Çarşamba Ekim 14, 2026

Şehrin yara izleri

Gece 12 saat. Yani 24:00! 2 Temmuza birkaç gün var! Şehrin merkezindeki kilisenin önünde yaklaşık 50 kişiyiz. Ne olacağına, nasıl bir yolculuğa çıkacağımıza ilişkin sadece kaba bir bilgimiz var!

Bir hemşire konuşuyor, yüzünde duman izleri; “bombalanmanın ne olduğunu bilmeyen, tasavvur bile edemez. Yanmanın ne demek olduğunu görmeyen, bunu hayalinde bile canlandıramaz….

Yaralar kapanır, ama izleri kalır. Gelin bu gece vakti, beraber şehrin yara izlerini canlı canlı yaşayalım. Bilince çıkaralım nerelerde yaşadığımızı-yürüdüğümüzü” diyor ve acı bir tebessümle, hepimize meydan okuyarak susuyor.

Arkasından upuzun boylu bir Amerikan askeri, elinde silahla; “yürüyün, buradan” diye bağırıveriyor gecenin karanlığında, tüylerimiz diken diken oluyor, yürüyoruz arkasından.

Gencecik bir kadın, bir caddenin ortasında, yangınlar içerisinde. Çocuklarına sesleniyor çılgınca! Hiçkimse yok ortalıkta! Kocasına sesleniyor çığlık çığlığa, hiçkimse yok ortalıkta! Dansediyor, kocasının yanmaktan kurtulan şapkasıyla! “Vatan için savaşırken şehit düştü…”  satırlarını okuyor bir mektuptan! “Vatan mı? Kimin vatanı, hangi vatan?” diye gecenin karanlığını delerek; eline geçen “üzülme, dönemesemde hep sizi seveceğim. Sevgimiz hep yaşayacak” yazılı hatıra olarak sakladığı mektupları da yakıp, geçmişinden firar ediyor, caddeyi koşarak terkediyor.

Amerikan askeri, silahıyla bizi tehdit ederek; “Bu tarafa, gelin!!!” diye bağırıyor. Yürüyoruz tıpış tıpış. Küllerin kokusu üzerimize, burnumuza sinmiş! Genç kadının çaresiz çığlıkları ve evinin bombalanmış enkazı bir adım gerimizde kalarak yürüyoruz!

Bir binanın önünde duruyoruz. Yüzlerce Yahudi burada ateşe verilmiş. Cesetlerin külleri içinde arta kalan bacaklar-kollar, askerlerin ayaklarıyla tepile tepile yürünmüş. Birkaç ev sağlam kalmış bombalamalar arasında. Onlar da cesetlerden “arta kalanları”, gizli gizli bahçelerine gömmeyi deneselerde, nafile!!! Hemşire burada kaç kişiyi deliler gibi kan kaybından kurtarmaya çalıştığını anlatmaya başlıyor. Görev yaptığı hastahanelerden, çocuklarını gönderdiği Anaokulu’na kadar; heryer yerle bir edilmiş.

Amerikan askerinin sesi ve silahı bizi yine sürüklüyor. Yoldan geçen insanlar bize bakıyorlar. Evlerin ışıkları kapatılıyor; binalar dipdibe, duman girmesin diye pencereler hiç açılmıyor! Perdelerin aralanışını, izlenişimizi farkedebiliyoruz ancak. Bir polis aracı Amerikan askerini durduruyor. Çil yavrusu gibi, askerin dönmesini bekliyoruz, bizi hangi caddeye sürecek diye! Tarihin akışına tamamen teslim etmişiz kendimizi!

Tam Şehir Tiyatrosu’nun karşısında bulunan Kongre Salonu’nda, liselilerin okul bitirme baloları var bu ara; Cuma ve Cumartesileri! Balo yapılan binanın bahçesindede, katledilen Yahudiler adına dikilen Anıt! Asker bizi Anıt’ın karşı tarafına hizalıyor! Yine bir genç kadın, ellerinde ateşlerle dansediyor önümüzde. Biraz dansettikten sonra, başındaki bereyi-eldivenleri çıkarıp, daha içli-dışlı oluyor ateşle. Çantamdaki suya elimi atıyorum, sımsıkı tutuyorum. Kız yanacak!!! “Ben kendim ateşim! Yandınız mı hiç? Burada yanan binaların tazminatı, yakınları yanarak ölen ailelerden resmi olarak talep edildi. Karşınızdaki tiyatro için 50.000 Mark ödeneceği, şehir cayır cayır yanarken; kodamanların gazetelerde çıkan manşet haberleriydi!” deyiveriyor; bir alevin dansında sesi ve anlattıkları! İliklerimize kadar yakıyor bizi! Balo kıyafeti giymiş gençler-aileleri şokta! Gece 01:00! Ne oluyor burada?

Amerikan askerinin sesi, yine tüylerimizi ürpertiyor. Bu kadar koyun gibi yürümek fazla! Silahını tutuveriyorum saliselik bir zaman kısalığında. Hemen bırakıyorum ama! Bize nereye gideceğimizi göstermesi lazım!

McDonalds’ın önüne gidiyoruz, enkaz bir caddeyi daha arkamızda bırakarak. Hava iyi. Gece olmasına rağmen, herkes dışarıda biryerlerde oturmayı tercih etmiş. Kan revan içerisinde bir kadın!!! Eti delik deşik edilerek, karnına haç işareti yontulmuş; tecavüz edilmiş. Sağır-dilsiz bir genç-gezgin Yahudi kadın, onu hemen yıkıyor, temiz elbiseler giydiriyor, yiyecek birşeyler bırakıyor ve alanı terkediyor. İkisinin gözlerinde de, bu dünyada yapayalnız olmadıklarını, yoldaşlarının yaşadığını bilmenin ışıltıları!

Amerikan askeri bizi, şehrin “İstiklal Caddesi”ne sürüyor. Buralarda da her şehirde, bir Taksim-İstiklal Caddesi var! Bir genç kız yine cadde ortasında! Pakistan’dan mülteci olarak gelmiş. Çantasındaki ülkesinden getirdiği toprağa, yine ülkesinden getirdiği çiçekleri ekiyor. “Anneeee” diye bağırıveriyor. Heryer inliyor! Hepimize, korkunç yaratıklarmış gibi korkuyla bakıyor! Caddenin ortasında kalıyor toprak ve çiçek!! Ve devam ediyoruz yürümeye! Şimdiye kadar gördüğümüz bütün kadınlar, yanmış, yaralı,….ateş olan kadınlar; beklenmedik sokaklarda, gecenin 2’sinde, dikilmiş bir vaziyette karşımıza çıkıyorlar. Bisikletle geçen gençler, partilerden dönen sarhoşlar…herkesin gözü faltaşı gibi açılıyor!! Yaralı tip tip kadınlar, köşeleri işgal etmişler!!

Amerikan askeri en son bizi bu şehrin, Giessen’in; 2.Dünya Savaşı öncesi halinin minyatürleriyle, hatıra kalan eşyalarıyla dolu olan “Oberhessisches Museum-Leib’sches Haus”un önüne sürüyor. Bir Filistinli bağırıyor içeriden, bildiriler atıyor müze penceresinden bize, sonra dışarıya-yanımıza geliveriyor; “bu şehre geldiğimde, yok olmuştum sanki. Konuşulanları anlamıyordum, çalışmam yasaktı, ikinci sınıf insan olmuştum birdenbire! Ne için savaştım, niye buradayım, sadece hayatta kalmak mı önemli??? Cevapsız sorular!!! Yahudiler’in katledildiği bir ülke burası, şimdi İsrail’de Yahudiler kendilerinden olmayanları katlediyorlar. Şimdi bu ülke silah ticareti yapıyor; bu silahlardan kaçanlar bu ülkeye sığınıyorlar. 2. Dünya Savaşı bitti. Bitti mi??? Gösterin bittiğini?? 70 YIL GEÇTİ ARADAN, NE DEĞİŞTİ, SÖYLEYİN BANA NE OLUR, NE DEĞİŞTİ!” diyerek, acı acı haykırıyor gecenin sessizliğine karşı!!

Amerikan askeri büyük bir bağırtıyla bizi müzeye alıyor. Yine yaralı, yanmış,…ateş olmuş kadınlar, müzede-tarihteki yerlerini almışlar. Ve karnı haç işaretiyle parçalanan-ölümden dönen, matbaada çalışmaya başlayan kadın; savaşı-duygularını, rulo biçiminde, bize dağıtılmak üzere mektuplar haline getirmek için harıl harıl çalışıyor. Tam gece 02:30’da ateşli-dumanlı-yaralı-cesetli bu yolculuğumuz müzenin içerisinde bitiyor!

  1. gün de, ertesi günün Pazar olmasının avantajıyla, bu sefer daha kalabalık bir grupla, şehirde aynı yolculuğu yapıp müzeye girdiğimizde; mektupların hepsi matbaada bitirilmiş oluyor. Ve bize dağıtılıyor!

Tam 2 Temmuz’a birkaç gün kala, 2 gece üstüste gerçekleştirilen bu Sokak Tiyatro’su gerçekten de;  şehrin sokaklarını, tarihle ısıtıyor! Bu kadar sıcak bir 2 Temmuz Anması’nın duygu birliğini yaşamamıştım bu ülkede, insanlarla “ateş-duman” çeke çeke!Su, ateş, rüzgar, yağmur…; yani doğa! Doğa, sanatın her dalında bir parça! “Şehrin Yara İzleri” Oyunu’nda, ana öge “YANMA” hep. Dumanlar, alevler, bombalamalar ardından cayır cayır yerle-bir olan hayatlar!! Gecenin bir vaktinde ve olayların gerçekleştiği sokaklarda; herkes iliklerine kadar KATLİAMLARI hissediyor.

Savaş yıllarında daha çocuk olan bir ahbapla hep gözgöze gelip, gözlerimizin yaşlarıyla konuşuyoruz her adımda. “Ağlamak, duygulanmak güçsüzlük göstergesi”. Be hey! Kim demiş? Neredeyse hiç duramadı gözyaşlarımız, gözyaşlarımızla konuştuk hep: “siz Türkiyeliler! Katliamın kaç çeşidini bildiniz-yaşadınız, daha kaç çeşidi gerçekleşmekte, Kobane!” diye fısıldayıveriyor, yaşının yorgunluğu üzerinde daha fazla konuşmasına izin vermiyor. Müzenin önündeki duvara çöküp; Filistinli’nin “ne değişti? Savaş bitti mi?” sorularına “hiçbirşey, asla-hayır, maalesef” diye bağırarak, ciğeri yana yana cevap veren tek canlı tanık oluşunu daha fazla saklayamayarak!!!

79567

Ganime Gûlmez

Ganime Gülmez sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Son Haberler

14:08 Tabure

Sayfalar

Ganime Gûlmez

Açlık grevleri mücadelenin büyütülmesinin manivelası olabilmelidir

15 Şubat’la birlikte 100. gününü geride bırakan Leyla Güven’in başlattığı süresiz açlık grevi her geçen gün artan katılımla devam etmektedir.

Süresiz açlık grevleri, ölüm oruçları bu topraklar için hiç de yabancı değildir. Çözülemeyen sorunlar karşısında, son aşamada halkların vicdanlarına sesleniş, sistemi reddediş olarak beliren güçlü bir politik duruştur açlık grevleri. Bedenler hücre hücre esirken toplumsal hareketin büyümesi beklenir esas itibariyle. Bu nedenle, tutsakların açlık grevlerinin dışarıdan yani sokaktan beslenmesi zorunludur.

Teorik-Politik Çalışma ve İdeolojik Netlik

Devrimcilik, her geçen gün daha fazla irade, inat ve bilinç gerektiren bir eyleme dönüşmektedir. Düşmanın artan saldırıları, baskının yoğunlaşması fakat bunun karşısında etkili bir duruşun ve güçlü bir öncülüğün olmayışının hem kitlelerde hem de tek tek saflara gelenlerde veya hali hazırda faaliyet yürütenlerde yarattığı sonuçları hep birlikte görüyoruz.

Aforizmalardan bugün (ümüz) e uyarılar[*]

“Hayat yaşandığı kadardır... Ötesi ya hatıralarda bir iz, ya da hayâllerde bir umuttur.”[1]

Zor; hem de pek zor(lu) günlerden geçtiğimiz; zamanın ruhunun da böylesine biçimlen(diril)diği güzergâhtayken; işlerin iyi gitmediği bir “sır” değil…

 ‘Schindler’in Listesi/ Schindler’s List’ filmindeki, “Karanlıktaysan gölgen bile seni yalnız bırakır,” repliğinle veya Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin, “Belirsizlik, en kötü ihtimalden daha acı vericiydi,” diye betimlediği bir hâl yaşa(tıl)dığımız…

Delinin biri kuyuya “Taş” atmış…

Politik alanın sınırları kimi zaman kırılganlık duvarlarına dayanır. Gün gelir koşullar bazen, esneklik ile ilkesizlik arasındaki sınırları olanca yüküyle inceltir. Bunun bir gerekçesi Marksizm’den doğru yöntemle nasip almamakken diğer gerekçesi ise toplumsal muhalefetin karşısında doğru konumlanmamak olmaktadır.

Direnişi Büyütmek İçin Bir Adım İleri!

2019 31 Mart yerel seçimlerinin öncekilerden en önemli farklılığının son derece karmaşık bir görüntü çizmesi olduğunu söylesek yanlış olmaz sanırız. Bu karmaşanın, büyük oranda devrimci, ilerici ve yurtsever güçler cephesinde ve etkileşimde bulunduğu kitle içinde yaşandığı açık. Bir yandan Kürdistan’da kayyum gerçekliği ve AKP’den MHP ve CHP’ye tüm düzen partilerinin devlet çizgisinde HDP’ye karşı kurduğu ittifak diğer yandan batıda ortaya çıkan tablo bu karmaşayı açığa çıkarıyor.

Proleter hareketin yerel seçimlerdeki tavırları üzerine! 1.ve 2.bölüm

Bu yazımızda, Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlere ilişkin tavrımızı açıklamadan önce yakın tarihten başlayarak, yerel seçimlerde nasıl bir tavır ortaya koyduğumuzu öz olarak hatırlamaya çalışacağız. Bunu yaparken, elbette o günün öne çıkan politik atmosferini de kısaca anlatarak, seçimlerin hangi koşullarda yapıldığı üzerinde durmaya çalışacağız.

“Ufku dar, savaşım sanatında beceriksiz olan devrimci değil, zavallı amatördür!”

Devrimciler ve komünist partiler için pek de kolay olmayan süreçlerden geçiyoruz. Elbette ki devrimcilik ne Türkiye’de ne de dünyanın başka bir yerinde hiçbir zaman kolay olmamıştır, olması da beklenemez. Komünist partiler ve buna bağlı olarak devrimciler, sınıf savaşımının zorluklarını, imkansızlıklarını, bedel ödeme ve ödetme diyalektiğini bilerek şekillenirler/şekillenmelidirler.

Emperyalistler Dünya Halklarını Savaşla Tehdit Ediyor

Kapitalist sistem, burjuvazinin sıkça tekrarladığı gibi dünyaya “barış” getirmedi. Ama dünyayı; işçi ve emekçilerin karşı koymalarına karşın, kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde bir uçurumun eşiğine getirmeyi başardığı rahatlıkla söylenebilir.

Kapitalizm ve doğa

Bir lise öğrencisi kızın, dünyanin hızla bozulmasına dikkat çekmek için İsveç parlementosu önünde başlattığı „Fridays for Futura“ (Gelecek İçin Cuma Günleri) eylemi; Avrupa çapında öğrencilerin sahiplenmesiyle, iklim eylemleri yaygınlaşarak büyüyor.[1]

Partizan’dan Seçim Açıklaması:

HABER MERKEZİ |29.01.2019 | Türkiye gündemi tam hız 31 Mart yerel seçimlerine ilerlerken konu ile ilgili tavrını açıklayan Partizan “Faşist diktatörlüğün gemi azıya alan Kürt düşmanlığı ve şovenizm, Kürt hareketine ve onunla birlikte direnişi büyüten devrimci, demokratik güçlere yönelik saldırganlığı, sürecin ana halkası niteliğindedir” dedi ve temelde konumlanacağı alanın burası olacağını belirtti.

HDP, SMF başta olmak üzere, Dersim’de bulunan tüm devrimci, ilerici ve yurtseverlere çağrımızdır!

24 Haziran 2016 tarihinde yapılan “erken genel seçim” öncesi, Mayıs 2016 tarihinde yaptığımız bir değerlendirmede şöyle demiştik: “AKP, ‘Başkanlık’ sistemini esas alan anayasa referandumundan hileyle istediği sonucu aldıktan sonra şimdi de kamuoyunda ‘baskın seçim kararı’ olarak nitelenen 24 Haziran 2018’de yapılacak çoklu seçimde başta cumhurbaşkanlığı olmak üzere parlamento ve belediye seçimlerini kazanarak 2023 yılına doğru ilerlemek istiyor.” Böyle de oldu. AKP, 24 Haziran “erken genel seçimlerini” hileyle kazanarak adım adım bugünlere geldi.

Sayfalar