Salı Ekim 20, 2026

Kobanê’de Partizanca Direnişin İzinden…

 

Ortadoğu’da, emperyalistler ve onların işbirlikçi, uşağı hükümetler ile onların güdümündeki çeteler tarafından işgal edilen, özgürlük ve geleceği tutsak alınmaya çalışılan Kobanê, 134 günlük kahramanca bir direniş sonucunda özgürlüğüne kavuştu.

Kobanê, Rojava’da Kürt halkının kendi yönetimlerini inşa etmesi, öz örgütlülüklerini kurmasıyla birlikte ortaya çıkarmaya başladığı, filizlenerek büyümeye başlayan kazanımlarına yönelik kuşatma ve saldırıların kilitlendiği noktaydı.

Çoktandır Kobanê, içinde sokaklar ve caddeler olan küçük bir kent olmanın ötesine geçmişti. Kobanê’de yaşanan çatışma, Ortadoğu’da Kürt halkının demokratik kazanımları temelinde örmeye başladığı alternatif yaşama karşı olan tüm karanlık güçler ile buna karşı duran devrimci, ilerici güçlerin çatışmasıydı.

DAİŞ, sadece bir kenti ele geçirmek istemedi. Bundan da öte Ortadoğu’da, inançlar temelinde kendi içinde bölünerek parçalanan ve bu şekilde bir araya gelmesi engellenen tüm inanç ve milliyetlerden emekçiler için bu çemberin dışında, demokratik temelde, özgürce yaşama olanağı sunduğu için tehlikeliydi. Kobanê özgülünde Rojava’da yükselen ses, kadınların, ezilen cins ve kimliklerin, çeşitli inanç topluluklarının özgürlüğünü ve kendi geleceğine karar verme iradesini anlatıyordu. Esasen korkulan buydu.

Emperyalistler eliyle bölgedeki güç dengeleri dikkate alınarak önü açılan, palazlandırılan ve her türlü destek sunulan Cihatçı çetelerle yaşama geçirilmek istenen gerici planlara saplanan bir hançer oldu Kürt halkının Rojava’daki demokratik kazanımları.

Kobanê; katliamlar, kıyımlar, yağma ve talan ile özellikle kadınlara yönelik vahşetle ilerleyen, korku salarak bölge halklarını teslim almak isteyen emperyalist gericiliğin uzantılarına vurulmuş büyük bir şamar oldu. Besleyip büyüttükleri çetelerle, bir korku imparatorluğu kurarak, hegemonyalarını oluşturmayı; bölgeye yönelik saldırı, işgal ve askeri operasyonlarını meşrulaştırmayı hedefleyen karanlık güçler için Kobanê, hesapların şaştığı,projelerin çöktüğü bir direniş merkezi, odağı haline geldi.

Kobanê’yi belki de bu kadar önemli kılanda buydu. Kobanê, Kürt halkının direnişinden, DAİŞ’everilen mücadelen çok daha fazlasıydı. Bölge halkları nezdinde, dünya halklarının gericiliğe bir meydan okumasıydı.

Farklı ideolojik zeminlerden ve paradigmalardan beslense de 2. Paylaşım savaşı sırasında Hitler şahsında dünya gericiliğinin Sovyetler Birliği şahsında dünya halklarının özgürlük mücadelesine yönelik bir saldırısıydı aslında.

Stalingrad’da(23 Ağustos 1942 – 2 Şubat 1943) yapılmak istenen, dünya işçi sınıfı ve emekçilerini aydınlatan Sosyalizm güneşinin söndürülmesi, yok edilmesi ve dünya halklarının direniş gücü ve umudunun kırılmasıydı. Sovyetler yenilirse Sosyalizm yenilecek böylece uluslararası proletarya emperyalist kapitalizme mahkûm kalacaktı. Ne var ki hesaplar tutmadı.

Emperyalizmin savaş arabası Stalingrad’da tuzla buz oldu. Kazanan Sovyetler Birliği şahsında dünya halklarının özgürlük umudu ve direniş oldu. Bunun yankıları çok kısa sürede dünyanın dört bir yanından görüldü. Her dilden, her dinden ve milliyetten işçi sınıfı ve emekçiler demokrasi özgürlük ve eşitlik ve özgür bir gelecek için daha güçlü dövüşmeye başladı.

Stalingrad’da Sosyalizm simgesi üzerinden emperyalistler tarafından o gün yapılmak istenen bugün, başta DAİŞ olmak üzere gerici çeteler tarafından, demokratik, eşitlikçi bir paradigma temelinde yükselen özgürlük mücadelesine yönelik yapılmak istendi. Her iki örnekte de hedeflenen; halkların direniş umudunun kırılması, emperyalist tahakküm altına alınarak, sömürü zincirinin güçlendirilmesiydi.

Ancak tıpkı Stalingrad’da olduğu gibi büyük bir direnişle yenilgiye uğramaktan kurtulamadılar.

Tarihin Onurlu Yerinde Tarihe Not Düşmek

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız

Karşıyaka köyleri, obalarıyla

Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,

Komşuyuz yaka yakaya

Birbirine karışır tavuklarımız

Bilmezlikten değil,

Fıkaralıktan

Pasaporta ısınmamış içimiz

Budur katlimize sebep suçumuz,

Gayrı eşkiyaya çıkar adımız

Kaçakçıya

Soyguncuya

Hayına...

(Ahmed Arif)

Böylesine kapsamlı bir çatışmayı içinde barındıran direniş, doğal olarakta dünyanın dört bir yanından ilerici, devrimci ve komünist güçler tarafından da desteklendi, sahiplenildi.

Doğrusuda buydu.

Tarihin bugünkü dönemecinde direniş safında yer almak, onu büyütmek, emperyalist gericiliğe karşı yükselen sese ses vermek, her devrimci, ilerici ve demokratın görevi olmak durumundaydı. Kobanê’de yaşananda tamda bu oldu. Dünyanın dört bir yanından devrimci, ilerici güçler soluğu Kobanê’de aldı.

Kuşkusuz bu kavgada ilk öne atılması gerekenlerde bu toprakların devrimci ve komünistleri olmalıydı. Partimizin çağrısıyla Partizanlarda soluğu Kobanê’de, direniş mevzilerinde yer alan güçlerden oldu. Bu tarihi günlerin direniş günlüğüne, mütevazı bir not düştü.

İşte bizi Kobanê’ye götürende, bu direniş günlüğünün nasıl yazıldığını yerinde görmek, direnişin izleri takip etmek oldu.

Yoldaşların Kobanê’de ne yaşadığını hiç bilmiyor değildik. Mevzide olamasakta gözümüz, kulağımız, kalbimiz oradaydı. Bulunduğumuz alanda Kobanê’de yükselen direnişe güç katmak, büyütmek için elimizden geleni yapmaya çalıştık. Yaptık ama yinede aklımız hep direniş mevzilerinde, çatışmaların en sıcak yerindeydi.

Görüşmek bugüneymiş.

Yoldaşlara ulaşacak olmanın heyecanı ve umuduyla yol alıyor otobüsümüz sınıra doğru. Kafamızda türlü düşünceler, acaba sağlık durumları nasıldır? Yaralanan var mıdır? Günlük yaşamları nasıldır? Cephede son durum nedir?

Beynimizi kemiren sorularla geçiş gününü bekliyoruz. Biraz ısrardan ve birkaç günlük ertelemelerden sonra artık sınıra giden yoldayız. Sınıra yaklaşıkça heyecanımız artıyor. Kafilemiz epey kalabalık. Gecenin karanlığına dalıyoruz, bir köyün içinden gerilla usulü yürüyerek adımlıyoruz yolu. Sınıra kadar kontrollü bir şekilde süren yolculuğumuz, tellerden geçerken yaşanan heyecanı da arkasında bırakarak sona eriyor şimdi.

Ve artık Kobanê’deyiz. Karanlıktan gelen şewbaş sesleriyle karşılanıyoruz. Geldiğimiz köy bir hafta önce çetelerden temizlenmiş. YPG’liler durumu anlatırken övünmeyi ihmal etmiyorlar haklı olarak. Köy artık YPG’nin kontrolünde. YPG-YPJ’liler, Kürtçe, Arapça ve Türkçe konuşuyor. Kafilemizdebu anlamda oldukça zengin. Çok dilli ve kültürlü bir bileşenimiz var: Kürtçe, Arapça, Türkçe, Fransızca, İngilizce konuşuluyor. Herkese tek tek geliş amacı soruluyor. Kenti karanlığa gömülmüş buluyoruz. Geceleri işi olanlar dışında hareketliliğe izin verilmiyor. Kentin sokaklarında, her yaştan elinde kleşli asayişler dolaşıyor.

İlk geceyi etrafı inceleyerek, heyecan içinde gördüğümüz her şeyi beynimize kazımaya çalışarak geçiriyoruz. Ertesi gün sorumlu hevallerle görüşerek geliş amacımız anlatıyoruz. Sabahın ilk ışıklarıyla, kenti gündüz gözüyle görme şansı buluyoruz. Kent neredeyse Suruç’a benziyor. Yerleşim biçimi, sokak ve mahalleler anlamında Anadolu’nun taşra kentlerine belki de en çok Mersin’in, Tarsus’un mahallerine benziyor. Yana yana dizilmiş bitişik evlerden oluşan düz, uzun sokaklar ve birbirine paralel uzanan caddeler.

Heyecanımız giderek artıyor. Yoldaşların yakında olduğunu birazdan gelip bizi alıp alacaklarını söylüyorlar. Tahmini yerlerini öğrenince tabi ki beklemeden, kendimiz yola çıkıyoruz. Bir sokaktan dönerken kafamızı çevirmemizle ilk yoldaşı görmemiz bir oluyor. İlginç bir karşılaşma anı. Yoldaşlar önce bizi tanımıyor, anlamıyor zira geleceğimizden haberleri yok. İlk şaşkınlıktan sonra buradaki tüm yoldaşların sıcaklığını almak istercesine uzun uzun sarılıyoruz.

Yoldaşlar burada MLKP’li dostlarla birlikte ortak karargâhta kalıyor. Tüm yoldaşlara teke tek sarılıyoruz. 4 günlük çabamızın sonucunda yoldaşlara ulaşmak ve hepsini sağ salim görmek sevincimizi katlıyor.

Yıkıntı, enkaz, bomba çukurları, patlamamış havanlar…

Elbette hemen Türkiye’yi soruyorlar ardı ardına. Alanlarda ki son durumu, sonra sorular beraber faaliyet yürütülen yoldaşlara kayıyor. Sohbet derinleştikçe derinleşiyor. Bu gidişle kenti göremeden süremiz dolacak. Neyse ki bir yoldaş müdahale ediyor. Geceleri nasılsa yapacak fazlaca bir şey yok bolca zaman var diyor.

Kentin kaldığımız bölümü YPG’nin elinde kalan yüzde 10luk bölgesi. Bu yüzden birazcık sağlam gibi. En azından içinde kalınabilir durumda. Ancak kenti gezdikçe özellikle cepheleri gördükçe yaşanan yıkım karşısında şaşkına dönüyoruz.

Gelmeden önce sınır nöbetlerinde çokça duymamıza, tv’lerden izlememize, basından takip etmemize rağmen gördüğümüz tablo gerçekten çok ağır. Kent adeta harap olmuş. Kentin her tarafı savaşın ağır izlerini taşıyor. İki -üç katlı binalar yerle bir olmuş, duvarlar kurşun delikleriyle dolu, neredeyse sağlam bina bulmak imkânsız.

Sağda solda DAİŞ’in attığı patlamamış havanlar düzenlediği bombalı eylemlerde açılan büyük çukurlar, uçak bombardımanıyla açılan devasa delikler….

Araçlar, dükkânların içleri, evler aklınıza gelebilecek her şey viran olmuş durumda. Yoldaşlar bizi mayınların temizlendiği noktalardan geçiriyor. Kentin birçok bölgesinde hala çok sayıda mayın var. Hepsini temizlemek oldukça uzun bir zaman alacak gibi görünüyor. Çünkü mayınların birçoğu da yıkıntıların arasında.

En tehlikelisi ise sağlam binalar. Yoldaşlar sağlam binalarda mayın ve tuzak tehlikesinin daha fazla olduğunu söylüyor. Kentte hala çok sayıda DAİŞ çetesinin cesetleri duruyor. Cesetlerin olduğu yerde ağır bir koku yayılıyor.

Sarya’nın Cesaret ve Cüreti

Kentin cephe bölgelerinde yaşam adına tek belirti, kontrol noktalarındaki asayişler. Cepheyi dolaşırken dikkatimi yoldaşların anlatımı çekiyor. Her sokağı, her evi öyle ayrıntılı ve duygulu anlatıyorlar ki. Her sözcükle yeniden savaşı yaşıyorlar, havandan saklanmak için sığındıkları evleri, mevzi yaptıkları duvarları, yanı başlarında şehit düşen arkadaşları, sarya yağmur gibi yağan kurşunları…

En duygusal anlar şehitlerin olduğu yerlerde yaşanıyor. Şimdi MLKP savaşçısı Sibel Bulut’un(Sarya Özgür/12 Aralık Güney Cephesi) şehit düştüğü yerdeyiz. Kocaman bir iş makinesi patlamadan paramparça olmuş durumda karşımızda. Yoldaş, Sarya’nın nasıl şehit düştüğünü anlatıyor. DAİŞ’in saldırısını durdurmak için güçlü bir mayın döşüyor önce Sarya oldukça zor koşullar altında.

Daha sonra çatışma sırasında mevzilerin güvenliği için ileri çıkmak, DAİŞ’in üzerine gitmek bir zorunluluk haline geliyor. Oldukça tehlikeli olan bu durumda Sarya, YPG-YPJ’nin ilerleyebilmesi için çatışmanın içinde patlayıcıyı etkisiz hale getirmeye çalışırken bomba patlıyor.

Patlama çok şiddetli yaşanıyor. Yoldaşlar ona ait hiçbir şeyin kalmadığını söylüyor. Bomba düzeneğinin yaşanan şiddetli çatışmalarda, hava bombardımanı sırasında yer değiştirdiği ve yapısının bozulduğunu, patlamanın bu yüzden yaşandığını söylüyorlar. Sarya’nın bir hatasından öte onun dışındaki nedenlerle yaşanıyor patlama. Yoldaş anlatırken epey duygulanıyor ve Sarya’nın direniş güçlerinin önünü açmak için gösterdiği duruşunun ne kadar anlamlı olduğunu, savaşın böylesi kahramanca yaklaşımlar sayesinde kazanıldığını söylüyorlar.

Mevzilere doğru ilerliyoruz. Mevzi denildiğinde aklıma ilk gelen toprağa kazılmış bir hendek olmuştu. Oysa burada mevzi bir duvarın içine açılan küçük bir delik ve arkasına yapılan güvenlik anlamına geliyor. Olanaklar çok kısıtlı, DAİŞ’in saldırılarına karşı savaşçılar evlerden çıkardıkları yastıkları boşaltarak bunları toprakla doldurup mevziyi güçlendiriyor. Mevziler arasındaki geçişler evler arasında açılan deliklerden yapılıyor. Açılan deliklerden yol yapılmış. Bunlarına arasından geçiyoruz. Oğuz Saruhan’ın(Algan Zafir/30 Aralık Doğu Cephesi)şehit düştüğü yere geliyoruz. Çatışmaların şiddetinden bir günde onlara savaşçının şehit düştüğünden söz ediyor yoldaşlar.Küçücük bir mevzide günlerce bazen haftalarca DAİŞ’in sızmasına karşı beklemek, savaş koşullarında günlük ihtiyaçları karşılamak çok ciddi bir irade, zafere duyulan güçlü bir inanç ve umudu gerektiriyor.

Tankın Partizanlarla İmtihanı

Yoldaşlar bizi kendi mevzilerine götürüyor. TKP/ML TİKKO ve Birleşik Özgürlük Güçleri(BÖG)’n den iki timin (bir takım) mevzilerini dolaşıyoruz. Tabii yine her taraf harabeye dönmüş durumda. Duvarlar delik deşik. Kobanê’de yaşanan savaşın tam bir şehir gerilla savaşı olduğuna bir kez daha tanık oluyoruz. Kırdaki gerilla taktiklerinin birçoğu burada pek iş görmüyor. Ancak savaşı bilmek, onu doğasına yabancı olmamak ve bu açıdan PKK’nin deneyimleri dezavantajı avantaja dönüştürüyor. Gördüğümüz, savaşın sürekli çatışmalar, saldırılar, kuşatmalar şeklinde geçmediği. Kimi dönem günlerce çatışmaların yaşanmadığı sadece mevzide beklendiği, kimi zaman birkaç günde çok şiddetli çatışmaların yaşandığını öğreniyoruz.

DAİŞ, şehir gerilla savaşında oldukça yaratıcı. Örneğin havanların ağzına tüp bağlayarak etki gücünü artırıyor. Önceleri kalabalık gruplarla saldırırken uçaklardan sonra taktik değiştirip güçlerini gruplara bölüyor vb…

Oluşturulan iki timin komutanı olan TKP/ML savaşçısı yoldaş bize 17 Ocak’ta yaşanan çatışmayı anlatıyor. Kentin Güneydoğu cephesinde oluşturulan geniş hattın önü zeytin ağaçlarından oluşan düz bir araziye açılıyor. Çeteler çoğunlukla buradan araçla saldırı düzenliyor. Bu yüzden sürekli bir teyakkuz hali var. Çeteler defalarca yoldaşların bulunduğu yerden sızma yapmaya çalışmış ancak başarılı olamamış. 17 Ocak günü öğleden sonra DAİŞ, şiddetli bir saldırıya geçiyor. Bir tanka yüklediği patlayıcılarla direniş hattına doğru ilerliyor. Bu esnada TKP/ML TİKKO ve BÖG’ün ortak mevzilerinden karşılık alıyor.

Yoldaşlar defalarca tankı füzeyle vuruyorlar ama ancak paletleri bozluyor. Yine de geri adım atmadan vurmaya devam ediyorlar. Tank, mevzilere gelmeden kendini patlatıyor. Patlamanın olduğu yeri gördük. Toprağında içinde nerdeyse 5 metre derinliğinde 10 metre genişliğinde bir çukur açılmış. Tanktan parça kalmamış adeta. Patlamayla birlikte oluşan basınçla hat boyunca tüm binalar yerle bir oluyor. Bu arada yoldaşların olduğu mevzi yerle bir oluyor. Bazı yoldaşlar kolonların altında kalıyor, yaralananlar oluyor. Aynı gün yaşanan çatışmada iki YPG savaşçısı şehit düşüyor. Harun isimli YPG’li komutanın şehit düştüğü yerde ondan kalan mekaplarını görüyoruz.

Bu olayın basına da yansıdığını aktarıyor yoldaşlar. Mevzide kalıp tankı vurmalarıyla ilerleyişini durdurduklarını, tankın hatta patlaması halinde hattın bir bütün düşebileceğini aktarıyorlar. DAİŞ’in tankla beraber güçlü saldırısına yoldaşların karşılığı ve duruşu YPG genel komutanlığı tarafından övgüyle karşılanıyor. Tüm komutanların bulunduğu bir toplantıda, yoldaşların takımına gösterdikleri duruştan dolayı teşekkür ediliyor, mevzileri bırakarak geri çekilenler eleştiriyor.

TC’nin Zafer Hazımsızlığı;

40 Metre Yüksekliğinde Türk Bayrağı

Kentte genel olarak askeri bir hava var. Sokaklarda kleşli asayişler, ağır silah taşıyan araçlar geçiyor. Arada, cepheden gelen yaralıları taşıyan araçlar hızla yanımızdan geçiyor. Günlük yaşam YPG tarafından örgütleniyor. Kentte çalışan bir-iki tane fırın var. Elektrik jeneratörlerden sağlanıyor ama merkezi bir sistem yok. Su içinde benzer bir durum var. Evlerin üstünde bulunan depolar tankerle dolduruluyor her gün. Şehir halkı, yavaş yavaş geri dönüyor. Savaş büyük oranda cephelere kayış durumda.

Buradaki köylerin özgürleştirilmesi sürüyor. Genel olarak anlatılan Kobanê’de savaşın henüz bitmediği. Zira şehrin çevresi hala DAİŞ tarafından çevrilmiş durumda. Çevre kentler onların kontrolünde. Örneğin Tel Abyad, Rakka ve Cerablus en güçlü oldukları yerler. Yani tehlike henüz geçmiş değil. Köylerde ilerleyiş ise biraz ağır. DAİŞ, evlere bubi tuzakları, arazilere mayın döşeyerek ve özelliklede araziye konumlanarak geri çekiliyor.

YPG komutanlarından öğrendiğimiz ilk hedefin Cizre ile Kobanê arasında koridor açmak olduğu yönünde. Cephedeki düzenlemeler YPG komutanlığı tarafından yapılıyor.

Güçler ihtiyaca göre belirlenen alanlara aktarılıyor.

Yoldaşlar bizi Miştenur tepesine çıkarmayı ihmal etmiyor. DAİŞ’in birkaç gün önce füzeyle saldırı düzenlediği bir yoldan çıkıyoruz tepeye. En güvenli yolun bu olduğu diğer yolların mayınlı olabileceği söyleniyor. Ve Miştenur Tepesindeyiz. Şehir için simgesel anlamı büyük olan bence azıcık yüksek bir büküntü olan tepe, şehre hâkim. Etraf dümdüz.

Karşıda tüm “görkemiyle” nazlı nazlı dalgalanan, Kobanê’de zafer kazanılınca, “orda kazandığınız ama biz buradayız” dercesine göndere çekilen 40 metre yüksekliğinde Türk bayrağı.

Kobanê’de dikkatimi çeken en belirgin şey yoldaşlar dâhil olmak üzere savaşçıların ölüm duygusuna bakışları oldu. Dün, ya da birkaç saat önce yan yana olduğun birini kaybetme tehlikesi, gerçekliği; hayata, yaşama dair algıları da değiştiriyor. Bir yanıyla insanı daha hassas hale getiriyor. Diğer yandan ölümü savaşın gerçekliği içinde anlamlandırıyor.

Ölümün küçültülmesi de diyebileceğim bir durum var. Mevzide her yoldaş defalarca ölüm tehlikesi atlatmış. Birçoğu kıl payı vurulmaktan kurtulmuş, kimisi birkaç yara almış. Bu durum mevzilerde bulunan hemen tüm savaşçılar için geçerli. Ölümü, ölüm korkusunu, eşiğini aşma, onu küçültme gerçekliği yaşanıyor. Moral ve motivasyon özellikle zaferin kazanılmış olmasından dolayı oldukça yüksek. Savaş daha önce tanıdığım birçok yoldaşta gözle görülür bir değişiklik yaratmış.

Birçok yoldaşın özgüveni artmış, yetenekleri açığa çıkmış.

Partizanca Direnişin İzinden

Bir bizimkiler taşardı dağlarında….

Bir bizimkiler yağardı yağmur gibi…..

Hüzün kokardı bizimkilerin göz yaşları….

Ve illegal akardı…

Burada bizimkiler efkarlansa…

Orda bizimkiler sigara yakardı..

Ordaki bizimkiler burdaki bizimkilerin ateş izlerini gözlerdi…

Oradaki ve buradaki bizimkiler …

Aynı aşka soyunur ve aynı aşka vuruşurdu…

Hiç görmeden hiç tanımadan…

Adını dahi bilmeden…

Yüzüne dahi ellemeden…

Bizimkiler ölüşünden tanırdı birbirini...

Gözlemler kuşkusuz kısıtlı. En güzeli, tarih yazanların, tarihi ileri taşıyanların, onu değiştiren, ona emeği, bilinci ve ruhuyla şekil verenlerin anlatması. Direnişi en güzel, onu kanıyla büyütenler anlatabilir zira. En güzel özgürlük türküleri onların ağzından ve kaleminden çıkmıştır tarih boyunca. En büyük destanlar onlar tarafından yazılmıştır. İnanıyorum ki bu tarihin kahramanları da, direniş günlüğüne dökülen satırları paylaşacaklardır

Ve artık gitme vakti. Burayı, yıkıntıların arasından yükselen bu direniş ve umudu bırakmak çok zor. Özelliklede yoldaşları. Sımsıkı sarılıyoruz. Yürek ve kucak dolusu selam gönderiyorlar farklı mevzilerde, alanlarda direnişi büyüten tüm yoldaşlara.

Ayrılık vakitleri en zor anlardır. Çünkü insana neden o anı yaşadığını, varlık nedenini, karşısındakiyle ve bulunduğu yerle ilişkisini yeniden gözden geçirme gerekliliğini hissettiriyor. Bir yanıyla, her şeyin, yeniden bilinç süzgecinden geçirilmesidir yaşanan. Birbirinden uzak yerlerde, aynı amaç uğruna çarpan yüreklerin ne kadar yakın olduğunu hissediyorum bir kez daha.

Kobanê’de, Suruç’ta, Amed de, Erzincan’da, Dersim’de; Ankara, İstanbul ve İzmir’de, Mersin ve Rize’de, Londra ve Paris’te; Afrin ve Cizre’de; baskı sömürü ve zulme karşı direniş ve özgürlük türkülerinin olduğu her yerde, sınırlar bir anda ortadan kalkıyor aslında.

Zira direniş, sınırları, zamanı ve mekânı aşan bir anlamı içinde taşıyor.

Yoldaşlarla yeniden karşılaşma, direnişin ve mücadelenin bir başka kesitinde mutlaka buluşma sözüyle ayrılıyoruz.

Gecenin karanlığında adımlarımız toprağında bağrına değerken, Kobanê’den yükselen Partizanca direnişin izlerini takip ediyoruz… 

 

73739

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Proletarya Partisi

Tecrite Karşı Ses Olmak

 Açlık Grevleri (AG) 12 Eylül 1980'de Askeri Faşist Cuntanın (AFC) iktidarı ele geçirmesiyle birlikte hapishanelerde baskılara, hak gasplarına, işkencelere karşı sıklıkla başvurulan eylemler olmuştu.

“Kürtleri Vurmak”: Bitmeyen Bir Seçim Taktiği (!)

Son günlerde faşist Erdoğan’nın ağzından Türk devleti, Rojava Kürt bölgesine askeri saldırı ve işgali daha sık dillendirmeye başladı.

Bir çok yorumcu ve hatta ilerici, demokratlarda, Türk devletinin, Rojava’ya saldırıyı yeniden gündemine almasının adını; “ Mart 2019 yerel seçim” taktiğine bağladılar.

Türk devletinin Kürtleri vurması için seçim mi gerekiyor? Ya da gerçekten her seçim döneminde mi Kürtlere saldırdı, bu eli kanlı barbar devlet. Ya da TC, kurulduğu günden itibaren Kürtlere saldırmamakta mıdır?

Umut..Mücadele.. Direnis

Aralık ayındayız...

    İdamlarla, işkencelerle, katliamlarla anılan bir aydayız.

    Gerçi diğer aylar da aynı yoğunlukla dolu desek yanılmayız.

    Çocukların yaşlarının büyütülerek idam edildiği aydayız.

    13 aralık...17 yaşındaki Erdal Eren yaşı büyütülerek tam 38 yıl önce AFC'nın generalleri tarafından idam edildi.Çocukların kurşunlanarak katledildiği... (-Mazlum Akay, Mehmet Nuri,Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, Berkin Elvan devletin öldürdüğü çocuklardan bir kaçı - )

Arayış

Sınıf bilinçli proletarya mücadele ve örgüt yaşamı boyunca hakikatın peşinde ve sorumlulukların farkında olmaya çalışır. İyi bir devrimci olmaya çalıştığı gibi aynı zamanda iyi bir düşünür-sanatçı olmaya da çalışır. Bütün bu çabalar iki büyük temel görevin yerine getirilmesi içindir.

Sömürü ve zulme dayalı dünyayı yıkmak ve sömürüsüz-eşit-özgür ve adil bir dünya kurmak. Bu zorlu ve ağır görev sağlam ideolojiye sahip olan insan kadar tek bir insan gibi yürüyen iddialı-kararlı-inançlı profesyonel bir örgüt yaratılmasıyla yerine getirilir.

Fırat’ın doğusuna sefer olur zafer olmaz

Afrin’den sonra Fırat’ın doğusuna yönelik işgal arayışlarını sürdüren TC devleti, Kasım ayı içinde Kobanê ve Tel Ebyad’a top atışları yaparak nabız yokladı. Ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından “Fırat’ın doğusunu bölücü terör örgütünden kurtarmaya yönelik harekatımıza birkaç gün içinde başlayacağımızı ifade ettik, ediyoruz. Hedefimiz asla Amerikan askerleri değildir, bölgede faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarıdır” (12.12.18) açıklamalarıyla bölgeye yönelik işgal tehditlerini devam ettirdi.

TC’nin Fırat Seferi ve Etnik Çalışma Planı

TC devletinin Afrin saldırısı ve ardından gelen İdlip anlaşması ile beraber yeni gündem Minbiç ve Fırat’ın doğusu oldu.

Suriye iç savaşının başlangıcından itibaren birçok açıdan asimetrik bir savaşın anatomisi çizildi. Bilindiği üzere Asimetrik isyan belli kozların ileri sürüldüğü yada bölgede güçlerin desteklenerek taktiksel ortaklığın geliştirildiği ve bu biçimde masada emperyalistlerden çok mevcut güçlerin olduğu bir savaş biçimidir.

Hedef Menbiç mi?

Kürt düşmanlığıyla gözü dönen RTE ''hazırlıklarımızı tamamladık, Fırat'ın doğusuna harekat bir kaç gün içerisinde başlayacak'' açıklamasıyla 31 martta yapılacak olan yerel seçimlerin startını verdi.

   Seçimlerde AKP'nin azalan oylarını arttırmanın yollarından biri olarak savaşı, saldırıyı gündemine koyan ve bundan da daha önceleri karlı çıkan AKP'nin başı RTE yerel seçimlerden önce Kürt düşmanlığı politikasını yaşama geçirerek oyları toplamayı hedeflediği için  Fırat'ın doğusuna operasyon yapılacağını basından duyurmuş oldu.

Dalga Büyüyecek Bütün Sokaklar Zaptedilecek

Bütün dünyada, ezilenlerin, yoksullaştırılanların, her türlü zulüme maruz kalanların, yani işçi ve emekçilerin, burjuvazinin kapitalist sistemine ve iktidarlarına karşı öfkeleri büyüyor, eylemleri sokakları zaptediyor.

Paris Paris olalı  tarihine hiç ihanet etmedi. Yine en önde yürüyor. Sokaklar, sarıya boyanmış kırmızı isteklerle hareketlendi bu kez. Öğrenciler, işçiler ve emekçiler, Fransız burjuvazisine karşı sokakları zaptettiler. Ve bu eylem buradan tüm dünyaya yayılma eğilimini de içinde barındırıyor. Basralı emekçiler sarı yelekleri ile selamladı Parisli emekçileri.

Tarih Yapan Sıradışı KADINLAR

Dünyanın her yerinde kadına şiddet konuşuluyor bugünlerde. Kadına şiddeti doğuran toplumsal sistemin savunucuları da “kadına şiddeti” bir kaç gün konuşmaya devam edecek.

Kadına şiddetin, kadını ikinci sınıf yerine koyan sistemin savunucuları ve kadını bir süs eşyası, bir meta olarak ele alan sitemin savunucularının “şiddet karşıt”lığı elbette sahte. Özellikle kadına karşı şiddetin ekonomik, siyasi ve idelojik toplumsal dokusunu oluşturan kapitalist sistem savunucuların “kadına şiddeti” konuşmaları ve karşı çıkışları inandırıcı olmaktan çok çok uzak.

12’ler; Öldüler Ama Yenilmediler! Dersim-Aliboğazı Şehitlerinin Anısına!

Ön açıklama: 24-28 Kasım 2016 tarihinde Dersim’de faşist TC devletinin gerçekleştirdiği saldırı sonucunda katledilen 12 halk savaşçısına dair aktardığımız bu yazı, “24-28 Kasım 2016 Düşman Operasyonu Değerlendirmesi, Özeleştiri ve Devrimci Sonuçlar!” başlığıyla proletarya partisinin iç yayınında yayınlanmıştır. Yazıyı haber değeri taşıdığı için  kısaltarak yayımlıyoruz.

Düşman Saldırısı Öncesinde Durum

Kolektif çalışmanın önemi üzerine -2-

Kolektifte kendini yaşamanın değil, kendinde kolektifi yaşatmanın  adı olmak…..

Sayfalar