Perşembe Ekim 8, 2026

Kentsel dönüşüm

Kentsel dönüşüm, kentin tarihince oluşan denetim dışı alanların düzenlenmesi ve yaşayan insanları bu düzenlenmeye göre biçimlendirme ereğidir. Kentin, sistemin ve geleceğinin planlanmasının bir adımı olarak sunulan bu yaklaşım; egemenlerin ideolojik, politik, ekonomik ve idari ihtiyaçlarının karşılanmasını hedefler. Bu hedefin gerçekleşmesi için öncelikli olarak bunun bir ihtiyaç haline gelmesi yada ihtiyaç olduğunun ön kabulünü koşul lamasıdır. Bu ön koşullar dizisi olmadan süreç başlatılamamaktadır. Bu süreç ülkemizin üretici güçleri ve üretim ilişkilerince tarihsel olarak hakim sınıflar (komprador burjuvazi ve büyük toprak sahipleri) çıkarınca şekillenmiştir. Bu şekillenme yakın tarihte 1950’lerde kırsal alana makinanın girmesi ile hızlanmış, 1960-1970 yıllarında kente göç yoğunlaşmıştır. Kırdan kente sürülen yığınlar kendi kaderine bırakılmıştır. Göç fazlasını “gelişmiş batı” ülkelere ‘davul ve zurna sesleriyle’ hakim sınıflar, kent merkezlerine yığılan kır yoksullarını, sanayii bölgelerine, fabrika, işlik, üretim atölyesi, çevrelerine serpiştirmiştir. Sadece sanayii yoğunluklu alanlara değil, büyük toprak sahiplilerinin olduğu tarımsal faaliyetin yoğunlaştığı Adana, Mersin, Aydın, Muğla vb. illere de sürülmüşlerdir.


Kentsel dönüşüme konu olan bu alanların ‘hukuk’a ve ‘plan’a uydurulması için çeşitli yasal düzenlemeler yapılmış ve ‘mülkiyet’ sorunlarının çözümleneceği ‘vaadiye’, ‘Kentsel dönüşüm modeli’ geliştirilmiştir. Ama ne oldu da bu dönüşüm tamda 2000lerin ortalarında görünür ve 2016larda belirgin hale gelmiştir. Konunun tarihselliğine bakmadan yapılacak değerlendirmeler sübjektif kalarak metafiziğin kurbanı olacaktır.


Kente 1950,1960,1970’li yıllarda yığılan emekçiler, geçimlik ihtiyaçlarını karşılama için ‘her işte’ çalışmış, yaşamını idame ettirmek için ‘gecekondular’ yapmış, yol, su, elektrik vb. ihtiyaçları için mücadele vermiş ve kursağından kıstıkları ile yaşam alanları olan gecekondu mahallelerini ‘yaşanacak hale’ getirme mücadelesi vermişlerdir. Vermeye devam etmektedirler.


Bu yaşam alanlarında “kentsel dönüşümün” ön kabulü için burjuvazi tarafından öne sürülen şartlardan bazıları şunlardır:
-Afet, Sel vb. riski bulunan alanlar olması
-Konutların depreme dayanıksız olması
-Alt yapı hizmetlerinin yürütülememesi
-Ulaşım Sorunları
-Fiziki ve Sosyal Donatı Yetersizliği
-İmar ve mülkiyet sorunları
-Çevresel Problemlerdir.
Bu sorunların çözümünü içerdiği ‘iddia’ edilen kentsel dönüşüm modellerinin bazıları da şunlardır:
Yenileme(Konutların yenilenmesi)
Soylulaştırma
Koruma
Yeniden Geliştirme
Düzenleme
Boşlukları doldurmadır
Bu modelleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ, İnşaat Firmaları, Bankalardan oluşan üst yapı ile planlamakta, yukarında aşağıya doğru bir uygulama gerçekleştirmeye çalışmaktadır.


Kentsel Dönüşümün bu yönetimsel biçimi bile sorunun tarihselliği açısından bakıldığında sahte olduğu anlaşılmaktadır. Bankalar ve İnşaat Firmaları ekonomik yönünü işaret ederken, Çevre ve Şehircilik  Bakanlığı idari yönünü,, TOKİ ise ideolojik yönünü ifade etmektedir. İnşaat Firmaları Toprak rantını, Bankalar uzun vadeli faiz gelirini, TOKİ işçi ve emekçiler apolitik yetiştirecek konut bina çevre tasarımını, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu alanların yönetilebilirliğini planlayarak, ucuz işgücü depoları olan gecekondularının yatay kendiliğinden biçimini dikey denetlenebilir hale getirerek ezilenleri kuşatmak istemektedir. Kır ve Kent yoksullarının birikimlerini gasp etmek ekonomik yönüyken, yaşayış ve düşünüş biçiminin feodal içeriğini (milliyetçik ve dindarlık görünümlü gericilik) genişletmektedir.


Kentsel tasarımdaki donatı alanlarının içini kendi gerici ideolojisi ile doldurarak(gerçekte içini boşaltarak) yoksullaşmayı, ‘yoksun kalma’ ile bir kat daha artırarak, işçi köylü emekçileri, küçücük, havasız, iletişimsiz ortamlarda yabancılaşma ve yalnızlaşma içine sürüklemektedir. Kentsel dönüşüm modeli ile borç ödeme zincirine bağlanan işçi ver emekçiler kitlece büyütülerek, düşük ücret, sağlıksız, sigortasız ve eğitimden uzak, kültür sanat vb. düşünsel ilerlemeden yoksun insanlar haline getirilerek; ‘Kentsel Dönüşüm’, kentsel yaşama katılmalarını değil, kentsel yaşamın dışına atılmak anlamına gelir.
Kentsel Dönüşüm modeli zincirine yeni zincirler eklenen ezilenlerin ‘sesini’ kısmakta, idari, ekonomik, çevresel ve ideolojik olarak sistemin görünürdeki yanlışlıklarına dahi ‘suskun’ kalmasının bir yönünü oluşturmaktadır.


Kentsel Dönüşüm; ezilenlere ne yeni bir ‘yaşam’ sunmaktır ne de ‘değişim değeri’ içeren değerli konutlar sunmaktır. O ezilenlerin borçlarla bağlanmış çaresizliğinin ‘zenginleşme’ gibi sunulmasıdır.
Kentsel Dönüşüm ile hedeflenen şeylerin ezilenlerin çıkarına uygun hale getirilmesi mümkün müdür?
Bu soruya cevabımız evet mümkündür. Mevcut koşullar altında ve sınırları içerisinde bunun ekonomik temeli; Kentsel Rantın kentsel dönüşüm alanındaki hak sahipleri insanların yararına kullanılması ve dönüşümün finansmanında fon olarak kurulması, kullanılması sağlanabilmelidir.


Planlama yönünün Kentsel dönüşüm alanında kurulan dernek ve örgütlerin katılımı zorunlu hale getirilmeli ve bu dernek ve örgütlerin denetimine bırakılması sağlanmalı, hak sahipliğinin belirlenmesi ve hak sahiplerinin çıkarını içerek hale gelmesi sağlanmalıdır.


Unutulmamalıdır ki; bu koşullar sağlanmış olsa dahi ‘ev sahibi’ olmak ne geçmişte ne kırda ne de kentte barınma-konut sorununu çözmekten uzaktır.Tarih göstermiştir ki konut sahipliğinin arttığı yerlerde ücret ve maaşlarda bir düşme eğilimi(azalma) vardır. Buda Çalışanlara verilen ücretten ‘kira için’ ödenen kısmın kesilmesini ifade eder.


Kentsel Dönüşüm ile gerçekleştirileceği iddia edilen sorunların çözümünün şu anki örgütlenme yapısının, üst yapısının(Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ, İnşaat Firmaları, Bankalar)  anlattığı şey bunun bir ‘iktidar’ olma sorunu olduğudur.


Kentsel Dönüşüm ile belirginleşen barınma hakkı ve konut sorunu, üretim ilişkilerindeki ‘konumumuzu’ belirlemektedir. Bunun kavranmaması; iki nesil önce “mal, mülk, para, servet, toprak” sahibi olan dedelerimiz ve ninelerimizin; günümüzde kurtlar sofrasında ‘işçi, emekçi, gündelikçi’ olan torunları olduğumuz gerçeğinin bilince çıkarılmamış olmasıdır. Burjuvazinin ve büyük toprak sahiplerinin egemenliği altında dünyanın her yerine sürüldüğümüz, çileli onlarca yıllık tarihsel gerçekliğimiz ışığında ‘kentsel dönüşüm’ zorbalığına karşı çıkmak, birlik ve birliktelikler kurmak, bu birliklere katılmak bugünü ve geleceğimizi savunmaktır.

55556

Ermeni soykırımını tanımak için kaç soykırım daha lazım?-Dursun Ali Küçük

Kendinize yapılan soykırımı görürseniz Ermenilere yapılan soykırıma doğru yaklaşırsınız. Ermeni soykırımını görmezseniz, gün gün ve sürekli yaşadığınız soykırımınızı göremezsiniz.

TÜRKİYE, YAKINDOĞU HALKLARININ İMHA EDİLMESİNİN ADIDIR

TC’ye sormak lazım..

Kaç soykırım daha yaparsanız ancak Ermeni soykırımını tanırsınız?

Ermeni soykırımının 100. Yıldönümüne giriyoruz. İttihat Terakki li Osmanlı bu soykırımı işledi, şimdiki Ermenistan hariç, diğer Ermeni topraklarını ve Ermenileri neredeyse haritadan sildi.

Partizan: ATİK ve Yeni Kadın’ın mücadelesini sahipleniyoruz

"Bir yandan Ortadoğu’daki savaşın bizzat besleyicisi olduğu ayan beyan ortadayken bir yandan demokrasi havariliği yapan kapitalizm; kendi sınırları içinde yaşayan göçmenlerin hak arama mücadelesine yıllardır yaptığı gibi saldırmaya devam ediyor.

Komşularım(ız)a kiropiler'e çorum'da ne oldu?

“Veritas nimis saepe laborat, extinguitur numquam.”[1]

Ermeni Soykırımı’ndan söz etmenin ağırlığını, en iyi Murathan Mungan’ın, “Söylenecek sözün çokluğu, bazen insanı dilsiz bırakır. Tıkanır, kalırsınız. Haklılığın suskunluğu, diğer suskunluklara benzemez; düğümü zor çözülür,” sözleriyle; Cemal Süreya’nın, “Kan var bütün kelimelerin altında,” dizeleri betimler…

Soykırım Üzerine Resmi Söylemler Ya Da T.C. Soykırımı Neden Tanımalıdır.

“Nominibus mollire licet mala.”[1]

Siz Can Yoldaşlar Meclise Yakışırsınız!

Önümüzdeki 7 Haziranda Genel Seçimler yapılacak ve milyonlar yeni parlamento temsilcilerini seçeceklerdir. Bu seçim Cumhuriyet tarihinin en önemli seçimlerinden birisidir.

Anlayana Güney Afrika:Haluk Gerger

Bugün Güney Afrika Cumhuriyeti’nde büyük çoğunluğu oluşturan mazlumlar, eskinin kölesi-bugünün “özgür” siyah yoksulları, kendilerinin sandıkları bir rejim ve iktidar altında, büyük sıkıntılar içinde yaşıyorlar. İki kahraman direniş örgütü, Siyahların Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ile müttefiği Güney Afrika Komünist Partisi (GAKP)’nin iktidarı, yeri geldiğinde, madencileri, grevci işçileri, yoksul emekçileri kurşunlatıyorlar. Yoksulluk, yoksunluk, açlık ve işsizlik, hastalık, gerilik, çürüme, eşitsizlik ve adaletsizlik kol geziyor Güney Afrika’da.

Nasıl oldu bu?

7 Haziran seçimlerine dair-gerekçeli tavrımız :Temel Demirer Sibel ÖZBUDUN

“Hakikâtin yalan,  yalanın da hakikât gibi  göründüğü bir  dönemeçteyiz şimdi!”[1]

Pablo Picasso’nun, “Kimsen, öyle kal”; Oscar Wilde’ın, “İnsanın rüyaları büyük olmalı ki, hiç gözden kaybolmasın,” uyarılarını hiç ama hiç unutmayanlardanız ve de burjuva patentli “temsili demokrasi” yalanını ve dolayısıyla da “seçimleri”ni gereğinden fazla önemsemeyiz.

Tehcir kanunu ve kanlı şafak,24 Nisan 1915

Bugün dahi tartışılan Tehcir kanunu,yani Ermeni'lerin zorunlu göçe tabi tutulması,henüz Osmanlı'ların Anadolu topraklarında ,Hayastan topraklarında varlıklarından henüz bir haber iken,sonradan gelip yerleştikleri topraklardan asıl yerlileri olan Ermeni'lerin sürülmesi kararıdır.Bu anlamda Tehcir Kararı,ermeni ulusu'nun anavatanından sökülüp atılması kararıdır.Rus yenilgisi ile başlayan,Van direnişi,Sarıkamış'ta bozguna uğrayan Enver Paşa ve komutasındaki ordu,yenilgiye gerekçe olarak Ermeni'leri göstermişlerdir.Faturasını Ermeni'lerden çıkarmışlerdır.Talat Paşa ABD Büyükelçisi ile yaptığı g

Dersim kazanmalı!—ergin doğru

Haziran seçimleri Türkiye’nin açısından belirleyici olacak etkiye sahip görünüyor. Seçimler halklar mücadelesinin temel amacı olmasa da, halkların demokratik gelişimi ve özgürleşmesi açısından önemli bir araç olarak kullanılabilir.

Haziran seçimleri, Türkiye açısından önemli olduğu gibi, Dersim’in genel konjonktürü açısından da tarihsel bir öneme sahiptir. Bu seçimler Dersim açısından tarihsel bir hesaplaşmanın tamamlanması, kendi tarihsel kimliği ile buluşma açısından önemli bir dönüm noktası olacaktır.

Tunceli devletin, Dersim halkındır..

Bahar heryere ve hep gelecek

“Maalouf, ‘insan geçmişin yok olması karşısında kendini kolay avutabilir ama, geleceğin yok olmasını kaldıramaz’ diyor. Benim gibiler için de sorun burada başlıyor. Zira, benim gibilerin geçmişi bir yana geleceği de ‘yok olduğu’ görülüyor” yazmıştı Günay Aslan, 20 yıl sonra “Dönüş Bileti” aldığında.

Sürgünler Meclisi’nin kurulmasının ardından, Günay Aslan’ın bu yazısındaki açıklığı, samimiyeti, gerçeği yazmadaki cesareti; kendimizi nasıl tanımlayacağımıza yardımcı koca bir çakıl taşıydı!

Seçimler, AKP ve Çiller benzerliği

Son zamanlarda Türk Ordusu tarafından gerçekleştirilen her türden askeri operasyonlara ilişkin; “bir devletin güvenlik politikalarıdır”, algısı yaratılarak, aslolan perdelenemez. İçinden geçilen süreç bir taraftan bir “çözüm” süreci ve diğer taraftan da bir “seçim” sürecidir.

PKK, son iki yıldır silahların gölgesinde olmayan bir coğrafya ve halk gerçekliğini açığa çıkarmak için elinden gelen her pratiği sergilemesine rağmen Türk devleti için aynı şeyleri maalesef söyleyemiyoruz ki zaten dile getiriyoruz.

Sayfalar