Özür ve yüzlesme
Ermeni Soykırımı'nın 100.yılı anma etkinliklerinde,geride bıraktığımız 2015 yılında Türkiye'den beklenilen Özür açıklaması yine gelmedi.Acaba bir yüz yıl daha mı beklenecek ?Bu duruma şaşırmadık.İnsan veya toplumun kendi geçmişi ile yüzleşip özür dilemesi,hiç bir zaman onu değersiz kılmaz,küçük düşürmez,aksine yüceltir.Uluslararası alanda ise saygın konuma getirir.Bunun çeşitli örnekleri mevcuttur.Aksi hallerde ise Katil devlet,veya Barbarlar olarak anılmaktan kendilerini kurtaramazlar. Üstelik vizyon biçilen 2023 ''yeni Türkiye''sinde ülke içerisinde,uluslararası toplum ile yeni generation olan diasporanın beklentilerine kulak tıkamıştır.Herkesi hayal kırıklığına uğratmıştır.
Türk devletinin bugün içinde bulunduğu durum ile hiç bir zaman Ermeni soykırımı gerçekliğini kabul etmeyecektir.Suçlamalar karşısında çaresizliğinden ''bir kulağımdan girer,diğer kulağımdan çıkar'',''ecdadımızı sorgulatmayız'',''tarihimizde soykırım lekesi yoktur'' diyerek red ve inkar etmeyi sistematik hale getirmiştir.Bu güne gelene kadar devletin uygulamaları nefret ve kinden başka bir şey olmamıştır. Koşar adım islamlaştırılan toplumda ,iyi güzel,dayanışma,dostluk,ahlak ve vicdan gibi insani değer yargılarının insanların bireyselliğe itilerek hızla kaybolduğu islamcı-faşist rejime rağmen,2008 yılında toplumun sesi,vicdanı ve onuru olan bir avuç insanın başlattığı ''özür diliyorum'' kampanyasından dahi rahatsız olunmuş ırkçı,milliyetçi,faşist damarın kabarmasıyla gündeme oturmuştu.Tabu ların yıkılması anlamında bir ilk yaşanmış akademisyen,yazar,sanatçı ve aydınların başlattığı bu kampanya devletin de kendisiyle hesaplaşmasının ve bir özür için iyi bir zemin olarak eğer düşünülseydi,demokratik,özgür,hukuk devleti için bir adım atılmış olacaktı.Ama tıkalı olan damarların by pass edilmesi,gelenekçi zihniyetin ağır basmasıyla engellendi.
İstisnasız bütün partilerin cumhuriyet tarihi boyunca birbirleri ile süregelen iktidar kavgasında birleştikleri tek nokta Ermeni düşmanlığı olmuştur.''Doğal afet depremlerden'' dahi Ermeni'leri sorumlu gösterme geleneği mevcuttur.Yalan üretme,düşman göstermede usta olmuş devlet Abdullah Öcalan'ı dahi Ermeni olarak lanse etmekten geri kalmamıştır.100.yılında Erdoğan'ın verdiği taziye mesajında olayları çarpıtan,özünden uzaklaştıran,yalan beyanatların bir parçası olarak anılacaktır.Tehcir kararını gizleyen,yollarda açlıktan,hastalıktan ve katliamlardan ölenleri,Teşkilat-ı Mahsusa'nın işlediği katliamları gizleyerek,savaş sırasında ölen insanlarla bir ve aynı göstermeye çalışması,doğal bir felaket olarak yansıtması Ermeni halkı ve diaspora tarafından kabul görmemiştir. Erdoğan'ın Ermeni'ler hakkında 13 yıllık iktidar döneminde iyi bir beyanatına bugüne kadar hiç rastlamadık.Aksine Talat Paşa'nın zihniyetinin devam etmekte olduğuna tanık olduk.Yurt dışında yaşayan 5 milyon Türk'ün varlığını görmezden gelerek.bütün dünyada ardı ardına kabul gören Ermeni soykırım yasa tasarılarına sinirlenince ''...ülkemizde 170 bin Ermeni var,70 bini benim vatandaşım,100 binini biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz...gerekirse hadi siz de memeleketinize diye-ceğim.Bunu yapacağım...ülkemde tutmak zorunda değilim...''sözleri herkes tarafından eleştirilmiş tepki almıştı.Hrant Dink cinayetinin aydınlatılması için ''namus'' sözü halen 9 yıldır beklemededir. Aydınlatılmasını bırak,faillerin bulunmasının önüne engel olarak dikilmektedir.Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde meydanlarda Kuran-ı Kerim ile dolaşırken,bir suç olan nefret söylemi ''...çok çirkin şeyler söyleyenler oldu.Ermeni dediler...'' beyanatında sıkılmadan bulunmuştur.
C.Başkanı Erdoğan'ın İŞID'e olan desteğini görmezden gelen,Ortadoğu'da sunni eksenli politikala- rı ile halkları birbirine düşüren Kürt halkına karşı girişilen tehcir ve katliamlarda devletin yanında,zalimin safında yerlerini alan,gazeteci meslektaşlarının hapishanelerde olduğu,işçilerin, gençlerin en demokratik mücadelesiniToma ve gaz bombaları ile bastıran iktidar ve Erdoğan yanında yer alan Markar Eseyan,Etyen Mahçupyan'ların tutumu utanç vericidir.Koltuk ve geleceklerini güvence altına alabilmek için,kalemlerini satan,Erdoğan'a yaranmak için akıl hocalığına soyunan bu zavallılar,vadesi dolduktan sonra kullanılıp atılacaklarını da iyi hesaplamalıdırlar.Bunlar 100.yılında Diaspora Ermeni'lerine,uluslararası kamuoyuna ''ermeniler iyi durumda''dır algısı yaratmak için seçilen danışman milletvekilidirler..Ermeni'yi Ermeni ile vurma amaçlı bu politikaya alet olan Markar Eseyan'ı,devlet Türkiye'yi temsilen gönderdiği Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde,Ermenistan Devletinin temsilcileri tarafından ihanetle suçlanmış,Ermeni karşıtı raporlar lehine oy kullanmıştır.Sonuçta devletin sadık memuru görevini başaryla yerine getirmiştir. Bugün Cizre,Sur,Nusaybin,Diyarbakır .il ve ilçelerde yaşanan olayların sorumlusu devletin kendisidir.Suriye politikasında bütün hesapları alt üst olan,tutmayan ve bunun acısını kendi vatandaşından barbarca uygulamalar ile çıkaran ve bunlara yalan hayali gerekçeler uyduran devletin yüzü or-taya çıkmıştır.1915 soykırımı ile tarih sahnesinden Ermeni'ler (zo'lar) yok olmuş,100 yıl sonra ise bu sefer Kürt'ler (Lo)' lar soykırım ile karşı karşıya kalmışlardır.Hatalarını,suçlarını düzeltme,özür dileme geleneği olmayan ve hep ısrar eden adeta ''değişmeyeceğim'' diyen devlet bugün de aynı suçlamalar ile karşı karşıya kalmıştır.Özür dileyerek işlediği suçlar karşısında hesap veren bir devlet olmadığı için,1915'de yaşanılan olayları bugün de yaşamaktayız.''Bir daha asla'' bu topraklarda kan ve gözyaşı dökülmesini,halkların yerlerinden,yurtlarından tehcire uğramadan serbestçe yaşamasını istiyorsak devletin,Ermeni soykırım anıtı önünde diz çökerek özür dilemesinden başka alternatifi yoktur.
Günlerdir Sur ve Cizir'de süren operasyonlarda katliamlar artık doruk noktasına ulaştı.Sokağa çıkma yasaklarının devam ettiği günlerde Özel Tim'in yaptığı anonslarda ''...ermeniler sizinle gurur duyuyor,hepiniz ermenisiniz ermeni..''diyerek gözü dönmüş çetelerin saldırılarının işaretini vermişti.Ci- zir'de iki değişik bodrum katında yaralıların ve mahsur kalan sivil vatandaşların olduğu binaya saldıran Özel harekatçılar top atışları kimya- sal gazlar ve ateşe vererek masum insanları,sivil insanları öldürdüler.Katliam yaptılar.Gen- lerinde mevcut katliam geleneğini Cizire'de yine yaşadık.Sivas-Madımak'ta aydın yazar sanatçıları yakan islamcı faşistler 23 yıl sonra bu sefer Cizire'de Madımak benzeri bir vahşet gerçekleştirdiler.60'dan fazla sivil ve yaralı insanı diri diri yaktılar.
100 yıl önceden yaşanılan Büyük Felaket hakkında dönemi yaşayan tanıklık edenlerin söyledikleri,kaleme alıp not düştükleri beyanları,TC Devleti soykırımı red,inkar edip gizlemeye çalışsa bile bütün dünyanın gözleri önündedir.Aynı şekilde bugün devam eden Kürt katliamları karşısında sessiz kalanları,kalemlerinden kan damlayan yazarları,katliama destek sunanlar ile insanlık onurunu savunan bunun için ağır bedel ödeyenleri tarih unutmayacak,zalimleri affetmeyecektir.
Amerikan Büyükelçisi Henry Morgenthau'nun günlüklerinden ''...Üç Ermeni havalisini tahliye ettik bile;Bitlis,Van ve Erzurum'da hiç kimse kalmadı. Türk'lerle Ermeni'ler arasındaki nefret o kadar ziyade ki irtibatı tamamen kestik...'' diyen Talat ''Anadolu'nun hiç bir yerinde Ermeni kalmayacağını,onların ancak çölde (Der-Zor ve başka yerler) yaşayabileceklerini'' söyledi.''Büyük bir hata yapıyorsun'',dedim ve cümlesini üç kez tekrarladım. ''Evet hata olabilir'',dedi, ''lakin pişman olacağımızı zannetmiyorum''
İhsan Sabri Çağlayan,Türk Dışişleri Bakanı, Ermeni parti temsilcileri ile isviçre'de yaptıkları Gizli görüşme 1977; ''Soykırım demeyin istediğiniz kadar para verelim'' Winston Churchill ,İngiltere Başbakanı ''Bu suçun siyasi sebepler nedeniyle planlandığı ve hayata geçirildiği konusunda ,mantık çerçevesinde ,hiç bir şüphe yok.Türk topraklarını Türk'lerin emellerine karşı çıkan ve sadece Türkiye'nin ortadan kalkması haline hayata geçebilecek emeller besleyen,hristiyan bir ırktan temizleme fırsatı ortaya çıkmıştı''.
ABD Başkanı Theodore Roosevelt , 1918 ''Ermeni katliamı savaş yıllarında işlenmiş en büyük suçtur''. Talat Paşa Davası bilirkişilerinden Dr.Johannes Lepsius ; ''Tehcir kararı Jön türk komitesi tarafından alındı.Dahiliye Nazırı Talat Paşa ve Harbiye Nazırı,Enver Paşa tarafından planlanarak Jön Türk teşkilatı tarafından uygulandı''
Nazı Hikmet'in ''Akşam Gezintisi '' şiirinden ; ''Bakkal Karabet'in ışıkları yanmış Affetmedi bu Ermeni vatandaş Kürt dağlarında babasının kesilmesini Fakat seviyor seni Çünkü sen de affetmedin Bu karayı sürenleri,Türk halkının alnına ''
Dr.Karl Liebknecht'in 11 Ocak 1916 Reichstag oturumunda verdiği soru önergesi ; ''I.Soru :Süregelen savaş sırasında Türk İmparatorluğunda Ermeni halkının yer ve yurtlarından sürülmüşve yüzbinlercesinin boğazlanmış olduğu,imparatorluk şovalyesinin malumu mudur?İmparatorluk şovalyesi gerekli cezaların verilmesi,Türkiye'de kalan ermeni nufusun durumunun iyileştirilmesi ve bu gibi korkunç olayların bir daha tekrarlanmaması için,Türk hükümetiyle ne gibi görüşmelerde bulunmuştur ?
II.Soru:İmparatorluk şovalyesi,Profesör Lepsius'un Ermeni'lerin mutlak imhasından söz ettiğini ve Türkiye'nin hristiyan ahalisinin bu dehşetten Alman hükümetini sorumlu tuttuğunu da biliyor mu ?''.
Yılmaz Güney'in Paris Yüksek Mahkemesine 1984 yılında verdiği dilekçe ; ''Bu soykırımın gerçek olduğu ,bana göre hiç bir kuşkuya yer bırakmamaktadır.'' Osmanlı kralı Sultan Abdülhamit ; ''Erkek kadın ya da çocukları kurtarmaya çalışan haindir'' Tacy Atkinson ,Amerikalı misyoner, 16.7.1915 ''Bu seyahatin hikayesini yazmaya cesaretim yok,Arkadaşlarım on bine yakın ceset gördüler.''
Rossler , Almanya'nın Halep Konsolosu 27.7.1915 ''sayıları,otuz bin civarında olan Teşkilat-ı Mahsusa'nın katliamlar için hapishanelerden salıverilen ve ünüforma giydirilen mahkumları,sürgün konvoylarının geçmesi için saptanan yerlere bir plan çerçevesinde yerleştirildi.''
Louis Aragon , Fransız yazar ; ''...Dönemin Türk hükümetince özenle hazırlanan program çerçevesinde ,yaş ve cinsiyet ayırımı yapılmaksızın ,1,5 milyona yakın Ermeni'nin hunharca ,sürekli olarak katline sebebiyet veren o korkunç olayları birkaç kelimeye sığdırmak mümkün değildir...
Ermeni'ler oluk gibi akan kanı olmadık eziyetleri,çöllere sevkiyatı,ölüm yolculuğunu, maruz kaldıkları,açlığı,susuzluğu,salgın hastalıkları ve her türlü işkenceleri unutamazlar.1,5 milyon kurbanı unutmak ise olanaksız..''
Ernest Hemingway, ABD'li yazar ; ''...En kötü durumda olanlar,çocuklarını yitirmiş kadınlardı.Evlatlarından bir türlü ayrıla mamaktaydılar.Bu kadınlardan bazıları altı gün boyunca ölen evlatlarının cesedini yanında taşıyordu kimseye vermiyorlardı.Sonunda mecburen ellerinden aldılar...''
Jacqes de Morgan , Fransız bilim adamı ; ''Batı Ermeni'lerinin tehcir edilmesinden başka ne olabilir.Yaşanan bu korkunç dehşeti anlatacak,zenginlikte hiç bir dil yoktur '' Comm G.Gorrını, İtalya'nın Trabzon Konsolosu, 25.8.1915 ; ''Benim bölgemde 24 Haziran'dan sonra Ermeni'ler ''tehcire'' uğratıldı.Yani evlerinden zorla çıkarılıp muhafız ve jandarma gözetiminde bilinmeyen bir yere götürüldüler.Pek azı için tehcirin anlamı,gidilecek yer olan Mezopotamya içleriydi.Beşte dördü için ise yollarda benzeri görülmemiş,duyulmamış zalimlikler sonucunda ölüm anlamına geliyordu.
Tehcir'in resmen ilan emri İstanbul'dan gelmişti.Merkezi hükümetin kararı kesindi.Herkes boyun büküp sonuçlara katlanmaya razı oldu.Konsoloslar araya girdi.Hiç değilse kadın ve çocukları kurtarmaya çalıştılar.İ ve T Cemiyeti'nin yerel şubesinin müdahalesi ve istanbul'dan yeni gelen emirler yüzünden girişimimiz başarısızlığa uğradı.''
Darlen ,Sovyet tarihçi , akademisyen ; ''Ermeni halkının yok edilmesi,planlanmış ve ilkesel olarak kararlaştırılmıştır''
Volkan Vural ,Emekli Türk Büyükelçisi ,2008 ''Ermeni ve Rum'lar tektat vatandaş olsun,yaşananlar cumhuriyete yakışmıyor.Ben yetkili olsam özür dilerim.Verdiğimiz acılardan ötürü.Rumlardan,Ermeni'lerden özür dileriz.Bizim gibi bir devletin yapması gereken budur.Osmanlı'da tehcire uğramış Ermeni'lere ve 6/7 eylül'de gönderilen Rum'lara devlet ''ben sana ve senin soyundan gelenlere tekrar vatandaş olma hakkını veriyorum'' demeli.Ermeni sorununu tarihçi değil,siyasetçi çözer.Gerçeklerin bilinmediğne katılmıyorum.Tarihi gerçekler biliniyor.Sorun bilinenlerin nasıl algılanıp geleceği nasıl etkileyceğidir ''
Ahmet Altan ,Gazeteci yazar ,2008 ''Ah Ahparik ittihatçılar insafsız bir soykırım gerçekleştirdiler çok insafsız.Türk olduğumuz için insanların çekmiş oldukları acıları görmezden mi geleceğiz?İttihatçılar çok günah işlediler.Çok insan öldürdüler.Bir soyu kırıp geçirdiler.Ve biz yıllarca öldürülen bu insanların yakınlarına sevdikleri için bir ağıt yakmasını bile yasakladık.Bir ağıt bile çok gördük.Sakına ''onlar da bizi öldürdü'' demeyin.Bunu söylemek gerçekten ayıp,Rus sınırındaki çetecilerle,Bursa'daki ermeni kadının,Adana'daki yaşlı adamın,Sivas'taki bebeğin ne ilgisi var'' Ermeni olmaktan başka..''
Azmi Süslü,Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı,5.10.1999''Van'da,Muş'ta,Bingöl'de,Iğdır'da,Erzurum'da ve Anadolu'nun birçok köşesinde Türk'ler Ermeni'lerin katliamlarına maruz kalmıştır.Amerikalı bir gurup parlamenter de yaptığı incelemede bir milyon müslüman,Türkün katledildiğini tespit ve kabul etmiştir'' diye konuştu.Bugüne kadar toplu mezarların açılmamasının ''şehitlerimizin rahatsız olmamaları'' anlayışından kaynaklandığını işaret eden....'' Valery Bryusov ,Rus şaiir ,1917 ''Türk'ler eskiden beri kendi bildik politikalarını sürdürüyorlar.Timurlenk bile yapmaya cesaret edemeyeceği son derece korkunç ve kitlesel katliamlar tarihin her döneminde aralıksız gerçekleştirmişlerdir.''
Fayez Al-Hüseyin ,Arap Politikacı-avukat 1917 ''Kim bu kahraman ve talihsiz halkın yaşayan tanığının düşünce ve duygularını tarif edebilir.Cesareti ve güçlü iradesiyle dünyayı şaşırtan bu halkı kim tanımlayabilir.Daha düne kadar Osmanlı imparatorluğu'nun en gayretkeş,en dirençli,ve en ilerici uluslarından biriyken,şimdilik belleklerde anı oldu ''.
Orhan Pamuk,2006 Nobel Edebiyat ödülü alan yazar ''Türk'ler bu topraklarda 30bin Kürt,1milyon da Ermeni'yi öldürdü ve kimse bundan söz etmeye cesaret edemiyor.Bunu ben yapıyorum,bundan dolayı benden nefret ediyorlar''
İlya Ehrenburg ,Rus gazeteci ,yazar ''...eskiye ait bir hikaye hatırladım,anlatmaya kendimi mecbur hissediyorum.1926'da Trabzon'a gitmiştim.Sovyet konsolosu çalışanı bana,Ermeni'lere ait eski bir manastırın berbat edilmiş kabartma figürlerini gösteriyor.Bundan 10 yıl kadar önce ,Dahiliye Nazır'ı Talat Paşa'nın emriyle Türk'lerin,Ermeni'leri topyekün katlettiklerini anlatıyordu.Sivas'a göndereceğiz bahanesiyle,bed-bahtları gemilere dolduruyor.Bu gemilerse ermeni'leri denize döküp bomboş geri dönüyordu..''
Joseph Markwart , Alman bilim adamı ,1916 ''Anayasa'nın ilanından sonra bile Türk politikasının ana sloganı Ermeni'ler olmazsa , Ermeni sorunu da olmaz olmuştur ''
Hasan Cemal Gazeteci,yazar,Cemal Paşa'nın torunu, 25.2.2012 ''...Ermeniler acaba ''Cemal Paşa'nın torunu''yla kendi acılarını paylaşmak istiyorlar mıydı, isterler miydi ? Bilemedim.Ama sonra Erivan'da güneşin etrafı kızıla boyayarak sisler içinde doğduğu o sabah vaktini anımsadım. Ermeni Soykırımı anıtı'na Üç beyaz karanfil bırakırken kendi başıma mırıldanmıştım : ''Sevgili Hrant,beni buraya senin acıların getirdi,senin ve atalarının, o acılarını anlamaya, yüreğimde hissetmeye çalışıyor ve paylaşıyorum.Rahat uyu kardeşim''....
Robert Melson ,Uluslararası soykırım Araştırmaları Der.Bşk'nı ,2005 ''24 Nisan 1915'te I.Dünya Savaşı örtüsü altında Osmanlı İmparatorluğu'nun Jöntürk hükümeti silahsız Ermeni azınlık ahalisinin sistematik soykırımını başlattı.Doğrudan öldürme,açlık işkence ve zorunlu ölüm yürüyüşleri yoluyla bir milyondan fazla Ermeni yok edildi.Bir milyonu ise sürekli olarak göç etti.Bu yüzden eski bir uygarlık 2.500 yıllık anayurdundan çıkarıldı.'' Taner Akçam ,Gazeteci,yazar,tarihçi ''Jön Türk rejimiyle 1923'te kurulan Cumhuriyet arasında derin bir süreklilik vardır''
Rafael Lemkin,Jenosid-Soykırım kavramını yaratan Polonyalı hukuk adamı ''...Bir zamanlar doğuda olan Avrupa'nın göbeğinde de olabileceği konusunda uyarmak için....Jenosid ile ilgilenmeye başladım çünkü bir çok kez gerçekleşti,önce Ermeni'lerin başına geldi,ardından da Hitler harekete geçti...Türkiye'de hristiyan olmaktan başka suçu olmayan 1.200.000 ermeni ölüme gönderilmişti.Savaştan sonra 150 Türk savaş suçlusu tutuklandı.Britanya hükümeti tarafından Malta'ya gönderildi....bir gün delegeler gazetelerde Türk savaş suçlularının serbest kaldıklarını okudular....bir millet toptan öldürülmüştü ve suçlular serbest kalmıştı.bu beni şok etti.Ne- den bir adam bir adamı öldürünce cezalandırılır?Niye bir milyon insanın öldürülmesi,bir tek kişinin öldürülmesinden daha az suçtur?....Kendimi sayıları giderek artan kurbanların yerine koydum...''
TBMM'de,2016 yılı Diyanet İşleri Bakanlığı'nın bütçesi görüşülürken bugüne kadar yapılan 86 bin caminin yanlış olan kıblesinin düzeltilmesi için milyonlarca dolar ödenek ayrıldı.Yapılacak olan ''kıble tespit çalışmaları'',için yurt dışına ''kıble tespit uzmanı'' yetiştirilmek üzere elemanların gönderilmesine karar veridi.Din'e hiç bir zaman inanmayan,toplumu uyutmanın bir aracı olarak halkın duygularını istismar eden Erdoğan ve AKP'cilerin kıblesi ayakkabı kutularına gizlenen euro ile dolarlardır.Ezilen,sömürülen,aşağılanan,hor görülen,mazlum halkların kıblesi ise İnsanlıktır. Munzur'lardır,Toros'lardır,Cudi'lerdir,Ararat'lardır,Sur'lardır,Cizire'lerdir.
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
Ezilen ulusların sokakları kuşatan, faşist gericiliği sarsan direnişi mücadelemizdir! Selam olsun Kürt ve Katalan ulusunun bağımsızlık mücadelesine!
Emperyalizmin köhnemiş düzeni 2008 yılından bu yana boy gösteren ve giderek derinleşen ekonomik ve siyasal kriz ile sarsılmaya devam ediyor. Ortadoğu enerji rezervlerini elde etmek için katliamlar gerçekleştiren ve halk kitlelerinin öfkelerini ve örgütlenmelerini çarpıtan emperyalistler dipten gelen dalganın telaşını iliklerine dek hissediyor, bunun kabusu ile yaşıyor! Köhnemiş bu düzen, halkların kanı ve gözyaşı üzerine kurulduysa elbet bu düzenin çökmesi ve parçalanması da kaçınılmazdır.
Tarih çarpıtıcılığı ve yalan üzerine teori inşaa etmek
Güney Kürdistan’daki bağımsızlık referandumu, sağından “sol”una bütün siyasal kesimlerin tavır almasını gündeme getirdi.
Kürdistan’ı sömürgeleştiren ve işgal eden egemen ulus egemen sınıflarının bu referanduma karşı çıkışlarını, tehditleri ezelden beri bilinen olmasına karşın, kendini sol’da görenlerin bir çoğunun -Marx’ın deyimiyle-; “egemen ulus burjuvazisinin önyargılarına yankı olmalarına” ne demeli?
Dogmatizmle hesaplaşmada teorinin önemi üzerine -2-
Sürecin tüm örgütlü yoldaşlarımıza çok daha fazla sorumluluk ve görev yüklediğini belirtmiştik. Bunlardan biri de dogmatizmle mücadele yöntemlerinden en önemlilerinden biri olan devrimci teori üretimi üzerine yoğunlaşmaktır. Devrimci teoriyle yeterince ilgilenmeme sebeplerinden birinin de ezilenlere ait bir teorik kültürün eksikliği olduğunu vurgulamıştık. Teorik kültürün eksikliği, artık üniversite okuyanların dahi teorik ilgisizliğini ve ayrıca teoriyle ilgilenenler için de önceden az çok belli olan güçlü teorik çizgilerden yoksun olmayı getirmektedir. Konuyu biraz daha açalım.
Tutuklu gazeteci Aslı Ceren Aslan yazdı: Kıyafet meselesi ve iki saldırı konsepti
TC devletinin bugünkü uygulayıcılarından AKP’nin baskı, sindirme ve yok etme politikalarıyla eşgüdümlü olarak yaşamın her alanında çeşitli yansımalar vücut buluyor; bunlardan birisi de giyim-kuşam, üst-baş, nam-ı diyar kıyafet, elbise. Tekçi ve erkek yapısının koruma altına alarak saldırılarını yoğunlaştıran devlet, mayasında yer alan özellikleriyle dönem dönem değişen başlıklarla ezilenlere nasıl giyinmesi gerektiğini öğretiyor(!); esas olarak kendi bekasını sağlama almaya çalışıyor.
Bir insan ömrünü neye vermeli?
Her insan için yaşamının belkide en önemli sorusudur bu. Bitimsiz ve sonsuz bir döngüden ibaret olan sürekliliğe,insan kendi sınırları ve ölçüleri içinde “Hayat” adını veriyor. Bunuda insanın doğmasından ölümüne kadar ki zaman dilimi içinde yorumluyor. Hayat dediğimiz şey, karalanmaya hazır bembeyaz bir defter değilmidir zaten? Herkes bu gerçeği nefes alıp vermeye başladığı andan itibaren yaşar. Farkında olsun veya olmasın.
Dersim’den İstanbul’a uzanan bir mücadele
Yaşamını yitiren Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in Dersim’den İstanbul’a uzanan mücadelesini kızı Meral Nergis Şahin, “Ötekileştirilen kim varsa tereddüt etmeden yanına giderdi” sözleriyle anlattı.
“Kaybedilen her çocuk benim evladımdır” diyerek Cumartesi Anneleri’nin 22 yıldır Galatasaray Meydanı’nda verdiği mücadeleye destek veren ve geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in mücadelesinin altında kendi hayat öyküsü yatıyor.
Faşizm almanyada resmileşti
Özellikle, kapitalizmin 2008 büyük krizinden sonra, Avrupa ülkelerinde iç faşistleşme giderek arttığı gibi, kitleler içinde de güçlü taban bulmaya başladı. Avrupa’nın en bilinen faşist partileri Frans’nın “ulusal cephe”si (FN), Avusturya’nın “özgürlük parti”si (FPÖ) ve Hollanda’nın “özgürlük parti”si (PVV) dir. Bunun yanında, diğer Avrupa ülkelerinde de faşist partiler parlamentoda yerlerini almışlardı.
Sınırsız, mülksüz, ulussuz bir yaşam: Nubar Ozanyan
Gazeteden gördüm seni güneşe uğurlayışımızın haberini... Aliboğazı şehitlerimizin yokluğunu derin bir şekilde yaşarken seninde aramızdan bedenen ayrılışının acısı eklendi.
Kısa bir haberdi; “Filistin'den Rojava'ya bir Ermeni” başlığıyla verilmişti. Başlığın kendisi ve yanındaki resim ilk andan çok farklı, özgün bir komünistin yanıbaşımızdan ayrıldığını anlatmaya yetiyordu.
Tam sınıf bilinci
Proletaryanın devrim biliminde dikkatli bir okuma yapıldığında “Tam anlama-tam kopuş-tam çözüm-tam sınıf bilinci-tam demokrasi-tam özgürlük-tam hak eşitliği“ vb. kavramlara rastlanır. MLM, ekonomi-felsefe-bilimsel sosyalizm konularında kendi içinde bütünlüklü ve birbiriyle uyumlu olan dünya görüşüdür. Özgürlüğe kurtuluşa geleceğe ait tüm sorunlarda ve konularda kırıntı halinde parçalı, sınırlı hiçbir şeyi talep etmez, mücadele hedefine bunları koymaz.
Ekim Devrimi'nin yüzüncü yılında,öğretileri ve kazanımları
- İşçi Sınıfının Öncüsü Olarak Parti:
Ekim Devrimi Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (Bolşevik) -RSDİP (B) -Bolşevik Partisi önderliğinde gerçekleşmiştir. İşçi sınıfının dünya görüşleriyle donanmış bir öncü parti olmasaydı, Ekim Devrimi gerçekleşemezdi. Bu nedenle, burjuvaziyle proletarya arasındaki sınıf savaşımında, kapitalizmi yıkıp sosyalizmi kurmak isteyen işçi sınıfı; örgütlenmiş ve çelikten bir disipline sahip bir parti olmadan, işçi sınıfı iktidarı burjuvaziden alamaz. Ekim Devrimi ve daha sonraki işçi devrimleri bunu kanıtlamıştır.
GÜNEY KÜRDİSTANDA REFERANDUM (Hasan Ali Köse)
HER ULUS GİBİ KÜRT ÜLÜŞÜ DA AYRILIP AYRI DEVLET KURMA HAKKINA SAHİPTİR. HİÇBİR GEREKÇE İLE BU HAK GÖRMEZDEN GELİNEMEZ, İNKAR EDİLEMEZ. KÜRTLER İSTER “ BÖLGESEL ÖZERKLİK, İSTER KÜLTÜREL ÖZERKLİK,İSTER DAHİL OLDUKLARI SINIRLAR İÇİNDEKİ DİĞER HALKLARLA, BİRLİKTE YAŞAMA , İSTER FEDERAL BİR YÖNETİM BİÇİMİNİ TERCİH ETME, YA DA AYRILIP AYRI DEVLET KURMA” TERCİHİNDE TAMAMEN ÖZGÜRDÜRLER.