Kobanê direnişi görmezden geliniyor
Denilebilir ki bugün Kobanê’de yaşananlar hem bütün Kürdistan tarihinde görülen işgale ve hem de işgalcilere yönelik olan Kürt isyanlarının destansı özetine denk düşüyor. Adeta tarih günümüzde her iki hali de yaşıyor. Bir tarafta direkt olarak işgal kuvvetleri diğer tarafta da isyanlar vardı. Şimdi de dünya bir taraftan IŞİD şahsında Emperyalizmin hortlamış ve Kürdistan’ı tekrar baştanbaşa işgal etmek istemesini izliyorken, diğer taraftan da yüzyılın destansı direnişine şahitlik ediyor.
Bugün Ortadoğu’da yaşananlar Kürdistan özelinde yüzyılın savaşlarıdır. Bütün dünya nefesini tutmuş Kürt-Kürdistan ve işgalci güçlerin savaşını, yani aslında Demokratik Modernite ile Kapitalist Modernitenin savaşını izliyor.
Hal böyleyken anlaşılmakta zorlanılan şeyler oluyor.
Bir taraftan IŞİD en ağır silahlarla tam 37 gündür Kobanê’ye saldırıyor. Adeta YPG elinde taş ile tank ve toplara karşı savaşıyor. Doksanlardaki gibi yüz binlerce insan zorunlu göç ile evini barkını terk ediyor. Bu saldırılarda toprağını korumak için can siparane yaşamını yitiren binlerce savaşçı ve halk oluyor.
Diğer taraftan da bir ay boyunca hemen yanı başımızdaki kardeşimiz Güney hükümeti de dâhil dünyanın hiçbir ülkesinden ses çıkmıyor. Ne zaman ki Türkiye ve Kuzey Kürdistan şehirlerinde yaşanan Demokratik eylemlilikler oldu, sonra, hem Güney ve hem de ABD ile koalisyon güçleri devreye girdi.
Bugünlerde bir ABD hayranlığıdır almış başını gidiyor.
Anlaşılmayan şey, sanki Kobanê’de otuz günü aşkındır bir direniş olmuyor, sanki Kuzey ve Türkiye’de geçtiğimiz günlerde büyük çaplı bir serhıldan olmadı. Oysa direnen Kürt özgürlük mücadelesi iken TV ve basında ABD propagandaları yapılıyor.
Elbet Kürtler ABD düşmanlığı yapmıyor/yapmamalı. Gerekirse tüm güçlerle ilkeler çerçevesinde görüşmeler yapılmalı ancak eğer Kapitalist Moderniteyi hafife alarak işgalcilerin propagandası yapılırsa yürütülen Kobanê direnişi de böylelikle boşa çıkartılmış olur.
Bizler Türk medyasındaki taraflı haberlerin yapılma nedenini anlayabiliriz ancak bir kısım Kürtlerin üçüncü çizgi direnişini görmek istememesini, Kobanê direnişini görmezden gelmesini kabullenemeyiz.
Bilinmeli ki bugün eğer ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri IŞİD hedeflerini vuruyorsa, Güney Kürdistan hükümeti kısmen harekete geçmişse, Türkiye, koridora esnek yaklaşıyorsa, bunun başat yaratıcısı başta Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği Demokratik Modernite kuramı ve onun öncülüğünü yapan ideolojik-felsefi bilinçle donanımlı direnen halk gerçekliğidir.
Kobani düşmedi, düşmeyecek. Son tahlilde üçüncü çizgi Ortadoğu’da galip gelecek.
Mehmet Serhat Polatsoy
Özellikle Kürt Ulusal Hareketi üzerine ve kürtlerin sorunları üzerine makaleler yazmakta olan yazarımız 2011 sonlarından beri yazılarıyla sitemizde yer almaktadır.
serhatpolatsoy@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)
Son Haberler
Sayfalar
“Devrimci Eylem Birliği” ve “Kaypakkayacı Güçlerin Birliği” Meselesi
Türk hakim sınıfları cumhuriyetlerinin ikinci yüzyılına hazırlanırken kendilerini yeniden örgütlüyorlar. Coğrafyamız komünist hareketinin önderi İbrahim Kaypakkaya yoldaşın Amed zindanında 18 Mayıs 1973 tarihinde katledilmesinin 50. yılında sınıf düşmanlarımız ikinci yüzyıllarına hazırlanıyor.
MAHŞERİN DÖRT ATLISI: BOLSONARO, TRUMP, ORBÁN, ERDOĞAN[*]
“Faşizm tarihte statik ya da sabit bir moment değildir ve
aldığı biçimlerin daha önceki tarihsel modelleri taklit etmesi gerekmez.
O, bir dizi ‘devindirici tutku’yla tanımlanan bir siyasal davranış biçimidir.
Bunlar arasında demokrasiye açık saldırı, güçlü adam özlemi,
insan zaaflarına duyulan nefret, aşırı erillik takıntısı,
saldırgan militarizm, ulusal büyüklük iddiası, kadınlara… aydınlara yönelik küçümseme…
MLPD Merkez Komitesi'nin basın açıklaması:
Alman Federal Yüksek Mahkeme'sinin (BGH), 'Münih Komünist Davası'nda temyiz başvurusunu reddetmesi üzerine, MLPD Merkez Komitesi kamuoyuna bir açıklama yaptı.
Faşist Diktatörlük Örgütlü Yığınların Gücüyle Yıkılır
14 Mayıs’ta yapılan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin sonuçları üzerinde tartışmak tüm ilerici-devrimci ve anti-faşist güçlerin görevidir.
Çünkü bu sonuçları ortaya çıkaran nedenler doğru analiz edilmezse, geniş yığınların beyinlerini uyuşturan, düşünüş ve hareket tarzını sakatlayan gericiliğe, ırkçılığa-faşizme, cinsiyetçiliğe karşı mücadelede doğru politikalar belirlenemez.
Elbette ki bu geniş bir konu ve bu makalenin kapsamını aşar. Dolayısıyla burada bazı ana noktalar üzerinde duracağız. Ve işe, araştırmaya dayalı bazı gerçeklere işaret ederek başlayacağız.
"YÜREĞİN UMUT ETTİĞİ O ADRESTE" (Tamer Dursun)
Düşkünlüğün, alçaklığın, düzenbazlığın, bağnazlığın, ırkçılığın, sefilliğin, çürümüşlüğün, bencilliğin, rezilliğin ve vurdumduymazlığın rağbet gördüğü bu topraklar sana göre değil dostum.
Yıllardır tanırım seni.
Hani, yüz yüze görüşmüşlüğümüz olmasa da, beraber oturup bir bardak çay içmemiş, tek kelime sohbet etmemiş olsak da, sen hep aşinaydın bana.
Bir aralar bu aşinalığa bir isim bulayım dedim ama inan hiçbir yere oturtamadım.
Akraba desem, değil.
Komşu desem, hiç değil.
Yoldaş, can, heval, dost, arkadaş, tanıdık...
Yok.
Olmadı.
Bize Cesur İnsanlar Lazım
"Kurtuluş belki de senin gökyüzünü çizdiğin resimlerdir."
Ah cancağızım... vay cancağızım...
Antalya'ya gider sınırı gümrüksüz geçen metalarla fontiye durursun.
Dersim'e gidince de sınırı gümrüksüz geçen metaların nohut üretimini bitirdiğini öne sürerek içki şişelerini...
Fontiye duranların kafasında patlatırsın.
Sıra, korku politik bir davranış olduğundan üretince... öpülmekten... korkar hale getirilen dudakların tüm yaşadıklarını sosyo - ekonomik yapı içerisinde adlandırmasına gelince de....
Ah cancağızım... vay cancağızım...
İnan...
Rosa özgürlüğün ta kendisiydi
ne kadar ağır olduğunu bilmezler.”[1]
“… Bu zehirli kaltak, bir maymun kadar zeki olmakla birlikte sorumluluk duygusundan tümüyle yoksun olduğu ve tek motifi kendini haklı çıkarma yolunda neredeyse sapkınca bir istek olduğu için daha çok zarar verecek,” diye yazıyordu Victor Adler August Bebel’e 5 Ağustos 1910 tarihli mektubunda.
İbrahim KAYPAKKAYA'nın Ölümünün 50. yılı Vesilesiyle
“CEHENNEMİN GİRİŞ KAPISI”NI YIKAN KAYPAKKAYA
VE
ONUN ÖĞRETTİKLERİ...
Yusuf KÖSE
İBRAHİM KAYPAKKAYA’DAN ÖĞRENMEK[*]
“İşçi sınıfının
ekmekten çok
onura ihtiyacı var.”[1]
Patika Dergisi (PD): İbrahim Kaypakkaya’nın katledilmesinin üzerinden 50 yıl geçti. 50. yılında Kaypakkaya’yı özgün kılan nedir?
Sibel Özbudun (SÖ): İbrahim Kaypakkaya’nın 68 devrimci hareketi içerisindeki, onu hem kendi bağlamı, hem de günümüz açısından “özgün” kılan, bence “süreklilik içinde kopuştan kopuş”u temsil etmesidir.