Pazartesi Ekim 12, 2026

Kürt Kerbelası‏

 

Boyunlarına ip geçirerek bir duvarın üzerine dizdikleri küçücük çocukları aşağı itip boşlukta sallandırarak boğuyorlar. Çocuklar çırpına çırpına can verirken o vampirler, "Allah Allah" naraları ile onların can çekişini seyrediyorlar.

            Erkeklik organlarını kestikleri erkekleri boğazlarına sopalar sokarak kan deryaları içinde bağırta bağırta öldürüyorlar. Kelimelerin anlatmakta kifayetsiz kaldığı o canlı görüntüleri dişleriniz kenetlenerek, gözyaşları ile sarsılarak seyrederken o kan gölünün sizi içine çekip boğduğunu hissederseniz. Vahşi baskınlardan kaçan köylüleri arazide silahla tarayıp katlediyorlar. Öldürülenlerin çoğu kadın ve çocuk; koca düzlük bir ceset tarlasına dönüşüyor, yakınları cesetlerin başında feryat feryada  dövünüyor, saçlarını yoluyor.

            Bu canavarlığı hiçbir hayvan yapmaz, yapamaz. Çünkü böyle bir potansiyelleri yok. Ancak vampirleşmiş insanlar gerçekleştirebilir bu vahşeti. Timsahlar şerefli kalır bu insanlık düşmanı yaratıkların yanında. Tayyip Erdoğan'ın hışmından korkan Türk medyası bu görüntüleri vermiyor, veremiyor. Bazı medya mensupları da şoven duygulara esir düştükleri için ilgisiz kalıyorlar. Enternasyonal Türk çevreler de ne yazık ki seslerini duyuramıyorlar.  

            Dünya kör ve sağır bu Kürt Kerbelası'na. Orada katledilenler AKP'ye yakın insanlar olsaydı -boş bardağı dolu göstermede epey maharetli olan- Tayyip Erdoğan acaba yine böyle mezar taşı gibi sessiz mi kalacaktı? Onlar Kürt değil de İngiliz, Fransız, Alman, Rus ya da Türk olsalardı acaba dünya şimdiki gibi umursamaz mı davranacaktı? Yeryüzünde böyle talihsiz kaç halk var, bileniniz var mı?

            Gün gibi açıktır ki, El Nusra adlı bu insanlık düşmanı tetikçiler, AKP'nin de içinde olduğu uluslar arası gericilik tarafından destekleniyor, besleniyor ve insanların üzerine salınıyor. İçinde Kürt ve Türk Hizbullahçıları, Afgan, Arap ve Çeçen gibi her halktan ruh hastası maşalar var.

            AKP'nin biricik müttefiki Mesut Barzani'nin katliama uğrayan bu insanlara sınırı kapatıp ambargo uygulaması apaçık cinayet yandaşlığıdır. Milliyetçiliğin -Kürt milliyetçiliği de öyle- egemenlerin ideolojisi olduğu Barzani'nin bu korkunç tavrı ile bir kez daha gün ışığına çıkıyor.

            Polisin gaz bombaları ile saldırdığı sokak protestoları AKP'nin faşist politikalarını geriletmeye yetmiyor.

            Yeni bir yol ve yeni yöntemler bulunmalı. AKP'nin soluğunu kesecek ve onu geriletecek yeni sivil projelere ihtiyaç var. Bu projeler AKP'nin canına okumak için hevesle bizi bekliyor.

alinakmahmut@hotmail.com

Twitter: Mahmut Alınak

110506

Mahmut Alınak

Eski kürt milletvekillerindendir.Çeşitli kitapları bulunmaktadır.Aralık 2011 yılına kadar sitemizde sürekli yazılar yazan Mahmut Alınak,Aralık 2011'de KCK tutuklamalarına maruz kalarak tutsak edilmiştir.Temmuz 2012'de tahliye edilmiş olup,zaman zaman yazıları ile okur kitlesine ulaşmaktadır.

alinakmahmut@hotmail.com

Mahmut Alınak

Ezilen ulusların sokakları kuşatan, faşist gericiliği sarsan direnişi mücadelemizdir! Selam olsun Kürt ve Katalan ulusunun bağımsızlık mücadelesine!

Emperyalizmin köhnemiş düzeni 2008 yılından bu yana boy gösteren ve giderek derinleşen ekonomik ve siyasal kriz ile sarsılmaya devam ediyor. Ortadoğu enerji rezervlerini elde etmek için katliamlar gerçekleştiren ve halk kitlelerinin öfkelerini ve örgütlenmelerini çarpıtan emperyalistler dipten gelen dalganın telaşını iliklerine dek hissediyor, bunun kabusu ile yaşıyor! Köhnemiş bu düzen, halkların kanı ve gözyaşı üzerine kurulduysa elbet bu düzenin çökmesi ve parçalanması da kaçınılmazdır.

Tarih çarpıtıcılığı ve yalan üzerine teori inşaa etmek

Güney Kürdistan’daki bağımsızlık referandumu, sağından “sol”una bütün siyasal kesimlerin tavır almasını gündeme getirdi.

Kürdistan’ı sömürgeleştiren ve işgal eden egemen ulus egemen sınıflarının bu referanduma karşı çıkışlarını, tehditleri ezelden beri bilinen olmasına karşın, kendini sol’da görenlerin bir çoğunun -Marx’ın deyimiyle-; “egemen ulus burjuvazisinin önyargılarına yankı olmalarına” ne demeli?

Dogmatizmle hesaplaşmada teorinin önemi üzerine -2-

Sürecin tüm örgütlü yoldaşlarımıza çok daha fazla sorumluluk ve görev yüklediğini belirtmiştik. Bunlardan biri de dogmatizmle mücadele yöntemlerinden en önemlilerinden biri olan devrimci teori üretimi üzerine yoğunlaşmaktır. Devrimci teoriyle yeterince ilgilenmeme sebeplerinden birinin de ezilenlere ait bir teorik kültürün eksikliği olduğunu vurgulamıştık. Teorik kültürün eksikliği, artık üniversite okuyanların dahi teorik ilgisizliğini ve ayrıca teoriyle ilgilenenler için de önceden az çok belli olan güçlü teorik çizgilerden yoksun olmayı getirmektedir. Konuyu biraz daha açalım.

Tutuklu gazeteci Aslı Ceren Aslan yazdı: Kıyafet meselesi ve iki saldırı konsepti

TC devletinin bugünkü uygulayıcılarından AKP’nin baskı, sindirme ve yok etme politikalarıyla eşgüdümlü olarak yaşamın her alanında çeşitli yansımalar vücut buluyor; bunlardan birisi de giyim-kuşam, üst-baş, nam-ı diyar kıyafet, elbise. Tekçi ve erkek yapısının koruma altına alarak saldırılarını yoğunlaştıran devlet, mayasında yer alan özellikleriyle dönem dönem değişen başlıklarla ezilenlere nasıl giyinmesi gerektiğini öğretiyor(!); esas olarak kendi bekasını sağlama almaya çalışıyor.

Bir insan ömrünü neye vermeli?

Her insan için yaşamının belkide en önemli sorusudur bu. Bitimsiz ve sonsuz bir döngüden ibaret olan sürekliliğe,insan kendi sınırları ve ölçüleri içinde “Hayat” adını veriyor. Bunuda insanın doğmasından ölümüne kadar ki zaman dilimi içinde yorumluyor. Hayat dediğimiz şey, karalanmaya hazır bembeyaz bir defter değilmidir zaten? Herkes bu gerçeği nefes alıp vermeye başladığı andan itibaren yaşar. Farkında olsun veya olmasın.

Dersim’den İstanbul’a uzanan bir mücadele

Yaşamını yitiren Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in Dersim’den İstanbul’a uzanan mücadelesini kızı Meral Nergis Şahin, “Ötekileştirilen kim varsa tereddüt etmeden yanına giderdi” sözleriyle anlattı.

“Kaybedilen her çocuk benim evladımdır” diyerek Cumartesi Anneleri’nin 22 yıldır Galatasaray Meydanı’nda verdiği mücadeleye destek veren ve geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Cumartesi İnsanları’ndan Güzel Şahin’in mücadelesinin altında kendi hayat öyküsü yatıyor.

Faşizm almanyada resmileşti

Özellikle, kapitalizmin 2008 büyük krizinden sonra, Avrupa ülkelerinde iç faşistleşme giderek arttığı gibi, kitleler içinde de güçlü taban bulmaya başladı. Avrupa’nın en bilinen faşist partileri Frans’nın “ulusal cephe”si (FN), Avusturya’nın “özgürlük parti”si (FPÖ) ve Hollanda’nın “özgürlük parti”si (PVV) dir. Bunun yanında, diğer Avrupa ülkelerinde de faşist partiler parlamentoda yerlerini almışlardı.

Sınırsız, mülksüz, ulussuz bir yaşam: Nubar Ozanyan

Gazeteden gördüm seni güneşe uğurlayışımızın haberini...  Aliboğazı şehitlerimizin yokluğunu derin bir şekilde yaşarken seninde aramızdan bedenen ayrılışının acısı eklendi.

Kısa bir haberdi; “Filistin'den Rojava'ya bir Ermeni” başlığıyla verilmişti. Başlığın kendisi ve yanındaki resim ilk andan çok farklı, özgün bir komünistin yanıbaşımızdan ayrıldığını anlatmaya yetiyordu.

Tam sınıf bilinci

Proletaryanın devrim biliminde dikkatli bir okuma yapıldığında “Tam anlama-tam kopuş-tam çözüm-tam sınıf bilinci-tam demokrasi-tam özgürlük-tam hak eşitliği“ vb. kavramlara rastlanır. MLM, ekonomi-felsefe-bilimsel sosyalizm konularında kendi içinde bütünlüklü ve birbiriyle uyumlu olan dünya görüşüdür. Özgürlüğe kurtuluşa geleceğe ait tüm sorunlarda ve konularda kırıntı halinde parçalı, sınırlı hiçbir şeyi talep etmez, mücadele hedefine bunları koymaz.

Ekim Devrimi'nin yüzüncü yılında,öğretileri ve kazanımları

  1. İşçi Sınıfının Öncüsü Olarak Parti:

Ekim Devrimi Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (Bolşevik) -RSDİP (B) -Bolşevik Partisi önderliğinde gerçekleşmiştir. İşçi sınıfının dünya görüşleriyle donanmış bir öncü parti olmasaydı, Ekim Devrimi gerçekleşemezdi. Bu nedenle, burjuvaziyle proletarya arasındaki sınıf savaşımında, kapitalizmi yıkıp sosyalizmi kurmak isteyen işçi sınıfı; örgütlenmiş ve çelikten bir disipline sahip bir parti olmadan, işçi sınıfı iktidarı burjuvaziden alamaz. Ekim Devrimi ve daha sonraki işçi devrimleri bunu kanıtlamıştır.

GÜNEY KÜRDİSTANDA REFERANDUM (Hasan Ali Köse)

HER ULUS GİBİ KÜRT ÜLÜŞÜ DA AYRILIP AYRI DEVLET KURMA HAKKINA SAHİPTİR. HİÇBİR GEREKÇE İLE BU HAK GÖRMEZDEN GELİNEMEZ, İNKAR EDİLEMEZ. KÜRTLER İSTER “ BÖLGESEL ÖZERKLİK, İSTER KÜLTÜREL ÖZERKLİK,İSTER DAHİL OLDUKLARI SINIRLAR İÇİNDEKİ DİĞER HALKLARLA, BİRLİKTE YAŞAMA , İSTER FEDERAL BİR YÖNETİM BİÇİMİNİ TERCİH ETME, YA DA AYRILIP AYRI DEVLET KURMA” TERCİHİNDE TAMAMEN ÖZGÜRDÜRLER.

Sayfalar