Oynatmaya Az Kaldı
Yaşadığınız her olumsuzluk tekrardan ibaretse elinizde alacakları ilk şey eleştiri silahınızdır.
Biz sıradan ama sosyalist proletarya köylülerin işi çok zor.
Hala kimileri doğu perinçek te ortaya çıkan faşizmin bir revizyonizm olmadığını dünya devrimci tarihinde de rastlanan faşizmin kendi elleriyle kurduğu sosyalist maskeli bir parti olduğunun ispatı olduğunu söyleyemezken...
İş biz halka gelince.........
Halde böyle olunca.....
Eleştiri silahını açıkça kullanmamız elimizde alınınca
İstisnalarda ki eniştelerden ve kayınçolardan özür diyerek...
Arkasından da kuyunun içerisindeki insan kuyunun deliği kadar gökyüzünü görür hiç bir prensesinde aklı bir insanın kuyunun içerisinde olabileceğini düşünebilecek kadar çalışmayacağından kuyudan çıkıp tüm gökyüzünü görüp prensese de kendimi öptürüp mutlu mesut bir kurbağa olarak yaşamak istediğimden istisnalar kaydeyi bozmaz diyerek özrümü ellerinde alıp..
Şu kayınçolar tuhaf biri.
Bir türlü anlatamadım.
Onlar kayınçoluğunu yapacak bende enişteliğimi.
Ne yani tarihin yüzyılardır gelişini, gidişini ben mi değiştirebilecem ?
Yok öyle bir yeteneğim kardeşim.
Hemi öyle bir yeteneğim olsaydı kayınçolar için mi bunu harcardım?
Daha ülvi, daha daha daha ... ülvi amaçlar için bunu harcardım.
Mesela...... eşime: kayınçolara, kayınbabaya, kaynanaya, hatta sizin taraftakilerin tümüne söyle kendime bir araba alacam sağa sola baksınlar derdim.
Enişteliğimi yapardım.
Ahh.. gördünüz mü yine salt eşimin tarafında böyle bir şey istemekle eniştelik vazifemi yaptım.
Maşallah bana.
İşte bir türlü kayınçolarıma bunu anlatamadım.
Sanki kendileri de enişte olsa tarihin kendilerine biçtiği eniştelik misyonunu yerine getirmeyeceklermiş gibi.
Hadi sizi gidi gidi oradan, hadi sizi gidi gidi oradan....
Adı bende saklı kalsın ama hiç bir kolektifinde bunu ret etmeyeceğini düşünerek
..... bir dizi sorun veya eksiklik hatalı anlayış ve yaklaşımlardan beslenmektedir. ..... propaganda ve kazanımların ilerletilmesi genel bir desteklemenin ürünü olabilir. Elde edilen kazanımın desteklenerek propaganda edilmesi kazanımları ilerletirken.....
Böyle yapınca eleştiri, eleştiri olurmuş.
Eleştiri salt eleştiri olmamalı, katılımla soruları ( yanlış görüyorsanızda ) aşmada yardımcı olmalı
Tam aksi olursa......
Düşman dili olurmuş.
Yok dünya yüzerinde böyle bir enişte / eleştiri türü.... sıradan insanların elinde devrimcilik yapmıyor diye reviyonizmle kol kola girip eleştiri silahını alırken, yalnızlaştırılıp, eleştiri silahının bu hale getirilerek kendisininde elinde alınabileceğini düşünmeyen devrimci kardeşim.
Böyle söylemekle kayınçolar eleştiriyi kendilerinden başka kimseninde böyle bir edebi tür vardır diye idaa edemeyeceği hale getirdiklerinin farkında bile değiller.
Böyle davranmaya hakları var mı ?
Şimdi ben ufak bir misalle çinde ortaya çıkan kıtlığın mülkiyetçi ilişkilerin güçlendirilerek aşılmasının yanlış olduğunu kıtlığın zaten .... mülkiyetçi üretimin isteği sonucu ortaya çıktığını mülkiyetçi üretimin bertaraf edilmesiyle aşılmasının en uygun olduğunu söylersem.............
Ve de bunun sonucunda da tekrarı olan her sorunumuzun kökeninde sahip olduğumuz proletaryayla köylünün özelliğinde ve de sahip olduğumuz ilkel kapitalizmin kendi toprağında / işyerin de / geçimini sağlayan proletarya köylüsüyle emperyalist kapitalizmin ortaya çıkardığı ülkelerdeki proletarya köylüyle arasındaki çelişkiden kaynaklandığını söylersem ve bu çelişkilere karşıda sovyet halkı gibi yaklaştığımı yazarsam............
Bre... kardeşim şimdi ben yaşadığımızı yazmasam yaşamıyor mu oluruz, yaşadıklarımıza karşıda almamız gereken tedbirleri yazmakla suç mu işlemiş olurum ?
De hadi gelin bu soruyda siz cevaplayın.
Siz isteseniz de istemeseniz de hepimize dayatılarak yaşamak zorunda bırakıldığımız alaturka yaşantının kendisi espirinin, eleştirinin, trajedinin.... taa.. kendisidir.
Ergün Aslan
Ergün Aslan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.
“Bu bir çıkmaz sokak. 3.Dünya savaşı yaklaşıyor.” Mu gerçekten de?
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Medvedev, 11-12 Temmuz 2023 tarihlerinde Vilnius’ta gerçekleşen NATO Liderler Zirvesi’nde Ukrayna’ya yapıla gelen silah yardımlarının daha da arttırılması kararına ilişkin olarak şu değerlendirmede bulunmuş:
“Çıldırmış olan Batı, başka bir şey düşünemez oldu. Aptallık noktasına kadar en yüksek düzeyde öngörülebilirlik içerisindeler. Bu bir çıkmaz sokak. 3.Dünya Savaşı yaklaşıyor.” (1)
“Kim Daha Kötü Kaypakkaya’cı?”
Halkın günlüğü gazetesinde yayımlanan bu makaleyi yerinde ve doğru tespitlerinden ayrıca Kaypakkaya'yı anlama ve algılama yönünden değerli bir yazı olması sebebiyle okumanızı tavsiye ederiz.
“Kim Daha Kötü Kaypakkaya’cı?”
Kaypakkaya’yı sevmek (Deniz Faruk Zeren)
Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!
Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zındanlarıyla tanışıyor!
Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!
Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?
On yıllar önce katledilmiş, katilleri açığa çıkarılmak bir yana korunup gizlenmiş, mezarına giden yollara bile karakollar kurulmuş, adına yazılan şarkılar yasaklanmış bu insan güzeli, İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek neden suç?
“Özgür yaşa ya da öl” (Nubar Ozanyan)
Sömürgecilik pratiği ve politikası hemen her yerde ve anda benzerlikler taşımaktadır. Amerika’dan Fransa’ya, Hollanda’dan Portekiz-İspanya’ya uzanan sömürgeci tarihin işgal ve yıkıma dayalı ayak izleri hep aynıdır. Sözde yoksul ve geri kalmış ülkelere medeniyet götüren uygar ülkeler(!) sömürgeci tarihlerini kolonyal çıkarlarına göre yazarlarken yerli halklar ise tarihi direniş ve isyanla yazmaktadır. Bu hikaye, yeni biçim ve kodlarda sürdürülse de özü ve gerçekliği hep aynı kalmaktadır.
Kaypakkaya ardılı hareketin bölünme ve ‘birlik” sorunu üzerine
- Çok parçalılık, bölünme/kopuşma ve ayrışma sorunu.
‘Yakın tarih’ olarak, 1968 süreci ve 1970 başlarında ortaya çıkışı itibariyle ele alındığında görülecektir ki Türkiye ve K. Kürdistan Devrimci Hareketi (TKKDH), sınıflı toplum gerçekliğinin doğal bir gereği olarak da zaten parçalı/çok bölüklü olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Bu, elbette anlaşılır ve kabul edilebilir bir durumdur.
Sınıf Savaşımı Uzun Bir Yürüyüştür
Bugün karşı karşıya olduğumuz yoksulluk tablosu, kapitalist gelişmenin ve sermaye birikiminin kaçınılmaz sonucudur. Yaratılan zenginlikler bir tarafta birikirken diğer tarafta ise yoksullaşma ve yıkım büyümektedir. Bu, kapitalizmin genel yasasıdır. Proletaryanın yoksullaşması, bir avuç egemen sınıfın ise zenginliğine zenginlik katmasıdır.
KATLİAMININ 30. YILINDA MADIMAK VE ES GEÇİLEN BAŞBAĞLAR.
Sözüm öncelikle komünist ve sol- sosyalist kesime: Ne zaman gerçek anlamıyla adil olmayı ve çifte sıtandartçı yaklaşımları terk etmeyi başaracağız acaba? Ne zaman 'bizim cenah' dediğimiz kesimlerce de halka karşı işlenmiş ağır suçları tereddütsüzce kınayacağız acaba?
Çok genelleme yaparak, üzerinde durmak istediğim esas konuyu bunun gölgesinde silikleştirmek istemiyorum.
Her 2 Temmuz'da Madımak katliamı kınanırken; Başbağlar katliamı neden sessizce es geçiliyor acaba?
Komünistlerin Birliği Çağrılarına Dair
MKP’li arkadaşlar, arada kısa molalar vermekle birlikte, uzunca bir süreden beridir ki komünistlerin birleşmesi gerektiğine dair çağrılar yapmaktalar. Ve mütemadiyen yakınıp durmaktalar: "Muhataplarımızdan yanıt alamıyoruz" diye.
Evet, görüldüğü kadarıyla muhatapları bu çağrılara ilgisiz olmalılar ki, yanıt vermiyorlar. MKP’li arkadaşlar da kendilerince bir basınç oluşturma adına; adeta Temcit pilavı misali, her fırsatta bu çağrılarını yinelemekte ve muhataplarını kamuoyuna şikâyet edip durmaktalar.
Avrupa da İbrahim olmak!
18 Mayıs 1973‘den bugüne Kaypakkaya yoldaşın işkencede katledilişinin ellinci yılı.
50 yıldır söndürülemeyen meşaledir İbrahim Kaypakkaya!! Bu yazının amacı İbrahim Kaypakkaya‘yı anlatmak değil, Onu anlatan onlarca yazı yayınlandı bu yazı da başlıktan da anlaşılacağı üzere İbrahim Kaypakkaya‘yı Avrupa‘da anan ardıllarının pratik, teorik düzlemde, Kaypakkaya‘yı nasıl andıkları? Neyi, nasıl, ne kadar anladıklarını irdelemek bu yazının amacı.