Perşembe Ekim 22, 2026

Siyaset ve Taktik Üzerine Kısa Bir değerlendirme

"Siyaset ve taktik partinin canıdır. “Türkiye ve Kürdistan devrimini iyi kavramak için siyaset nedir? Taktik nedir? Bunların doğru kavranması gerekiyor.  Legal, yarı legal faaliyet yürüten partilerde,  gerekse illegal faaliyet yürüten partilerde, özellikle de Komünist partilerinde mevcut emperyalist sisteme ve ona bağımlı sömürge -yarı sömürge ülkelerdeki faşist diktatörlüklere karşı yürütülen sınıf savaşında izlenmesi gerekli siyaset ve taktik zafer ve yenilgide belirleyici rol oynamaktadır.

Hiçbir şey tek düze değildir olamaz da.  Tek düze bir siyaset ve taktik gerçek anlamıyla siyaset yapmamaktır. Ve ona uygun taktikler üretmemektir. Adına siyaset dense de çokça taktik üretmekten bahis edilse de aslında kitaba ve kitabi alıntılara göre belirlemeler yapılmaktadır. Bu da ya dogmatizme veya sübjektivizme yol açmaktadır. Ki, biri basmakalıpçı diğeri ise inkârcılığı beraberinde getirmektedir. Her iki yaklaşımda somut şartların somut tahlilinden uzaktır. Birbirinin zıddına her an dönüşebilirler. Deyim yerinde ise 'düşman kardeşler'dir. Ne zaman ki kafalarında yarattıkları gündem tutmazsa, kendi yarattıkları gündemin dışına çıkarak kendini ve de tüm geçmişlerini bir çırpıda kolayca inkâr -reddederler. Başlarlar; 'yeni, yepyeni tahliller yaratmaya ',günahlar çıkarmaya. Olurlar pespaye inkârcı. Ve yeniden kendi kafalarında yarattıkları 'muazzam yeni tahlillerle' piyasaya sunuş yaparlar. ‘Yeni tahlillerinin 'reklamını da 'kendilerini aşma' olarak emekçi halklarımıza sunarlar. Hâlbuki 'yeni 'denilen o 'muazzam tahliller '  geçmişte birçok dostlarımız tarafından  'yeni tezler, tahliller ' olarak bizlerin önüne yüzlerce sayfalık yazılarla sunulmuştu. Lakin yaşadığımız coğrafyada bu eskimiş tahliller tutmadı iflas etti. Deyim yerindeyse 'neler geldi neler geçti 'şu kırk küsur yıllık siyasi yaşantımızdan. Hiç birisi tutmadı ya siyaset sahnesinde silinip gittiler veya kendi egolarını tatmin eden, objektif tahlillerden tamamen yoksun birkaç unsur olarak varlık gösteriyorlar.

 İnkârcılığa düşmeden, toptan retçilik histerisine kapılmadan, ‘her şey benimle veya bizimle başladı' safsata yapmadan olguları ve gerçeği doğru görmek, objektif, ön yargısız tahlillerde bulunmak Marksist -Maoist bakış açısının ana mihenk taşıdır. Geçmişle günümüz arasında çok ciddi farklılıklar ve değişiklikler var. Bu inkâr edilemez bir gerçekliktir. Ancak yasalcıların, yarı- yasalcıların, reformist -revizyonistlerin sistemin koltuk değnekliğini yapan ,'kapitalist sistemde burjuva demokrasi mücadelesini yeterli gören ‘düzen devrimciliği ile aramıza kesin  -belirgin net tavır koymalıyız. Her türlü mücadele biçimine evet ama faşist diktatörlüğe ve emperyalist sistemin kırıntılarına hapsederek düzenlerine adapte olmaya hayır. Demokratik halk devrimini, sosyalizmi ve komünizmi kurma ve her alanda kurma savaşına emperyalist sistem yıkılıncaya kadar ısrarla evet demeliyiz. İlkelerden tavizsiz, politik ve de taktik belirlemelerde engin, güncele anında müdahalede etmede belirleyici olmalı. Gündem seni belirlerse sınıfa önderlik, yol göstericilik yapamaz, sen belirleyici olamazsın.  Ama seni belirleyenler olur ki, adın ne olursa olsun, sınıf mücadelesinin arkasında kalakalırsın. Hâlbuki komünistler şartları -koşulları ve içinde bulunulan sosyal toplumsal ve siyasal ve ekonomik durumu en iyi tespit etmek ona uygun gündemi belirlemekle yükümlüdürler. Bu gerçek bizlerin olmazsa olmazıdır.

Dünyada sınıfların konumu, Ülkemizde sınıfların konumu yeniden ele alınmalı, doğru tahlil edilmelidir. Hiçbir şey eskisi gibi değil ve de olamaz da... Marksistler somut şartların somut tahlilini öncelikle doğru tahlil etmek zorundadır. Tamda burada siyaset yapmak ve ona uygun taktikler üretmek Marksistlerin -Maoistlerin can alıcı sorunudur. Eğer ki; Marksist -Maoistler somut şartların somut tahlilini doğru tahlil eder politikasını ona uygun belirlerlerse sorunun yüzde ellisini çözmüş demektir. Geriye kalan pratik örgütlenmenin içinde bulunduğu koşullara uygun şartlarda örgütlenmesi ki, bu örgütlenmeyi isimlendirmek yetmez, aynı zamanda pratiğe yani deyim yerindeyse eyleme geçilmelidir, geçirilmesidir. Unutulmamalı ki,'Doğru fikirler pratikten çıkar, tekrar pratikten denenir' Toplumsal mücadelede esas çözümü pratik mücadelede aramalıyız. Her şey kitaplarda belirlenmez, doğru fikirlerde kitaplarda belirlenemez. Genel doğrularla içinde bulunulan şart ve koşullar birçok farklılıklar taşır. Kitapta okunanlar basmakalıp ele alınamaz,  somut şart ve koşullara uyarlanarak pratikte uygulamaya konur, doğruluğu ve yanlışlığı pratik mücadelede ortaya çıkar.

 Ülkemizde ve genelde Marksistlerin-Maoistlerin çokça kaybettiği ana nokta söylemleriyle eylemlerinin uyum içerisinde olmamasıdır. Teoriyle -Pratiğin uyum içerisinde olmamasıdır. Bazen, yalnızca pratik 'askeri bakış açısı’ ile yola çıkılmakta, önünü göremeyen 'kör tavuk 'misali dört bir yana yumruk sallamakta sorunun özü gözden kaçırılmaktadır. Bu sağa tepki sonucu ortaya çıkan basmakalıpçı bir anlayışın tezahürüdür. Daha basit ifade edersek, sağa tepkiden doğan dogmatizmdir. Sol sapma ve eyleme tapmacılık çok zaman geri kesimlerde etkili olmaktadır. Pratik eylemlerde yol gösterici kılavuz dogmatizm olunca kaçınılmaz yenilgiler de kendiliğinde gelmektedir. 'Sol sekterizm 'yerini bu başarısızlık sonucu tam zıddı olan sağcılığa bırakmaktadır. Biz bu gerçeği kendi deneyimlerimizden defalarca yaşadık. Hâlâ da yaşanmakta... Sol sekterizmde, sağ pasifizmde özde aynı ideolojik gıdadan beslenmekte yeri ve zamanı geldiğinde kendi zıtlarına dönüşmektedirler. Her daim biri silaha tapmayı, diğeri ise işin teorik lafzını etmeyi esas almaktadır.

   Sağcılık ise ideolojik gıdasını burjuvaziden almaktadır. Özcesi Kitaba ve kitabi bilgilere tapınır. Karşısındakini küçümser, her şeyi bildiği imasını her zaman öne çıkarır. Teorinin -bilginin belirleyici olduğunu söyler ve de pratiği küçümserler. Bu tür anlayışlar işin yalnızca 'teorik ‘yönüyle ilgilenirler. Ve' ne kadar çok kitap okuduklarını, ne çok teorik yazılar yazdıklarını yal göstericilik yaptıklarıyla ' övünüp durmaktadırlar. Kırk küsur yıl işin teorisiyle ilgilendik. Hatta pratikle birleştirmeye çalıştık ama olmadı gerçeklik kazanamadı' derler. Sağcılığın anası aslında dogmatizmdir. Birçok arkadaşımız sanır ki dogmatizm sol sapmadır hayır hiçte öyle değil bilakis dogmatizm solculuk adına ortaya çıkan ve teoriyle pratiği asla uyumlu ele alıp birleştirmeyen, pratik deneyden özellikle kaçınan sağcılıktır. Dogmatizm bir burjuva görüşüdür. Olayları ve gelişmeleri şabloncu ele alır. Somut şartların somut tahlilini yapmaz, basmakalıp yazıları esas alır. Yere -mekâna göre pratik faaliyet sürdürmez aksine kendi kafasında ki kitabi ezberi ısrarla gerçekmiş gibi öne sürer. Objektif davranmaz, dar düşünerek dünyayı kuyudan göründüğü kadar göstermeye çalışır. Kendini gerçeğe göre değil gerçeği kendine göre belirlerler. Sonuç ise hüsran ve inançsızlıkla son bulur. Marksizm’i ret ve reformize etmeye kadar işi vardırır. Hatta silahlı mücadelenin artık gereksizliğinden dem vurmaya başlarlar. Olurlar dünyanın en hümanisti. Bu yetmezmiş gibi artık illegal faaliyetlerin gereksizliğinden bahsede dururlar. Her zeminde yasalcılıktan, yasal çalışmaya vurgu yaparlar. Sanki illegal faaliyet artık gereksizmiş gibi... Ülkemizde yaşanan faşizmden, faşizmin sürekliliğinden hiç mi hiç haberleri yokmuşçasına konuşur ve derin tahliller yaparlar.

 Elimizdeki programatik teoriyi pratikte deneyip, eksikliklerimizi tespit edip yeniden pratik deneye sokacağımız yerde, biz 'yeni yeni teorik kılavuzlar aramaya eylemsizliklerimize de kılıf uydurmaya çalıştık. Oysaki teorik tespitlerimizi gerçek manada hayata uygulasaydık, doğruluğunu ve de yanlışlığını görebilseydik o zaman kimselere sözüm olmayacaktı.

    Marks derki; Teori, ancak onun ihtiyaçlarına cevap verdiği ölçüde halk arasında bir gerçek haline gelecektir. ‘Peki, biz temel teorik tezlerimizin hangisine pratik faaliyetlerimizde cevaplar verebildik. Şimdi birçok arkadaşım, yoldaşım çıkıp itirazda bulunacak ve 'biz temel teorik tezlerimizi pratik denedik, lakin hayat bulamadı, yanlış tespitlerdi ve de sübjektifti'. 'O nedenle pratik uygulamada hayat bulamadı. Değiştirmek zorunda kaldık. Ne yapalım biz uygulamaya soktuk ama yanlış olduğundan dolayı halkımız tarafından ret edildi. Ve bizde yeni arayışlar, araştırmalar neticesinde yeni tahlil ve tespitler yaptık. Daha objektif tahlillerde bulunduk.'

    Hâlbuki bu söylemler gerçeği yansıtmıyor. Marksizm-Maoizm ne yalnızca teoriye ne de yalnızca pratik dar deneyciliğe dayanır aksine Teorinin de maddi bir varlık olduğunu kabul eder. Teori veya düşünce gökten zembille inmez, sınıf savaşının doruklarında şekillenir pratik deneyimler, mücadeleler sonucu doğruluğunu kanıtlar. Teori pratik deneylerden geçerek tekrardan maddi olgu halini alır. Pratikten teoriye yeniden bir yol izler. Bu her stratejik ve taktik dönemlerde yeni bir niteleme ve tespit olarak karşımıza çıkar. Burada bizlere düşen asıl görev somut şartların somut tahlilini yaparak yaptığımız teorik tahlilleri maddi deneyden geçirmek ve doğruluğunun veya yanlışlığının pratikte ispat etmektir. Eğer ki yapılan teorik tahliller pratik mücadelede başarısızlığa uğramamıza yol açıyorsa, sınıf mücadelemizde bizi geliştirip güçlendirmiyorsa; demek oluyor ki, yapılan teorik tahliller yanlış. Siyaset ve taktik sınıf mücadelesinde belirleyici özellik taşımaktadır. Yanlışta ısrar etme yerine, yapılan yanlışları objektif gözle görmek, neden yanlışlara ve başarısızlıklara uğradığımızı ana hatlarıyla belirlemek gerekir. Bu gelecekte de daha büyük ilerlemeler ve atılımlar yaratmak, sınıf mücadelesini bir üst aşamaya sıçratma yolu olmalıdır. Yazdıklarım şu anlama gelmemeli; Marksist -Maoistler hiçbir şey yapamıyorlar anlamı çıkarılmamalı ben şu gerçeği dile getirmekteyim. İçinde bulunduğumuz durum yetersiz ve sınıf savaşımında yaratıcı, üretici ve belirleyici olamıyor. Proje ve planlarını gelecek üzerine oluşturmuyor. Yetmez, edilgen ve yetersiz kalınıyor. Eğer ki eleştirel yaklaşımlar doğru yapılırsa ve eleştiri yapıcı olursa, ancak bu bizleri geliştirip güçlendirebilir. Doğru eleştiriler bizi daha da ileri mevzilere taşıyacaktır. Her şeye evetçi olmak, memur misali görevimi yaparım mantığı doğru değildir ve sınıfa zarar vermesi kaçınılmazdır.  HASAN AKSU

DEVAM EDECEK...

102964

’’Yüce Türk ulusu adına' Tecavüz:Leyla Poyraz

Türkiye Cumhuriyeti  Devleti’nin mahkemelerinde kararlar açıklanırken, ”YÜCE TÜRK ULUSU ADINA…’’ başlığını kullanılır, ’’Yüce Türk adaletinin savunucusu’’ yargıçlarca… Onlar bu kararları alırken, ’’yüce Türk ulusu adaletinin’’ onlara verdiği yetkilere dayanarak bazı indirimler yaparlar. İşte bu ’’yüce Türk ulusu adına’’ yapılan bazı indirimler şunlardır:

Kadın programında ’’babam bana tecavüz etti’’ diyen kızını öldürenin, ’’babasını kamuoyunda mahcup etti’’ indirimi.

 Eşini katledenin , ’’kot giyiyordu, piercing takıyordu, çantasında doğum kontrol hapı buldum’’ indirimi.

Burjuvazi insanlığı pazarda tüketmiş

 

Her gün bir kadın öldürülüyor. Sokak ortasında. Gözlerimizin önünde.

Gülüşleri karatılıyor insanlığımızın.

Bir işçi katlediliyor, sömürü atölyelerinde

Bir ulus, egemen ulus tarafından yok sayılıyor. Üzerine bombalar yağdırılıyor.

Dilinden ve ulusal kimliğinden dolayı insanlar öldürülüyor.

Dininden dolayı insanlar boğazlanıyor. Yok ediliyor, soykırım yapılıyor.

Etrafı 8 metre yüksekliğinde duvarların içine hapsediliyor.

Yoksullar, denizin ortalarında boğuluyor. Çalınan aşlarına ulaşabilmek için.

Ülkeler yağmalanıyor.

Hrant, “nefret suçları” ve “zehirli kan” üzerine [1]

“Bizi gömmeye çalıştılar, tohum olduğumuzu bilmeden…”[2]

Biraz şu mahut “zehirli kan” meselesinden bahsedelim mi?

Ahparik Hrant katledileli sekiz yıl oldu… Onu Agos’un önünden Balıklı Ermeni Mezarlığı’na uzanan son yolculuğunda yüzbinlerle uğurlayalı sekiz yıl geçti…

Hangi Sınıftan Yanasınız?

Sinfli Toplumlar Tarihi Sinifli Toplumlar Tarihidir-1

SSCP ve CKP tarihini Amerikan Horror hikayelerinden, Trockist efsanelerden ogrenmeye kalktiginizda, bulacaginiz tek sey Gulyabani masallaridir.

Tarih de ideolojinin bir konusudur; ona nerden, hangi sinifin penceresinden baktiginiza gore elinizde bir tarih algisi olusur...

Sinifli toplumlarda sinifsiz gercek yoktur!

Tarihi incelerken tarihin hep iki boyutu oldugunu gorursunuz. Bu sinifli toplumlar icin tipik bir durumdur. Ve ayni zamanda yasamin dialektigi karsitlarin birligidir.

Ermeni soykırımını tarihçiler belirlesin yalanı :Furkan Çay

Soykırım konusu Türkiye’de tabu haline gelmişken devletlü takımının bu konu hakkındaki açıklamaları, soykırımı inkarını kemikleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan yine soykırımı konusunu tarihçilere bırakmak gerektiğinden bahsetti ve soykırımı konusunda TC devletinin resmi soykırımı tezinden bir adım öteye gidemedi. Sanki yaşamımızı belirleyen bütün gerçeklikleri bugüne kadar hep tarihçilerden öğrenmişiz gibi.
Cumhurbaşkanı’nın arşivleri tarihçilere açmaya hazırız sözleri hiç inandırıcı değildir.

Seçim sonuçları: şantajlara rağmen halk sistemin bekçilerine sırt çevirdi*

 

Siyaset temsilcilerinin yeniden biçimlenmesi nasıl olursa olsun, 25 Ocak seçimlerinde ortaya çıkan olgu şudur: Jean-Claude Juncker'in (AB Komisyonu başkanı çn.) ülkemizde ki temsilcileri, bütün çabalarına rağmen halkımız tarafından seçilmeyerek, köşeye sıkışmasalar bile ağır bir yenilgi yaşamışlardır.

"Türkiye 2015'i en az hasarla atlatmaya çalışıyor" Taner Akçam

Taner Akçam'la Ankara'nın 2015 yaklaşırken izlediği politikaları, Türkiye'de soykırımın tanınmasının nasıl anlaşıldığını ve bu konuda izlenebilecek modelleri konuştuk. Akçam'a göre Türkiye'de adaletsizliğin giderilmesi, suçun kabul edilerek tazminat ödenmesi gibi konulardan kasıtlı ve bilinçli olarak bir kaçma söz konusu.

REPAIR: Ermeni soykırımıyla ilgili çalısmaya sizi ne yöneltti ? Bir adaletsizlik olarak mı gördünüz ?

Egemenlerin halifesi olmaktansa ezilenlerin sahabesi olmak devrimcidir

Özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde İslami direniş hareketlerinin yükselişiyle birlikte, İslam’ın ideolojisi bölgelerde giderek yayılıyor. Bu yükseliş hâkim sınıf sözcülerince terör faaliyeti olarak ilan edilip dar anlamda İslam ideolojisinin karşısında önlem almak arayışının politikasıdır. Bu aynı zamanda orta sınıfa da yansıyan ve onlarda dile “İslam’ın aşırı ucu” ya da “radikalizm” şeklinde tanımlanıyor. Bu tanımlamalar özellikle ılımlı İslam’ın reformist anlayışını Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde egemen dil anlayışının yaygınlığını oluşturuyor.

Kobanê’de Partizanca Direnişin İzinden…

 

Ortadoğu’da, emperyalistler ve onların işbirlikçi, uşağı hükümetler ile onların güdümündeki çeteler tarafından işgal edilen, özgürlük ve geleceği tutsak alınmaya çalışılan Kobanê, 134 günlük kahramanca bir direniş sonucunda özgürlüğüne kavuştu.

Kobanê, Rojava’da Kürt halkının kendi yönetimlerini inşa etmesi, öz örgütlülüklerini kurmasıyla birlikte ortaya çıkarmaya başladığı, filizlenerek büyümeye başlayan kazanımlarına yönelik kuşatma ve saldırıların kilitlendiği noktaydı.

Ah.. Cancağızım Kürtler ah..

Kürtler yüzde on barajı asacaklarmış.

Toplumun ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak.

Ah.. cancağızım Kürtler ah...

Bari ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak manipülasyonlarla da insanların zihinlerine kazınmış yenilmez görüken sisteme olan inancı taru duman edeceğinize inanıyorsunuz bu inancınızın doğru olup olmadığını belediye seçimlerini kaybeden Ferhat Tunç' a sorsaydınız.

Ah cancağızım Kürtler ah..

Kürtler yüzde onluk barajı aşamasalar da her şeye hazırlarmış.

Ya... akp' nin 310' nu aşamamasına hazırlar mı ?

Soykırımın 100. Yılında Bir Özür Borcumuz! Fusun Erdoğan

 

Ermeni meselesinde tutarlı bir tavır ortaya koyamamak, Türkiye devrimci hareketinin önemli zaaflarından biri olagelmiştir.

Bu zaaf devrimci ve sosyalistlerin değişik zamanlarda Ermeni halkına yapılan soykırım ya da tarihsel adaletsizlikler, haksızlıklar karşısında da, doğru tutum almasını önlemiştir.

Soykırımın 100. yıldönümü yaklaşırken, geçmişle yüzleşme ve hesaplaşmanın tartışıldığı bu süreçte, Türkiye ilerici, devrimci, sosyalist hareketinin bu zaafıyla yüzleşmesi önemli bir görev olarak varlığını sürdürüyor.

Sayfalar