Salı Ekim 13, 2026

‘Kutsiye Bozoklar-Kelepçeye İnat Hayat'

Senin ezgilerinle yürüyecek bugün satırlarım, upuzaklarda; onca acı habere rağmen, aldığımız inanılmaz güzel haberlerle de. Upuzaklarda, hala senin ezgilerinin “eskimeyen” tınılarıyla; “Hayatı Ellerinden Tutmak” kitabın, bir yaşam sözlüğü gibi hep başucumuzda!

Politika gazetesinde  Füsun Erdoğan’ın “Müslüm Elma’ya Açık Mektup”u var bugün. Onca kötü haberin içerisinde; Almanya’daki izolasyon hücrelerine, böyle atılan çiçekler nasıl sevindiriyor insanı. Tıpkı bunu okuyan, umarız okuması mümkün olan bir tutsağın sevinci gibi!

“Gorulmuştur.org”da, bir “tutsak karikatürist”in; Adil Okay’a sesini, ürününü, teşekkürlerini iletişi var bugün. Duymaya bile dayanmanın günden güne güçleştiği onca hapishane haberlerine inat, tutsak karikatüristleri, ressamları, yazarları; yani “elit kavramlara” indirilen balyozları da görmek mümkün orada!!

Satırların, nasılda güncel hala; “Geceye bakıyorum, güç karşısında boyun eğmeyen, eğilip bükülmeyen, yaltaklanmayan seslerimiz olmalı. Kocaman bir mapushaneye dönüşmüş bir ülkede, isyan etme, uzlaşmama, karşı çıkma iradesini gösteren, isyanlarından vazgeçmeyen en temel muhalefet odağı susturulmak isteniyor. Çünkü ne demir kapıları yetti onları susturmaya, ne taş duvarları. Cezaevleri içinde cezaevleri üreterek yükselmesi muhtemel bir ayağa kalkışa da ket vurmayı planlıyorlar..Çünkü bütün toplumun sesi kısık..Bilmiyorlar, tutsaklar yenildiğinde tüm toplum da zapturapt altına alınmış olacak. Bilmiyorlar, geleceğimizi karartmak için bugünümüzden vazgeçmemizi istiyorlar…”

Ve yine Politika gazetesinde, ardındanda nice sayfalarda okuyorum; Mukaddes Erdoğdu Çelik’in ‘Kutsiye Bozoklar-Kelepçeye İnat Hayat’ adlı kitabının çıktığını! Uzaklardayız, hemen dokunamıyoruz yazılanlara! Nasıl tüm yüreğimle teşekkür ediyorum ona; senin hayatının-hiç hükmü geçmeyecek satırlarının bize de, yeni kuşaklara da bir kez daha taşınacağına.

Ve yine satırların eşlik ediyor iliklerimize kadar işlemişçesine; “Biliyorum; öfkeyle tutuştuğumuzda acı üstümüze üstümüze geldiğinde, keder ruhumuza dolandığında durup gecenin sesini dinlemeliyiz. Bir çiçek koklamalıyız, bir şiir okumalıyız, sonu tatlıya bağlanan maceraları anlatan bir kitaba başlamalıyız…Ve yüreğimizin derinliklerine dalıp sevinçlerimizi aramalıyız tek tek. Düşler kurmalıyız, anılara bakmalıyız. Sevgilerimizi, sevdalarımızı, hayallerimizi sıkı sıkı kucaklayıp ışığa çevirmeliyiz yüzümüzü.Zor günlerdir yaşadığımız. İnsan kalmanın yolu da belli, öküz olmanın yolu da. Ve bugünlerin kavgası insanlıktan çıkarılmaya karşı verilmekte…”

Dünyadaki kanlı sahneler dolaşıyor bütün haberlerde; yoksulluklar, göçler, savaşlar, gözaltılar,…..Tam bunların içerisinde, “ne zaman bitecek bunlar, ne zaman” dediğimizde; “Hayatın şiirini yüreklice taşımak gerekiyor. Hayatı tıpkı bir sevda gibi yaşamalı insan. Hani sevdadır iyi biter kötü biter. Aslolan çirkin bitmemesidir, aslolan yüreklerin kirlenmemesidir. Bir acılar döneminden geçtiğimiz kesin. ..Umudun azalması insanlığın azalmasıdır.” bir şarkının nakaratı gibi, hiç hükmü geçmeyen satırların eşlik ediyor bizlere. Hayatımızın nakaratı oluveriyor!

Seni “Işık Kutlu” olarak tanıdık önce. Neredeyse biz yeni yeni dünyaya geldiğimizde kaybetmiştin yürümeni; en çok okuyanlar da, bizlerdik seni!! Hayatını öğrendiğimizde, tertemiz bir örnektin önümüzde! Her satırın yeni yeni ufklar açıyordu, hayat tecrübelerimizin sınırlarını, sınırsızlaştırıyordu. Seni hiç tanımadan nasıl sevdik, hayatımızın bir parçası gibiydin. Ardından öğrendik kim olduğunu. Hapishanelerdeyken, Atılım gazetesi okurlarının, gazeteyi biran önce bize vermelerini beklerdik heyecanla. Köşende  yazdığını kapışmak için can atardık. F tiplerine geçtik, ağır hasarlarla çıktık. Bir “yürüyemeyen” olarak, bizim yürüyemez zamanlarımıza bak nasıl eşlik ettin; “Bu gece yüreğim zeybek oynamakta sevdiklerimle. Ve aydınlık bir demet yolluyorum, insanlık onurunu ayakta tutanlara yüreğimin güllerinden…” ve sen hiç yürüyemeyecektin!!

1953 yılında Mersin’de doğan Kutsiye Bozoklar, Şehremini’de Ahmet Muharrem Çiçek’in katledildiği baskında; 20 yaşında belinden aldığı yarayla, hep tekerlekli sandalyede yaşamak durumundaydı. 16 Temmuz 2009’a dek ürettikleriyle; yani aramızdan ayrılışının 6.yılında, hala hayatımızın ezgilerine eşlik etmekte-etmeye de devam edecek!

Onu, yine hep yaşamımıza eşlik eden satırlarıyla anmak en yakışanı;

“İsteklerimiz, arzularımız, özlemlerimiz uygunsa ilkelerimize, kendi ölülerimizle dolmaz içimiz. Duygularımızın hangisi galip gelirse gelsin vurulmaz kimse. ..Hem mutlu, hem huzurlu, hem coşkulu, hem korkusuz yaşamanın sırrı, ilkeli ve bilinçli olmadadır…”

80450

IŞİD ve Kürd Koridoru

Çoğu zaman karmaşık görünen şeyler özünde çok basittir.Rojava’da gerçekleşen IŞİD saldırıları da bunlardan biri.İzlediğimiz tüm karmaşaya karşılık asıl mesele Kürdistan’ın,daha özelinde Kürdistan petrollerinin Akdeniz’e çıkışı ile ilgilidir ve Türkiye’nin önce El Nusra,sonrasında da IŞİD’e verdiği desteğin altında Kürdistan’ın uzun vadede Akdeniz’e çıkış şansının bugünden akamete uğratılması ve Kürdistanlı nesillerin sömürgecilerine mahkum bırakılması politikaları yatıyor.IŞİD’in Musul işgali ve ardından Şengal saldırısı gerçekleşince Güney Kürdistan’ı diğer parçalardan ayrıştırıp Dubaileşt

TKP/ML TİKKO: “Kobanê Direnişi Direnişimizdir!”

 

TKP/ML TİKKO Ortadoğu Bölge Komitesi yaptığı açıklamayla Kobanê Direnişini selamlayarak Direnişi sahiplenme çağrısında bulundu. “Kobanê Direnişi direnişimizdir” diyen TKP/ML TİKKO, tüm örgütlü güçlerine ve devrimci-demokrat kesimlere de direnişin aktif parçası olma çağrısında bulundu.

TKP/ML TÎKKO: Berxwedana Kobanê berxwedana me ye

Komîteya Herêma Rojhilata Navîn a TKP/ML TÎKKO bi daxuyaniyeke nivîskî berxwedana Kobanê silav kir û wiha got: “Em vê berxwedana biesil weke berxwdana xwe dibînin.”

IŞİD Neden Yenilecek-Irfan Aktan

 

IŞİD’in Kobanê’de iki sebepten ötürü daha şimdiden yenilmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Birinci sebep Kobanê halkının bölgeyi terk etmesi, öbürü de IŞİD’in, Kürt sivillerinin boşalttığı bölgeleri doldurabileceği bir “halkının” olmayışı. Daha da ileri gidip şunu söyleyebiliriz ki, IŞİD Kobanê’ye doğru ilerledikçe yenilgiye daha da yaklaşıyor. Üstelik bu iddiamızın dayanakları YPG lehine atılmış sloganlara değil, doğrudan tarihsel deneyimlere bağlanabilir.

Sahi Ergenekon gitmiş miydi? Yeşil Ergenekon geldi - Dursun Ali Küçük

*Derin devlet ve Yeşil Ergenekon işbaşında!

AKP hep Ergenekon’un tasfiye edildiğini söyledi. Ama bu koskocaman bir yalandı. Kemalist Ergenekon gitti, yerine Yeşil Ergenekon geldi.Sadece değişen kişilerin yer değiştirmesidir. Anlayış-zihniyet ve politika olduğu gibi duruyor.

Biri kızıl Elma’yı öne çıkarırken diğeri Neo-Osmanlıcılığı öne çıkarıyor.RTE cumhurbaşkanı oldu, artık başbakanın söyleyecekleri şeyleri o söylüyor. Davutoğlu emanetçi gibi. Yeşil diktatörlük kuruldu.

YDG: Rojava ve Şengal İçin; Direnişe Omuz Ver, Dayanışmayı Büyüt!

 

Yeni Demokrat Gençlik, Rojava ve Şengal'de yaşanan gelişmelere dikkat çekmek, dayanışmayı ve direnişi büyütmek amacıyla bir kampanya başlattığını duyurdu.

"Rojava ve Şengal İçin; Direnişe Omuz Ver, Dayanışmayı Büyüt!

12 Eylül düzen (iniz) dir!

 

“Tarih uyanmak için

uğraştığım bir kâbustur.”[1]

12 Eylül’ün kaçıncı sene-i devriyesindeyiz? Bunun bir önemi yok! Aslolan, kara Eylül’ün “müesses nizam” açısından hâlâ yaşamakta, yaşatılmakta olduğudur!

“Eylül” deyip geçmeyin; “bitti” falan demeyin…

Eylül bir söylentiye göre “kara güneş”in ayıdır. Kara güneş, Fransız şair Nerval’in kullandığı bir mecaz. Şarkının “bazen neş’e bazen keder” dediği gibi bir şey. Melankoli, depresif olma hâli ya da “Winter is coming/ Kış geliyor” dedirten…

Ortadoğu ve İslam Dünyasında Katliam Geleneği-Sait Çetinoğlu

Ortadoğu’da Siyasal İslam son günlerde İslam devleti/ IŞİD-İD eliyle muazzam bir güç devşirdi. Irak ordusunun Sünni bölgesinde (Musul) örgüte teslim ettiği ağır silahlar ile durdurulamaz bir güce ve hareketliliğe ulaştı. Irak’ın sünni bölgesini kontrolüne alıp taban oluşturarak adım adım vahşetini ve etki alanını genişletip ilerleyerek, son yılların en büyük etnik temizliğine – soykırımına imza atmaktadır.

Partizan: “Erkek egemenliğine karşı mücadelemiz sürecek”

Geçtiğimiz günlerde Yeni Demokrat Kadın tarafından “En yakınımızdaki kadın düşmanı ise öfkemizin her daim hedefidir!” başlıklı yazı yayınlanarak; uzun yıllardır Partizan Dergisi çevresinde devrimci mücadele yürütme iddiasında olan Selçuk Bulut’un kadın düşmanlığı teşhir edilmesinin ardından Partizan da konuya ilişkin açıklama yaptı. Açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

Gazze direniyor, Şengal yanıyor

6 Temmuz 2014 tarihinde “Koruyucu Sınır Operasyonu” adı altında başlattığı askeri operasyonuyla, Siyonist İsrail Devleti’nin faşist yüzü bir kez daha dünyanın gözleri önüne serildi. 2000’in üzerinde insan bomba ve füzeler- kurşunlara katledildi. 500’e yakın çocuk evinin önünde, parklarda, sokaklarda, yolda, okulda, oyun oynarken minicik bedenleri bombalarla parçalanarak katledildi. 10 binin üzerinde insan yaralandı. Yüz binlerce insanın evi yıkıldı. Kalacak bir yer bile bulamadılar.

Agos, Ermeniler, ‘bnagalez’ler :ROBER KOPTAŞ

 

Bir süredir basında ve sosyal medyada Türkiye Ermenilerinin siyasi pozisyonları üzerinden bir polemik yürüyor. Şahsen, bu tartışmaya dahil olma niyetinde değildim. Değildim, çünkü, insanların etnik kökeninin siyasi çekişmelere malzeme yapılmaması gerektiğine inanıyorum. Ancak, iş gelip Agos’un yayın çizgisini formatlamak niyetli bir medya mühendisliği çabasına dayanınca, bir cevap kaçınılmaz oldu.

Sayfalar