Kürtler bağımsızlık dedi
25 Eylül 2017 tarihinde Irak Kürdistan'ın da yapılan referandumla Kürt Ulusu bağımsızlık için ilk eşiği geçmiş oldu. IKBY'nin aylar öncesi ilan ettiği referanduma katılım oldukça yüksek oldu. Oy hakkına sahip seçmenlerin %91'nin evet oyuyla geçilen eşik yaratılmak istenen tüm manipülasyonları da yer bir etti.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ayrı bir devlet kurma hakkından başka bir şey değildir. Bunu sağa sola bükmek sosyal şovenizmdir. Irak Kürdistan'ın da referandum yapılacağı açıklandığı günden itibaren tüm çevreler kendi renklerini ortaya koyarak bu soruna dair açıklamalar yaptılar. Irak Kürdistan'ındaki Kürt çevrelerin referanduma yaklaşımları ile, Türkiye, İran gibi ülkelerin sorunu ele alışları, keza, kendisine ilerici, devrimci diyenlerin değerlendirmeleri elbette aynı kefeye konamaz.
Irak Kürdistan'ın da, Kürt partileri, Barzani'nin referandumu 'kendi siyasal pozisyonunu güçlendirmek, iktidarını sağlamlaştırıp, tek bir güç olarak politik varlığını sürdürmek' istediğini ileri sürerek, referanduma değil, Barzani'nin sorunu ele alış biçimine karşı çıktılar. Bunun yerine 'ulusal bir kongreyle tüm Kürtlerin iradelerinin birleştirilmesini' isteyerek kendilerince makul olanı dile getirdiler.
Türkiye ve İran devletleri bağımsızlığın İran ve Türkiye Kürdistan'ın da ulusal bilinci daha da geliştireceği, ülkelerinde de Kürtlerin bağımsızlık talebini daha yüksek sesle dile getirmelerinden korkarak ırkçı ve ilhakçı politikalarının arkasına sığınarak bağırıp durdular.
Tüm bunların anlıyoruz. Bunun hangi politik argümanlarla ileri sürüldüğünü görüp/tanık olduk. Bizim esas olarak üzerinde durmak istediğimiz, kendilerine devrimci, ilerici ve demokrat diyen çevrelerin tutum ve yaklaşımlarıdır. Bu çevreler, genel teorik söylemlerle konuştukların da mangalda kül bırakmazken, iş pratiğe gelip dayandığında gerçek görüşlerinin nasıl da sosyal şoven bir tarzda ortaya çıktığını bir kez daha gördük. Bunların başında ÖDP geliyor. ÖDP, Irak Kürdistan'ın da referandumun pratik bir hal aldığı anlaşıldığı andan itibaren, 'Ortadoğu'da kaos olur, istikrar bozulur' vb gerekçesiyle nasıl da burjuvazinin yanın da yer aldıklarına şahit olduk. ÖDP, tıpkı 2. enternasyonal partilerinin ana vatan savunması kisvesiyle savaş bütçelerini onaylamaları gibi, Irak Kürdistan'ın da yapılan referandum meselesinde tereddüt etmeden AKP'nin yanında 'saf' tutmuştur. CHP ve Vatan partisi'ni ise hiç saymıyoruz. Kaypakkaya yoldaşın Türkiye'de milli meseleyi ele aldığı manifestoda ''Bizim milli karakterdeki orta burjuvalarımız ve sosyal oportünistlerimiz, bir yandan imtiyazlara karşıymış gibi bir poz takınırken, öte yandan ve sinsice Türk burjuvazisi lehine mevcut imtiyazlara dört elle ve kıskançlıkla sarılıyorlar. Bu iki yüzlü bezirganlar, bir ellerini (açıkça) demokrasiye uzatırken, öteki ellerini (arkalarında) gericilere ve polis ajanlarına, azgın ve fanatik Türkeş milliyetçiliğine, feodal ırkçılığa uzatıyorlar, onlarla suç ortaklığı yapıyorlar'' İK se sf 235 Bu belirlemenin ne çok çevreye uyduğu ve tutumlarının hiç değişmediğini bir kez daha gördük.
Bazı çevreler ise referandumu yarım ağızla savunmuşlardır. Bu çevrelerin dayanak noktaları ise Barzani'nin referandumu kendi imtiyazları için kullanması ve ABD ile olan ilişkilerine bağlamalarıdır.
Komünistler bir kez daha doğru tutum alarak herkesin gözleri önünde yükseğe çektikleri bayrakların da yazan Yaşasın Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı şiarını atarak, Kürt ulusunun yanın da oldu. Barzani'ye bakarak, onun güdük anti-emperyalist duruşu üzerinden sağa sola bükülmeden referanduma sahip çıkıp desteklediler.
Irak Kürdistan'ın da yapılan referandum, bir kez daha göstermiş oldu ki, ulusal burjuvazinin önderliğinde verilen ulusal mücadele ile komünistlerin önderliğinde verilen ulusal kurtuluş savaşları bir ve aynı değildir.
Komünistlerin önderliğinde verilmeyen her ulusal mücadele eninde sonun da, ya emperyalizmle uzlaşır ya da içte baskıcı bir rejime dönüşerek kendi sınıf karakterine uygun bir konuma gelir. Sınıf mücadelesi tarihi bu derslerle doludur. Çin'de, Japon emperyalizminin işgaline karşı ÇKP, Vietnam'da, Fransız sömürgecilerine ve 1965 yılında ABD emperyalizminin işgaline karşı Vietnam Komünist Partisi, Arnavutluk'ta, Alman Emperyalistlerinin işgaline karşı Arnavutluk Komünist Partisi, Bulgaristan'da Alman işgaline karşı Bulgaristan Komünist Partisi önderliğin de verilen Ulusal Kurtuluş Mücadelelerinin tümü, demokratik devrim ve sosyalizmin zaferiyle sonuçlanmıştır. Bunun dışında ulusal burjuva önderlikli mücadeleler hep güdük kalmışlardır. Filistin en canlı örnektir. Irak Kürdistan'ın da Barzani de Kürt ulusunu tam bağımsızlığa götürmesi oldukça zordur. Lenin, hiçbir şart ve gerekçe ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkını engelleyemez derken, en çok karıştırılan, ulusal hareketlerin hangi şartlarda desteklenip desteklenmeyeceği meselesi çoğu kez iğdiş edilmektedir. Keza Lenin, ulusal hareketlerin kendi kaderlerini tayin ettiklerinde, iş başındaki ulusal hareket, ya tam demokrasi uygular, ya da gericileştiğinde, ya da emperyalizmin bir eklentisi haline geldiği durumlar da, iki şey olur; ya halk buna boyun eğer, ya da, buna karşı yeni bir iç savaşla burjuvaziyi alt eder. Irak Kürdistan'ın da referandumla birlikte bu iki şeyden biri olacaktır. Bunu da zaman gösterecektir. Keza, önemle belirtilmesi gereken bir diğer husus da; Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı ile, bir ulusal hareketin desteklenip desteklenmeyeceği meselesi tamamen iki farklı şeydir. Hiçbir şart ileri sürmeden ve hareketin önderliğine bakmadan UKTH şartsız savunurken, bir ulusal hareketin desteklenip desteklenmeyeceğinin şartlara bağlı olması ayrı şeylerdir.
Nitekim Stalin yoldaş ''Kendi kaderine ancak ulusun kendisi karar verme hakkına sahiptir; bir ulusun yaşamına zorla karışmaya, o ulusun okullarını ve diğer kurumlarını yok etmeye onun töre ve geleneklerini yıkmaya, kendi dilini kullanmasını zorla engellemeye, onun haklarını daraltmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.'' keza, ''Bir ulus eski düzene dönme hakkına bile sahiptir, fakat bu, Sosyal-demokrasinin söz konusu ulusun şu ya da bu kurumunun bu tür bir kararını onaylayacağı anlamına gelmez.'' ulusal sorun ve sömürge sorunu sf 32 Ulusal hareketlerin desteklenip desteklenmemesi meselesinde ise Stalin yoldaş bunu örneklerle şöyle belirtmektedir. ''Bu elbette ki, proletaryanın her ulusal hareketi her zaman ve her yerde, tek tek bütün somut durumlarda desteklemek zorunda olduğu anlamına gelmez. Burada söz konusu olan, emperyalizmi sağlamlaştırma ve sürdürmeye yönelik hareketler değil, onu zayıflatmaya, devirmeye yönelik ulusal hareketlerin desteklenmesidir. Tek tek ezilen ülkelerin ulusal hareketlerinin, proletarya hareketinin gelişmesinin çıkarlarıyla çatıştığı durumlar vardır. Kendiliğinden anlaşılır ki, böyle durumlarda bir destek söz konusu olmaz. Ulusların hakları sorunu, soyut kendi içine kapalı bir sorun değil, tam tersine proleter devrimi genel sorununun bir parçası, bütüne tabi ve bütünün bakış açısından görülmek zorunda olan bir sorundur. Geçen yüzyılın kırlı yıllarında Marx, Polonyalıların ve Macarların ulusal hareketinden yana, Çeklerin ve Güney Slavların ulusal hareketine ise karşıydı. Neden? Çünkü Çekler ve Güney Slavları o sıralar ''gerici haklar''dı, Avrupa'daki ''Rus ön karakolları'' idi, oysa Polonyalılar ve Macarlar mutlakıyete karşı mücadele eden ''devrimci haklar'' idi. Çünkü o sıralar Çeklerin ve güney Slavların ulusal hareketinin desteklenmesi, çarlığın, Avrupa'daki devrimci hareketin en tehlikeli düşmanının dolaylı desteklenmesi demekti.'' devamla ''Aynı şeyi, ulusal hareketlerin devrimci karakteri için de söylemek gerekir. Ulusal hareketlerin muazzam çoğunluğunun kuşku götürmez devrimci karakteri, tıpkı tek tek bazı bazı ulusal hareketlerin mümkün gerici karakterinin göreli ve kendine özgü olması gibi, göreli ve kendine özgüdür. Emperyalist baskı koşulları altında ulusal hareketlerin devrimci karakteri, harekete mutlaka proleter öğelerin yer alması gerektiğini; hareketin devrimci ya da cumhuriyetçi bir programa, demokratik bir temele sahip olması gerektiğini ön şart koşmaz.'' age sf11
Barzani'de sonuçta Kürt burjuvazisinin temsilcisidir. ve kendi imtiyazları için çalışacaktır. Bunda bir tereddüt duymuyoruz. Barzani Hareketi, Kürt ulusal mücadelesinde tarihsel olarak ilericidir. Molla Mustafa Barzani'nin bir dönem Kürdistan'ın kartalı olarak anılması da bu ilerici pozisyonundan ileri gelir. Irak Kürdistan'ın da ki kazanımlar ve referandum aşamasına gelene kadar Kürtler çok büyük bedeller ödediler.
Referandumla birlikte, beklenen bağımsızlık hemen ilan edilmeyecektir. Bunun birçok nedeni var. Bunun başında Kürtlerin Uluslararası alanda diplomasi turlarını tamamlayarak kendilerinin tanınması için çalışacaklardır. Birleşmiş Milletlerde tanınması için bu diplomasi turları oldukça önemlidir. Bununla birlikte, Irak'la bir savaşa girmeden 'barış içinde' sınırlarını ayırmak isteyeceklerdir.
Referandum sonrasında Türk ve İran devleti bilinen tehditlerini sürdürmeye devam etseler de, bunun sadece boş bir gürültüden başka bir anlamı yoktur. Türk devleti, Suriye'de elde edemediğini Irak'da denemektedir. Kerkük ve Musul'u sürekli gündem de tutarak, bu iki Kürt ilinin Kürtlerden koparılarak bağımsız bir statüde, Kerkük'ü Türkmenlere, Musul'un Araplara bırakılmasın da ısrar edecektir. Bunun boş bir hayal olduğu açıktır. Kerkük, iradesini bağımsız Kürdistan'dan yana kullanmıştır.
Türk devleti referandum sonrası yine esip gürlese de, bunun kendi iç kamuoyuna oynamak olduğu açıktır. Her şey olup bitmiştir. Türk devletine ise sadece yerinde oturmak kalmıştır. Türk devletinin Irak Kürtlerine bir ambargo uygulaması da öyle kolay olmayacaktır. Kendi içlerinde büyük anlaşmazlıklar söz konusudur. 1500 Türk şirketinin iş yaptığı ve yıllık 8-9 milyar para kazandıkları bu pazarı kolay kolay terk etmeleri söz konusu değildir. Nitekim Türk devletinin ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi 27 Eylül 2017 tarihinde Hürriyet gazetesine verdiği demecinde ''Ticaretle ekonomiyle ilgili faaliyetlerimizi devam ettireceğiz. Son Bakanlar Kurulu toplantısında ve yaptığımız görüşmelerde de bu görüşümüzü değiştirmemize neden olacak bir karar alınmadı'' derken, tam da işverenlerin de ne düşündüğünü dile getirmiş oldu.
İran devletinin de Irak Kürdistan'ına müdahalesi şimdilik uzak bir ihtimaldir. Zira, böyle bir müdahale, farklı güçlerinde dahil olma olasılığı bunun önünde engeldir. ABD, böyle bir durumda, İran'a karşı beklediği fırsatı yakalamış olacak, bu da yeni bir bölgesel savaş olasılığını artıracaktır.
Irak hükümeti, baskılarını biraz daha görünür şekilde artıracaktır. Daha şimdiden hava alanlarının kendilerine teslim edilmesi istemi bunun göstergesidir. Irak hükümetinin kısa sürede Kürtlere bir savaş açması oldukça zordur. Ortadoğu'daki dengeler şimdilik buna el vermemektedir.
Irak Kürdistan'ında referandumla birlikte, Barzani'nin referandum öncesi yaptığı hataları artık tekrar etmesinin şansı yoktur. Kendi dışındaki Kürt parti ve çevrelerini dikkate almak zorundadır. Dört parçadaki Kürtlerin uzun zamandır dillendirdikleri Ulusal Kongre bundan sonra daha da gündemleşecektir. Barzani buna hemen razı olur mu? Bunu biraz da gelişmeler tayin edecektir.
Ne olursa olsun Kürtler 100 yıllık makus tarihlerini referandumla değiştirdiler. Bizde referandumla birlikte bağımsız Kürdistan yolunda atılan bu adım da Kürtleri kutluyoruz. Eylül 2017
Metin Atak
Teorik ve inceleme yazıları bulunan yazarımızdır.
metinatak@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
Süryani Soykırımı: SEYFO (Nubar OZANYAN )
Ortadoğu tarihin ve medeniyetin gizemleriyle doludur. Kadim halkların yurdu, uygarlıkların beşiği olan bu topraklar aynı zamanda en büyük kıyım ve kırımların da acımasızca yaşandığı coğrafyadır. Süryanilerin ataları tıpkı Ermeniler, Pontuslu Rumlar, Asuriler gibi büyük bir felakete uğradılar. Yaşadıkları topraklardan koparılan yüzbinlerce Süryani, tıpkı Ermeniler ve Pontuslu Rumlar gibi Osmanlı asker ve jandarması tarafından zorla ölüme sürüldü. Üzerinde yaşadıkları toprak, dağlar, vadiler, nehirler mezarları haline geldi.
Devrimci Kamuoyunun Bilgisine!
"KARANLIĞIN TANRILARI" FERMAN BUYURMUŞ: HALİL GÜNDOĞAN'IN SURATINA TÜKÜRMEK ÖNÜMÜZDE DURAN DEVRİMCİ GÖREV VE SORUMLULUĞUMUZDUR.
Halil Gündoğan
İsviçre/ Basel 1 Mayıs etkinliğinde ve ardından 24 Mayısta Zürich'te yaşananlara dair kaleme aldığım "provokasyon 'siyaseti' üzerine" ve "bir kez daha provokasyon 'siyaseti' üzerine" başlıklı iki yazım üzerine, belli bir odaktan yönlendirildiği açık olan, "sosyal-medya korsanları"nca, itibar cellatlığı yapılarak hakkımda kara propaganda başlatıldı.
Hatıra Değil, Hafızadır Çeliğe Su Veren(ler)[*]
Ve serüvenciler düşer bu yollara ancak
Onlar ki dünyanın son umudu
Soyları tükenen birer çılgındırlar
Ne bir adresleri vardı onların yeryüzünde
Ne de aşktan başka bir sığınakları
Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki
Derler ki,
Muhammed Ohannes…(Nubar OZANYAN )
Muhammed Ohannes, Ermeni Soykırımı sonrası Deyr ez-Zor'da zorla Müslümanlığı kabul ederek yaşama hakkına sahip olmuş Ermeni bir annenin dördüncü nesil çocuğudur. Maratuk Dağı’ndan, Bingöl’ün zozanlarından inmek zorunda bırakılıp çöl kumlarına tutunarak yaşamaya çalışan on binlerce Ermeni anneden birinin umudu olmuştur.
Stefan Engel ile Röportaj
İdeolojik mücadeleyi güçlendirin!
REVOLUTIONÄRER WEG'in yazı kurulu yönetçisi Stefan Engel ile Burjuva İdeolojisinin ve Anti-Komünizmin Krizi kitabının yayınlanması vesilesiyle röportaj
Bu hafta, senin yönetimin altındaki yazı kurulunca oluşturulan Burjuva İdeolojisinin Krizi ve Anti-Komünizmin Krizi kitabı yayınlandı. Bu kitapta neler var, neleri içeriyor?
Yazma, Kafa Yorma…
Uzun bir süredir hemen her vesileyle altını çizdiğimiz hususlardan birisini, araştırma inceleme yönümüzün zayıflığı ve yazı yazma alışkanlığımızın olmayışı –ya da yeterince olmayışı– oluşturuyor.
Bir kafa yorma, dert edinme işi olan bu konudaki zafiyetimiz, ilgi derecemizin ne olduğu hakkında fikir vermektedir.
Durum bu konuda yeteneğimizin olup olmadığıyla alakalı değil. Zira biliniyor ki; araştırma ve yazma yeteneği, diğer pek çok olayda olduğu gibi pratikle edinilmekte, uğraş içine girmekle kazanılmaktadır.
Kevork Çavuş (Nubar OZANYAN )
Mayıs’ta, baharın ve yeşilin en canlı renklerini yaşanır. Mayıs aynı zamanda devrim ve özgürlükler uğruna canlarını feda edenlerin fazlasıyla dolu olduğu bir aydır. Her halkın özgürlük ve mücadele tarihinde sayısız kahraman ve isimsiz direnişçiler vardır. Bazıları sadece kendi halkı tarafından bilinir. Bazıları ise yeterince bilinmez. Başlarına gelen felaket ve acıları ifade edecek sözcüklerin henüz icat edilmediği bir halkın edilgen ya da boyun eğen kurbanlar olduğu yanılgısı her zaman yaşanabilir.
CIA’nın Anti-Komünist “Özgür Düşünceli” Entellektüelleri-3
Türkiye’de Anti-Komünist Paropagandanın Tarihi: “Bu Kış Komünizm Gelecek...”
Türkiye’de anti-komünizmin tarihi, Osmanlı’nın son 50 yılını da içine alacak şekilde uzanır. Ancak, bilinçli komünizm düşmanlığı 1920’de Mustafa Suphi önderliğinde Bakü’de 1920 yılında kurulan Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) kuruluşuyla başaladı dersek yanlış olmaz. Çünkü 1917 Rus Devrimi, bütün dünyada işçilere, köylülere, tüm ezilen ve sömürge uluslara kurtuluşun yolunu ve umudunu aşılarken, başta emperyalist burjuvazi olmak üzere tüm gericilere de korku salmıştır.
TKP-ML EB: Paris Komünü’nün 150. Yıldönümünde Bir Kez Daha!
“Saraylara savaş, kulübelere barış, yoksulluğa ve tembelliğe ölüm!”
Proleter devrimin ilk deneyimi olan Paris Komünü, nesiller boyu öğrenilebilecek paha biçilmez bir hazine bıraktı. Bugün, 150. yıldönümünde Komün’ün derslerinden ders almak son derece önemlidir. Çünkü Komün’ün dersleri MLM karşıtı tüm düşüncelere karşı mücadelede hala geçerli. Özellikle oportünizme ve revizyonizme karşı mücadelenin temel dayanaklarını Komün’ün ortaya çıkardığı ders ve deneyimlerde bulabiliriz.
Timsah Gözyaşlarının Arasında Devrime Olan İhtiyaç: Filistin
6 Mayıs 2021’de İsrail Yüksek Mahkemesi’nin Kudüs’ün Şeyh Cerrah Mahallesi’nde oturan Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarılmasına karar vermesi üzerine başlayan protestoların ardından bir de Mescid-i Aksa’daki Filistinlilerle İsrail askerleri arasında başlayan çatışmalar beraberinde Filistinli direniş örgütlerinin İsrail devletine ültimatomunu getirdi.
BİR KEZ DAHA PROVAKASYON 'SİYASETİ' ÜZERİNE
1 Mayıs'ta İsviçre/Basel'de yaşananlar üzerinden; "Provakasyon 'siyaseti‘ne dair bir değerlendirme yazısı kaleme almış, ve Partizan/ Yeni Demokrasi mensubu küçük bir grubun provakatif yaklaşım ve tutumlarına dikkat çekmiş ve ilgili kurumun, mensubu olduğu bu kişiler hakkında gereğini yaparak kamuoyuna doyurucu bir açıklamada bulunacağına dair bir beklenti içinde olacağımı ifade etmiştim.