Cumartesi Ekim 3, 2026

Partizan 7 Haziran seçim sonuçlarını değerlendirdi

 

7 Haziran 2015 Genel Milletvekili Seçimleri hem başta AKP olmak üzere tüm sistem partileri hem de ezilenler açısından önemli verileri açığa çıkaran bir süreç oldu. Bu seçimlerde HDP’yi destekleyerek, “Oylar HDP’ye” şiarıyla sürecin bir parçası olarak Partizan da seçimlerin ardından 20-21 Haziran tarihlerinde İstanbul’da bir toplantı düzenleyerek hem genel politik atmosferi hem de bu süreçte kendi çalışmalarını değerlendirdi.

İstanbul, Mersin, Antakya, Bursa, Bursa-Gemlik, Dersim, İzmir, Antalya, Tokat, Samsun, Aydın-Didim, Antep ve Ankara’dan katılımların gerçekleştiği toplantıda şu 3 temel başlık üzerine tartışmalar gerçekleştirildi: Seçim sonuçlarının değerlendirilmesi, Partizan’ın tavrının alanlarda nasıl karşılık bulduğu ve çalışmalarımızın değerlendirilmesi ve bu süreçte edindiğimiz deneyimlerin ışığında önümüzdeki sürece dair öneriler…

7 Haziran, Gezi’den sonra AKP’ye vurulmuş en güçlü darbedir!

Yapılan tartışmalarda seçim sonuçlarının Gezi İsyanı’ndan sonra AKP’ye vurulan en büyük darbe olduğuna dikkat çeken katılımcılar, o süreçten bu yana gerçekleşen bir yerel seçim ve cumhurbaşkanlığı olmak üzere her iki seçimde de; halk kitleleri nezdinde demokrasi aracı olarak hala bir “umut” olarak varlığını sürdüren sandıkta bu kan kaybının çok açık bir şekilde görülmeyişi, Gezi İsyanı’nın etkilerine dönük bir kuşkuya yol açtığına değindiler. HDP’nin tam da bu noktayı ve Gezi İsyanı’nın toplumsal karşılığını iyi okuduğunu belirten katılımcılar; HDP’nin 7 Haziran’da AKP’ye % 10’a yakın bir oy oranı ve 55 milletvekili kaybettirerek bu kan kaybını açık bir hale getirdiğine; meclise Gezi İsyanı’nın ruhundan izleri taşıdığına dikkat çektiler.

“Bu sürecin en öne çıkan yanı ve en önemli kazanımı başta Kürt halkı olmak üzere Ermenilerin, Alevilerin, kadınların, gençlerin, dışlanan, ayrımcılığa ve baskıya uğrayan kesimlerin kendi gücüne olan inancının ve güveninin artmasıdır” diyen katılımcılar, “Bunu en bariz seçim çalışmaları boyunca HDP’ye oy veren yaklaşık % 10’luk bir kesimin sokakta ve örgütlü bir şekilde süreci geçirmesinden görebiliriz. Aynı zamanda kitlelerin politika üretmesi, ortak akıl yürütmesi de bu dönemin öne çıkan kazanımlarından biridir” vurgusunu yaptılar.

“Bu seçim süreci, parlamentarist sistemin toplumsal muhalefete etkisi bakımından çeşitli risklerini içerisinde barındırsa da, demokrasi ve örgütlenme bilincinin geliştiği ve ezilenlerin kendine olan güveninin arttığı bir dönem olması bakımından çok önemlidir” diyen katılımcılar “Demokratik halk devrimi iddiasını taşıyan bizler açısından sürecin en önemli kazanımı ve bundan sonraki süreçte üzerinden ilerlememiz gereken dinamiğin burası olacağı açıktır” şeklinde belirlemeyle tartışmalarını sürdürdüler.

Şovenizme darbe, demokrasiye nefes…

Devletin en temel argümanlarından biri olan şovenizmin bu süreçte bu silahın önemli bir oranda kırıldığını söyleyen katılımcılar “Bu süreçteki en önemli başarılardan biri de Halkların Demokratik Kongresi ile başlayıp Halkların Demokratik Partisi oluşumuyla devam eden süreçte çeşitli devrimci, demokratik, ilerici kesimleri biraraya gelmesi iradesinin bu süreçte daha güçlü bir biçimde sergilenmesidir” dedi.

“Emanet oylar” tartışmasına da değinen katılımcılar konuya ilişkin fikirlerini şu şekilde aktardılar: “Burada bahsi edilen; AKP nezdinde faşizmin geriletilmesi, demokratik mücadele alanlarının genişletilmesi, Kobane ve Şengal’de yaşanan süreç gibi birçok nedenle bu süreçte HDP’nin desteklenmesi gerektiğini ortaya koyan devrimci kurumların tutumlarıdır. Biz de tam da bu nedenlerle HDP’yi taktiksel olarak bu dönemde desteklemiş durumdayız. Elbette önümüzdeki süreçte bizim bu tavrımızın devam edip etmemesi güncel politikaların yanı sıra HDP’nin tutumuna da bağlı bir konudur.”

Ortadoğu’da “takke düştü, kel göründü”

12 Eylül Askeri Faşist Cuntası’nın TC egemenlerine bıraktığı en büyük miraslardan biri olan % 10 barajının yıkılmasında ve faşist politikaların geriletilmesinde diğer en önemli etkenin AKP nezdinde TC’nin Ortadoğu ve Kürt politikası olduğuna değinen katılımcılar; “2013 Newroz’unda başlatılan “çözüm süreci” ile Kürt hareketi ile masaya oturmak zorunda TC devletinin sözcüsü AKP hükümeti, Kürt halkı nezdinde diğer partilere oranla belli bir prestij kazanmış ve dini kendisine örtü olarak kullanmasıyla da muhafazakar Kürtler üzerindeki bu etkisini derinleştirmiştir. Ne var ki hem “çözüm süreci”ndeki pratikleri hem de Ortadoğu’da yaşanan ve özelde Rojava Kürtleri’ne dönük yaklaşımları ile AKP’nin bu prestiji yerle bir olmuş, deyim yerindeyse ‘takke düşmüş, kel görünmüştür’” dedi.

“Suriye’deki iç savaş sürecinde kendi öz yönetimini oluşturma adımlarını sıklaştıran bölgedeki Kürt halkı ve örgütlü temsilcisi PYD önderliğinde gerçekleşen Rojava Devrimi’nin ardından Ortadoğu’da rüzgar Kürt halkından ve örgütlü güçlerinden yana esmeye başlamış, bu rüzgar ülkemiz Kürdistan’ında da yansımasını bulmuştur” diyen katılımcılar, “DAİŞ’in Şengal’de ve Kobanê’de YPG/YPJ önderliğinde, aralarında Türkiyeli devrimci örgütlerin de bulunduğu savaşçı güçler karşısında aldığı büyük yenilgiler bu rüzgarı fırtınaya çevirmiştir. Burada özellikle Erdoğan’ın ‘Kobanê düştü, düşecek’ şeklindeki kanlı ve sevinç dolu çığlığının, yıllardır AKP’ye oy veren Kürt emekçiler nezdindeki kırılmayı ciddi anlamda derinleştirdiğinin altını çizmemiz gerekiyor” dedi.

Seçim sürecinde HDP’nin çeşitli çıkmazları

“Sürece rengini verenin ve önderlik edenin Kürt hareketi olduğu ve bu sürecin aynı zamanda Kürt hareketinin 30 yılı aşan mücadele deneyimlerinin de bir sonucu olduğunun altını çizmek gerekiyor” diyen katılımcılar “Halk hareketi yaratma, yerel yönetimler ve parlamento konusundaki deneyimlerinin bir sonucu olarak ve büyük bir risk göze alınarak seçimlere parti olarak girme konusunda ısrarlı oldu. Bu ısrarın başta Kürt hareketi olmak üzere tüm devrimci, demokrat ve ilerici kesimlere ciddi anlamda kazanımları oldu elbette. Ancak diğer yandan süreçteki çeşitli çıkmazları da görmek ve değerlendirmek gerekiyor” diyerek seçimlerdeki gözlemlerini ve eleştirilerini tartıştılar.

Eleştirilen konular kısaca şunlar oldu:

- HDP’ye rengini veren Kürt hareketinin işçi sınıfına olan uzaklığının bu süreçte bir kere daha somutlandığıdır. Seçim beyannamesi sıralamasında dahi oldukça arka planda kalan bu taleplerin seçim meydanlarında dillendirilmesi bile adayların inisiyatifine bırakılan bir konu oldu. Diğer yandan 1 Mayıs’ta T. Kürdistanı’nda gerçekleştirilen mitinglerin azlığından tutalım da başta İstanbul olmak üzere yapılan 1 Mayıs eylemlerine HDP’nin katılımda yaşadığı tutukluk bunun açık bir şekilde görüldüğü dönem oldu.

- “Kadın partisi” olma iddiası taşıyan HDP’nin toplumsal cinsiyet eşitliğini yaşama geçirme konusunda kimi noktalarda yaşadığı tıkanıklıktır. Kadın hareketinin önemli bir kazanımı olarak uygulamaya konulan fermuar sistemi ile adaylarının % 48’i kadın olan HDP’nin meclise giren milletvekillerinin % 40’ının kadınlardan oluşması da önemli bir başarıdır. Ancak milletvekillerinin belirlendiği dönemde fermuar sistemine uyulmayarak verilen falsolar hiç de az değildir.

- Ayrıca aday adaylıklar sürecinde LGBTİ’lerden çok sayıda başvuru olmasına rağmen Kürt hareketi içerisinden LGBTİ hareketi ile ilişkilenmeye dönük eleştirilerin artması sonucunda yalnızca bir LGBTİ’nin adaylığı (Eskişehir) kabul görmüş, ancak meclise giren vekiller arasında bu kişi yerini alamamıştır.

- Diğer bir konu adayların belirlenmesi sürecine ilişkindir. CHP’nin adaylıklar sürecinde göstermelik de olsa yaptığı ön seçimin, demokrasinin gerçek savunuculuğunu üstlenen bir parti tarafından gerçekleştirilmemesi sürecin HDP açısından çıkmazlarından biridir. Kitlelerin kendine güveninin arttığı, ortak akıl yürütme ile politika ürettiği bir süreçte “merkezden aday atama” usulüyle gerçekleştirilen aday belirleme bürokratik bir yaklaşımdır ve HDP çalışmasını yürütenler bunun olumsuz sonuçlarıyla sahada karşı karşıya kalmışlardır.

- İlk olarak Muğla mitinginde kitlenin kendiliğinden getirdiği Türk bayrağı ile oluşan atmosferden pragmatist bir şekilde yararlanmak isteyen HDP’li bir kesim, diğer mitinglerde de bilinçli bir şekilde kitleye Türk bayrakları taşımış ve buradan “Bizim Türk bayrağıyla sorunumuz yok” mesajı vermeye çalışmıştır. Yalnızca Kürt ulusuna değil; Ermeniler, Asur/Süryaniler, Nasturiler, Yakubiler vd. milliyet ve azınlıklardan milyonlarca kişiye soykırım, katliam ve asimilasyon uygulayan, zulmeden tekçi ve ırkçı zihniyetin dayandığı bayrağa yönelik bu yaklaşım kabul edilebilir değildir.

- Bu süreçte öne çıkan diğer bir konu, başta HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş olmak üzere birçok HDP’li tarafından dillendirilen “Oy ve sandık namustur” şeklindeki yaklaşımdır. Sokak muhalefetinden beslenen ve silahlı mücadelenin verildiği bir hatta ciddi bedeller ödeyerek bugüne gelen bir örgütün oy ve sandığı, zaten sorunlu bir kavram olan “namus” ile özdeşleştirmesi parlamentarizmin gelişmesine yol açan bir yaklaşımdır ve halk muhalefetini meclis ile sınırlandıracak bir pasifizme itme riskini içerisinde barındırır.

- Önemli bir çelişki de din konusundaki yoğun vurgular ve tartışmalardır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması ve inanç konusunda tüm dinlere ve inançlara eşit mesafede hizmet veren özerk yapıların oluşturulmasını bizler de ilerici ve desteklenmesi gereken bir talep olarak görmekteyiz. Ancak yine yıllardır AKP’ye oy veren muhafazakar Kürt emekçilere dönük propagandanın bir parçası olarak din tartışmalarının bu eksenin dışında çoğu defa Sünni bir dille gerçekleştirilmesi riskli bir durumdur.

Partizan “Önümüzdeki süreç yeni görevlere gebe”

Daha sonra kendi çalışmalarına ilişkin değerlendirme yapan Partizan, bu süreçte çalışmalarını 2 yönlü gerçekleştirdiğine değindi. Örgütsel gücü oranında hem HDP seçim komisyonlarında yer alındığının hem de kendi seçim komisyonlarını oluşturulduğunun belirtildiği Partizan toplantısına katılan alanlar, kendi çalışmalarını ve deneyimlerini aktardılar.

Tavrın açıklanması öncesi ve sonrasında alanlarda yapılan geniş toplantıların hem örgütsel demokrasi kültürünü geliştirdiğine hem de toplantıya katılan kesimlerin kendilerinin bu sürecin bir öznesi olarak görerek pratik sürece dahil olduklarını belirten katılımcılar; bunun önemli bir kazanım ve sürdürülmesi gereken bir çalışma tarzı olduğuna vurgu yaptılar.

Bu dönemde yıllarca Partizan için emek veren, bedel ödeyen ama son yıllarda kurumla ilişkisi kesilen çok sayıda kişiyle yeniden ilişkilendiği ve bu deneyimli kesimlerle gençliğin daha fazla bir araya geldiğini belirten katılımcılar, bunun önemli bir deneyim paylaşımı yarattığının ve bir enerji açığa çıkardığının altını çizdiler. Bu dönemde iletişimin nedenlerine ve sürdürülmesi için yöntemlere ilişkin yapılan tartışmalar toplantıda öne çıkan konulardan biri oldu.

Komisyonlar oluşturarak çalışmalar yapmanın hem seçim çalışmalarını daha koordineli ilerlemesine katkı sağladığını hem de Newroz, 24 Nisan, 1-6-18 Mayıs gibi takvimsel gündemlerin örülmesinde örgütlü bir müdahale anlamına geldiğini söyleyen katılımcılar; il ve bölge komisyonlarının miadını doldurmakla birlikte bu süreçte oluşturulan mahalle komisyonlarının devam ettirilmesi gerektiğine değindiler. Yine HDK içinde yer alma kararının yeniden gündemleştirilmesi tartışması da yapıldı.

Bu sürecin Partizan açısından en önemli kazanımının kitle çalışması konusundaki deneyimler olduğu vurgulandı. Kimi yerlerde on binlerce ev ziyaretinin gerçekleştiği bu çalışmalar sırasında katılımcılar halkla iletişim kurma konusunda yabancılık ve korkularını aştıklarını belirterek bunun önemli bir kazanım olduğunu söylediler. Politika üretme, kendine güven, örgütlenme gibi konularda kendilerinin de çok şey öğrendiklerini ve geliştirdiklerini vurguladılar.

Bu süreçte komisyonların toplantılarının kimi yerlerde düzenli olmayışı, kimi yerlerde dönem dönem alanların kendi özgün çalışmalarına yoğunlaşarak seçim gündemini ve görevlerini geride bırakırken; dönem dönem de HDP içindeki çalışmaların yoğunluğuna kapılarak kendi çalışmalarını geri planda bıraktığı gibi durumlar sürece ilişkin gelen eleştirilerden bazılarıydı. Seçimdeki Partizan adaylarına ilişkin çeşitli tartışmalar da eleştiri konularından biriydi. Yine gazetemiz Özgür Gelecek’in dağıtımının da çalışmaların gerisinde kaldığı bir diğer eleştiriydi.

Toplantının sonunda iki günlük toplantıya ilişkin genel bir sonuç bildirgesi hazırlanacağını belirten Partizan, bu sürecin önemli bir coşkuyu ve enerjiyi içinde barındırdığını ve bunun devrimciler açısından önemli görevlere gebe olduğunun altını çizerek, herkese başarılar diledi. Etkinlik Grup İsyan Ateşi’nin ezgileri ve halaylarla son buldu.

       
53011

Uykuya daldı şimdi

UYU SEN DEDİLER BİR TÜRLÜ UYANMADI! UYKUYA DALDI ŞİMDİ.

Berkin, çocuklukla gençlik arasında bir yaşta Devletin Kurşunuyla sonsuzluk uykusuna gönderildi. Diğer yoldaşlarımız, dostlarımız gibi Berkin de yaşlanmayanlar arasına katıldı. Tıpkı “Ölüler Genç Kalır” kitabında olduğu gibi değişim yaşı da Berkinin yaşı olarak kalacak. Hep o yaşta anılacak.

Güvercinleri de, Çocukları da Vururlar

Bu topraklarda barışın simgesi güvercinleri vurdular. Bu topraklarda masumiyetin simgesi çocukları da vurdular. İşte bundan ötürüdür, diyoruz ki bu coğrafyanın, bu ülkenin tarihi katliamlar tarihidir.  Bu katliamları yapan iktidarlar değişti, katillerin adları değişti, ama katillerin zihniyeti hiç değişmedi.

Bu zihniyet Kerbela’da kendisine biat etmediği için direnişin sembolü olmuş Hüseyin’i ve ailesinden çocukları da susuzluktan öldüren Yezit zihniyetidir.

Gelecek: Bir Perdelik Piyes / Ergün Aslan

Florensa' da bir malikane.

Göçmen işçi    :   

Şu balkonda duran güzel kızda kim ?

Acep Kimlerdendir ?

Sorsam adını bahş eder mi?

Küçük burjuvazi  :    

Gökyüzündeki yıldızlar ne kadar berak

Sınıfımızın kapitalizm karşısındaki haliylede  ne kadar tezat. 

Göçmen işçi  :     

Fark etmedi her halde beni.

Biraz daha yaklaşsam mı ?

Nöbetçiyde atlata bilir miyim?

Yerel    :   

Bu gün bu  kapıda  yarında başka kapıda.

Balkonda duranda .....

( Sömürgeci ) kapitalizmin sayesinde var olan ara sınıf.

ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ETİĞİ VE SOSYALİST DEMOKRASİ[*]

“Ben kimseye hiçbir şey öğretemem,

sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim.”[1]

Sosyalist örgüt/veya örgütlenmeyi tartışma zemini, biçime mündemiç “teknik” bir “soru(n)” olarak ele alınamaz.

Sosyalist örgüt/veya örgütlenme; ideolojik bir “soru(n)”dur. Yani bugünden geleceği nasıl tahayyül ve tasavvur ettiğimizin siyasal pratiğidir. Böyle de olmalıdır.

Bu çerçevede sosyalist örgüt/veya örgütlenmeyi tartışmak, aynı zamanda sosyalist demokrasiden ne anladığımızı da ortaya koymaktır.

Sevgili Dost(lar),

 8 Mart’tan 8 Mart’a değil; her gün, her an sadece ekmekle yetinmeyip; gül de istedik Lilith’le başlayan özgürlük mücadelemizde…Arkadaş Zekai Özger’in, “Pencereyi aç,/ sesin sarsın dünyayı./ Duyulur elbet ta ötelerden,/ yürek kendini tanır”…Adnan Yücel’in, “Durmak yok bu koşuda/ Teslim olmak yok/ Ağıt yok dilimizde/ Dizlerde titreme yok”…Ahmet Telli’nin, “ne zindan karanlığı/ ne zulüm/ ne işkence/ indiremez dudaklarındaki,/ gülümsemenin bayrağını”… dizelerini terennüm ettik ısrarla dünyanın bütün dillerinde;Hepatia,  Kazvinli Kürret-ül Ayn,  Olympe de Gouges,  Louise Michel,  Pankhurst Kardeşl

TKP/ML Kadın Komitesi’nden 8 Mart açıklaması

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yakınlaşırken TKP/ML Kadın Komitesi, bir açıklama yayınlayarak “Sokağımızdan mücadele alanlarımıza kadar söz sahibi olacak şekilde inisiyatifleşelim, inisiyatifleştirelim, örgütlenelim, örgütleyelim! 8 Mart'ı canı bedeli yaratan kadınların, bizden en büyük beklentisi budur! Meral'den Kamile'ye, Ayfer'den Münire'ye, Çiğdem'den Suzan'a ve de Beş Kızıl Karanfilimize kadar şehit yoldaşlarımızın bizlerden beklentisi budur” dedi.

Tusiad 2050 Vizyon Türkiye Çerçevesinde Mevcut Politik Ortam Değerlendirmesi Denemesi

2001 dünya krizinin Türkiye’ye etkisi ile Emperyalizm yeni bir yönelime girmiştir.(bu süreç 1980 de başlamış orta seviye ye de 2001 de ulaşmıştır.) Bu yönelim mevcut krizin sonucunda belirginleşerek dünya da tüm sınıflarda huzursuzluk yaratmıştır. Ezenlerin kendi arasındaki çelişkiler belirginleşmiş, gelişmekte olan ülkelerin emperyalizmle olan çelişkileri yeni bir boyut kazanmış, yerel hükümetler, emperyalizmin ihtiyaç duyduğu hareketleri gerçekleştirme de ağır kalarak krizi daha da derinleştirmiştir.

Tarihin not defteri, dünkü kürt siyaseti ve bugünkü Öcalan

 

KATLEDİLİŞİNİN 41. YILINDA O’NU ANIYOR, O’NUN İZİNDE YÜRÜYORUZ!

Emekçiler, Devrimciler

Partimiz TKP/ML’nin kurucusu ve kuramcısı komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşın işkencede katledilişinin 41. yılındayız. Kaypakkaya yoldaş, Ocak 1973’de Dersimde yaralı olarak düşmana esir düştükten sonra aylarca süren işkencelerin ardından Diyarbakır zindanlarında katledildi. İşkence altında tarihi bir direniş örneği sergileyen yoldaş Kaypakkaya komünist baş eğmezliğin sembolü haline geldi.

Emekçi Kardeşler, 

Bilimsel Sosyalizmin Öncü Kadınları:Yusuf KÖSE

 

Jenny Marx’ın 200. doğum yılı anısına... 

“Evet nakarat gibi yazabilirim onu,
Görebilsinler diye gelecek yüzyıllara

Aşk Jenny’dir, Jenny’de aşkın adı”[1] Karl Marx

EVLAT-YOLDAŞ(LAR) ORÇUN(LAR) İÇİN[*] Temel Demirer-Sibel Özbudun

“Çok şeyler var ki çürürler, unutulur, ölürler.Saltanat tahtı, tacı, asası gibi.Oysa bazı şeyler var ne çürürler,ne unutulur ne de ölürler,Charlie Chaplin’in şapkası,bastonu, ayakkabısı gibi.”[1]

Yakınlarımız, dostlarımız, sevdiklerimiz için yazmamaya, konuşmamaya gayret ederiz; malum ne yapılırsa yapılsın “öznellik” girer işin içine.

Kolay mı? Dünyanın en zor işidir insanın sevdikleri için yazması; zor olduğu kadar “belalı”dır da…

Sayfalar