Salı Eylül 22, 2026

Modus vivendi...Riskler ve olanaklar

Uluslararası hukukta anlaşmazlık içindeki iki entitenin anlaşmazlığın çözümünü erteleyerek geçici bir anlaşmaya varmaları durumuna Modus Vivendi deniyor.TC ile PKK arasında süregiden çözüm sürecinin evrildiği durumu bundan daha iyi özetlemek mümkün görünmüyor.

Yurtsever blokta süreci en iyi takip ve analiz eden isimlerden biri olarak Cahit Mervan “PKK Silah mı Bırakıyor?” başlıklı bir yazı kaleme aldı birkaç gün önce.Dedi ki: ”Öcalan’ın çağrısı ‘silah bırakmayı’ değil, ‘silahlı mücadeleyi’ sonlandırmayı ön görmektedir.Bu iki olgu aynı içeriğe sahip değildir. Çünkü, PKK açısından Türkiye’nin siyasi sınırları içinde silahlı mücadeleyi sonlandırmakla, silahları bırakma sanıldığından daha köklü ve niteliksel bir durumdur.  Bu iki olgunun bilerek veya farkında olmadan karıştırıldığı, eş anlamda kullanıldığı gözden kaçmamaktadır. Bu ise yanlış sonuçlara ve farklı beklentilere yol açmaktadır. Bir kez daha hatırlatmakta yarar var ki, PKK açısından silahların bırakılması asla söz konusu değildir. Kürdistan, Kürt ve diğer halklara karşı soykırım tehdidi devam ettiği müddetçe bu mümkün değil. Kaldı ki, Kürdistan Savunma Güçleri çözüm sürecinin ve kalıcı barışın sadece bir parçası değil, aynı zamanda olmazsa olmaz güvencesidir." Buna Duran Kalkan'ın "Dolmabahçe'de yapılan açıklamanın, "seçime kadar bir çatışmasızlık durumu" olduğuna işaret ederek, "AKP her şeyi seçim için yapıyor. Gelişmeler seçim sonuçlarına göre olacak, bunu herkes bilmek durumundadır"  deyişini ve PKK'nın silah bırakacağına yönelik iddialara, "PKK silah bırakmaz, niye bıraksın? Kürt silah bırakmaz. Türk devleti silahsızlansın" sözleri ile cevap verişini ekleyin.Söylenmek istenen dünyada savaşta olmayan yüzlerce ordu bulunduğu ve Kürd ordusunun da Kuzey Kürdistan’da böyle bir pozisyona geçmesinin ordunun tasfiyesini gerektirmediğidir.Tıpkı savaşmayan Türk ordusunun tasfiyesini kimsenin tartışmadığı gibi.

Sonuç olarak sürece nasıl bakarsanız bakın,varacağınız nokta Modus Vivendi'dir ve üzerinde anlaşılmış tek şey çözümün ertelenerek ateşkesin tahkim edilmiş olması ve bunun TC hükümet yetkilileriyle Kürdistan özgürlük hareketinin legal alandaki temsilcilerinin katıldığı bir basın toplantısıyla ilan edilmiş olmasıdır.Mevcut Modus Vivendi hem ulusal hareketin Kuzey Kürdistan'daki konsolidasyon ihtiyacına,hem de Batı Kürdistan'a odaklanma ihtiyacına cevap vermektedir.TC yönetimi açısından da gelmekte olan iktisadi krizi atlatmak,sorunların çözümünü zamana yayarak ertelemek,anadilde eğitim,yerinden yönetim gibi evrensel kabul görmüş hakların realizasyonunu geciktirerek Kürdlerin entegrasyonunu hızlandırmak ana başlıklardır.TC’nin stratejik hedefi Kürdistan'ın işgal ve ilhakının entegrasyonla tamamlanmasıdır.Gap projesindeki sulama sistemlerinin tamamlanması sonucunda oluşması beklenen tarımsal üretim artışına denk düşen emekçi ihtiyacı sayısı 4 milyonun üzerindedir.Bunun aileleriyle birlikte 15 milyonun üzerinde bir nüfusa denk geleceğini hesaplayabiliriz ve bu nüfus Kürdistan'ın sadece Gap projesine dahil olan illerindeki emekçi ihtiyacına denk gelen nüfustur.Sulama yatırımlarının yapılmamasının / geciktirilmesinin ardındaki neden Kürdistanlıların ekonomik nedenlerle Türkiye'ye göçünü  ve zamana bağlı olarak da entegrasyonunu gerçekleştirmektir.Bahsettiğimiz Modus Vivendi'nin böyle bir riski de mevcuttur.

Olgu böyle iken,yaratılmaya çalışılan bir algı var, TC ile Öcalan'ın Kürd ulusal dinamizmini imha noktasında anlaştıklarını vaaz eden.PKK alanının dışında yeralan Kürdistanlı yurtseverlerin çok sıkça yaptığı bir metodoloji hatası var.Aynı metodolojik hatayı ben de yaptığımda değerli araştırmacı Cemil Gündoğan kişisel bir mesajla beni uyarma gereğini duymuştu.Demişti ki: " "Kürdün biri "bağımsızlık istiyorum" diyor, bir başkası "hayır özerklik bile istemiyorum", bir başkası da "sadece Kürdistan'ı değil,Ortadoğu'yu özgürleştireceğiz" diyorsa, siyaset üzerine yazdığınızda bu durumu iki biçimde ele alabilirsiniz: Bir: Bu sözlerin içeriklerinin doğrudan doğruya o sözleri söyleyen kişilerin gerçek istek ve eylemlerini yansıttığını varsaymak; iki: bu ifadelerin, hem birbirleriyle hem de başka ifadelerle ilişki içerisinde söz sahiplerinin birbirlerine ve piyasadaki başka aktörlere karşı pozisyonunu sabitlemeye çalışan işaretler olarak ele almak.Kürdlerin ezici çoğunluğunda birinci bakış açısı egemendir.Benim kanaatime göre, gerçeği yakalama şansı daha büyük olan ikincisidir." Söylemlere yaklaşımdaki ölçü bu olmalı.

Sonuç olarak Kürdistan bir günde işgal edilmedi.Kurtuluş da bir günde olmayacak.Aktörlerin ne söylediğinin bu kurtuluşa katkısı sınırlı.Ne söylendiğinden çok ne yapıldığının önemi var.Bir bütün olarak, dört parçalı Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesi kefenini yırtmış,slogan atma dönemini aşmıştır."Dünyayı bir satranç tahtası olarak olarak kullanan güçler açısından artık dört parçalı Kürdistan sosyolojik değil,siyasal ve ekonomik bir alandır.Kürdistan enerji kaynaklarının denize çıkışı meselesi dünya ekonomisi açısından yaşamsal önemdedir." Öğrenmemiz gereken şey , kahrolsun sömürgecilik sloganları atılmadan da sömürgeciliğin kahredilebileceğidir. Kobane'de gerçekleşen tam da budur.Stratejik hedef Batı Kürdistan kantonlarının birbirine bağlanarak stabilizasyonu ve Kürd koridorunun altyapısının örülmeye başlanmasıdır. Kürdistanlıların sömürgeci yapılara entegrasyonunu engellemenin en temel yolu budur.Soğuk savaş öncesinin kalıplarına da takılmamak gerekiyor.O dönemde genelde Sovyet kampının desteğini de alarak bayraklarla,marşlarla,silahlarla sosyal ya da ulusal kurtuluş mücadelesi verilirdi.Soğuk savaş sonrası dönemdeyse tabiri caizse post-modern bir ulusal kurtuluş mücadelesi sürdürme zorunluluğu var.Dünyanın sinir merkezlerini dikkate alıp onlarla ilişki sürdüren,dünya kamuoyunu önemseyen,sadece Kürdistan'dan dünyaya değil,dünyadan da Kürdistan'a bakabilen bir tarza ihtiyaç var.Kürdistanlıların bu tarzı hızla öğrendiklerini de görebiliyoruz.Demirtaş Avusturya Cumhurbaşkanı Fischer'i neden ziyaret ediyor ya da Hollande PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah ve YPJ Komutanı Nesrin Abdullah'ı neden Elysee Sarayı’nda ağırladı sanıyorsunuz? PKK'nin silah bırakmasını umut edip,buradan kendilerine bir politik alan açılacağını sanan eskimiş tüfeklere bir ipucu daha: PYD heyetini Hollande özel jetle aldırdı ve YPJ Komutanı Nesrin Abdullah görüşmeye askeri üniforması ile katıldı.

ZÜLKÜF AZEW, 05.03.2015

 

88343

Farklılıkları ve Renkleri Tanımamak19. ve 20.Yüzyılın Siyaset Anlayışıdır-Dursun Ali Küçük

Yeni yıl vasıtasıyla Gürcistan cezaevinde tutsaklık koşullarında 2005 yılında yazdığım bu yazımı sizlere sunuyorum. Aynı zamanda kendi kendimle hesaplaştığım bir süreçti.

Bir Çatı Altında Toplanma - Hiciv -

Konumuz değil....
Başka zaman...
Yakında ...
Pek yakında ...
Çok yakın...
Çok çok yakın da....

Bir süredir bir çatı altında toplanma...

Çağrılarının yapılmadığını görüyorum.

Aslında bence  bir çatı altında toplanma...
Çağrıları yapmanın tam zamanı.

Diyaletiğin dansı! H. GÜRER

“Diyaletiği anlamak,değişim/dönüşüm ve hareketin sürekliliğini,karşıtların birliğini ve çatışmasını anlamaktır!”

Bir savaş suçu:Roboskî katliamı

“Anlamak hatırlamaktan çok daha önemlidir,her ne kadar anlamak için hatırlamak gerekse de.”[1]
Hani Erdoğan’ın, “Oturuyorlar kalkıyorlar Roboskî diyorlar! Orası Roboskî değil, Uludere Ortasu! Ama onlar da kaçakçılık yapıyorlardı, karıştırmış olamaz mı?” dediği yerde; “Gökten insan ve katır parçaları yağıyordu” diye özetliyordu “O” vahşeti; devlet katliamından sağ kurtulan dört kişiden biri olan Servet…[2]

Yer Roboskî’ydi; toplu -taammüden!- cinayetle katledilenlerse Kürt’tü!

Koca bir yılı geride bırakırken

Koca bir yılı geride bırakırken etraf toz-duman,siyaset te şeytani politikalar at başı gidiyor.Her yerde guzel bir yıllı geride bıraktığınızda n söz edilmektedir.

Sevgi’nin Üvey Ninesi

Evdeki abileri ise, ısrarla evlenmesini, başlarından def etmekti emelleri, onlara sanki bir ağırlık gibiydi kadersiz, yufka yürekli, kaybettiği gözü yüreğinde büyümüşcesine, bir melek kadar iyi olduğu halde, başlık bile almayacaklardı, ‘’Yeter ki evden gitsin!’’ istiyorlardı.

KDP’nin amacı nedir?

Kürt ulusal birliğine en fazla ihtiyaç duyulduğu böylesi bir dönemde KDP’nin KCK Eşbaşkanı Sayın Cemil Bayık ve HDP Eşbaşkanı Sayın Selahattin Demirtaş’a yönelik açıklaması, talihsiz olmadan da ötedir. KDP’nin yaptığı ne Kürt birliğine ne de mantığa hizmet eden bir saçmalıktır. Öyle ki, delilere mal edilemeyecek olan bu açıklama iyiden iyiye hesap edilerek yapılmıştır.

Kapitalizmi yıkıp geleceğimizi kazanmalıyız

Yüzyıllardır insanlığın yaşamını gaspetmiş olan kapitalizm, ne barışı ne de  refahı getirebildi.

Makinalaşma arttıkça üretim arttı, üretim artıkça, çalışanlar daha fazla yoksullaştı, mülksüzleştirilenler daha fazla işsiz kalmaya başladı.  Kapitalizm, kan deryası içinde doğdu ve kendi süreti gibi bir dünya yarattı.

HDP Merkez Yönetimine Açık Mektup

Yüksekova halkının aşağıdaki feryadı olmasa ve diken üstünde tuttuğunuz milyonlarca insanın gözü ve kulağı size kilitlenmese bu açık mektubu yazmazdım. Bana hiddetleneceğinizi biliyorum. Yanlışlıklara sessiz kalmak ruhunu satmak ve böcekleşmektir. Bu sınıf insanlardan biri olmak istemediğim için, halkın etrafında ördüğünüz sessizlik duvarına seslenmek istedim. 

Halkın Günlüğü’nün yolu: Demogoji, takıntı, idealizm ve revizyonizmde ısrar! Nürnberg Partizan

Halkın Günlüğü’nün 90. Sayısında Partizan Özel Sayı'sında MKP 3. Kongre'sine yönelik eleştirilere karşı “Dogmatizmde Israr Bismarc’ı Aratır” ve “Borsalar Meselesinde Anlamayan Ve Çarpıtan kim?” başlıklı birbirinin devamı olan iki yazı yayınlandı.

Faşizmden demokrasi dersleri ve aşılamayan korku! ÖZGÜR GELECEK

Devletin ve onun direksiyonundaki AKP’nin Kürt hareketiyle “barış ve müzakere” politikası “yeni evreye” girerken, buna paralel olarak zihniyet ve anlayışı bir türlü yeni evreye girememektedir.

Devlet bir yandan Abdullah Öcalan’ın hazırladığı müzakere taslağının olgunlaştırılmasına olanak sunup bunun üzerinden sürecin başlatılabileceği imajı yaratırken, diğer yandan ise Kürt hareketini atıllaştıracak ve mümkünse çürütmeye çalışacak ideolojik ve psikolojik saldırılar gerçekleştirmektedir.

Sayfalar