''MML Yolunda Partizan''ın Yalanları Ve Gerçekler!
''MML Yolunda Partizan'' sitesinde ''Bir Partizan Okuru'' imzasıyla ''Şiddet ve küfür dili sizin devraldığınız bir mirastır'' başlığıyla bir yazı yayınlandı. Yazının konusu; 26 Şubat 2017 tarihinden bu yana Özgür Gelecek Gazetesi'ne yönelik büro işgalleri ve Antakya'da bir Özgür Gelecek Gazetesi çalışanın dövülmesine ilişkin.
Yazı içindeki yalan ve diğer çarpıtmalara geçmeden önce yazının başlığıyla ilgili kısa bir vurgu yapmak gerekmektedir. Yazının başlığı ''Şiddet ve küfür dili sizin devraldığınız bir mirastır'' olarak atılmış. Her şeyden önce yazıyı yazan ''partizan okuru'' bu yapının ne savunduğunu, geçmiş pratiğini ve böylesi konularda tutumunu bilmediği için böyle bir başlık atarak sadece görevini yerine getirmiş bulunuyor. Bu durum karşısında, böyle bir başlık atması da normal! Yazıyı yazdıranlar yayınlamadan önce okumamış olacaklar ki, gözlerinden kaçmış!
Şunu hemen baştan vurgulayalım ki, bu yapının geçmişin de böyle bir miras yoktur. Eğer, bu okurun iddia ettiği gibi, geçmişimizde ''Şiddet ve küfür dili'' bizim ''bir miras''ımıza, bunun ortaklarından biri de sana bu yazıyı yazdıranlardır. Bizim bu mirası devralmamız için ortada da bir ''Miras'' olması gerekir ki, bizde bunu devralıp devam ettirelim. Sadece suçlamak için böyle bir başlık atanların ve attıranlar sizler, yangından mal kaçırırcasına can haviyle sağa sola saldırarak bir yere varacağınızı sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz.
Bu yapının geçmişi tertemizdir. Devrimciler arası şiddeti ilkesel olarak ret etmektedir. Bu yapı, devrimciler arasındaki çelişkileri halk arasındaki çelişkiler olarak ele almakta ve çözümünü de tartışarak, konuşarak hal edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Devrimci yapılar arası çelişkilerin çözüme kavuşturulamayan konuları ise zamana bırakmayı ve zamanla çözülmesini savunmaktadır. Şiddetin kör bir dövüş olduğunu ve devrimci yapılara zarar verdiğini her zaman savunduk, savunmaya da devam edeceğiz.
Bu yapı, devrimciler arası şiddeti ret ederek her zaman örnek bir tutum sergilemiştir. Devrimci hareketin tarihi incelendiğinde, şiddetin verdiği zararlar ortadır. Şiddet uygulayan her kim olduysa hep zararlı çıkmıştır.
Aynı tutum ve görüşümüzde ısrarlıyız. 26 Şubat'tan bu yana Özgür Gelecek Dergisi Bürolarının işgali ve son olarak bir çalışanının dövülmesi olayından sonra soğukkanlılığımızı koruyoruz. Israrla bunun yanlış olduğunu söylüyoruz/ söylemeye devam edeceğiz. Bizi, kör bir dövüşün içine çekmek isteyenlerin oyunlarına gelmeyeceğiz. 'Azdan az, çoktan çok' bizim felsefemiz olmayacak. Dövülsek de, bürolarımız işgal de edilse, savunduğumuz ilkelerde tutunmaya devam edeceğiz.
Bize saldıranları her yerde teşhir edeceğiz.
Devrimci yapılara, kurum ve partilere gidip, bize şiddet uygulayanları şikayet etmeye devam edeceğiz. Kapısını çaldığımız her kurumunda, şiddet uygulayan sizleri kınamalarını, tavır almalarını, teşhir ve tecrit etmeleri için çalışacağız. Bundan rahatsız olanlar ya yaptıklarının öz eleştirisini verir, ya da sonuçlarına katlanırlar.
Ha keza, 26 Şubat 2017 tarihinden bu yana yapılanları sürekli olarak inkar ettiniz. 'yok böyle bir şey, ispatlayın' deyip durdunuz. Sosyal medyada görevlendirilen bazı unsurların tek görevi sabah akşam bu konuda yazarak, birlerini olayları ispata çağırıp durdu. Söyledikleri tek şey 'işgal yok, dayak olmadı, bunları nereden bulup uyduruyorsunuz.' Bunu yazıp çizenler unutmayın ki,''MLM Yolunda Partizan'' sitesinde bu yazı yayınlandıktan sonra, sizin de göreviniz bitmiş oldu. Artık, 'işgal yok, dayak olmadı, bunları nereden bulup uyduruyorsunuz' deme şansınız kalmadı. Zira,''Özgür Gelecek ''çalışanı'' konuşma ve tartışma yürütme kararıyla yanına gidenlerin iradesine sinkaflı küfürler savurduğu için taraftarlarımızca inisiyatif ve sorumluluk üstlenilerek cezalandırılmıştır'' denilerek şiddet olayı resmi olarak üstelenilmiştir. Yapmanız gereken, size yeni bir görev verilene kadar beklemek! Bu görev de muhtemelen, şiddeti savun olacaktır! Ağanızın gözüne girmek için, istiyorsanız şimdiden taslak yazımına başlayın!!!
Korkakça davrananlar resmi olarak üstelenemediklerini kişi imzasıyla yayınlayarak şiddetin propagandasını yapmaktadırlar. Bu sizin politik olarak ne kadar korkak olduğunuzu gösteriyor. Kişi imzasıyla yayınladığınız yazılar, sırası geldiğinde, 'bu devrimci bir sitedir, herlese açık, biri de böyle yazmış ne yapalım' diyerek zevahiri kurtarmaya çalışsanız da nafile! Bu açıklama, sizin savunduğunuz, propagandasını yaptığınız bir tutumdur ve sadece hukuki olarak altına imza atmaya cesaret etmediğiniz tipik oportünistçe bir davranışınızdır. Bugüne kadar hep böyle davrandınız.
Yazıda kullandığınız başlıklarla gerçekleri anlatmaya devam edelim:
Yazınızda; ''Yalan ve manipülasyonlarınızla gerçekleri karartamazsınız!'' ara başlığı attıktan sonra şöyle devam ediyorsunuz: ''Yakın tarihimize konu olan gelişmeler daha kapsamlı değerlendirmeyi, tavır belirlemeyi hak etmektedir. Zira kolektifimiz içerisindeki sorunların özelliği kabuk değiştirmiş, çözümü küçük burjuvazinin iktidar hırsına, aceleciliğine kurban edilmiştir. Böylelikle iki çizgi mücadelesinin zemini aşındırılmış, hizip kalkışmasıyla kanalları tıkanmış, kolektifimizin süreci ve sorunları felce uğratılmıştır'' Bunu yapan, bugün suçladığınız kesim değil bizzat siz oldunuz. Elinizdeki mevkileri kullanarak, 'tek şef'le bu yapıyı yönetmeye kalktınız. Defalarca uyarılmanıza, bu yapının ilkleri hatırlatılıp, tüzüğü uyun dendikçe, sizler tersini yaptınız. Bu yapıda büyük bir güvensizlik ve kaos yaratarak bundan yararlandınız. Bu yapıda her şeyi bilen sadece siz, gerisi aptalmış gibi davrandınız. Tüm tartışmalar belgeleriyle, delil ve ispatlarıyla önünüze kondukça, başka gerekçeler bulmakta gecikmediniz. Öyle ki, son 15-20 yıllık defterleri karıştırıp ne bulduysanız ortalığa saçtınız.
Okuyucuya sadece birkaç gelişmeyi aktararak kimin 'Yalan ve manüpilasyonlarınızla gerçekleri karar...''tığına karar vermesini istiyoruz:
Olmamış toplantıları olmuş gibi yayınlayarak, sıkıştığınızda da 'evet öyle değildi' demenize rağmen geri çekmeyen siz değil misiniz?
HBDH meselesinde, daha resmi hiçbir açıklama ve tutum belirlenmiş değilken, birilerine ısmarla yazı yazdırıp, İnternet ortamın da HBDH'nin anti -propagandasını yapmadınız mı?
HBDH meselesinde haberimiz yoktu dediğiniz halde, sonradan, aylar önce haberinizin olduğu ortaya çıkmasına rağmen, suskunluğa bürünmediniz mi? Bu konudaki sonuçlara hile katan siz değil misiniz?
Yapı içinde evrakları değiştirmediniz mi?
Bir yandan görüşüp, diğer yandan çekmecelerde sakladığınız ayrılık mektuplarını sağa sola sizler gönderdiniz mi?
Tüzüğü defalarca çiğnemediniz mi?
Tüm iradelere hile katmadınız mı?
Ayrılığınızı meşrulaştırmak ve kitleyi düşmanlaştırmak için bu seferde saldırı stratejisini ortaya koydunuz. Saflarınızda kalan kitleyi kuru ajitasyonla etrafınızda kalması için olmadık yalanlar uydurarak şiddete baş vurdunuz.
Gayet pişkin şekilde, ''Örgütsel darbeyle “tutsak” yapılamayan kolektifin çizgisinden firar edenlerle mücadelenin zemini gelinen aşamada ideolojik politik bir “düzlüğe” ulaşmıştır diyebiliyorsunuz! Suçladığınız kesimin ''biz bu yapıdan ayrıldık' diye bugüne kadar bir tek satır yazısını okumadık. Tersine sizler, 10 Ocak 2017 tarihinde yaptığınız bir açıklamayla ayrıldığınızı ilan ettiniz, eğer bir ''firar''dan söz edilecekse bunu siz yaptınız. Sorunların tartışılmasından kaçtınız. Hesap vermekten korktunuz. Sizin söyleminizle ''muhalefetin'' öyle kolay lokma olmadığını gördüğünüz anda, çok basit şekilde ''Hizip'' yaftasıyla kendinizi temize çıkartmaya çalıştınız.
Olayları karartmaya çalışarak şöyle diyorsunuz: ''Ne ki yazının konusu küçük burjuvazinin politika yapma tarzı, devrimci sosyalist basın geleneğini “sürdürme” iddiasıyla sıraladıkları yalanlar ve kararttıkları gerçekler olacaktır.'' Çok iddialı bir şekilde yaptığınız bu 'belirlemeye' bir tek örnek veremiyorsunuz. Söylediğiniz ajitasyonun dışına çıkmıyor. Sizin için kuru laf ebeliği yapmanın hiçte zor olmadığını biliyoruz. Bu konuda oldukça ustalaştığınızı uzun süredir izliyoruz. Fakat bu yetmiyor. Söylediklerinizi ispatlamanız gerekir. Şimdi size soruyoruz: Örneğin sırala.. nan yalanlar ve karar...amalar nedir? Buyurun, ortaya koyun. Hiçbir örnek veremezsiniz. Şimdiye kadar dönüp dolaşıp söylediğiniz tek şey ''işgal yok, şiddet olmadı'' söyleminiz idi. Artık bunu da sürdürme iddianız kalmadı. Yaptığınız açıklamayla ''Özgür Gelecek ''çalışanı'' konuşma ve tartışma yürütme kararıyla yanına gidenlerin iradesine sinkaflı küfürler savurduğu için taraftarlarımızca inisiyatif ve sorumluluk üstlenilerek cezalandırılmıştır'' itirafınız, her şeyi açıklamaktadır. Şimdiye kadar yazdıklarımıza ek olarak okuyucu bunu da okuyarak karar versin, şöyle diyorlar: ''Bir süredir tasfiyeciliğin giydiği gömleğin yakasından içeriye dolanlar yeniden ayaklarının önüne dökülmektedir. Söylenen yalanların, manüpilasyonla inandırılmaya çalışılan senaryoların haddi hesabı yoktur. Kolektifin sorunlarını kendi hizip çıkarlarına hizmet eden bir zemine çekme de mahir davrananlar, her şeyi günlük politikanın konusu haline getirecek denli rotayı kaybetmiştir.'' şimdi, kim bu paragraftaki profile uyuyor, okuyucu karar versin.
Ve sıkılmadan,''Tasfiyeci hizbin karartmaya çalıştığı gerçekler tamda bu zeminde yaşam bulmaktadır. Yayın alanıyla yaşanan sorunlar tasfiyeci hizbin adli vaka gibi aksettirmeye çalıştığı, çarpıttığı ve yalanla süslediği gibi bir seyir izlememiştir.'' diyebiliyorsunuz.
Siz, ya ne söylediğinizi bilmiyorsunuz, ya da, yaşadığınız panikle sağa sola saldırarak, şiddet uygulayarak birilerini yola getireceğinizi sanıyorsunuz. Şu cümleler sizin ruh halinizin adeta dışa vurumudur. ''Tasfiyeci hizibin söylediğinin aksine yapmaya çalıştığımız kolektifin siyasal ve ideolojik çizgisine, örgütsel varlıgına yönelen saldırılara, ilkesel yaklaşımlar referans alınarak tavır oluşturmakla, tutum belirlenmekle sınırlıdır. Bugün de hizip kalkışmasını şiddete başvurarak bastırmak gibi kör bıçağa sarılma gafleti içerisinde değiliz. Başından itibaren söylediğimiz ve yazdığımız her şey tasfiyeci hizibin siyasal ve ideolojik karekterini açığa çıkarmaya yöneliktir. Kolektifin siyasi çizgisinin karşısına koydukları reformist çizgiye set olmaya dönük ideolojik politik mücadelemiz, yüzlerine taktıkları maskeyi indirmeye yönelik çabamız bunun kanıtı durumundadır.'' Sizin söyleminizle, eğer birileri bu yapının dışına çıkmışsa, ayrıldıkları tarihten sonra ne yaptıkları, neyle uğraştıkları ve ne savundukları artık sizi neden bu kadar ilgilendiriyor? Sizin ayrılanlarla ortak hiçbir şeyiniz kalmadıysa hala neyin peşindesiniz? Eğer ayrılanlar, Kolektifin siyasi çizgisinin karşısına koydukları reformist çizgiy..se bu konu sizi niye bu kadar ilgilendiriyor? Kendi yolunu çizenler, reformist mi olacak, ya da başka bir siyasal çizgiyle mi yollarına devam edecekler bu sizi ilgilendiren bir konu değildir artık. Siz, ayrılanlara şiddet uygulayarak, tehdit ederek mi ''reformist çizgiye set olmaya dönük ideolojik politik mücadele..'' vereceksiniz. O kadar gülünç durumdasınız ki, size sadece içimizden acımak geliyor.
Yazınızda defalarca dile getirdiğiniz ''her şeyin başı dürüstlüktür'' sözünü kime sorsanız bu yanlış bir belirlemedir demez. Sorun, defalarca bir doğruyu dile getirmek, yazmak değildir. Mesele bu doğruya ne kadar bağlı kaldığımız meselesidir. Dürüstlük konusunda tek bir örnek verelim; başından beri söylenen ''büroları işgal ettiniz, bir çalışana şiddet uyguladınız'' oldu. Siz bunu her defasında inkar ettiniz. Öyle ki, sosyal medyada özel olarak görevlendirdiğiniz bazı unsurlar, sürekli olarak senaryolar üreterek, ''yok böyle bir şey'' deyip durdular, şimdi kendiniz taraftarlarımızca inisiyatif ve sorumluluk üstlenilerek cezalandırılmıştır açıklamasıyla söylediğimiz iddiayı bizzat kendiniz çürütmüş bulunuyorsunuz. Bu durum karşısın da, dürüst davranmayan sizler bunun öz-eleştirisini vermeyi düşünüyor musunuz?
Tartıştığımız konuyla '' Amed işini hayal edenler''in ne alakası var anlayamadık.! Bizim çok fazla bilgi sahibi olmadığımız bu ve benzer konularda elinizde olanları yayınlarsanız, sizinle, fikir sahibi olduğumuz konuları daha rahat tartışmış oluruz. Aynı şeyi şu ''homofobik hezeyanlarla LGBTİ’leri aşağılayanlar'' kimler, bunu da yazın da bilgilenmiş olalım!
Söyledikleriniz birbirini tutmuyor. Antakya'da şiddet uyguladığınız Özgür Gelecek çalışını yoldaşımızla ilgili diyorsunuz ki, ''.... hiç kimsenin sinkaflı küfürler karşısında sabırlı davranması, varlığımıza yönelen saldırıları sessizlikle karşılaması beklenmemelidir.'' İyi güzel de, siz, her defasın da bir yalanla karşımıza çıkıyorsunuz. Panikleme halinizle yaptığınız açıklamalar birbiriyle çelişiyor. Bu konuda sizden kim bir yazı yazsa kendince bir yalan uydurarak olayı manipüle etmektedir. Şiddet olayının yaşandığı ilk günlerde Numan unsuruna yaptırdığınız açıklamada, Özgür Gelecek Gazetesi çalışanın 'esnafa yumruk attığı, diğerlerine saldırdığı'nı, Mahmut Özkan ise: ''Son günlerde yeniden bir ÖG (Özgür Gelecek) muhabirlerine yönelik şiddet baskı vb... gibi olduğu iddiasıyla açıklamalar, pes peşe planlı ve tek merkezden idare edildiği çok açık olan ''kınamalar'' yapılmakta'' açıklamasına karşın, bu seferde tüm bunları yalayan bir şekilde, Özgür Gelecek ''çalışanı'' sinkaflı küfürler savurduğu için taraftarlarımızca inisiyatif ve sorumluluk üstlenilerek cezalandırılmıştır diyorsunuz. İşte yalan, çarpıtma ve senaryo buna denir. Kamuoyu hangisine inansın?
''Hiç kimsenin ailesini ziyarete giden bir Özgür Gelecek “çalışanını” Antakya sıcağında bunaldığı için döverek cezalandırmayacağını'' biliyoruz bilmesine de, bir insanı sinkaflı konuşmasından dolayı dövmek için İstanbul'dan Antakya'ya birilerinin çağrılmasını hala anlamış değiliz! Bakın bu bile sizin olaylar karşısında yalan uydururken, düştüğünüz acizliği gösteriyor. O kadar zavallı bir durumdasınız ki, kendinizi haklı çıkartmak için çırpındıkça batıyorsunuz.
''MLM Yolunda Partizan'' ''okuru'' aba altından sopa göstermeye devam ediyor. Ve diyor ki, ''Son olarak özgürce hizip faaliyeti yürütmeyi kendilerine “hak görenler”, kolektifin değerlerine, ilkelerine sınırsızca saldıranlar karşılarına hesap soran birileri çıktığında sızlanmasınlar.'' Anlaşılan siz hala bunca yaşananlardan ders almamışsınız. Kaba kuvvet uygulayarak bir yere varacağınızı sanıyorsanız inanın yanılıyorsunuz! Tuttuğunuz yol yol değil.
Son Haberler
Sayfalar
TC ve KDP’den sınır ötesi değil sınır içi operasyon
Ülkenin merkezi gündemi haline gelen ve tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) seçimleri, 23 Haziran günü sona ermiş olsa da sosyal ve ekonomik alandaki etkileri ile tartışılmaya devam ediyor. “Her şeyin güzel olacağına” dair sloganlarla E. İmamoğlu “kurtarıcı” ilan edilmiştir/edilmektedir. Bu durumun kitleler nezdinde, kendi içinde anlaşılır sebepleri olduğunun altını çizmek yerinde olur, zira 17 yıllık iktidarı ile AKP artık çürümüşlüğün, baskının, yozlaşmanın ve faşizmin bir numaralı adresi haline dönüşmüştür.
Her Şey Sosyalizmle Güzel Olacak!
İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı (İBB) seçimlerini muhalefetin büyük bir oy farkıyla kazanması, faşist iktidarın siyasal krizinin derinleşmesinde daha da büyütücü bir rol oynadı.
İmralı’nın mesajı ne anlama geliyor: M. Ender Öndeş
Uzun yıllar özgür basın geleneğinde çalışmış biri olarak sanırım şunları söyleyebilirim: Kürt hareketi, ilk dönemlerinde daha yalın bir yapı olsa da, özellikle 2000’lerden sonra alanlar (kadın, gençlik, silahlı güçler, siyaset, vb.) esasına göre işbölümüne yönelmiştir ve bu alanlar arasındaki ilişki uzun süredir artık düz emir-komuta ilişkileri değildir.
Madımak'tan Mercana,Koray'dan Dursun'a-33ler'den 17 'lere
Biri henüz 11 yaşında, Pir Sultan Abdal’ın elinde dünyanın en güçlü direnç, bilinç ve isyan silahına dönüşmüş Bağlamasına, Semaha ve Türkülere sevdalı, 2 Temmuz 1993’te Madımaktaki 33'lerin en küçüğü Koray Kaya…
Diğeri yüzyıllardır özgürlük meşalelerinin yandığı, sefer edilip zafer elde edilemeyen Jar-u Diyar'a, Kaypakkaya’nın destanlaştığı Munzurlara, Zel Dağına, özgürlüğün diyarına giden, 17 Haziran 2005 Mercan Dağlarında kimyasal silahlarla katledilen 17'lerin en küçüğü Dursun Turgut..
mavrithalassa.com adlı sitenin Zinoyev-Topal Osman ''mektupları''na cevabımız
Doğruya Bakarken Eğriyi Görmek Ya Da Eğriye Bakarken Doğruyu Görmek
''Muhalefetin ( Zinovyev, Radek, Trocki ) en büyük hatası, Türkiye ve Çin arasındaki bütün bu farkları göremeyişinde, Kemalist devrimi toprak devrimi ile karıştırmasında ve hepsini ayırmadan bir sepete atmasındadır.'' Stalin
İlk önce şunu aklınızda iyi tutun;
RUSYA'DA İÇ SAVAŞ
7 Kas 1917 – 25 Eki 1922
Bir direniş destanı: Cezayirli Cemile
Cezayir, Kuzey Afrika coğrafyasında emperyalizme karşı belki de en çetin direniş dönemlerini yaşayan ülkelerin başında gelir. Anti-emperyalist direniş geleneğinin yanı sıra Marksist düşüncenin de Kuzey Afrika’ya yayılmasında önemli yerde duran Cezayir, emperyalizme karşı direniş geleneğinin Ortadoğu’da aldığı dini biçimler açısından kendisini ortaya koymuştur. Cihad algısı ile donatılmış bu anti-emperyalist direniş inancını ve ideolojisini büyük oranda İslamiyet’ten alıyordu.
Sedat Peker ve Cavit Özkaya: Yakın tarihin bir resmi: Hakkı Özdal
Malum işlerle iştigal eden Sedat Peker isimli şahıs, bayramın birinci günü İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’nda eski arkadaşlarının mezarlarını ziyaret ettikten sonra, kendi tabiriyle ‘tam mezarlıktan çıkacak iken’, mezar taşında ‘Öldüler ama yenilmediler’ yazan bir devrimcinin kabri önünde de duruyor ve dua ediyor. Sonra bu sansasyonel anı, fotoğraflar ve bir notla kendi internet sitesinden duyuruyor.
Topal Osman seven Yeşil de sever: Ali Duran Topuz
Topal Osman da seferberliğe çağrıldı. Seçim kampanyasına. Önce iktidar partisinden Nurettin Canikli, CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu’nu eleştirmek için andı bu milli servet değerinde olduğu anlaşılan ismi. Hiç altta kalır mı İmamoğlu, Topal Osman’a bağlılığını ilan ediverdi.
Tarihi bir figür bu Topal Osman, anlaşılan. Kapışılamayan bir figür.
Topal Osman üç halkın düşmanıdır,,,
Ekrem İmamoğlu'nun Giresun konuşmasında, “Topal Osman'ın Kurtuluş Savaşında Pontuslulara ve bu bölgeyi Pontuslulaştırmak isteyenlere karşı verdiği mücadelenin bir benzerini şu anda biz torunları veriyoruz" söylemi, Topal Osman'ın kimliğiyle ilgili gerçeklerin açıklanması, Ermeni, Pontus ve Koçgiri'de katledilenlerin torunlarını incitmiştir. Bu bağlamda Topal ile ilgili gerceklerin kamuoyu ve biz Koçgirililer açısından detaylica bilinmesi kaçınılmaz olmuştur.
Kimdir bu Topal Osman?
Topal'ın Ermeni, Rum Pontus jenosidiyle Koçgiri katliamındaki rolü nedir?
Mayıs kızıllığında ‘71 kopuşu ve KAYPAKKAYA[*]
“Şelaleye Düşmüştür Zeytinin dalı;Celaliyim Celalisin Celali.”[1]
Mayıs ayı, devrimci hareket tarihimizin kızıl şafağıdır. Ona dair ne söylesek, daima eksik kalacaktır.
Kolay mı? Radikal bir kopuştan söz ediyoruz.
Sömürü sistemine karşı verilen mücadeleyi siyasal iktidarın fethedilmesine bağlayan tarihsel cürettir ifade ettiğimiz.
Birleşik mücadeleyi büyütelim; gerici-faşist partiler çözüm olamazlar!
Türkiye ve T. Kürdistanı coğrafyasının seçimlerle imtihanı bir türlü bitmek bilmiyor. Öncesinde “sopalı seçimler”de olmak üzere bu toprakların seçimle imtihanı Cumhuriyetin kuruluşu ile başlamış, ardından çok partili sistemle devam etmiş ve nihayetinde 2002 yılından bu yana biteviye emekçi kitlelerin önüne sandık konulmuş ve demokrasinin vuku bulması adına sandıktan çıkacak sonuçlara bel bağlanmıştır.