yörede bulunan kürt aşiret reislerinden meydana gelen Hamidiye Alayları ile askeri örgütlenme oluşturuldu.Tamamen özel ve gizli bir örgütlenme olan Teşkilat-ı Mahsusa'nın amacı Ermeni sorununu çözmek idi.Yarı özerk olan bu Teşkilat ''devlet içerisinde devlet'' olarak biliniyordu.Özel olarak donatılan bu çeteler,Ermeni konvoylarına pusu kurup,imha etmek görevi verilmişti.İttihatçılar,Ermenileri yok ederek,doğu vilayetlerindeki Ermeni sorununu halletmek niyetinde idiler.
Beş yıl boyunca İttihat ve Terakki Partisinin sayısız vaatleri arasında bulunan Güvenlik konuları,toprak sorunlarına tartışarak çözüm getirilmesi,yerel idarelerde nufus oranına göre temsil edilebilme,zorla islamlaştırmaktan Türk'leştirmekten vazgeçme,hakların ve özgürlüklerin güvence altına alınması,vergilerde indirim gibi konularda verilen sözlerin hiç biri yerine getirilmedi.İttihat ve Terakki ülkeye dal budak yayılarak güçlü bir ağ oluşturdu.Bu olumsuzlukları gören EDF-Taşnaklar kendi kongrelerinde tartıştılar.Artık kendilerine gereksinimleri kalmadığını anladılar.En ateşli,İttihat ve terakki yanlıları bile,Parti içerisinde ilişkilerin kesilerek,mücadelenin başlatılması yönünde kararlar aldılar.İttihat ve Terakki Partisi ile ilişkilerini 1913 yılında kesin olarak kestiler.
İttihat ve Terakki Partisi sadece Ermeni'leri kandırmakla kalmadılar.Arap'lara vermiş oldukları sözleri de yerine getirmediler.İttihat ve Terakki Partisi'nin,Türk'leştirme politikasına şiddetle karşı çıkan Araplar,Suriye'de kendi adamlarını devletin önemli kilit noktalarına yerleştirmesi,Türk'çenin resmi dil olarak ilan edilmesi,Arap'larda büyük tepki aldı.Bununla kalmayan İ ve T Partisi Suriye'ye,Lübnan'a ordu komutanı olarak atadılar.Bu politikalar Arap milliyetçiliği ile ayrılıkçı politikaların gelişmesine,çıkmasına yol açtı.
***********
Van direnisi ve 1 dünya savasi
Ermeni soykırım tarihinde,EDF-Taşnak Partisi'nin İttihat ve Terakki Partisi ile oluşturduğu siyasal ittifak,hiç bir zaman kendi halkının gücü ile öz politikalarını esas almadı.İttihatçı'lardan gelecek çözüm önerilerini bekleyerek, politika geliştiremediler.İttihatçılardan medet umdular.Üst üste gelen siyasal hatalar,Ermeni halkını önderliksiz ve hazırlıksız yakaladı.Bunun bedeli ise pahalıya mal oldu.
19.yüz yılda filizlenen uluslaşma sürecin 20.yüz yılda uluslar artık şekillenmeye başladı.Osmanlı imparatorluğu sınırları içinde bağımsızlıklarını ilan etmeyen kala kala Ermeni'ler ile Kürt ler kalmıştıYeni bir dünya savaşının arifesinde Osmanlı Devleti,ittifak devletleri Almanya saflarında savaşa katılacaklarını ilan ettiler.Osmanlıların savaştan önce durumu hiç de parlak görünmüyordu.Çünkü doğuda Rus'ların işgal ettiği topraklar ile Balkan'lar ile Afrika 'daki topraklar kontrolden çıkmıştı.Hakimiyeti altındaki bütün toprak parçalarını kaybetmenin vermiş olduğu dürtü,elindeki toprakların da kaybedilmesini hiç tasavvur edemiyordu.Ermeni'leri tehdit olarak gören Enver Paşa,Ermeni'lerin bölgeden uzaklaştırılması için van bölgesindeki Ermeni'leri ''ya Rusya'ya sürülmeli,yada Anadolu içlerine muhalif yerlere dağıtılmalıdır'' diyerek rahatsızlığını dile getirmiştir.''Boşalan yerlere de müslüman ahalinin yerleştirilmesi'' planlanıyordu.
İ ve T Partisi,Ermeni halkını imha ve yokedebilmek için kirli ve kara propaganda başlatarak,Ermeni'leri hedef tahtasına koydu.''Ermeni'lerin Rus'ların yanında savaşa gireceklerini,itilaf devletleri ile hareket edeceklerini,Ermeni'lerin güvenilmez kuşkulu bir halk olduğu'' propagandaları savaştan önce başladı.Ermeni'lerin yaşadığı vilayetlere şifreli telgraflar gönderilerek siyasi parti temsilcileri ile halka önderlik eden şahsiyetlerin kontrol altınada tutulması talimatı verildi.I.Dünya savaşı öncesinde reform programlarından tamamen vazgeçen İttihat ve Terakki Partisi Kafkas'lara oradan Orta Asya'ya açılma planını gerçekleştirme gayreti içindeydiler.Bu Almanya'nın bölgesel çıkarları için yürütülen planın bir parçasıdır.Almanya ile savaşa katılma kararı alan İ ve T Partisi,Almanya ile yapılan antlaşmalara göre,özel bir maddeyle Osmanlı devletinin Kafkasya ve Orta Asya'yı işgal edeceği ve ileride bu bölgeleri topraklarına katacağı belirtildi.Bu antlaşma Almanya'nın stratejik planlarına denk düşmekteydi.
Tarihi olarak varlık ile yokluk sürecinden geçen Ermeni ulusu,İ ve T Partisi'nin yalanlarına karşılık,2-14 Ağustos 1914'de Erzurum'da toplanarak belli başlı kararlar aldılar.Artık savaşın başlamasına kesin gözüyle bakan EDF-Taşnaklar,Ermeni'lerin ''vatani görevlerini yerine getirecekleri'' kararı aldılar.Bu Osmanlı'lar ile beraber savaşa katılacakları anlamına geliyordu.Oysa ki İttihatçılara göre,bugün bile tekrarlanan resmi düşünceye göre ''Ermeni'lerin itilaf devletlerini destekledikleri'' bizi arkadan vurdukları söylenir durur.
Erzurum'a gelen İ ve T Partisi temsilcileri,Bahattin Şakir ve beraberindeki heyet EDF-Taşnak Partisi kongersinden bazı taleplerde bulundular.Rus'lara karşı Kafkaslar'da bir isyan başlatılmasını,Ermeni'lerden talepte bulundular.Eğer kazanılması durumunda Ermeni'lere özerklik dahi verileceği,bunun için kongreden cevap beklediler.EDF-Taşnaksutyun Partisi,Osmanlı Ermeni'lerinin vatani görevini yerine getireceğini,ancak kafkaslar'da Rus imparatorluğuna karşı bir isyan başlatılmasının söz konusu
olamayacağını cevabını verdiler.Bu kararlar ''tarafsızlık ile vatandaşlık görevlerinin yerine getirilmesi'' şeklinde uygulandı.Parti içinde karşı çıkanlar olmasına rağmen bu düşünce resmi olarak benimsendi.Bu kararlar İ ve T Partisi'nde şok etkisi yarattı.Çok kızdırdı.Birbirinden ayrı iki devlet olan Doğu ile Batı Ermenistan'ın,Doğu Rusya ile Batı ise Osmanlı saflarında savaşa girdiler.Türk tarih söylemlerinde bu olayı her zaman ters yüz ederek karşı propaganda malzemesi olarak kullana gelmiştir.
Doğu'da Rus'lar ile savaş halinde olan Osmanlı'lar zafer elde edebilmek için bir an önce saldırı planlarını hayata geçirmeye koyuldular.Hatta bütün bölgeye müslümanlara ''cihad çağrısı''nda bulunarak Rus'lara karşı ayaklanmaya davet etti.Sultan'ın bu çağrısı Kafkaslar,Orta Asya,Afganistan,Hindistan'a kadar ulaşması hedefleniyordu.İ ve T partisi'nin ideolojisi de zaten ''düşmanın ülkesi viran olacak,Türkiye büyüyüp Turan olacak'' idi.
1914 yılının sonuna denk gelen ve 12 gün süren Sarıkamış harekatı sonunda 90 bin asker soğuktan kırılarak can vermiştir.Herhangi bir savaş yaşanmadan alınan bu yenilgi sonucunda ordu komutanı Enver Paşa anılarında ''bunlar nasıl olsa birgün ölecek değiller miydi'' demiştir.Açlık,soğuk,hastalıktan dermanı kalmamış yaşları 12-17 arasında gençleri savaşa sürerek ölümlerine sebep olan İ ve T partisi başı,Enver Paşa yaralanarak tedaviye kaldırılanlara ''pazarlık ölene kadar'' diyerek ölüme göndermiştir.Kendisi geri çekilirken,''geri çekileni kuşuna dizin'' diyerek infaz ettirmeye çalışması,savaş uygulamalarının ne kadar acımasız,gaddar olduğunu İttihatçı'larda görebilmekteyiz.Henüz savaş yaşanmadan alınan Sarıkamış yenilgisinin faturası Osmanlı'ları çılgına çevirmiş,faturasını Ermeni'lere ödetmişlerdir.Yenilginin sebebi olarak Ermeni'ler gösterilmiştir. Ermeni'lerde 1915'den itibaren başlayan ulusal direniş hareketleri içerisinde en önemlisi Van direnişi olarak tarihte yerini almıştır.
Van Ermeni milliyetçiliğinin en yüksek olduğu şehirlerden birisidir.Van'ın sınıra yakın,her an Rus'larla ilişkiye geçip lojistik yardım alabilecekleri düşünülmüştür.
Kafkaslar'a,İran'a açılabilme bakımından stratejik duruma sahiptir.Van valiliğine Tahsin Bey'in yerine getirilen Cevdet Bey'in atanması boşuna değildir.Aynı zamanda Enver Paşa'nın da eniştesi olan Cevdet Bey katliam,tehcir,cinayetlerde aktif rol almış,İ ve T Partisi'nin politikalarının planlı yöneticisi ve uygulayıcısıdır.Fanatik bir müslüman olarak da bilinen Cevdet Bey Van valisi olduktan sonra durumun Van'da daha da kötüleştiği her daim söylenir.Göreve gelir gelmez ''Azerbeycan ermenilerini ve süryani'leri temizledik sıra Van Ermenileri'ne geldi'' diyerek niyetini açıkladı.Sarıkamış yenilgisi ile Ermeni'leri tehdit ederek ''bir kurşun attıkları takdirde'' dizlerini göstererek buraya kadar olan hristiyan erkek,kadın ve çocuğu öldürmekle tehdit etti.Cevdet Bey'i en iyi tanıtan Henry Margenthau anılarında şöyle anlatmaktadır.''Van valisi Cevdet Bey'in ünü tüm Ermenistan'a yayılmıştır.Cevdet ülkenin her köşesinde ''Başkale nalbantı'' olarak biliniyordu.Çünkü bu işkence uzmanı Ermeni kurbanlarının ayaklarına at nalı çakarak bütün işkenceciler arasında başyapıt olan bir işkence yöntemi keşfetmiştir'' diyerek aslında Van Ermeni'lerini bekleyen büyük tehlikeyi işaret etmiştir.
Stratejik konumda olan Van'da Ermeni'ler askere alınmaya başladı.EDF-Taşnak partisi bu duruma karşı çıktı.Oysa Osmanlı'lar Amele taburları altında Ermeni'leri silahsızlandırmak için toplamışlardır.Görüşme bahanesiyle makamına çağırdığı Ermeni ileri gelenlerinin tutuklanması,bazılarının öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu.30 bin Ermeni'nin direnişle karşı koyduğu,siperler kazarak az sayıda yiyecek ve cephane ile karşı koyulan Van direnişinde Van kahramanca savunuldu.Rus ordusu ile beraber hareket eden ''Ararat birliği'' Van'a gelince dengeler değişti.Atağa geçen Ermeni'ler hükümet binalarını,bankaları,Tekel,Posta binalarını ele geçirdiler.Yeni bir yönetim oluşturuldu.Nisan sonuna kadar direnildi.Rus ordusunun geri çekilme kararından sonra ,Ermeni'lere de Rus ordusunu takip etmeleri istendi.250 bin Ermeni Kafkaslar'a geri çekilirken,40 bin kişi bu arada öldü.Rusya'ya gidenler soykırımdan kurtulan Ermeni'ler olmuşlardır.Sonuçta Osmanlı ordusu direnişi kırabilmiştir.Tehcir kararı artık alınmış soykırıma geçilmiştir.Şehire giren Osmanlı'lar ''baltacıların devamı'' olan gurupların saldırısıyla katliam yaşanmıştır.Eniştesi olan Cevdet Bey,Enver Paşa'nın kız kardeşinden ayrılınca da Paşa'lık unvanı elinden alınmıştır.
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
Güzel insanların ardından kurulan her cümle yetersizdir…(İsmail Cem Özkan)
Şimdi anıları olanlar hemen anılarını paylaşmayacak, zamanı gelince yazarlar ya da anı kitabı yapılacaksa oraya bir kaç kelime bırakacaklardır ama popüler olanı yapacaklar yani varsa birlikte çektikleri/ çekildikleri fotoğraflarını paylaşacaklar...
Turan Eser benim geçmişi (artık geçmiş oldu, zamanda üzerine eklenince) uzun bir sancılı dönemin dostluğuna dayanıyor...
Emperyalizm Üzerine Notlar-6
13-15 Eylül 2024 ICOR Uluslararası “Lenin’in Öğretileri Yaşıyor” Semineri 1. Gün
Giriş: Almanya’nın Thüringen Eyaleti’ndeki Truckenthal’da 13-15 Eylül 2024 tarihleri arasında ICOR’un, Lenin’in 100. ölüm yıldönümü anısına, ”Lenin’in Öğretileri Yaşıyor” adı altında uluslararası büyük bir seminer yapıldı. Bu seminer’de “Lenin ve Emperyalizm” başlıklı 1. bölüm’de ben de bir sunum yaptım.
Rothe Fahne (Kızıl Bayrak) dergisinden kısa bir bilgilendirmeyi buraya alıyorum.
Erdoğan ve cumhur ittifakı’nın hazırlıkları iç savaş odaklıdır!
İçinden geçilmekte olan sürecin bu ayırt edici özelliği, rejimin ne kadar da kırılgan bir durumda olduğunun, çıplak bir ifadesi olarak da okunabilir elbet.
Serdareme, Caneme, Hevaleme…
Her devrimci değerlidir. Ancak bazıları istisnadır. Yaşam ve duruşlarıyla, söz ve eylemleriyle derin izler, unutulmaz anılar geride bırakır. Geçtikleri her yerde devrimin, özgürlüğün dinmeyen esintilerini bırakır. Devrimcilerin değerlerini belirleyen her daim hatırlanan pratik ve eylemleri ve yazdığı unutulmaz eserleridir. Serdar Can yoldaş her ikisini de doğru yapmaya çalıştı. Hem devrimin kalemini hem de devrimin silahını iyi kullandı. Hem de en geç yaşlarında.
Erdoğan yeni anayasa istemi ne tür bir ihtiyacin ürünü ?
Siyasal İslamcı din bezirganı Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, özelliklede son yerel seçimlerde uğradığı ağır hezimetin ardından, adeta gün aşırı bir sıklıkla, toplumun artık yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu dilendirmekte. Bu demek oluyor ki Erdoğan’a göre, 22 yıllık iktidarları döneminde yeni bir anayasa, toplumsal bir ihtiyaç haline gelmemiş. Gelse, ille ki o zaman da bunu gündeme taşır ve çözmek isterdi, değil mi? Peki şu son dört-beş aylık zaman diliminde ne oldu da birdenbire acil bir ihtiyaç haline geldi?
Asıl Olan, Örgütlü Yığınların Mücadelesidir
Çağımız, emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır. Yaşanan tüm değişimlere, ideolojik anlamdaki çürüme ve yozlaşmaya rağmen işçi sınıfının ezen ve ezilenler mücadelesindeki tarihsel misyonu hala gerçekliğini korumaya devam ediyor.
Yaşanmakta olan, ikili hukuk denkleminde,bir ara rejim midir?
Resmi adıyla, “Cumhur Başkanlığı Hükümet Sistemi”ne, günlük kullanım diliyle “tek adam diktatörlüğü”ne geçişle birlikte ve özellikle de ırkçı faşist-kontra bir odak partisi olan MHP katılımıyla oluşturulan “Cumhur İttifakı” iktidarı altında; sistemin, Anayasasında kendisini tanımlaya geldiği ve iyi kötü ve de taklidi de olsa, bir şekilde uygulanmaya çalışılan “laik” ve Anayasal “hukuk Devleti” prensipleri, adım adım terk edilmeye başlandı.
Komutan Orhan Cihat Bingöl (Nubar Ozanyan)
Duyduğumuzda inanmakta ve kabul etmekte zorlandığımız şehit haberleri yüreğimizi fena halde acıtsa da ideallerine ve anılarına bağlı kalma, mücadele bayraklarını daha yükseklere taşıma sözü vermeye devam edeceğiz.
Kürt ve özgürlük düşmanları sevinmesin! Hesapsızca toprağa düşen her gerilla Kürdistan topraklarında yeniden doğacaktır. Ve onlar her daim ölümsüzlük içinde çoğalarak büyüyecek birer dağ olup düşmanın üstüne yürüyerek anılacaklar. Ne yaşamları ne toprağa düşüşleri ucuz ve kolay olmayacaktır.
Vitrin olma kız... vitrin olma...
Sen, senle halk arasında artırılan düşmanlığı çözmenin araçlarının neler olduğunu bilmiyorsan...
Şimdi ne kadar güzel olurdu değil mi kız...
ne kadar güzel olurdu...
mecliste, belediye başkanlıklarında bir...
Öyleyse.... öyleye...
Hayeller.... söylemler...
Kitleler...
yüzlerini dahil seçemeceğimiz kalabalıklar...
Gerçekler ise....
Zil zurna, kah kaha atarken sümükleri dahil ağızlarına giren masaları tek tek dolaşarak, mekan yeni insanlar..
Hemi... hemi...
hayat bu... gerçeklik bu ise...
Şeriat ve kadın
Tüm kurumları üzerinden devlet erkine artık tamamen hakim hale geldiğini düşünen siyasal İslamcı Erdoğan iktidarı, dini esaslar üzerinden toplumsal yaşamın yeniden kurgulanması esas hedefi doğrultusundaki ana hamlelerini, “İstanbul Sözleşmesi”ni feshederek, “Her kürtaj bir Uludere’dir”tavrıyla, en nihayetinde vasat ölçüler içinde kadın haklarını belli yönleriyle koruyan “6284 Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Yasası”na ilişkin tutumuyla ve keza “9.
Türkiye ve kuzey Kürdistanlı solculara yönelik bayrak eleştirisi
Kendisi de sol-sosyalist cenahtan olan yazar ve aynı zamanda televizyon programcısı sayın Merdan Yanardağ, on binlerce solcunun, Fransa’da faşistleri yenilgiye uğratarak seçimlerin galibi olan Yeni Halk Cephesi’nin zaferini kutlamak için, ellerinde Fransa bayrağı ile toplaştığı Cumhuriyet Meydanı’nda, coşkuyla Enternasyonal marşını seslendirmelerinden övgü ve gıptayla bahsederken: “Bakın diğer ülke devrimcilerinin kendi ulusunun bayrağıyla bir sorunu yok. Ellerinde Fransa Bayrağı ile hep birlikte Enternasyonal okuyorlar.