Perşembe Eylül 17, 2026

Seçimler ve siyasi parti konusunda proletaryalarla sohbet

İstanbul'u kazanan türkiye'yi kazanır.

Nedir bu tayyip'in sözleriyle vücut bulan yaklaşım.

Bir hayel mi yoksa bir gerçeklik mi?

Veyahut da burjuvaların içerisinde bir insanın söyledikleri hala dört nala giden atlarıyla şehirlerin surlarını yıkabileceğini düşünen bizim insanların söylediklerinden daha gerçekçi sözler mi?

Gerçekten noelibarel politikaların en yoğun olarak hissedildiği şehirleri kazanmak türkiye'yi kazanmak mı demek?

Peki bunu böyle kabul etmek kolay mı?

Hiç itiraz etmeden, sahip olduğumuz paradigmaları kaldırıp çöpe atmak, yerine de yeni  paradigmaları koymak öyle  kolay mı?

Yaşadığımız sosyo ekonomik yapıyı kapitalizm, esası da proletaryalar  olarak düşünmek.

Elbetteki bunu böyle kabul etmek, böyle de olduğunu düşünmek heledeki kabul ettiğimizi, düşündüğümüzü de pratikte uygulamak hiçte kolay değil.

Uzun zamandan beri de  hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir şekilde tüm siyasi partiler neolibarel realitenin  içerisinde politikalarını gerçekleştiriyor, kadrolarını da buluyor olsa da...

Bunun böyle olduğunu kabul etmek o kadar kolay değil.

Durumu en iyi özetleyen tayyip'in sözüne bakarak durumu özetlediğimiz içinde değil.

Bu bizle alakalı ve bunun içinde önümüzde iki büyük engel var.

Birincisi: büyük şehirler de proletaryalarının sendikalardan, demokratik kitle örgütlenmelerinden daha çok geleceklerini  şekillendirme yönünde siyasi partilere adepte olmaları, bizimde  bu araçları kullanmakta tereddüt etmemiz...

İkincisi de proletaryaları tayyip'si imamoğlu chp'cilğine peşkeş çekeceklerini bile bile ilerici kesimlere oylar diyerek ellerimizi  kirletmediğimizi  düşünüp, vicdanı rıhat bir şekilde de yaşamamız.

Tereddüt etmemiz sürdürülebilir bir davranış değildir.

Veyahut da vicdanımızı, ellerimizi kirletmediğimizi düşünerek yaşamamızda sürdürülebilir bir politika hiç değildir.

Böyle düşünmek böyle davranmak; istanbul'u kazanmak türkiye'yde kazanmaktır, politikalarına uygun davranışlar da değildir.

Tabiki böyle demek, böyle düşünmek...

Bu güne kadar ellerini kirletmeden politika  gerçekleştirdiklerini düşünenleri onayladığımız..

ve yahut da proletaryaları tayyip'si imamoğlu chp'ciliğine peşine sürükleyipte...

realite de politika gerçekleştiriyoruz...

bunun doğal sonucu yanlışlıklar da olur diyip yanlışlıklarını da haklı göstermeye çalışanları da haklı gördüğümüz anlamına da bu  hiç gelmez.

Böyle düşündüğümüzü, böyle davrandığımızı varsaymak her şeyden önce hiç bir  devrimci hareketten katılım yönünde destek görmediği halde devrimci politikalara karşı gelmiş sütlüce köylüsü'ne...

Ardından da:

bolşeviklerden tutun almanya'ya kadar dünyanın her yerinde  ve her yerinde tek kişinin iktidarlığına karşı parlamantizmi savunmuş 1905 bolşeviklerini ve alman sosyal demokratlarını rehber alıp parlamantizmi savunan proletaryalara veyahut da hatay'dan tutun istanbul'a kadar da yer yerde partilerinin işaret ettiklerine rağmen partilerinin söylediklerine katılmadıklarını gösterebilmek için partilerine oy vermiş proletaryalara ve devrimcilere de bu bir hakarettir.

Proletaryalar ve devrimciler her zaman ve her zaman siyasi partilerin ellerini kirletmesini ve burjuva çeliskiler içerisinde tutum almalarını da desteklemiştir.

Ama onların anladıkları şekilde değil.

Ve yahut da neolibarel politikalarda etkilenmiş proletaryaların varlığını, etkilerini kabul etmelerine rağmen...

toplumun o anki  yoğunluğunun istencine  bakarak yarınlarda kopup neolibarel proletaryalar içerisinde politikalar gerçekleştirirlerken işi de ellerine yüzlerine bulaştırmaları da heledeki hiç değil.

Biz proletaryaların kastettiği...

Lenin'in, gelişen kapitalizmin her geçen ve her  geçen gün feodalitenin etkisini kırdığını...

proletaryaların sayısını da her geçen ve her geçen gün artırdığını...

feodal köylülerle proletaryalar arasındaki sınıfsal farklılıkların da her geçen ve her geçen gün azalarak feodal köylüleri kapitalizme tabi köylüler haline getirdiğini...

böylece feodal köylüler arasından da sınıfsal değişimin her geçen gün ve her geçen gün gerçekleştiğini..

narhoniklerin eskiye tutunarak öncelikleştirdiği feodal köylülere ve çarklık rusya'nın ilkel kapitalist proletaryalarına bakılarak da politikalara oluşturulamayacağını...

ve gün ve gün toplumda ağırlığını  hissettirmeye başlayan modern proletaryaların - köylülerin istençlerine...

taleplerine....

geleceklerine...

yönelik...

siyasi örgütlenmeler, politikalar oluşturulması gerektiğini...

söyleyip...

yeni ve hiç tercübesi olmayan bu yolda da ellerini kirletmeyi göze alması gibi ellerimizi kirletmeyi kast ediyoruz.

Evet biz proletaryaların kast ettiği ellerimizin kirlenmesi böyle bir şeydir.

Ne seneler içerisinde senenin birine veyahut da yarınlarda koparak o anki  proletaryanın yogunluğunun istencine tutunarak, ona yaslanarak esasımızı, siyasi yapımızı, politikalarımızı belirlemek...

neden başka bir şey.

Ve günümüz ve aşağı yukarı 1980'den bu yana senelerimiz ağırlığını her geçen gün ve her geçen gün artırarak hissettiren neoliberal politikalarda etkilenmiş proletaryalar içerisinde politikalar üretmek, kadrolar bulmak iken

Ve İstanbul'da yer sallandığında anadolu'da deprem olur demenin  realitesini de artık hepimiz kabul ediyorken

Ve neolibarel politikalarda etkilenmiş proletaryalar geleceklerini şekillendirme konusunda daha çok siyasi araçlara adepte olmuşken...

Ve bir burjuvazinin bile dile getirdiği sözler bizim söylediklerimizden daha anlamlı - gerçekçi oluyorken....

Neden bu realiteyi ret edelim

Veyahut da  günümüzde en  elzem olan proletaryaların bir araya gelememesi iken neden hiç yokta bunun  için olsa dahil günümüzde proletaryaların adepte olduğu bu araçları kullanmada tereddüt edelim.

Sonuçta proletaryaları tayyip'si imamoğlu chp'cilğine peşkeş çekeceklerini bile bile ilerici kesimlere oylar derken ellerimiz kirlenmiyor mu? 

11632

Ergün Aslan

Ergün Aslan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Ergün Aslan

Almanya'da Faşizme Karşı Kitlelerin Büyük Protestosu

Alman emperyalist burjuvazisi, son yıllarını ekonomik kriz içinde geçirdi ve bu krizi savuşturabilmiş değildir. Tersine, giderek derinleşmektedir. Kendileri için söylenen “Avrupa'nın hasta adamı” sözüne karşı, ekonomi bakanın Lindener'in doğrudan ağzıyla; “hasta değil, yorgun adamı” olduğunu kabul etti.

Çutakımız Hrant (Nubar Ozanyan)

Soykırımcıların, hafıza katillerinin tüm çabalarına karşın Ermeni halkının ve ilerici insanlığın hafızasında halen dipdiri olan Hrant Dink; özgürlüğün ve adalet arayışının simgesi olarak anılmaya devam ediyor. Yüzbinlerin hem kalbine hem de duygularına bu denli etkili ve sarsıcı dokunmayı başaran Hrant Dink, bu gücü Ermeni soykırım gerçekliği kavrayışından, özgürlüğe ve adalete olan güçlü inancından, tutarlı duruşundan alıyordu.

Bir Sol Liberal Aydının Ezilen Ulus Milliyetçiliği Temelinde Ulus Sorununa Yaklaşımının Eleştirisi

Giriş:

Uluslar kapitalizmin şafağında ortaya çıkmıştır. Ancak, kapitalizmin emperyalizme evrilmesiyle de ulusal sorunlar çözülebilmiş değildir. Hala ezilen uluslar ve bunların kendi kaderlerini özgürce tayin etme mücadeleleri sürmektedir. Özellikle emperyalizmin ortaya çıkmasıyla birlikte, ezilen ulus sorununun çözümü doğrudan proleter devrimlere bağlanmıştır.

Dağın Sara’sı (Sakine Cansız), Nubar Ozanyan

Aradan yıllar geçse de direngenliğin hikayesini yazan Sara (Sakine Cansız), unutulmadan konuşulup anılıyorsa bu onun istisna bir kişilik olduğunu gösterir. Unutulmayacak kadar değerli çalışmalar yürüten, her dönem geride okunacak notlar bırakan Sara, Kürt Özgürlük Hareketi’nin öncü soluğu olmayı başarmış bir devrimcidir.

Cüret edip özneleşelim, kurtuluş için örgütlenelim ve hep birlikte devrimle özgürleşelim!

– Merhaba, kendinizi tanıtır mısınız?

– Merhabalar, ben Rosa Avesta, TKP-ML Komünist Kadınlar Birliği (KKB) temsilcisiyim.

– TKP-ML KKB olarak 5 Mayıs 2023 tarihinde yaptığınız açıklamada 1. Kongrenizi yaptığınızı açıkladınız. Bu Kongreye gelinceye kadar geçen süreci özetleyebilir misiniz?

Sosyalizm Bayrağının Arkasına Saklanan Sosyal Şovenizm!

Yerel seçim süreci, egemen sınıflar arasındaki kapışmanın yeni adresi olarak giderek ısınan bir gündem olarak karşımıza çıkıyor.

2023 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde AKP-MHP faşist ittifakı ve merkezinde CHP’nin yer aldığı “Millet İttifakı” arasındaki mücadeleden ilki ezici bir üstünlükle galip çıktı. Daha doğrusu, devlet aklı, önümüzdeki dönem için yola “CHP’nin de onayıyla” Türk-İslam senteziyle, gerici ve faşist bir ittifakla devam etme kararı aldı.

Vahşet ve zulümle biten yıllar (Nubar OZANYAN)

Yeni yıl ezilen halklara yenilik adına bir şey getirmedi. Zulmün bir devamı, vahşetin bir tekrarı yeniden yaşatılıyor. Dünyanın muktedirleri, sermayenin generalleri Orta Doğu’yu yeniden paylaşmak, hegemonyalarını pekiştirmek için her gün daha fazla sayıda savaş gemisini denizlere sürüyorlar. En kıyıcı silahlarını yeni bir paylaşım savaşı ve çatışmaları için hazırlıyorlar. Filistin, Kurdistan, Ukrayna savaşın ve çatışmaların en sert ve en tahripkar geçtiği ülkeler olma gerçekliğini korumaya devam ediyor.

Roza Luxsemburg ve Karl Liebknecht Yaşıyor, Lenin Yol Göstermeye Devam Ediyor!

 

Roza Luxsemburg ve Karl Liebknecht bundan 105 yıl önce dönemin SPD hükümetinin Freikorsp (Gönüllüler Alayı) askerleri tarafından kurşuna dizilerek katledildiler.

Birinci emperyalist paylaşım savaşının ufukta görünmeye başladığı 1907 yılında toplanan İkinci Enternasyonal çıkması muhtemel savaşa karşı “hazır olunması” ve “savaş bütçelerine hayır” denmesi çağrısında bulundu.

Gerici Zorun Panzehiri, Devrimci Zordur

Görsel ve yazılı basında her gün çürümüş, kokuşmuş sistemin icraatlarına tanıklık ediyoruz. Artık uyuşturucu baronlarına, çetelere dair haberler “sıradan” vakalar haline gelmiş durumda. Tabi ki, bizim işimiz bunların çetelesini tutmak değildir.

“Mücadele, İsyan, Örgüt ve Ezilenlerin Savaşına Doğru…”

Oldukça sarsıcı bir yılı geride bıraktık. Artsakh’da, Rojava’da, Gazze’de işgal saldırıları sürerken Afganistan’da halk Taliban zulmüne katlanmak zorunda kaldı.

Yeni ticaret anlaşmaları ve pazar paylaşım savaşları nedeniyle Ortadoğu halkları Kafkaslar’dan Arap Yarımadası’na zulme uğramaya, göçe zorlanmaya, açlığa ve yoksulluğa hapsedildi. Şimdi yeni bir yıla girerken bu emperyalist ve gerici saldırıları direniş ile karşılayan Ortadoğu halkları zaferlere muktedir…

 Bölgede tırmandırılan savaş

AKP veya CHP’ye Kaybettirmek mi? 3. Yol mu?

Devrimci mücadelenin gerilediği, devrimci-komünist ve yurtsever hareketlerin kitleler üzerindeki etkisinin önemli oranda azaldığı bir sürecin içinden geçiyoruz.

Sayfalar