Perşembe Ekim 8, 2026

Rojava’da Özerk Yönetimin petrolünü sahiplenmesi ve tepkiler

Uzun bir süredir SDG'nin denetiminde olan topraklarda bulunan petrolün çıkarılması, işlenmesi ve ticaretinin yapılması için Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KvDSÖY) Amerikalı Delta Crescent Energy LLC adlı şirketle bir anlaşma yaptığı/imzaladığı basına yansıdı. Anlaşma petrolün pazarlanması, mevcut sahalarının geliştirilmesi ve modernize edilmesini öngörüyor.

ABD’li emperyalistler Ortadoğu’daki zenginlik kaynaklarını –petrol, doğalgaz- ve enerji yollarını ele geçirip, bir bütün denetimlerine almak ve buradaki yerel iktidarları kendilerine daha fazla bağımlı hale getirmek, karşı çıkanları alaşağı ederek yeni uşaklarını iktidara getirmek amacıyla (Genişletilmiş) Büyük Ortadoğu Projesi ile bu bölgede karışıklıklar yaratarak saldırıların, müdahalelerin zeminini yarattılar.

Irak’ta Saddam rejimine son verdikten, Irak’ın zenginlik kaynaklarına el koyduktan, burayı istikrarsız ve kendisine muhtaç bir hale getirdikten sonra Suriye’ye yöneldiler. Suriye’de de muhalefeti örgütleyerek karışıklıklar yarattılar. B. Esad’a karşı ayaklanmalar gerçekleşti. Başta demokratik istem ve taleplerle başlayan eylemlilikler kısa bir süre sonra silahlı ayaklanmalara dönüştü. Cihatçı çeteler Hama, Humus, Halep gibi bölgelere saldırdılar, petrol zengini Deyr el Zor ve Rakka’yı ele geçirdiler. Suriye’de yaşanan bu çatışmalar sırasında cihatçı çeteler Irak’ta da belirli bölgeleri ele geçirmişlerdi. Irak’ta Musul kentinin ele geçirilmesinin ardından cihatçı çeteler IŞİD’i (Irak Şam İslam Devleti) ilan ettiler. Dünyanın çeşitli bölgelerinden cihatçılar B. Esad’a karşı savaşmak için Türkiye üzerinden Suriye’ye sokuldu. Türkiye’nin sınır bölgeleri adeta cihatçı otobanına dönüştü. IŞİD belirli bir süre sonra Türk devletinin de yönlendirmesiyle Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin oluşturduğu özerk bölge Rojava’ya saldırdı. YPG ve YPJ tarafından büyük bir yenilgiye uğrayan cihatçılar çekilmek zorunda kaldılar.

ABD tarafından B. Esad’a ve rejimine karşı başlatılan ayaklanmaların cihatçı çetelerin “eğit-donat” projesi kapsamında eğitilip Suriye’ye sokulması politikası sonuç vermedi. İrili ufaklı cihatçı çeteler IŞİD tarafından yutuldu. Başlangıcında ABD emperyalizmi tarafından desteklenen IŞİD kontrolden çıktı. T.C. faşizmi ise IŞİD’e üstü örtülü desteğini sürdürdü. IŞİD’in kontrolden çıkması beraberinde emperyalistlerin “terör” bahanesiyle bir koalisyon kurup Suriye’ye müdahalelerini getirdi. Rusya Esad rejiminin resmi davetiyle Suriye’de bulunurken ABD önderliğindeki koalisyon gücü fiili durum yaratarak Suriye’ye müdahale etti. Bu koalisyon güçleri özellikle Kürtlerin Kobanê direnişinde havadan IŞİD’i bombalamasıyla görünür oldu. Ardından da omurgasını YPG’nin oluşturduğu SDG’nin (Suriye Demokratik Güçleri) IŞİD’i topraklarından temizleme operasyonlarında -özellikle Deyr el Zor ve Rakka’da- destek verdi.

Petrol Bölgeleri Elden Ele…

Suriye 2011 yılında cihatçı çetelerin saldırıları -iç savaş- başlamadan önce günde 380 bin varil petrol üreten bir ülkeydi. Ancak 9 yıldır devam eden IŞİD ve türevi cihatçılarla savaşta Suriye hükümeti ülkenin geniş kesimlerinde, kuzey ve doğusundaki petrol sahalarının çoğunun denetimini kaybetti. Petrol kuyularını ele geçiren IŞİD buradan elde ettiği petrolü yasadışı yollarla satarak, (Hem çeşitli aracılarla Esad rejimine hem de başta Albayraklar olmak üzere T.C. rejimine) savaşı petrolden elde ettiği gelirle devam ettirdi. YPG ile girdikleri çatışmaları/savaşı kaybettikçe petrol bölgelerinden çekilmek zorunda kaldı. SDG ile savaşı kaybeden IŞİD bu bölgelerden tamamen temizlendi. Petrol bölgeleri ABD’nin (ve koalisyon güçlerinin) destek verdiği SDG’nin denetimine geçti. Bugün açısından SDG’nin Suriye petrol ve gaz rezervlerinin %70’ini kontrolünde tuttuğu belirtiliyor.

ABD Emperyalizmiyle Yapılan Petrol Anlaşması

Uzun bir süredir SDG’nin denetiminde olan topraklarda bulunan petrolün çıkarılması, işlenmesi ve ticaretinin yapılması için Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KvDSÖY) Amerikalı Delta Crescent Energy LLC adlı şirketle bir anlaşma yaptığı/imzaladığı basına yansıdı. Anlaşma petrolün pazarlanması, mevcut sahalarının geliştirilmesi ve modernize edilmesini öngörüyor.

Suriye hükümetinin hırsızlık olarak niteleyip, şiddetle kınadığı anlaşma KvDSÖY ile ABD arasındaki ilişkinin boyutunu değiştirmiş durumdadır. Daha önceden askeri sahada süren taktik iş birliği, giderek ekonomik ve diplomatik sahaya da yansımaktadır. Suriye hükümeti, ABD’nin uygulamaya koyduğu Sezar Yasaları gereği bölgedeki petrolden aracılarla da olsa artık pay alamayacak ve buradan çıkarılan petrolden yararlanamayacak. Yani Suriye’deki petrol işine ABD’nin girmesi her şeyden önce Suriye devletini hala kendi sınırları içerisinde olan petrolden mahrum bırakacaktır. Zaten ABD’nin amacı Suriye hükümetini ekonomik olarak yıpratmak/çökertmek. İkincisi ise Fırat’ın doğusundaki projeleri için istikrarlı bir finansman temin etmektir.

ABD’li Delta Crescent Energy LLC şirketinin KvDSÖY ile petrol anlaşması imzalaması Şam, Ankara ve Tahran’da tepki yarattı. KvDSÖY’nin Suriye’nin kuzeyindeki özerkliğini güçlendirebilecek, ABD destekli bu hamleye art arda tepki gösterdiler. Yapılan açıklamalarda anlaşmanın uluslararası hukuk açısından geçerliliği sorgulandı.

Şam yönetimi de yapılan petrol anlaşmasına tepki gösterdi. Suriye Dışişleri Bakanlığı hafta sonu yaptığı açıklamada bunun Suriye’nin petrolünü “çalma girişimi” olduğunu ve anlaşmanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu savundu.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı anlaşmaya, “terörizmin finansmanına destek adımı” diyerek tepki gösterdi: “ABD’nin uluslararası hukuku hiçe sayan, Suriye’nin toprak bütünlüğüne, birliğine ve egemenliğine kasteden ve terörizmin finansmanı kapsamına giren bu adıma destek vermesini esefle karşılıyoruz” denildi.

KvDSÖY’nin ABD’li şirketle yaptığı anlaşmayla “uluslararası hukuku hiçe saydığını, Suriye’nin bütünlüğüne, birliğine ve egemenliğine kasteden bir anlaşma olduğunu iddia ederek karşı çıkan AKP’nin başı R.T. Erdoğan; 2015 yıllarında petrol bölgelerini denetiminde tutan IŞİD’le petrol alışverişi yaptığı, IŞİD’in Suriye ve Irak’tan çaldığı petrolün en büyük alıcısı olduğu o dönemlerde dünya basınına yansımıştı. Rusya R.T. Erdoğan ve ailesini IŞİD’le doğrudan petrol ticareti yapmakla suçlamıştı. Zamanın Rusya Savunma Bakanı yardımcısı Anatoly Antonov Türkiye’nin Suriye’den çalınan petrolün en büyük alıcısının Türkiye olduğunu öne sürmüştü. Rusya TV’lerinde IŞİD’in kontrolündeki bölgeden petrol tankerleriyle taşındığının uydu görüntülerini yayınlamıştı.

Erdoğan 2019’un aralık ayında BM Cenevre ofisinde düzenlenen 1. Küresel Mülteci Platformu’nda “Gelin Suriye’deki petrolü beraber çıkaralım diyorum ama yanaşmıyorlar. Projelerimizi uygulayarak mültecileri evlere, okullara, hastanelere barınmaları için oraya yerleştirelim” diye konuşmuştu. “Fırat Kalkanı”, “Zeytin Dalı”, “Barış Pınarı” harekatlarıyla Suriye’nin kuzeyindeki bölgenin bir bölümünü 30 km derinliğinde işgal eden Türk devleti, Kürtleri bu bölgeden temizleyerek SMO (Suriye Milli Ordusu) denilen cihatçı çeteler ve ailelerini buralara yerleştirerek daha önce Suriye devletinin yapmış olduğu “Arap kemeri”nin daha katmerlisini yapmak istiyor. Ki Erdoğan, buraya yerleştireceği çeteler için “150 metre kare bahçesi olan 300 metre karelik evler yapalım. Bunu da TOKİ yapsın. Petrolü buradan çıkaralım, Türkiye’de mülteci halinde olan insanları buraya yerleştirelim” demişti.

RTE yine bu yılın mart ayında Rusya devlet başkanı V. Putin ile yaptığı görüşmede de Suriye’nin Qamışlo ve Deyr el Zor bölgesindeki petrolün KvDSÖY’in kontrolünden alınması ve bunların geliriyle Suriye’nin yeniden inşası yönünde teklifte bulunduğunu açıklamıştı.

TC’nin Korkusu Anlaşılırdır!

AKP/MHP iktidarının KvDSÖY’nin bir ABD’li şirketle yaptığı anlaşmaya bu denli neden karşı çıktığını, korkusunu anlamak zor olmasa gerek.

Türkiye’nin esas korkusu petrol gelirlerinin KvDSÖY yönetimine ve dolayısıyla bölgedeki yerel halka gitmesi, KvDSÖY’nin özerklik hedefini daha da güçlendirebileceği endişesidir. Suriye’de, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesel Yönetimi gibi bir yapının oluşabileceğine dikkat çekiliyor. Kürtlerin bu kazanımları AKP/MHP iktidarını çok endişelendiriyor. TC faşizmi aynı zamanda bu durumun Türkiye’de yaşayan Kürtleri de etkileyeceği endişesi içindedir. Diğer yandan uzun bir süredir Kürtlerin Suriye’nin kuzeyinde özerklik ve benzeri talepleriyle ilgili Suriye hükümetinin vurdum duymaz tavırlarına da bir çelme atılmış oluyor. ABD’li şirketle imzalanan petrol anlaşması KvDSÖY’nin mali kaynaklarının güçlenmesini getirmektedir. Anlaşma aynı zamanda Suriye hükümeti üzerindeki baskının da artmasını getirecektir.

Anlaşmanın Özerk Yönetim İçin Anlamı da Anlaşılırdır!

KvDSÖY’nin ABD’li şirketle yapmış olduğu anlaşma bir anlamıyla KvDSÖY’nin kendi pazarına sahip çıkmasıdır. Bölge halkı Kürt hareketinin önderliğinde üzerinde yaşadığı toprakları IŞİD’e karşı savaşarak, onu yenilgiye uğratarak sahip çıkmışlardır. Bugün de bu toprakların altındaki zenginliğe -petrol- sahip çıkıyorlar. Ulusal meselede sorun en nihayetinde pazar meselesidir.

İlerici, demokratik, ulusal devletler ve sosyalist, DHD’ni yapan devletlerin kapitalist, emperyalist devletlerle ticari ilişkileri olabilir. Buna tarihten örnekler verilebilir. Örneğin 1954 yılında ÇHC ile Hindistan arasında yapılan ticaret anlaşmasında “Barış İçinde Yaşamanın Beş İlkesi” olarak bilinen kurallar bütünü, bu dönemde sürdürülen dış politikanın temel belirleyicileri olarak ortaya çıkmıştır. Bu kurallar “bağımsızlık ve sınırların bütünlüğü, saldırmazlık, diğer ülkelerin iç işlerine karışmama, eşit hak ve karşılıklı yarar prensibi, çevresindeki ilişkileri geliştirme ve barış içinde bir arada yaşama” şeklinde ortaya konmuştur.

Yine örneğin 1917 Ekim Devriminden sonra da benzer örnekler yaşanmıştır. Devrimden sonra yabancı devletlerle yapılacak ticaret anlaşmaları hayati öneme sahipti. Lenin, ABD ile ticari/ekonomik ilişki kurmak için geliştirdiği planı 1918’de Albay Robins aracılığıyla ABD hükümetine gönderiyor. Planda Rusya’nın önceki yıllarda ABD’ye sattığı malların listesi yer alır. Lenin ABD’deki kapitalistlerin Rusya’da kömür ocağı kiralayabileceği, Sibirya’da demiryolu yapımına katılabileceği önerilerinde bulunur. Bu dönemde İsveç ve Danimarka ile ticari alışveriş yapılır.

Elbette örneklerdeki Demokratik Halk İktidarları ve sosyalist ülkelerin yaptıkları anlaşmaların gerçekleştirildiği koşullar ile Özerk Yönetimin yapısı ve koşulları bir ve aynı değildir. En nihayetinde KvDSÖY, kendi yapısına ve koşullarına uygun bir şekilde ABD’li petrol şirketiyle yaptığı anlaşmayla kendi pazarına sahip çıkmıştır. Bu durumda, ABD’li petrol şirketiyle ilişkilerde KvDSÖY’nin kendi bağımsız duruşunu sergilemesi önemlidir. Sorun emperyalistlerin ileri karakolu olmamaktır. Önümüzdeki süreç bunu gösterecektir.

https://ozgurgelecek10.net/makale-rojavada-ozerk-yonetimin-petrolunu-sahiplenmesi-ve-tepkiler/

10011

Comment form

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

KESSAB ( GÜZEL EV ) SALDIRISI, 1915'İN DEVAMIDIR !

Suriye'de savaş bütün vahşeti ile devam ediyor.İktidarda bulunan Esad güçleri ile,muhalif güçler arasında,savaşın bilançosu her geçen gün daha da artmaktadır.Türkiye,Ürdün,Lübnan ve Avrupa ülkelerine göç eden Suriye'lilerin sayısı artık milyonları geçmiştir.Mülteci olabilmek için yollarda ölüm haberleri günlük haberlerin artık olağan bir parçası haline geldi.Ölü,sakat,yaralı kalanlar ile evsiz ve hastalıktan ölüm eşiğinde bekleyen Suriye halkının acısı her geçen gün artmakta ve na zaman sona ereceği belli değildir.

Yerel Seçimlerden Kaos Çıktı

Seçimleri herkes kendi sınıfsal penceresinde değerlendirmeye devam ediyor ve edecektir. Bazıları bu seçimlerden büyük anlamlar yükledikleri için, büyük beklentiler içine girdiler ve sonuçlar ortaya çıktığında hayal kırıklıkları yaşadılar. Ayrıca, seçimlerin sonuçları seçim öncesinden belliydi. AKP % 40’ın altına düşmeyecekti. Bütün veriler ve kamuoyu yoklamaları bu doğrultudaydı. AKP ve Erdoğan’da bunu bildiği için rahat davranıyordu.

Saflar çoktan seçildi,kazanan sokaklar ve alanlar olacak!

Başta AKP olmak üzere birçok çevre tarafından “milat” (Tayyip, 25.03.14) olarak gösterilen, yerelden öte “genel” anlamı yüklenen 30 Mart seçimleri; yakın dönemde hemen her tarafça girişilen tahkimatın son durumunu yansıtan verileriyle geride kalmış, üçlü sandık sürecinin ilk aşaması tamamlanmıştır. 30 Mart bir milat değildir ama üreteceği sonuçlardan kaynaklı, kritik bir viraj olma niteliğiyle, kayda değer etkilerde bulunacaktır.

Hırsızlar Kazanınca Demokrasi Kayıpta

Demokratik bir ortamda en doğal hak olan seçme ve seçilme hakkını kullanmak isteyen, yani demokratik, laik, hukuk ve adalet kurallarının uygulandığı, toplumsal barışın sağlandığı, eşitlikçi, özgürlükçü, sosyal bir devlet ve yönetim arzu eden insanlar, ne yazık ki, bir kez daha hırsızlar karşısında yenilgiye uğradı.

Türkiye' de Seçimleri Proletarya Köylü Kazandı.

İster seçim kağıdında gözükelim isterse de gözükmeyelim. 

En çok parti katılımlı bir seçim yaşadık. 

Lakin ki .....

Gönül isterdi ki oklar karşısında  tüfekler zafer kazanmasın. 

Selam olsun neo liberal politikalarla ortaya çıkan proletarya köylüye.

Selam olsun neo liberal politikaların üretimi içerisinde yaşarken yeniden sanayi ve statükocu üretimin proletarya köylüsü olabilme özlemi çekenlere.

Selam olsun neo liberal politikaların içerisinde yaşayan proletarya köylünün zaferine.

Selam olsun.....

Evet bir seçim daha bitti.

Halkın Günlüğünde Malumun İlanı

Darısı şimdi olmasa da gelecekte herkesin başına.

Bir kez daha Dadaistçe yazmak.  

Ortak yaşamlardır hayatı değiştirecek olan.

Nasıl yaşıyorsan öyle .......

Nefes al, nefes ver. Nefes al, nefes ver.

1 ) Bu memlekette  yönetenlerin yönetememe hakları olamaz ( mı  )  yahu ?

Türkiye işçi sınıfının güncel hâli

“Senden yana olanların da, sana karşı olanların da; bir değeri yok seni anlamadıkça.”[2]

31 Ocak 2014’de Paris’te gözlerini kapatan sürgündaşım ve yoldaşım devrimci sendikacı Mehmet Ertürk’ün[3] anısı önünde saygıyla eğilerek, Türkiye bağlamında işçi sınıfının -güncel- hâline değineceğim konuşmama, İsveçli yönetmen Ingard Bergman’ın, “Dünyayı bir tek utanç kurtarabilir,” saptamasına katılmadığımı belirterek başlamak istiyorum.

Katiller aramızda

AKP, sözde demokratikleşme paketi kapsamında tüm KATİLLERİ serbest bıraktı.Hepsi aramızda '' kahraman ''lar gibi dolaşıyorlar.İlkin Pir Sultan Abdal Şenlikleri için ,1 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak otelinde aralarında yazar,aydın,sanatçı 34 canı yakarak hunharca öldüren radikal islamcı örgütler,yapılan göstermelik yargılamalardan sonra hepsi serbest kaldı.İleri gelenleri,esas suçlular ise AKP tarafından,yakalanıp adalete teslim etme bir yana korunuyor.Bulun- dukları ülkelerden getirilerek  '' adalete '' teslim edilmedi.

Sevgili yoldaşımız ERHAN GENCER`İ KAYBETTİK !

Kaypakkaya geleneğine emek –alınteri  ve ömrünü verenlerden vede verdiği emeğin karşılığını dolu dolu alanlardan biri olma şansına sahipti ERHAN GENÇER. Her komüniste  devrimciye  nasip olmaz dolu dolu yaşamak. Erhan yoldaş bununla gururlanmalı, aramızdan ayrıldığında gözü arkada kalmayanlarımızdan biri olma şansına sahip oldu…

Sürüklenme (Ergün Arslan'in elestiri ve felsefe yöntemi)

Marksist bilim bize, bilimsel yöntemlerin en sonunda insan ilişkileri içinde geçerli olduğu tanıtladı. Bu bilimsel yöntem –Diyalektik Materyalizm-  insanlık tarihine uygulanınca, onunda yasalarını netlikle açığa çıkardı. Bu netliği sağlayan şey ise toplumların-ilkel, köleci, feodal, burjuva olarak-  üretici güçlerinin gelişmesi düzeyidir. Marksizm’de bu üretici güçlerin ürünüdür.

Çorbacılar ve halk kahramanı Hristo Botew

Dünyada hainleri en çok olan halklardan biri de herhalde Kürtlerdir. Asırlardır süren sömürgeci cendere bu işbirlikçi hainlerin yardım ve desteği ile ayakta durmaktadır. Onlar olmasa Kürtler çoktan özgürlüklerine kavuşmuş olurlardı. Bu ajanlaşmış işbirlikçiler önlerine konulan çanaklarda beslenmenin karşılığında ruhlarını sattıkları gibi halkı da satmaktadırlar. İdrisi Bitlisi, Diyap Ağa, Meço ve Rayber gibi isimler tarihin ünlü Kürt işbirlikçilerinin başında gelirler. Günümüzde de her il ve ilçede sayılamayacak kadar ajanlaşmış Kürt işbirlikçisi vardır.

Sayfalar