Cuma Ekim 2, 2026

Kürtler bağımsızlık dedi

25 Eylül 2017 tarihinde Irak Kürdistan'ın da yapılan referandumla Kürt Ulusu bağımsızlık için ilk eşiği geçmiş oldu. IKBY'nin aylar öncesi ilan ettiği referanduma katılım oldukça yüksek oldu. Oy hakkına sahip seçmenlerin %91'nin evet oyuyla geçilen eşik yaratılmak istenen tüm manipülasyonları da yer bir etti.

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ayrı bir devlet kurma hakkından başka bir şey değildir. Bunu sağa sola bükmek sosyal şovenizmdir. Irak Kürdistan'ın da referandum yapılacağı açıklandığı günden itibaren tüm çevreler kendi renklerini ortaya koyarak bu soruna dair açıklamalar yaptılar. Irak Kürdistan'ındaki Kürt çevrelerin referanduma yaklaşımları ile, Türkiye, İran gibi ülkelerin sorunu ele alışları, keza, kendisine ilerici, devrimci diyenlerin değerlendirmeleri elbette aynı kefeye konamaz.

Irak Kürdistan'ın da, Kürt partileri, Barzani'nin referandumu 'kendi siyasal pozisyonunu güçlendirmek, iktidarını sağlamlaştırıp, tek bir güç olarak politik varlığını sürdürmek' istediğini ileri sürerek, referanduma değil, Barzani'nin sorunu ele alış biçimine karşı çıktılar. Bunun yerine 'ulusal bir kongreyle tüm Kürtlerin iradelerinin birleştirilmesini' isteyerek kendilerince makul olanı dile getirdiler.

Türkiye ve İran devletleri bağımsızlığın İran ve Türkiye Kürdistan'ın da ulusal bilinci daha da geliştireceği, ülkelerinde de Kürtlerin bağımsızlık talebini daha yüksek sesle dile getirmelerinden korkarak ırkçı ve ilhakçı politikalarının arkasına sığınarak bağırıp durdular.

Tüm bunların anlıyoruz. Bunun hangi politik argümanlarla ileri sürüldüğünü görüp/tanık olduk. Bizim esas olarak üzerinde durmak istediğimiz, kendilerine devrimci, ilerici ve demokrat diyen çevrelerin tutum ve yaklaşımlarıdır. Bu çevreler, genel teorik söylemlerle konuştukların da mangalda kül bırakmazken, iş pratiğe gelip dayandığında gerçek görüşlerinin nasıl da sosyal şoven bir tarzda ortaya çıktığını bir kez daha gördük. Bunların başında ÖDP geliyor. ÖDP, Irak Kürdistan'ın da referandumun pratik bir hal aldığı anlaşıldığı andan itibaren, 'Ortadoğu'da kaos olur, istikrar bozulur' vb gerekçesiyle nasıl da burjuvazinin yanın da yer aldıklarına şahit olduk. ÖDP, tıpkı 2. enternasyonal partilerinin ana vatan savunması kisvesiyle savaş bütçelerini onaylamaları gibi, Irak Kürdistan'ın da yapılan referandum meselesinde tereddüt etmeden AKP'nin yanında 'saf' tutmuştur. CHP ve Vatan partisi'ni ise hiç saymıyoruz. Kaypakkaya yoldaşın Türkiye'de milli meseleyi ele aldığı manifestoda ''Bizim milli karakterdeki orta burjuvalarımız ve sosyal oportünistlerimiz, bir yandan imtiyazlara karşıymış gibi bir poz takınırken, öte yandan ve sinsice Türk burjuvazisi lehine mevcut imtiyazlara dört elle ve kıskançlıkla sarılıyorlar. Bu iki yüzlü bezirganlar, bir ellerini (açıkça) demokrasiye uzatırken, öteki ellerini (arkalarında) gericilere ve polis ajanlarına, azgın ve fanatik Türkeş milliyetçiliğine, feodal ırkçılığa uzatıyorlar, onlarla suç ortaklığı yapıyorlar'' İK se sf 235 Bu belirlemenin ne çok çevreye uyduğu ve tutumlarının hiç değişmediğini bir kez daha gördük.

Bazı çevreler ise referandumu yarım ağızla savunmuşlardır. Bu çevrelerin dayanak noktaları ise Barzani'nin referandumu kendi imtiyazları için kullanması ve ABD ile olan ilişkilerine bağlamalarıdır.

Komünistler bir kez daha doğru tutum alarak herkesin gözleri önünde yükseğe çektikleri bayrakların da yazan Yaşasın Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı şiarını atarak, Kürt ulusunun yanın da oldu. Barzani'ye bakarak, onun güdük anti-emperyalist duruşu üzerinden sağa sola bükülmeden referanduma sahip çıkıp desteklediler.

Irak Kürdistan'ın da yapılan referandum, bir kez daha göstermiş oldu ki, ulusal burjuvazinin önderliğinde verilen ulusal mücadele ile komünistlerin önderliğinde verilen ulusal kurtuluş savaşları bir ve aynı değildir.

Komünistlerin önderliğinde verilmeyen her ulusal mücadele eninde sonun da, ya emperyalizmle uzlaşır ya da içte baskıcı bir rejime dönüşerek kendi sınıf karakterine uygun bir konuma gelir. Sınıf mücadelesi tarihi bu derslerle doludur. Çin'de, Japon emperyalizminin işgaline karşı ÇKP, Vietnam'da, Fransız sömürgecilerine ve 1965 yılında ABD emperyalizminin işgaline karşı Vietnam Komünist Partisi, Arnavutluk'ta, Alman Emperyalistlerinin işgaline karşı Arnavutluk Komünist Partisi, Bulgaristan'da Alman işgaline karşı Bulgaristan Komünist Partisi önderliğin de verilen Ulusal Kurtuluş Mücadelelerinin tümü, demokratik devrim ve sosyalizmin zaferiyle sonuçlanmıştır. Bunun dışında ulusal burjuva önderlikli mücadeleler hep güdük kalmışlardır. Filistin en canlı örnektir. Irak Kürdistan'ın da Barzani de Kürt ulusunu tam bağımsızlığa götürmesi oldukça zordur. Lenin, hiçbir şart ve gerekçe ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkını engelleyemez derken, en çok karıştırılan, ulusal hareketlerin hangi şartlarda desteklenip desteklenmeyeceği meselesi çoğu kez iğdiş edilmektedir. Keza Lenin, ulusal hareketlerin kendi kaderlerini tayin ettiklerinde, iş başındaki ulusal hareket, ya tam demokrasi uygular, ya da gericileştiğinde, ya da emperyalizmin bir eklentisi haline geldiği durumlar da, iki şey olur; ya halk buna boyun eğer, ya da, buna karşı yeni bir iç savaşla burjuvaziyi alt eder. Irak Kürdistan'ın da referandumla birlikte bu iki şeyden biri olacaktır. Bunu da zaman gösterecektir. Keza, önemle belirtilmesi gereken bir diğer husus da; Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı ile, bir ulusal hareketin desteklenip desteklenmeyeceği meselesi tamamen iki farklı şeydir. Hiçbir şart ileri sürmeden ve hareketin önderliğine bakmadan UKTH şartsız savunurken, bir ulusal hareketin desteklenip desteklenmeyeceğinin şartlara bağlı olması ayrı şeylerdir.

Nitekim Stalin yoldaş ''Kendi kaderine ancak ulusun kendisi karar verme hakkına sahiptir; bir ulusun yaşamına zorla karışmaya, o ulusun okullarını ve diğer kurumlarını yok etmeye onun töre ve geleneklerini yıkmaya, kendi dilini kullanmasını zorla engellemeye, onun haklarını daraltmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.'' keza, ''Bir ulus eski düzene dönme hakkına bile sahiptir, fakat bu, Sosyal-demokrasinin söz konusu ulusun şu ya da bu kurumunun bu tür bir kararını onaylayacağı anlamına gelmez.'' ulusal sorun ve sömürge sorunu sf 32 Ulusal hareketlerin desteklenip desteklenmemesi meselesinde ise Stalin yoldaş bunu örneklerle şöyle belirtmektedir. ''Bu elbette ki, proletaryanın her ulusal hareketi her zaman ve her yerde, tek tek bütün somut durumlarda desteklemek zorunda olduğu anlamına gelmez. Burada söz konusu olan, emperyalizmi sağlamlaştırma ve sürdürmeye yönelik hareketler değil, onu zayıflatmaya, devirmeye yönelik ulusal hareketlerin desteklenmesidir. Tek tek ezilen ülkelerin ulusal hareketlerinin, proletarya hareketinin gelişmesinin çıkarlarıyla çatıştığı durumlar vardır. Kendiliğinden anlaşılır ki, böyle durumlarda bir destek söz konusu olmaz. Ulusların hakları sorunu, soyut kendi içine kapalı bir sorun değil, tam tersine proleter devrimi genel sorununun bir parçası, bütüne tabi ve bütünün bakış açısından görülmek zorunda olan bir sorundur. Geçen yüzyılın kırlı yıllarında Marx, Polonyalıların ve Macarların ulusal hareketinden yana, Çeklerin ve Güney Slavların ulusal hareketine ise karşıydı. Neden? Çünkü Çekler ve Güney Slavları o sıralar ''gerici haklar''dı, Avrupa'daki ''Rus ön karakolları'' idi, oysa Polonyalılar ve Macarlar mutlakıyete karşı mücadele eden ''devrimci haklar'' idi. Çünkü o sıralar Çeklerin ve güney Slavların ulusal hareketinin desteklenmesi, çarlığın, Avrupa'daki devrimci hareketin en tehlikeli düşmanının dolaylı desteklenmesi demekti.'' devamla ''Aynı şeyi, ulusal hareketlerin devrimci karakteri için de söylemek gerekir. Ulusal hareketlerin muazzam çoğunluğunun kuşku götürmez devrimci karakteri, tıpkı tek tek bazı bazı ulusal hareketlerin mümkün gerici karakterinin göreli ve kendine özgü olması gibi, göreli ve kendine özgüdür. Emperyalist baskı koşulları altında ulusal hareketlerin devrimci karakteri, harekete mutlaka proleter öğelerin yer alması gerektiğini; hareketin devrimci ya da cumhuriyetçi bir programa, demokratik bir temele sahip olması gerektiğini ön şart koşmaz.'' age sf11

Barzani'de sonuçta Kürt burjuvazisinin temsilcisidir. ve kendi imtiyazları için çalışacaktır. Bunda bir tereddüt duymuyoruz. Barzani Hareketi, Kürt ulusal mücadelesinde tarihsel olarak ilericidir. Molla Mustafa Barzani'nin bir dönem Kürdistan'ın kartalı olarak anılması da bu ilerici pozisyonundan ileri gelir. Irak Kürdistan'ın da ki kazanımlar ve referandum aşamasına gelene kadar Kürtler çok büyük bedeller ödediler.

Referandumla birlikte, beklenen bağımsızlık hemen ilan edilmeyecektir. Bunun birçok nedeni var. Bunun başında Kürtlerin Uluslararası alanda diplomasi turlarını tamamlayarak kendilerinin tanınması için çalışacaklardır. Birleşmiş Milletlerde tanınması için bu diplomasi turları oldukça önemlidir. Bununla birlikte, Irak'la bir savaşa girmeden 'barış içinde' sınırlarını ayırmak isteyeceklerdir.

Referandum sonrasında Türk ve İran devleti bilinen tehditlerini sürdürmeye devam etseler de, bunun sadece boş bir gürültüden başka bir anlamı yoktur. Türk devleti, Suriye'de elde edemediğini Irak'da denemektedir. Kerkük ve Musul'u sürekli gündem de tutarak, bu iki Kürt ilinin Kürtlerden koparılarak bağımsız bir statüde, Kerkük'ü Türkmenlere, Musul'un Araplara bırakılmasın da ısrar edecektir. Bunun boş bir hayal olduğu açıktır. Kerkük, iradesini bağımsız Kürdistan'dan yana kullanmıştır.

Türk devleti referandum sonrası yine esip gürlese de, bunun kendi iç kamuoyuna oynamak olduğu açıktır. Her şey olup bitmiştir. Türk devletine ise sadece yerinde oturmak kalmıştır. Türk devletinin Irak Kürtlerine bir ambargo uygulaması da öyle kolay olmayacaktır. Kendi içlerinde büyük anlaşmazlıklar söz konusudur. 1500 Türk şirketinin iş yaptığı ve yıllık 8-9 milyar para kazandıkları bu pazarı kolay kolay terk etmeleri söz konusu değildir. Nitekim Türk devletinin ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi 27 Eylül 2017 tarihinde Hürriyet gazetesine verdiği demecinde ''Ticaretle ekonomiyle ilgili faaliyetlerimizi devam ettireceğiz. Son Bakanlar Kurulu toplantısında ve yaptığımız görüşmelerde de bu görüşümüzü değiştirmemize neden olacak bir karar alınmadı'' derken, tam da işverenlerin de ne düşündüğünü dile getirmiş oldu.

İran devletinin de Irak Kürdistan'ına müdahalesi şimdilik uzak bir ihtimaldir. Zira, böyle bir müdahale, farklı güçlerinde dahil olma olasılığı bunun önünde engeldir. ABD, böyle bir durumda, İran'a karşı beklediği fırsatı yakalamış olacak, bu da yeni bir bölgesel savaş olasılığını artıracaktır.

Irak hükümeti, baskılarını biraz daha görünür şekilde artıracaktır. Daha şimdiden hava alanlarının kendilerine teslim edilmesi istemi bunun göstergesidir. Irak hükümetinin kısa sürede Kürtlere bir savaş açması oldukça zordur. Ortadoğu'daki dengeler şimdilik buna el vermemektedir.

Irak Kürdistan'ında referandumla birlikte, Barzani'nin referandum öncesi yaptığı hataları artık tekrar etmesinin şansı yoktur. Kendi dışındaki Kürt parti ve çevrelerini dikkate almak zorundadır. Dört parçadaki Kürtlerin uzun zamandır dillendirdikleri Ulusal Kongre bundan sonra daha da gündemleşecektir. Barzani buna hemen razı olur mu? Bunu biraz da gelişmeler tayin edecektir.

Ne olursa olsun Kürtler 100 yıllık makus tarihlerini referandumla değiştirdiler. Bizde referandumla birlikte bağımsız Kürdistan yolunda atılan bu adım da Kürtleri kutluyoruz. Eylül 2017

56464

Metin Atak

Teorik ve inceleme yazıları bulunan yazarımızdır.

metinatak@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Son Haberler

Sayfalar

Metin Atak

Uluslararası Proletaryaya, Komünist Harekete, Devrimci ve Demokrat Kamuoyuna ;Partimiz TKP-ML Darbeci Tasfiyeci Bir Saldırıyla Karşı Karşıya Kaldı!

“Bir siyasal partinin kendi yanılgıları karşısındaki tutumu, bu partinin ciddi olup olmadığını, kendi sınıfına karşı ve emekçi yığınlara karşı görevlerini gerçekten yerine getirip getirmediğini saptayabilmemiz için, en önemli ve en güvenilir ölçütlerden biridir. Yanılgısını içtenlikle kabul etmek, nedenlerini arayıp bulmak, bu yanılgıya yol açan koşulları tahlil etmek, yanılgıyı doğrultma yollarını dikkatle incelemek; işte ciddi bir partinin belirtileri bunlardır.” (V.İ. Lenin; c. XXV, s. 200, Rusça)

PARTİYLE DEVRİME, ŞAN OLSUN 1. KONGRE’MİZE!

Türk, Kürt Uluslarından ve Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza;

24 Nisan 1972’de İbrahim Kaypakkaya yoldaş önderliğinde kurulan Partimiz, İbrahim Kaypakkaya’nın planlamasını yaptığı ancak önce tutsak düşmesi ve ardından da katledilmesi nedeniyle gerçekleştirilmesine önderlik edemediği 1. Kongre’sini gerçekleştirmiş bulunuyor.

PARTİMİZ TKP-ML 1. KONGRE’SİNİ GERÇEKLEŞTİRDİ! PARTİYLE DEVRİME ŞAN OLSUN 1. KONGREMİZE!

Partimiz TKP-ML, kuruluşundan 47 yıl sonra 1. Kongre’sini gerçekleştirmiş bulunuyor. Kongremiz sınıf düşmanlarımızın ve Partimizi içten darbelemek isteyen sol görünümlü sağ oportünist çizgi sahiplerinin saldırıları altında gerçekleştirildi. Kongremizin tarihsel önemi, Partimize yönelik gerçekleştirilen düşman saldırılarıyla birlikte Partimizi darbeleyip tasfiye ederek, militanlarımızda, taraftarlarımızda ve halkımızda “umut kırımı” ve “güven bunalımı” yaratmak isteyenlere dur demesidir.

Çukurova’nın KİRVE’si Talip Çakmak için

Ölüsüne sahip çıkamayanın dirisi de az olur. Ne yazık ki, Talip Çakmak’ın ölüsüne de sahip çıkamadık. Yaşamının 30 yılını devrime adamış bir insanı, devrimci bir militanı, “birahane de öldü” gerekçesiyle, cenazesine dahi elimizi uzatamadık. Haber, burjuva gazetelerinin cinayet haberleri sayfasında küçük puntolarla yer bulabildi. Onu tanıyan devrimci örgütlerin gazetelerinde ise, nedense hiç yer bulamadı. 50 yıllık yaşamının 20 yılını hapishanelerde, 12 yılını ise dışarıda yine devrimci mücadeleyle geçiren birisini görememişti(!) Diller lal, gözler kör olmuştu adeta... 

Yeni Emperyalist Ülkelerin Ortaya Çıkışı Üzerine

Sorunun Teorik Ortaya Konuluşu

Yerel Seçimler ve İttifak Anlayışı

Burada seçimlerin işçi sınıfı açısından önemine değinmeyeceğim. Burjuvazinin iktidarı altında, eğer koşulları varsa sosyalistler seçimlere girmeli ve hatta bu olanakları zorlamalı, bu uğurda mücadele de etmelidir. Kitlelere ulaşmanın bir aracı ve sosyalistlerin kendi seslerini kitlelere duyurmanın bir yolu olarak seçimlere katılır ve burjuvaziyi tam da kendi göbeğinden teşhire yönelir.

TKP/ML Kadın Komitesi: “Patriarkanın açık-kapalı yüzlerine teslim olmayacak, bu mücadelenin hep önünde yer alacağız!”

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle bir açıklama yapan TKP/ML Kadın Komitesi, “Nasıl ki, sokakta AKP’nin kadın hareketine dönük açık-kapalı saldırılarına göz yummadıysak, dönemsel zayıflığımıza karşın bilincimizi hep diri tutarak süreklileşmiş bir kadın hareketine sarıldıysak… Patriarkadan güç alan erkek egemen kurumlardan “komünist” etiketlisine dek kadın hareketine dönük her türlü manipülasyona, saldırıya karşı yine örgütlülüğümüze sımsıkı sarılacak ve kazanımlarımızın gasp edilmesine müsaade etmeyeceğiz!” dedi.

Ülkede durum ve devrimci hareketin önündeki asli görevler

Uluslararası alanda köhneyen ve tahrip olan sistemin yarattığı sorunlar her geçen üst boyutlara tırmanıyor. Yarattığı sorunlara müdahale edilemediği gibi çıkan fatura emekçilere ve mazlum halklara mal ediliyor.

Kriz ve sistemin ıflası,,

Mevcut sorunlar çözüme kavuşmadığı gibi giderek daha uç boyutlara tırmanıyor. Bunun sonucu  müzmin bir  süreç içerisinde bulunan Türkiye daha katmerli bir dönemece giriyor. Yapılan devalüasyon sonucu TL'nın değeri dolar ve euro karşısında hızla düşüşe geçiyor. Dolara endeksli TL'nin uluslararası rezerv para olan dolar ve euro karşısında tarihinin en büyük düşüşüdür bu. Devalüasyon  beraberinde enflasyon oranını da son 18 yılın en üst düzeyine yükseltiyor. Daha açık bir ifadeyle mevcut ekonomi-politika çökmüştür. Bu ekonomi politika salt Türkiye'yle sınırlı değildir.

“Kürdü Ya Ezeceğiz Ya da Türkleştireceğiz!” –Dursun Ali Küçük

*Türk İçişleri bakanı Süleyman Soylu; “Ya ezeceğiz ya Türkleştireceğiz” sözünü hiddetlenerek söyledi.
İşte size Türk devlet politikası...
Evirmeden ve kıvırmadan, kelime oyunları yapmadan söyledi.
TC aynen böyle düşünüyor ve bütün resmi partileri bu politikayı uyguluyor.
Hiç tartışmasız Kürtlere ve ötekilere karşı devlet poltikası budur.
Ezdiğini ezecek, geri kalanı ise devşirerek Türkleştirecek...

Yürek ve beyinde ideoloji ile kuşanmak

“Söylediği kadar yapan yaptığı kadar konuşan” bir hareket yaratabilen bir örgüt özgürlüğün ve kurtuluşun sahibi ve yaratıcısı olabilir. Bu hareketin yaratılmasında düşünsel ve yaşamsal dünyasını devrimin ihtiyaç ve görevlerine tümüyle katabilen yürek ve beynine ideolojiyi dolduranlar zaferin ve başarının militanı olabilir.

Bu yüzden özgürlük için yola düşen militanlar burjuva-feodal sistemden tümüyle kopuşu gerçekleştirip örgüte komple katılımı esas almalıdır. Bunun bir çırpıda bir hamlede bir eylemde kısa bir zaman dilimi içinde olacağını düşünmek ciddi bir yanılgıdır.

Sayfalar