Cumartesi Ekim 10, 2026

Sevan Nisanyan'a özgürlük,Tutuklu gazetecilere özgürlük

2 Ocak 2014'den bu yana cezaevinde bulunan dilbilimci,yazar ve turizmci Sevan Nişanyan,ceza hukuku çiğnenerek,sadece savunmuş olduğu düşüncelerinden dolayı tutuklu bulunuyor.Soykırım tartışmalarında geleneksel türk tezlerini çürüten,aynı zamanda tarihçi kimliği ile tanıdığımız,siyasal islamın ipliğni pazara çıkaran,sözünü esirgemeden,bedeli her ne olursa olsun,ister ölüm,ister cezaevi çekinmeyen ve bu yüzden AKP hükümeti'nin linç kampanyaları ile karşılaşan Nişanyan en son tutuklanarak 16 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Hakkında isnat edilen suçlamalarda,her nedense bu güne kadar Türkiye'de cezaevinde bulunan bir allahın kulu yoktur.Cezaevinde ''kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanunu ''na muhalet ile ''islam peygambere Muhammed'e hakaret ettiği '' gerekçesiyle bu suçlamalardan tutuklu tek siyasetçidir.Yani kaçak yapılanmaların olmadığı,müslümanlık adına yapılan hırsızlık,pedofili gibi ağır ceza gerektiren,yüz kızartıcı suçlardan insanlar,beyefendiler,yorumcular,milletvekilleri gezerken Sevan Nişanyan'ın hapiste tutulmasının tek sebebi siyasidir.

Türkiye'de Torbalı Cezaevi,Buca cezaevi,Şakran Cezaevi,Aydın Yeni Pazar Kapalı Cezaevi,Sultan Hisar cezaevi,Söke cezaevleri'ne sürgün edilerek ilerlemiş yaşına bakılmaksızın,bazen cezaevlerinde yerlerde yatırılarak,kapasitesinin dışında koğuşlarda ,her türlü suça bulaşmış,uyuşturucu,katil,hırsız gibi adli mahkumlarla bırakılarak can güvenliği hiçe sayılmıştır.Yani bir bilim adamına kö tülüklerin en kötüsü ile zulüm yapılmıştır.

Ermenistan Diaspora Bakanlığının her sene geleneksel olarak verdiği William Saroyan nişanına bu sene Sevan Nişanyan layık görüldü.Ama cezaevinde olduğu için ödülünü alamadı. '' 15 Kasım Tutuklu Yazarlar Günü '' dolayısıyla,''Uluslararası Sevan Nişanyan'a Özgürlük ve Adalet Komitesi''cezaevlerindeki gazetecilere,Sevan Nişanyan'a sahip çıkarak,mahkemelere aktif destek çağrısında bulundu.Komite aracılığıyla kamuoyuna Türkiye'de insan hakları ihlalleri,gazetecilerin tutuklanması hakkında görüşlerini belirten Nişanyan HDP eşbaşkanları S.Demirtaş ile F.Yüksekdağ tutuklanmalarından duyduğu endişeleri dile getirmiştir. '' Kürt siyasetinin yok edilişi ve anayasal düzenin çöküşü,eninde sonunda trajik geçmişini aşacağını umduğumuz bu ülkenin kasvetli geleceğine işaret ediyor '' değerlendirmesini yapmıştır.

''Türkiye'nin son dönemde şiddet ortamına ve mutlakiyete düşüşü çoğumuzu feci bir hayal kırıklığına uğrattı.Benim hapsedilmem gelen felaketin belki de bir ön ihtarıydı '' açıklamasını yine cezaevinde Index on Censarship dergisi ile geniş olarak yaptığı reportajda yine tutuklanan akademisyen gazeteci yazarlarla ilgili de '' Türkiye'de ifade özgürlüğü hiç bir zaman hayranlık uyandıracak bir düzeyde değildi,şimdi ise berbat ve gün be gün daha da batıyor '' değerlendirmelerini yapmıştır.

''Cumhurbaşkanı,Erdoğan ve hükümeti hayatta kalamama korkusu içindeler ve iktidarı devretmenin sonuçlarından dehşete düşüyorlar.Tüm muhalefete saldırmalarının ve bu ülkede zaten kırılgan olan insan haklarına karşı haşin oluşlarının sebebi bu,belki de islami yobazlığı kalpten benimsemeleri bir tür hayatta kalma stratejisidir.Su yüzünde kalabilmek için cahilleri seferber ediyorlar '' diye içinde bulunduğumuz dönemin gerçeklerini açıklamıştır.

Sevan Nişanyan siyasetçi olduğu kadar,turizmci,tarihçi aynı zamanda dilbilimcisidir.Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana TDK'nun yapamadığı,Türk dilinin ''yirmi yılımı verdim '' dediği etimolojik sözlüğünü cezaevinde geliştirerek tamamlamıştır.Hatırlanacağı üzere TDK'nun ilk genel sekreteri dil bilimcisi,Ermeni Agop Martar Dilaçar olmuştur.Kemal Atatürk tarafından atanmış,Türk dilinin gelişimine önemli katkılarından dolayı soyadını K.Atatürk '' Dilaçar '' olarak koymuştur.'' Atatürk''soyadını ise Agop M.Dilaçar, M.Kemal'e öneri olarak getirmiş,soyadı kanunu ile kabul edilmiştir.Dilaçar,Ermenice ve Türkçe'nin yanısıra yedi dil konuşan aynı zamanda dil bilimcisidir.

Sevan Nişanyan'ın tutuklanmasına sebep olan İzmir'in Selçuk ilçesi Şirince mahallesinde yıkık dökük,harabe olmuş evleri onararak zengin tarihi özelliklerini koruyarak turizme açmış,yeni yaşam alanları açarak binlerce insanın ekonomik ve sosyal olarak ilerlemesine katkıda bulunarak '' suç ''işlemiştir.Devlet vatandaşına götüremediği hizmeti,vatandaşın sorumluluğu üstlenerek çok büyük yeniliklerle Şirince'yi canlandırmış olmasından devlet rahatsız olmuştur.Şirince'nin tarihine bakacak olursak eski bir Rum yerleşim yeridir.

'' ÇİRKİNCE '' , '' ŞİRİNCE '' OLDU ;

Eskiden Rum'ların oturduğu Şirince'nin adı '' Çirkince '' idi.Rumlar zamanında altı bin nufuslu çok gelişmiş bir kasabaydı.Çevre köylerden gelen insanlar alışverişlerini buradan yaparlardı.Verimli toprakları ile tanınır,incir,şeftali,zeytin ve kirazın en verimli olduğu topraklar burada bulunurdu.Harika doğa manzarası ile kaplı Şirince'de rivayete göre derebeyi köylüleri azad edince ,kendilerine bir yerleşim yeri bulmuşlar,o kadar güzel doğa harikası olduğu için, köylüler başkalarının gelip yerleşmemeleri için adına '' Çirkince '' koymuşlar. 1922 mübadele yıllarında Türk ordusu geliyor diye Rum halkı büyük bir panik ve korku içerisinde herşeyini bırakarak kaçtı.Çevre köylerden gelen insanlar ne bulurlarsa alıp götürdüler.Yağmaladılar.Mübadele yıllarında Selanik ile Girit'ten gelen müslümanlar buralara yerleştirildiler.Ama maalesef bu doğa harikasının güzelliğini ve verimliliğini devam ettiremediler.Koruyamadılar.Ağaçlar kırılmış,topraklar verimsiz,evler bakımsız olunca köylüler bu sefer valiliğe başvurarak adının '' Şirince '' olarak değiştirilmesini talep etmişler.Yetkililer de bunu onaylamışlardır.

Zamanında Sebahattin Ali gelip Çirkince'yi görmüş ve hayran kalmış.Aradan bir hayli zaman geçtikten sonra bir daha ziyaret edince ,muhacirlerin tahribatını görmüş ve tanık olmuştur.Bunun üzerine ''muhacirler geldi,köyü harap etti '' diye yakınmıştır.Aynı şekilde Yunanistan'ın Yeni Efes köyüne yerleşen Rum'lar '' biz gideliden taşı taş üstüne koymamışlar,evlerimiz harap olmuş '' diye yakınmışlardır.

Doğa harikası Şirince'nin bu günkü hali ise içler acısı durumda idi,yıkık,harabe olmuş SİT alanı evlerin eski haline kavuşması hatta onardıktan sonra '' tarihi eser '' olarak tescil ettiren,çoğu evlerin bakımı ve onarımını tamamlayıp turizme kazandıran,senede 600-800 bin insanın gelip ziyaret ettiği yer haline dönüştüren,devletin görüp sesini çıkarmadığı,aslına uygun olarak yapılan evlerin izin istenmesine rağmen verilmeyen,turistlerin hayran kaldığı '' ne güzel bina '' dediği,sosyetenin sık uğrak yeri,fiyatların tavan yaptığı yere dönüşen Şirince'deki gelişmeler devleti rahatsız etti.Turizm cennetine dönüşünce devlet S.Nişanyan'ı tutukladı.

S.Nişanyan tarafından onarılan evler Turizm Bakanlığı'nın Turizm tanıtım kataloklarında utanmadan gösterilmesi ayrıca kendi çelişkileridir.Tamir edilen evler bugün otel olarak turizme açıldı.Sosyal alanda ise Türkiye'de ilkler burada yaşandı.Ali Nesin tarafından oluşturulan Matematik köyü de eğitim ve matematik alanında araştırma merkezi olarak hizmet vermeye başladı.Dünyaca tanındı.Tiyatro okulu oluşturuldu.Her sene burada festivaller düzenlenerek Türkiye'nin tanıtımı için iyi bir sosyo-kültürel adım oldu.

SİT alanı olarak kabul edilen,bütün başvurulara rağmen cevapsız kalan,herkes gibi kendi toprağı üstüne inşa ettiği 60 m2 kare ev çok görülerek yıkıldı,bu yetmiyormuş gibi tutuklanarak cezaevine atıldı.Oysa Anayasa mahkemesi TCK yasalarına göre izinsiz olarak yapılan,ev sahiplerinin ceza landırılmasını iptal etmiştir.Hal bir hristiyan,bir Ermeni olunca yasalar rafa kaldırılarak hiçe sayılmıştır.Yani kişiye özel kanunlarla cezalandırılan,bu tip davalardan cezaevinde olan tek bilim adamıdır.Aynı şekilde diğer evlerin hiç birine dokunulmamış,hiç biri hapis cezasına çarptırılmamıştır.

Memlekette hukuk düzeni olmadığı zaman,orman kanunları devreye girer.Oysa,C.Başkanlığı köşkü,camii ve konutlar '' kültür '' merkezi olan Atatürk Orman Çiftliği talan edilerek,izinsiz yasalar hiçe sayılarak inşa edilmiştir.Ankara'nın en büyük yeşil alanı üzerinde inşa edilen Kaçak saray'ın bulunduğu alan 1992 yılında '' doğal ve tarihi SİT alanı '' olarak koruma altına alınmıştır.Ama AKP hükümeti bu kanunda bulunan '' tarih '' statüsünü değiştirerek, KHK ile Hazineye devretme kararı aldı.

Erdoğan'ın her zaman söyleyip de yapmadığı '' yasalara uymadılar '' ''mahkeme kararı '' diye avazı çıktığı kadar bağırdığı meydanlarda Kaçak saray'ın durdurulması için Ankara Barosu'nun ve Hukuk'çuların itirazları reddedildi.Tarihi SİT alanı üzerine inşa edilen Kaçak Saray'ın durdurulması çağrısı,yasalar rağmen devam etti.Her seferinde itirazlar ''devlet sırrıdır'' denilerek karşı çıkıldı.Yıkım kararı da verilen yargıya Erdoğan '' güçleri yetiyorsa yıksınlar '' diyerek bildiğini okumuş,yasaları çiğnemiştir.İki olay,iki örnekte Erdoğan devlet imkanlarını kullanmış,Sevan ise mağdur edilerek üstelik hapise atılmıştır.Bunun adı çifte standard değil de nedir ?

Bu günlerde sıkça rastladığımız,beğenilmeyenin,muhaliflerin,gazetecilerin tutuklanıp cezaevine atılmaları için uydurulan '' halkı kin ve düşmanlığa tahrik '' suçlaması ile birçok insan cezaevine hiç bir suçu olmadığı halde atılmaktadır.Muhafazakar yazar ve yorumcuların her akşam tv ekranlarında içler acısı durumlarını şaşkınlıkla izliyoruz.Savundukları düşüncelerin ne medeni kanunla,ahlak kuralları insanlığın ortak değerleri ile uzaktan yakından alakası yoktur.Hal böyle iken Sevan Nişanyan'ı '' dini değerleri aşağılamak,nefret suçu '' işlediğini ve bu yüzden cezalandırılması için kampanyalar düzenleyerek hapis istenmesi ayrı bir çelişkiler yumağıdır. Muhammed'in ve islamın eleştirisini yaptığı '' nefret suçlarıyla mücadele etmeli '' yazısında '' bundan yüzlerce yıl önce Allahla kontak kurduğunu iddia edip bundan siyasi mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideriyle dalga geçmek nefret suçu değildir '' düşüncesini savunduğu,bu kısa ve özlü anlatımdan rahatsız olunduğu için cezaya mahkum edilmiştir.

İŞİD'e karşı olduklarını iddia eden,oysa ki muhafazakar ve şeriat sistemini getirmeye çalışılan an layış on dört yıldır iktidardadır.Çok eşli evlilikler,9/12 yaşlarında çocukların evlendirilmesi,cinsel istismara uğrayan çocukla,suçlunun evlendirilmesi,70 yaşında dahi olsa evlendirilmesini öngören yasanın meclisten geçirilmesi,gibi çağdışı,medeni toplumlarda olmayan sapık,pedofili olarak görülen suçlardan kendilerini arındırmaları gerekirken,Sevan Nişanyan için '' dini değerleri aşağılamak''gibi suçlama getirmek hükümsüzdür.İnsan onur ve şahsiyetini ayaklar altına alan bu insanların ahlak ve edeb ile alakaları yoktur.Olamaz.

KALEM KILINÇTAN KESKİNDİR !

Bu güne kadar yeryüzünde hür düşüncenin hiç bir kuvvet,silah veyahut cezaevi ile engellenmesi mümkün olmamıştır.Tutuklanan gazeteciler,akademisyen ve yazarların tek silahı ise kalemdir.Her zaman iktidarlar,diktatörler düşünceyi ifade eden kalem karşısında mahkum olmuşlardır.Türkiye'de de böyle olacaktır.Toplumun en ileri kesimini susturarak,hapishanelere atarak amaçlanan Erdoğan'ın '' kral '' olabilmesidir.Aceleye getirilmek istenen Anayasa'nın meclisten geçirilmesi varsayalım olmuş olsa bile sorunun kendisi çözülmüş olmayacaktır.Aksine kar topu gibi büyüyerek çoğalacaktır.Ahmet Şık'ın tutuklanması gerçeklerin gizlenmesi için korkunun ifadesidir.Çünkü Erdoğan ile Gülen'in bir ve aynı olduklarını,ipliğini pazara çıkaran ilk gazetecidir.Bunun için hedef olmuştur.Erdoğan'ın Suriye politikalarını eleştiren,İŞİD ile ilişkilerini kamuoyuna anlatan Hüsnü Mahalli,basın kartı iptal edilen Amberin Zaman,Akademisyen Prof.Dr İştar Gözaydın,Mahir Kanaat,Diha'dan Ömer Çelik,Metin Yoksu,Sevan Nişanyan,Derya Okatan,Tunca Öğreten,Eray Saygın... ve daha niceleri toplumun gür sesi, susmayan öncüleridir.Amaç gerçeklerin halka ulaşmasını engellemektir.

Tutuklandığı ilk günden bu yana haksız yere ağır cezalarla karşı karşıya kalan Sevan Nişanyan gibi bir bilim adamına ,eksiklikleri bahane edilerek,duyarsız kalınmıştır.Sevan Nişanyan'ı, özgürlüğünü savunmak herzamankinden daha acil görevlerimiz arasındadır.Ethem Mahçupyan veya Markar Eseyan gibi Saray soytarıları olmuş olsaydı,bugün Sevan Nişanyan,Erdoğan'ın baş tacı olurdu.Ama O,halkını savunduğu,soykırımı inkar edenlerin kafalarına vura vura,teşhir ettiği için,100.yılında cezaevine atılarak susturuldu.

Her dönemde devlet kendi çocuklarını yaratmış artık bu bir gerçeklik halini almıştır.Önceden bir döneme damgasını vuran '' iyi çocuklar '',yerini '' öfkeli çocuklar '' a devretmiştir.Terörist demeye dili varmayan,koruyan,besleyen,silah ve cephanelik gönderen devletin artık bugün bütün icraatları ortya çıkmıştır.Yargılanmak ve hesap verme korkusu şimdiden başta Erdoğan ile tüm yandaş çevreleri sarmış durumdadır.Erdoğan'ı iktidar yapan bugünlere getiren, misyon yükleyen efendilerine karşı çıkmaya başlamıştır.Bunun için güvenilir liman olarak gördüğü Putin'e sığınmıştır.Bu git-geller,artık çığrından çıkmış efendileri Erdoğan için son '' nokta ''yı koymuştur.

'' Öfkeli çocuklar '' 2017'nin ilk saatlerinde Yeni yıl kutlaması yapan kalabalık kitle içerisine silahla girerek acımasız ve barbarca savunmasız insanları öldürmüşlerdir.Bu tür saldırılara daha önceden de tanık olmuştuk.Reina'ya yapılan saldırı,Türkiye'nin Bataclan'ıdır.Orada da tiyatroda konser izleyen kitle taranmış yüze yakın masum insan öldürülmüştü.Bu sefer aynı saldırıyı İstanbul'da ortaya koydular.Üstelik polisin aşırı güvenlik önlemleri altında,insanlar öldürüldü.Katil elini kolunu sallayarak kaçtı.Tüm bunlar hemen yanıbaşında bulunan karakola çok kısa mesafede gerçekleşiyor.Olaydan sonra faili olduğu ileri sürülen kişi ile hedef şaşırtılarak,katil veya katillerin kaçması sağlandı.Tanıklar olayda birden fazla kişinin olduğunu söylemesine rağmen,polis tek kişi üstünde durarak,48 saat sonra resmini yayınlayark çok geç davranmış,katilin kaçmasına göz yummuştur.

Esas acı olanı ise,barbarlığın son halkası muhafazakar,yobazların '' oh oldu '' diyerek sosyal medya aracılığıyla sevinmeleri,öldürülen insanları bir kere daha öldürmüş,kemiklerini sızlatmış yakınlarına ve insanlığa derin acılar yaşatmıştır.

* * * *

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN,SERSALA WE PİROZ BE 2017, ՇՆՈՐՀԱՒՈՐ ՆՈՐ ՏԱՐԻ

51630

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

TKP/ML MK SB”“ROJAVA VE FİLİSTİN DEVRİMLERİ YAŞAYACAK, YAŞATACAĞIZ!

Emperyalist-kapitalist egemenliğin ölüm makineleri yine işbaşındadır. Ezilen halk ve ulusların isyan ve direnişlerini bastırmak, özgürlük ve kurtuluş mücadelelerini kanla boğmak için azgınca saldırıyorlar. Ortada “yeni” değil yinelenen bir durum var. Tekrarlanan bu saldırı ve katliamların başlıca nedeni; sistemlerinin her yerden delinmesi, en acımasız zorbalık rejimleri eliyle geliştirilen sömürü ve zulüm politikalarında “başarı” ve “istikrar” sağlama çabalarının boşa çıkmasıdır.

Habip'in (bitmeyen)Öyküsü

Arkadaşları bazen, "Tünelci,"diye takılırlardı ona. Kendine ait olmayan sahte Habip Gül adıyla yakalandığında onca işkenceye rağmen bu isimde ısrar etmiş, mahkemelerde birçok kez bu isimle yargılanıp cezalar almıştı. Mahmut Alınak, "Seni yazmak istiyorum, bir sakıncası yoksa bana yaşam öykünü yazar mısın?"diye sormuştu ona. Habip söz verdiği yazıyı 4 Haziran 1998'de ulaştırmıştı Mahmut Alınak'a. Ankara Ulucanlar Cezaevi' inde yaşamının sona erdirilmesinden 16 ay önce….

Tanktan duvar(lar)ı yıkan 15-16 Haziran'ın hatırlattığı (1)

“Beklenmedik olanı beklemedikçe, onu bulamayacaksın.”[2]

Turgut Uyar’ın, “Bizim haziranımız bir yıl kadar yetecektir dünyaya/ /Ve kuytularda, dağlarda, alanlarda/ Akıtılan ve akıp gelen kanlarda/ Bir sabah büyük büyük ateşler yanınca/ Eller temizlenecektir/ Bir tören olacaktır/ Ölülerimiz toplanacaktır,” dizelerinde betimlenen 15-16 Haziran başkaldırısı, tarihimizin büyük işçi isyanı olarak anılmaya değer devrimci praksisidir...

IŞİD ve İslamcı ''Feministler

“Cehennem boş. Tüm şeytanlar burada... Hiç kimse duymak istemeyenbiri kadar sağır olamaz.”[1]

Haberiniz var, değil mi, El Kaide’den doğma, AKP beslemesi uluslararası Sünnî-İslâmcı örgüt Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD), bir aya yakın bir süredir Irak’ta Musul ve çevresini kasıp kavuruyor. 

"Deniz" olmalıydım.../ Deniz Gülünay

Hasan Gülünay bu ülkede sayısı bile tam olarak tespit edilemeyen "kayıplardan" biri. İşe gitmek üzere İstanbul Tarabya’daki evinden ayrıldığı 20 Temmuz 1992 sabahından bu yana kendisinden haber yok.

Yine Bir Seçim Oyunu

"Bir cumhuriyet nasıl bir maskeye bürünürse bürünsün, ne denli demokratik olursa olsun, eğer o bir burjuva cumhuriyeti ise, eğer o toprak ve fabrikaların özel mülkiyetini koruyorsa ve eğer özel sermaye toplumun tümünü ücret köleliği içinde tutuyorsa, yani eğer bir cumhuriyet, bizim parti programımızda ve sovyet anayasasında söylenen her şeyi gerçekleştirmiyor ise, o zaman bu devlet, bazı insanların, ötekiler tarafından ezilmesi için bir makinedir.

Sînor u Mirin (Sınır ve Ölüm)

T.C beslemesi IŞİD çetesinin Kobane’ye yönelik saldırıları hız kesmeden sürerken bizler de Kürdistan Hukukçular Derneği olarak çeşitli emperyalist güçlerinin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme çabasının bir sonucu olarak TC-KDP işbirliğinin etkisiyle Rojava’da her gün yeni katliamlara imza atan bu paravan örgütün sınır bölgelerinde halka yaptığı zulmü yerinde görmek ve yaşananları bir de bölgedeki insanların dilinden dinlemek için Urfa’nın Birecik ilçesinde bulunan çadır alanını ve sınır köylerini ziyaret etme kararı aldık.

Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! (Rafeef Ziadah)

Kendisine “Çocuklarınıza nefret etmeyi öğretmeyi bırakırsanız, her şeyin düzeleceğini düşünmüyor musunuz?” diye sorulması üzerine Rafeef Ziadah ‘nin yazdığı şiir :

We Teach Life, Sir! ( Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! )

Bugün, bedenim TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün, bedenim demeçlere ve kelime sınırlarına
sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün bedenim, ölçülü cevaplara karşı istatistikle dolmuş demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.

Ilımlı İslam projesi ve İhvan mesajı

İslam dininin iktidar, devlet ve siyasetle ilişkisi dini, siyasi ve sosyal çevrelerin, egemen güçlerin sürekli gündeminde olmuştur. Bu ilgi “yakın tarih” diyebileceğimiz zaman dilimi içinde oldukça artmıştır. Siyasal İslam olgusu toplumsal yaşam içerisinde daha çok yer almaya başladıkça ilginin dozajı da yükselmiştir. Son olarak Mısır’da İhvan hareketinin darbeyle dağıtılması, üyeleri hakkında alınan idam kararları bu gerçekliğin bir yansımasıdır. “Siyasal İslam”ın yani siyaset ve din/İslam kavramlarının biraradalığını bu dinin ortaya çıkış yıllarına kadar götürmek mümkündür.

40. Yıl'ında Kıbrıs işgal altında esirlere ne oldu?

Kıbrıs,Sicilya ve Sardanya'dan sonra Akdeniz'in üçüncü büyük adasıdır.Bulunduğu coğrafi konumu itibariyle önemli bir yere sahiptir.Tarihten günümüze sayısız işgallere ve savaşların yaşandığı Kıbrıs'ta stratejik konumu,Ortadoğu'ya açılan pencere,her türlü müdahale için harekete geçebilme açısından önemlidir.

Unutul(a)mayan ölümsüz sesler [*]

“Yavaş yavaş ölürler;okumayanlar,müzik dinlemeyenler,vicdanlarında hoşgörüyübarındıramayanlar.”[1]

Mirabeau’nun, “Bırakın, müzikle öleyim,” dediği o muhteşem şey için Unamuno, “Aşkın duygusal anlatımı müziktir”; W.Shakespeare, “İnsanın iç dünyası müzikle beslenir”; Björk, “Müzik, dinleyeni ve dinleteni öngörülmez kılar”; Esma Redzepova, “Müzik fakirlerin tek lüksüdür”; Miguel de Cervantes, “Müziğin olduğu yerde kötülük olmaz”; Emil Zeig, “Müzik, duygularımızın en açık dilidir”; Cemal Süreya, “Ayrılık acısıdır her müzik,” notunu düşerler…

Sayfalar