Perşembe Ekim 22, 2026

Rojava’dan TKP/ML-TİKKO kadın savaşçısı: “Eller cepte devrim mücadelesi verilemez!”

Öncelikle tüm yoldaşlara selam ve saygılarımı iletiyorum. Örgütümüz içerisinde/dışarısında yaşanan tartışmaların hem içerisinde hem de “dışında” bir savaşçı olarak ben de birkaç söz söylemek istiyorum. Gönül isterdi ki tüm bu tartışmaların örgütün sistemi içerisinde tartışılsın, mücadele edilsin, çözüme kavuşturulsun. Ancak  bu haliyle bile olsa bu bizim gerçekliğimizdir, ne kadar zor ve can sıkıcı bile olsa bu süreç yine devrimcilerin ve halkın çıkarına sonuçlanacağına, inancım sonsuz. İzninizle Mao yoldaştan bazı alıntılarla devam etmek istiyorum. (Bu arada ne hikmetse herkes Mao yoldaştan alıntılar yapıp farklı sonuçlara varabiliyor. Halbuki Mao yoldaşın çok sade ve net yazdığını düşünüyorum.)

“Ateş, kağıda sarılıp sarmalanamaz. Şimdi yangınların çıkması iyidir.” Demek ki bizim için hizipçi diyen arkadaşlarla partimiz içerisinde yeterince mücadele edememiş, eleştiri-özeleştiri silahını toprak altına gömmüş, doğru bir yöntem bulamamışız ki süreç böylesi bir duruma evrilmiş. Çok mu kötü bu, kesinlikle hayır. Bir şey son haddine vardığında karşıtına dönüşür, hatalar üst üste yığıldığında da aydınlık çıkar. Bizim bu yaşadığımız şafaktan önceki karanlıktır. Bu şekilde yaşanan olumsuzlukların bize katkısı, dogmatizmle idealizmle mücadele etmeyi öğrenmektir.

“Hava değişince giysileri değiştirmek gerekir. Her yıl bahar yaza, yaz güze, güz kışa, kış da bahara dönerken bu değişikliği yapmak zorunda kalırız. Ama alışkanlıkları sonucu bazıları bunu zamanında yapmazlar. Artık kışlık giysilerimizi dolaba kaldırıp düşmanla savaşırken çevik hareket edebilecek şekilde elbiselerimizi giymemiz gerekiyor. Oysa biz hala sımsıkı sarınıp sarmalanıyor, hantallaşıyor, savaşa tamamen elverişsiz bir duruma geliyoruz.” (Mao yoldaş)

Biz üzerimizdeki kışlık elbiseleri atıp, baharın renklerini kuşanmak isterken, bizi ya kış vakti çıplak, ya da yaz vakti üzerimize dikmeye çalıştıkları kalın kıyafetlerle tutmaya çalışan, somut koşulların somut tahlilini yapmaktan uzak, güncel politikadan, halktan kopuk, aklın yerine alışkanlıkları koyan bürokratik “önderlik” yapmaya çalışan insanları istemiyoruz.

Eller cepte devrim mücadelesi verilemez. Eller cepte nöbet tutulmaz mesela, çünkü düşmanla karşılaştığında hazır olana kadar düşman seni çoktan imha edebilir. Bu yüzden elin silahında olmak zorundadır. Biriyle karşılaştığında selam verene kadar karşındakinin eli havada kalır. Ellerinle yaratır, ellerinle kavrarsın. Bir tek burjuvazinin elleri cebindedir. İhtiyaç duymaz çünkü. Emirlerle yaptırır işlerini, kendisi öldürmez ama başka ellerle öldürtür, ezer, katleder. Eller cepte ancak seyredersiniz sınıf mücadelesinin akışını. Tek bir el alkış çalamaz, başka ellere ihtiyacı vardır. Bu yüzden çıkarın ellerinizi ceplerinizden, dokunun halka, halkın acılarına, yoldaşlarınıza, silaha. Kaldırıp atın koltuklarınızı, çıkın “yuvalarınızdan”. Öncü, önder olmak bunu gerektirir. Önder olmak başarılardan değil, eksikliklerden hatalardan pay almaktır.

Örgütü kendi mülkleri olarak gören, partinin merkezini bir pay kavgasına çevirmeye çalışan bu anlayış, çiçekleri at sırtından izlemeyi bırakıp, toprakla, halkla yani gerçekle iç içe olmalıdır. Rojava’yı görmeden, buradaki mücadelenin sıcaklığını, her karışı şehit kanıyla sulanmış toprağa el sürmeden “gerçek enternasyonalizm” yazıları yazanlar at sırtında seyirci kalmaya devam edeceklerdir.

“Gerçek enternasyonalizm” yazısının sahibi bu anlayıştır ki Kobanê savaşına katılmak isteyen, Rojava’da DAİŞ çeteleriyle mücadele etmek isteyenleri engelleyerek, “legal mücadele alanlarını” boş bırakmamıştır.

Kürt ulusal mücadelesine destek vermek gerektiğini yazıp çizenler, Kürt ulusunu Rojava’da yalnızca yapay bir sınırın böldüğünü bilmekten uzaktır. Madem gerçek enternasyonalizmin komünistlerin kendi ülkesindeki savaşı büyütmekten geçtiğini söylüyorsunuz, Ankara’da, Suruç’ta TC destekli DAİŞ çeteleri yüzlerce insanımızı katlederken neredeydiniz, özyönetim direnişlerinde Türkiye Kürdistanı’nda halk ilmek ilmek barikatları örerken, Şirnex’te bodrum katında göz göre göre bir insanlık katledilirken neredeydiniz? Hani nerede kaldı sizin enternasyonalistliğiniz?

Komünist partilerde farklı görüşlerin ortaya çıkması doğaldır. “Görüşleri ifade etmemenin bize hiçbir yararı olmayacağı gibi, yarım ifade etmek de hiçbir şeyi çözmez. Görüşler tam ifade edilmelidir.” Ancak “birçok zehirli ot güzel kokulu çiçek kılığında boy gösteriyor, birçok saçma sapan söz de materyalizm ya da sosyalist gerçeklik etiketini taşıyor.” (Mao yoldaş)

 

Sancısını çeken ve yaratan yine kadınlar

Geçtiğimiz günlerde tutsak Resmiye Vatansever’in gazetede sürece dair kaleme aldığı yazıyı okuma fırsatı buldum. Yazı, bu süreci biz kadınlar cephesinden nasıl okunması gerektiğini gösteren nitelikte bir yazıydı. (Bu arada başta Resmiye olmak üzere tüm devrimci tutsaklara selam ve sevgilerimi yolluyorum)

Ne diyordu yazıda? “Son beş-on yılımıza baktığımızda ön açıcı politikaların en canlı ve dinamik şekilde kadınlar tarafından üretilmiş ve kabul görmüş olduğu ortadadır. Dogmatiklerimizin ulusal sorunun çözümünde yıllardır sürdürdükleri ‘suya sabuna dokunmama’ anlayışına karşı da kadınlar pratik ve anı yakalayan politikalarıyla İbrahim’in çözümlemelerini sahaya taşımışlardır.”

Sık sık bir araya gelerek, tartışmalar yürüterek, güncel politika üreten, “kitle çalışmasının” sınırsız özelliklerini gösteren kadınlar oldu. Alınan kararları en çok sahiplenen, en çok tartışan, dogmatizm ve sekterlikten uzak düşünen, eyleyen, partimizin özellikle son yıllarda daha fazla güçlenmesini sağlayan devrimci cins bilinciyle donanmış kadın yoldaşlar olmuştur. Zaten bir partinin gücüne niteliğine bakmak için onun kadın politikalarına ve kadın niteliğine bakmak gerekir. Bugün nasıl ki Rojava Devrimi kadınlar olmadan gerçekleşemeyeceği gibi, biz kadınlar olmadan da bu süreç aydınlığa kavuşmayacaktır. Her devrim sürecinde ya da devrimci komünist örgütlerin sıkıntılı süreçlerinde kadınlar ön açıcı olmuştur. Bakın PKK’de Zilan ve Beritan arkadaşların bu kadar sembol olmasının bir anlamı vardır. Onlar tasfiyeciliği pasifizmi reddederek peşlerinden yüz binlerce insanı sürükleyecek bir yol açtılar. Bizde de Beşler’i, özellikle Sefagül yoldaşı bu kadar özel kılan, onların tıkanan, değişmeyen eski olana vurdukları darbedir. Dünya devrimler tarihine baktığımızda ve tabii ki kendi parti tarihimize baktığımızda nasıl zor zamanlar yaşandığını, nasıl mücadele edildiğini ve kazanıldığını görürüz.

Kadın yoldaşlar! İşte biz tam olarak böylesi bir tarihsel sürecin içerisindeyiz. Sayısız direniş, mücadele pratikleriyle dolu olan tarihimiz, şu an içinde bulunduğumuz anı da kapsamaktadır. Bunu kavramak, bu hassasiyet ve titizlikle yaklaşmak, attığımız atacağımız bütün adımları bu fedakarlıkla atmamız gerekiyor. “Meydanı erk/eklere bırakmayalım.” Daha ileri, daha görünür, daha fedakar, daha cesur olmanın, yeniyi aramanın ve yaratmanın zamanıdır. 

46735

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Son Haberler

Sayfalar

Proletarya Partisi

Süryani Soykırımı: SEYFO (Nubar OZANYAN )

Ortadoğu tarihin ve medeniyetin gizemleriyle doludur. Kadim halkların yurdu, uygarlıkların beşiği olan bu topraklar aynı zamanda en büyük kıyım ve kırımların da acımasızca yaşandığı coğrafyadır. Süryanilerin ataları tıpkı Ermeniler, Pontuslu Rumlar, Asuriler gibi büyük bir felakete uğradılar. Yaşadıkları topraklardan koparılan yüzbinlerce Süryani, tıpkı Ermeniler ve Pontuslu Rumlar gibi Osmanlı asker ve jandarması tarafından zorla ölüme sürüldü. Üzerinde yaşadıkları toprak, dağlar, vadiler, nehirler mezarları haline geldi.

Devrimci Kamuoyunun Bilgisine!

"KARANLIĞIN TANRILARI" FERMAN BUYURMUŞ: HALİL GÜNDOĞAN'IN SURATINA TÜKÜRMEK ÖNÜMÜZDE DURAN DEVRİMCİ GÖREV VE SORUMLULUĞUMUZDUR.

 

Halil Gündoğan

 

İsviçre/ Basel 1 Mayıs etkinliğinde ve ardından 24 Mayısta Zürich'te yaşananlara dair kaleme aldığım "provokasyon 'siyaseti' üzerine" ve "bir kez daha provokasyon 'siyaseti' üzerine" başlıklı iki yazım üzerine, belli bir odaktan yönlendirildiği açık olan, "sosyal-medya korsanları"nca, itibar cellatlığı yapılarak hakkımda kara propaganda başlatıldı.

Hatıra Değil, Hafızadır Çeliğe Su Veren(ler)[*]

“Büyük aşklar yolculuklarla başlar

Ve serüvenciler düşer bu yollara ancak
Onlar ki dünyanın son umudu
Soyları tükenen birer çılgındırlar
Ne bir adresleri vardı onların yeryüzünde
Ne de aşktan başka bir sığınakları
Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki
Derler ki,

Muhammed Ohannes…(Nubar OZANYAN )

Muhammed Ohannes, Ermeni Soykırımı sonrası Deyr ez-Zor'da zorla Müslümanlığı kabul ederek yaşama hakkına sahip olmuş Ermeni bir annenin dördüncü nesil çocuğudur. Maratuk Dağı’ndan, Bingöl’ün zozanlarından inmek zorunda bırakılıp çöl kumlarına tutunarak yaşamaya çalışan on binlerce Ermeni anneden birinin umudu olmuştur.

Stefan Engel ile Röportaj

İdeolojik mücadeleyi güçlendirin!

REVOLUTIONÄRER WEG'in yazı kurulu yönetçisi Stefan Engel ile Burjuva İdeolojisinin ve Anti-Komünizmin Krizi kitabının yayınlanması vesilesiyle röportaj

Bu hafta, senin yönetimin altındaki yazı kurulunca oluşturulan Burjuva İdeolojisinin Krizi ve Anti-Komünizmin Krizi kitabı yayınlandı. Bu kitapta neler var, neleri içeriyor?

Yazma, Kafa Yorma…

Uzun bir süredir hemen her vesileyle altını çizdiğimiz hususlardan birisini, araştırma inceleme yönümüzün zayıflığı ve yazı yazma alışkanlığımızın olmayışı –ya da yeterince olmayışı– oluşturuyor.

Bir kafa yorma, dert edinme işi olan bu konudaki zafiyetimiz, ilgi derecemizin ne olduğu hakkında fikir vermektedir.

Durum bu konuda yeteneğimizin olup olmadığıyla alakalı değil. Zira biliniyor ki; araştırma ve yazma yeteneği, diğer pek çok olayda olduğu gibi pratikle edinilmekte, uğraş içine girmekle kazanılmaktadır.

Kevork Çavuş (Nubar OZANYAN )

Mayıs’ta, baharın ve yeşilin en canlı renklerini yaşanır. Mayıs aynı zamanda devrim ve özgürlükler uğruna canlarını feda edenlerin fazlasıyla dolu olduğu bir aydır. Her halkın özgürlük ve mücadele tarihinde sayısız kahraman ve isimsiz direnişçiler vardır. Bazıları sadece kendi halkı tarafından bilinir. Bazıları ise yeterince bilinmez. Başlarına gelen felaket ve acıları ifade edecek sözcüklerin henüz icat edilmediği bir halkın edilgen ya da boyun eğen kurbanlar olduğu yanılgısı her zaman yaşanabilir.

CIA’nın Anti-Komünist “Özgür Düşünceli” Entellektüelleri-3

Türkiye’de Anti-Komünist Paropagandanın Tarihi: “Bu Kış Komünizm Gelecek...”

Türkiye’de anti-komünizmin tarihi, Osmanlı’nın son 50 yılını da içine alacak şekilde uzanır. Ancak,  bilinçli komünizm düşmanlığı 1920’de Mustafa Suphi önderliğinde Bakü’de 1920 yılında kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kuruluşuyla başaladı dersek yanlış olmaz. Çünkü 1917 Rus Devrimi, bütün dünyada işçilere, köylülere, tüm ezilen ve sömürge uluslara kurtuluşun yolunu ve umudunu aşılarken, başta emperyalist burjuvazi olmak üzere tüm gericilere de korku salmıştır.

TKP-ML EB: Paris Komünü’nün 150. Yıldönümünde Bir Kez Daha!

“Saraylara savaş, kulübelere barış, yoksulluğa ve tembelliğe ölüm!”

Proleter devrimin ilk deneyimi olan Paris Komünü, nesiller boyu öğrenilebilecek paha biçilmez bir hazine bıraktı. Bugün, 150. yıldönümünde Komün’ün derslerinden ders almak son derece önemlidir. Çünkü Komün’ün dersleri MLM karşıtı tüm düşüncelere karşı mücadelede hala geçerli. Özellikle oportünizme ve revizyonizme karşı mücadelenin temel dayanaklarını Komün’ün ortaya çıkardığı ders ve deneyimlerde bulabiliriz.

Timsah Gözyaşlarının Arasında Devrime Olan İhtiyaç: Filistin

6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde oturan Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarılmasına karar vermesi üzerine başlayan protestoların ardından bir de Mescid-i Aksa’daki Filistinlilerle İsrail askerleri arasında başlayan çatışmalar beraberinde Filistinli direniş örgütlerinin İsrail devletine ültimatomunu getirdi.

BİR KEZ DAHA PROVAKASYON 'SİYASETİ' ÜZERİNE

1 Mayıs'ta İsviçre/Basel'de yaşananlar üzerinden; "Provakasyon 'siyaseti‘ne dair bir değerlendirme yazısı kaleme almış, ve  Partizan/ Yeni Demokrasi mensubu  küçük bir  grubun provakatif yaklaşım ve tutumlarına dikkat çekmiş ve ilgili kurumun, mensubu olduğu bu kişiler hakkında gereğini yaparak kamuoyuna  doyurucu bir açıklamada bulunacağına dair bir beklenti içinde olacağımı ifade etmiştim.

Sayfalar