Salı Ekim 20, 2026

Şehrin yara izleri

Gece 12 saat. Yani 24:00! 2 Temmuza birkaç gün var! Şehrin merkezindeki kilisenin önünde yaklaşık 50 kişiyiz. Ne olacağına, nasıl bir yolculuğa çıkacağımıza ilişkin sadece kaba bir bilgimiz var!

Bir hemşire konuşuyor, yüzünde duman izleri; “bombalanmanın ne olduğunu bilmeyen, tasavvur bile edemez. Yanmanın ne demek olduğunu görmeyen, bunu hayalinde bile canlandıramaz….

Yaralar kapanır, ama izleri kalır. Gelin bu gece vakti, beraber şehrin yara izlerini canlı canlı yaşayalım. Bilince çıkaralım nerelerde yaşadığımızı-yürüdüğümüzü” diyor ve acı bir tebessümle, hepimize meydan okuyarak susuyor.

Arkasından upuzun boylu bir Amerikan askeri, elinde silahla; “yürüyün, buradan” diye bağırıveriyor gecenin karanlığında, tüylerimiz diken diken oluyor, yürüyoruz arkasından.

Gencecik bir kadın, bir caddenin ortasında, yangınlar içerisinde. Çocuklarına sesleniyor çılgınca! Hiçkimse yok ortalıkta! Kocasına sesleniyor çığlık çığlığa, hiçkimse yok ortalıkta! Dansediyor, kocasının yanmaktan kurtulan şapkasıyla! “Vatan için savaşırken şehit düştü…”  satırlarını okuyor bir mektuptan! “Vatan mı? Kimin vatanı, hangi vatan?” diye gecenin karanlığını delerek; eline geçen “üzülme, dönemesemde hep sizi seveceğim. Sevgimiz hep yaşayacak” yazılı hatıra olarak sakladığı mektupları da yakıp, geçmişinden firar ediyor, caddeyi koşarak terkediyor.

Amerikan askeri, silahıyla bizi tehdit ederek; “Bu tarafa, gelin!!!” diye bağırıyor. Yürüyoruz tıpış tıpış. Küllerin kokusu üzerimize, burnumuza sinmiş! Genç kadının çaresiz çığlıkları ve evinin bombalanmış enkazı bir adım gerimizde kalarak yürüyoruz!

Bir binanın önünde duruyoruz. Yüzlerce Yahudi burada ateşe verilmiş. Cesetlerin külleri içinde arta kalan bacaklar-kollar, askerlerin ayaklarıyla tepile tepile yürünmüş. Birkaç ev sağlam kalmış bombalamalar arasında. Onlar da cesetlerden “arta kalanları”, gizli gizli bahçelerine gömmeyi deneselerde, nafile!!! Hemşire burada kaç kişiyi deliler gibi kan kaybından kurtarmaya çalıştığını anlatmaya başlıyor. Görev yaptığı hastahanelerden, çocuklarını gönderdiği Anaokulu’na kadar; heryer yerle bir edilmiş.

Amerikan askerinin sesi ve silahı bizi yine sürüklüyor. Yoldan geçen insanlar bize bakıyorlar. Evlerin ışıkları kapatılıyor; binalar dipdibe, duman girmesin diye pencereler hiç açılmıyor! Perdelerin aralanışını, izlenişimizi farkedebiliyoruz ancak. Bir polis aracı Amerikan askerini durduruyor. Çil yavrusu gibi, askerin dönmesini bekliyoruz, bizi hangi caddeye sürecek diye! Tarihin akışına tamamen teslim etmişiz kendimizi!

Tam Şehir Tiyatrosu’nun karşısında bulunan Kongre Salonu’nda, liselilerin okul bitirme baloları var bu ara; Cuma ve Cumartesileri! Balo yapılan binanın bahçesindede, katledilen Yahudiler adına dikilen Anıt! Asker bizi Anıt’ın karşı tarafına hizalıyor! Yine bir genç kadın, ellerinde ateşlerle dansediyor önümüzde. Biraz dansettikten sonra, başındaki bereyi-eldivenleri çıkarıp, daha içli-dışlı oluyor ateşle. Çantamdaki suya elimi atıyorum, sımsıkı tutuyorum. Kız yanacak!!! “Ben kendim ateşim! Yandınız mı hiç? Burada yanan binaların tazminatı, yakınları yanarak ölen ailelerden resmi olarak talep edildi. Karşınızdaki tiyatro için 50.000 Mark ödeneceği, şehir cayır cayır yanarken; kodamanların gazetelerde çıkan manşet haberleriydi!” deyiveriyor; bir alevin dansında sesi ve anlattıkları! İliklerimize kadar yakıyor bizi! Balo kıyafeti giymiş gençler-aileleri şokta! Gece 01:00! Ne oluyor burada?

Amerikan askerinin sesi, yine tüylerimizi ürpertiyor. Bu kadar koyun gibi yürümek fazla! Silahını tutuveriyorum saliselik bir zaman kısalığında. Hemen bırakıyorum ama! Bize nereye gideceğimizi göstermesi lazım!

McDonalds’ın önüne gidiyoruz, enkaz bir caddeyi daha arkamızda bırakarak. Hava iyi. Gece olmasına rağmen, herkes dışarıda biryerlerde oturmayı tercih etmiş. Kan revan içerisinde bir kadın!!! Eti delik deşik edilerek, karnına haç işareti yontulmuş; tecavüz edilmiş. Sağır-dilsiz bir genç-gezgin Yahudi kadın, onu hemen yıkıyor, temiz elbiseler giydiriyor, yiyecek birşeyler bırakıyor ve alanı terkediyor. İkisinin gözlerinde de, bu dünyada yapayalnız olmadıklarını, yoldaşlarının yaşadığını bilmenin ışıltıları!

Amerikan askeri bizi, şehrin “İstiklal Caddesi”ne sürüyor. Buralarda da her şehirde, bir Taksim-İstiklal Caddesi var! Bir genç kız yine cadde ortasında! Pakistan’dan mülteci olarak gelmiş. Çantasındaki ülkesinden getirdiği toprağa, yine ülkesinden getirdiği çiçekleri ekiyor. “Anneeee” diye bağırıveriyor. Heryer inliyor! Hepimize, korkunç yaratıklarmış gibi korkuyla bakıyor! Caddenin ortasında kalıyor toprak ve çiçek!! Ve devam ediyoruz yürümeye! Şimdiye kadar gördüğümüz bütün kadınlar, yanmış, yaralı,….ateş olan kadınlar; beklenmedik sokaklarda, gecenin 2’sinde, dikilmiş bir vaziyette karşımıza çıkıyorlar. Bisikletle geçen gençler, partilerden dönen sarhoşlar…herkesin gözü faltaşı gibi açılıyor!! Yaralı tip tip kadınlar, köşeleri işgal etmişler!!

Amerikan askeri en son bizi bu şehrin, Giessen’in; 2.Dünya Savaşı öncesi halinin minyatürleriyle, hatıra kalan eşyalarıyla dolu olan “Oberhessisches Museum-Leib’sches Haus”un önüne sürüyor. Bir Filistinli bağırıyor içeriden, bildiriler atıyor müze penceresinden bize, sonra dışarıya-yanımıza geliveriyor; “bu şehre geldiğimde, yok olmuştum sanki. Konuşulanları anlamıyordum, çalışmam yasaktı, ikinci sınıf insan olmuştum birdenbire! Ne için savaştım, niye buradayım, sadece hayatta kalmak mı önemli??? Cevapsız sorular!!! Yahudiler’in katledildiği bir ülke burası, şimdi İsrail’de Yahudiler kendilerinden olmayanları katlediyorlar. Şimdi bu ülke silah ticareti yapıyor; bu silahlardan kaçanlar bu ülkeye sığınıyorlar. 2. Dünya Savaşı bitti. Bitti mi??? Gösterin bittiğini?? 70 YIL GEÇTİ ARADAN, NE DEĞİŞTİ, SÖYLEYİN BANA NE OLUR, NE DEĞİŞTİ!” diyerek, acı acı haykırıyor gecenin sessizliğine karşı!!

Amerikan askeri büyük bir bağırtıyla bizi müzeye alıyor. Yine yaralı, yanmış,…ateş olmuş kadınlar, müzede-tarihteki yerlerini almışlar. Ve karnı haç işaretiyle parçalanan-ölümden dönen, matbaada çalışmaya başlayan kadın; savaşı-duygularını, rulo biçiminde, bize dağıtılmak üzere mektuplar haline getirmek için harıl harıl çalışıyor. Tam gece 02:30’da ateşli-dumanlı-yaralı-cesetli bu yolculuğumuz müzenin içerisinde bitiyor!

  1. gün de, ertesi günün Pazar olmasının avantajıyla, bu sefer daha kalabalık bir grupla, şehirde aynı yolculuğu yapıp müzeye girdiğimizde; mektupların hepsi matbaada bitirilmiş oluyor. Ve bize dağıtılıyor!

Tam 2 Temmuz’a birkaç gün kala, 2 gece üstüste gerçekleştirilen bu Sokak Tiyatro’su gerçekten de;  şehrin sokaklarını, tarihle ısıtıyor! Bu kadar sıcak bir 2 Temmuz Anması’nın duygu birliğini yaşamamıştım bu ülkede, insanlarla “ateş-duman” çeke çeke!Su, ateş, rüzgar, yağmur…; yani doğa! Doğa, sanatın her dalında bir parça! “Şehrin Yara İzleri” Oyunu’nda, ana öge “YANMA” hep. Dumanlar, alevler, bombalamalar ardından cayır cayır yerle-bir olan hayatlar!! Gecenin bir vaktinde ve olayların gerçekleştiği sokaklarda; herkes iliklerine kadar KATLİAMLARI hissediyor.

Savaş yıllarında daha çocuk olan bir ahbapla hep gözgöze gelip, gözlerimizin yaşlarıyla konuşuyoruz her adımda. “Ağlamak, duygulanmak güçsüzlük göstergesi”. Be hey! Kim demiş? Neredeyse hiç duramadı gözyaşlarımız, gözyaşlarımızla konuştuk hep: “siz Türkiyeliler! Katliamın kaç çeşidini bildiniz-yaşadınız, daha kaç çeşidi gerçekleşmekte, Kobane!” diye fısıldayıveriyor, yaşının yorgunluğu üzerinde daha fazla konuşmasına izin vermiyor. Müzenin önündeki duvara çöküp; Filistinli’nin “ne değişti? Savaş bitti mi?” sorularına “hiçbirşey, asla-hayır, maalesef” diye bağırarak, ciğeri yana yana cevap veren tek canlı tanık oluşunu daha fazla saklayamayarak!!!

79694

Ganime Gûlmez

Ganime Gülmez sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Son Haberler

Ganime Gûlmez

“Fırtınalar içinde, bıçak sırtında”

Komünist önder Mehmet Demirdağ anısına...

Devrime (ve Cizre'ye) dair

“In puncto punctii”[1]

Murat Uyurkulak’ın, “Vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi,”[2] notunu düştüğü; Cornelius Castoriadis’ün, “Önce bir tahayyüldür,” dediği devrim, radikal sosyalistlerin indinde güncelliğini yitirmeyen -“olmazsa olmaz”- “Tek yol”dur; dünyayı değiştiren devrimci praksistir; engellenemezdir; gereklidir.

Sadece bu kadar da değil: Egemenlerin kâbusu, ezilenlerin şölenidir; Prometheus’un takipçilerini var eden tarihsel eylemidir; bilimden sanata, beşeri münasebetlerden sosyal hayata, ekonomiden politikaya “ilerleme”nin yegâne sebebidir.

38 YIL ÖNCE TOPTAŞI CEZAEVİNDEN KAÇIIRILDIK.ANISINA...

Bugün 9 Aralık TOPTAŞI CEZAEVİNDEN kaçırılışımızın-firarımızın 38. yılı .Firar veya Kaçırılma çalışmalarımız durmaksızın, aksatılmadan iki yıla yakın sürdü.  Değişik aşamalardan geçen , çeşitli kere ertelenen, eylemin şekillerinde değişiklikler yapan, uzun soluklu bir  planın sonuna gelmiştik.
 

Emek seferberliğiyle mücadeleye güç kat dayanışmayı büyüt

Savaş, direniş ve çatışmaların odağında yer alan coğrafyamızda büyük bedeller ödenerek yaratılan mücadele tarihine, kesintisizce süren direnişlere tanıklık etmekteyiz. Halkımızın devrimci öfkesi ve mücadelesi eşine az rastlanır faşist bir saldırganlıkla ezilmeye, katliam, gözaltı ve tutuklamalarla bastırılmaya çalışılsa da sınıf mücadelesi direniş, çatışma ve kopuş zemininde yol almayı sürdürmekte, çelişkiler keskinleşmektedir

"Bize nasıl yaşanacağını ve ölüneceğini gösteren üç yiğit çocuk!"

Ankara: 21 Ekim günü Dersim’in Pulur ilçesi Şahverdi köyünde TC askerleriyle girdikleri çatışmada ölümsüzleşen TKP/ML TİKKO savaşçıları Cengiz İçli, Hakan Çakır ve Özgüç Yalçın için dün Ankara’da anma toplantısı gerçekleştirildi.

Toplantıda Şahverdi’de TC askerleri tarafından işkenceyle katledilen Özgüç Yalçın (Sefkan)’ın babası Sermet Yalçın tarafından yapılan konuşmayı paylaşıyoruz:

“Dostlar,

Dağları mesken tutan ;"Bir çift yürek"Veysel Uyar , Erdogan Tekin ölümsüzdür .

Ne zamanki, yaz mevsimi yeni bir iklime evrilir güz ayları başlar , masallarda , romanlarda derler ya  "Uçsuz bucaksız dağların doruklarında  beyaz-bembeyaz karlar belirirmiş". Munzur dağlarıda her Sonbaharın ortalarında bir genç kadının gelinlik  giymesi gibi, beyaz karlarla süslenir,bizse Munzur dağlarının o heybetli  duruşuna mest olur,gözlerimizi ayıramazdık, gördüğümüz harika doğal manzara karşısında.Munzur dağları  gerillanın gönlünü çaldığını bilircesine gülüçükler gönderirdi bizlere... Ovacığın düz yemyeşil  ovasına kar düşünce bambaşka bir doğa güzelliği ortaya çıkardı.

TC = İŞİD = ERDOĞAN

   Dünya IŞID saldırılarının şokunu yaşıyor...

Suriye'de Neler Oluyor Tahir Elçi Neden Öldürüldü

Suriye’de olan biteni,Rusya’nın Suriye’de ne yaptığını anlamak için başvurmamız gereken kavram  petrol,doğalgaz ve boru hatları.Avrupa kıtasının Rus doğalgazına bağımlılığı biliniyor.Avrupalıların bu bağımlılıktan çıkmak için Katar doğalgazını Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye-Türkiye üzerinden taşıma projeleri de biliniyor.Pek bilinmeyense Esad’ın 2009 yılında bu yeni boru hattının Suriye’den geçişini reddetmesi ve bu boru hattından büyük karlar sağlayacak Türkiye ve Katar’ın tekerine çomak sokması.Bu da Suriye’nin istikrarsızlaştırılmasında Türkiye’nin,Suudi Arabistan’ın ve Katar’ın rolünü ve

Yok edilmek istenen umutlarımızdır

Faşist diktatör ve arkasındaki sermaye güçleri, bizleri sindirerek ve umutlarımızı tüketerek iktidarlarını sürdürmeye çalışıyor.

Başta Kürtler olmak üzere halka her yerde saldırıyor. Onun en iyi evlatlarını katlediyor. Katledemediklerini tutukluyor, gözdağı veriyor, susturuyor ve sindiriyor.

Kürt aydınların birer birer katledilmesi, Kürt illerinin abluka altına alınıp tankla topla ateş altında tutulması, demokrat gazetecilerin tutuklanması ve ülke çapında kitleler üzerinde sindirme operasyonlarının her geçen gün ağırlaştırılarak sürdürülmesini yaşıyoruz.

İstanbul Enternasyonalizmsiz Hiç

Önemli olan ne kadar doğruyu söylediğimiz değil ne kadar doğruya yaklaştığımızdır.

Gelin bu sefer dadaistce yazmanın gözüne vuralım.

Sonunda, içimde olupta bir türlü başka şehirde yaşayamadığım şu avrupayi tarzı yaşantıyı, fakirliğin tüm tadını  çıkara çıkara yaşamayı istanbulda bulmuş yaşıyorken  İstanbul proletaryasını da Aziz yoldaşı son yolculuğuna uğurlarken görmek nasip oldu.

Her iştirak çıkarılması gereken bir dersi de içinde barındırır diyerekte...

Tartışırkende söyleyeni düşman olarak değil hırsız olarak görelim.

Yazar bazen hırsızdır da.

Demirtaş’a Suikast Girişimi Tahir Elçi'ye Saldırının İşaretiydi- Çetin Çeko

Bir hafta önce Diyarbakır’da HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın kurşun geçirmez makam aracının arka camına sıkılan bir kuruşundan dolayı inceleme başlatılmıştı. Valilik araçta yapılan inceleme sonucu herhangi bir ateşli silah artığına rastlanmadığını belirtti. HDP ise, Eşgenel Başkanları Demirtaş’a suikast girişiminde bulunulduğu gerekçesiyle savcılığa suç duyurusunda bulunmuş, aracın bağımsız bir laboratuvarda inceletileceğini açıklamıştı.

Sayfalar