Pazartesi Eylül 14, 2026

Katiller aramızda

AKP, sözde demokratikleşme paketi kapsamında tüm KATİLLERİ serbest bıraktı.Hepsi aramızda '' kahraman ''lar gibi dolaşıyorlar.İlkin Pir Sultan Abdal Şenlikleri için ,1 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak otelinde aralarında yazar,aydın,sanatçı 34 canı yakarak hunharca öldüren radikal islamcı örgütler,yapılan göstermelik yargılamalardan sonra hepsi serbest kaldı.İleri gelenleri,esas suçlular ise AKP tarafından,yakalanıp adalete teslim etme bir yana korunuyor.Bulun- dukları ülkelerden getirilerek  '' adalete '' teslim edilmedi.

Yine islami bir rejim gerçekleştirmek için faaliyet yürüten Hizbullah örgütü 1990/2000 yılları arasında 200'e yakın cinayetten  sorumlu tutulmaktadır.Yargılanıp '' ağır müebbet hapis '' cezalarına çarptırılan,Hizbullahçılar bugün hepsi serbest kaldı.Veya yurt dışına kaçtılar.Kendisinden olmayanı '' domuz bağı '' yöntemi ile öldürenler olarak da,kamuoyunda bilinen Hizbullah'çıların serbest kalması için özel yasalar çıkarıldı.Toplum vicdanında kabul bulmayınca hepsi yurt dışına çıkarıldı. Şimdi gizliden gizliye AKP döneminde yeniden canlandırılan,siyasallaştırılan bu gibi teşkilatlar PKK'ya karşı bir set oluşturup,AKP'ye hizmet için varlıklarını korumaktadır.

Bunlar yetmiyormuş gibi,tutukluluk sürelerinin hiç bir koşul ve sınırlandırma getirmeksizin 5 yıla indirilmesi ile tüm Ergenekon'cular yine serbest kaldı.Faili meçhul cinayetlerden,köy boşaltmalardan,Kürt siyasetçilerin infazlarından ...ve bir dönemin ,tüm acıların sorumluları ne için tutuklandı,ne için serbest bırakıldı? İktidarın paylaşılması ve uşaklarına hizmet etme konusunda anlaşamayan AKP ile Cemaat arasındaki çekişme şiddetlenerek devam edecek gibi görünmektedir.

Devlet, bu katillere olan vefa borcunu hepsini tahliye ederek ödedi.Genelkurmay Başkanı, bütün operasyonların, katliamların emrini veren İlker Başbuğ,yargılanmış ,ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.JİTEM adlı örgütün kurucusu ,birçok faili meçhul ölümlerin sorumlusu emekli albay Arif Doğan hastalığı bahane edilerek tahliye edildi.Eski Özel Hareket Daire Başkanı İbrahim Şahin,Avukat görünümlü bütün linç kampanyalarını örgütleyicisi Kemal Kerinçsiz,Hrant Dink'in öldürülme emrini veren '' büyük abi '' olarak tanınan Erhan Tuncel ile her bir olayın arkasında muhakkak görülen Veli Küçük'de tahliye edilenler arasında bulunmaktadır.

Danıştay saldırısı ile suçüstü yakalana Alparslan Alparslan,Malatya'da 2007 yılında Hristiyan kitaplar yayınlayan Zirve Yayınevi olarak bilinen binayı basarak işkence ve boğazlarını keserek Tilman Gecke,Necati Aydın,Uğur Yüksel öldürülmüştü.7 yıldır süren duruşmalarda mahkeme, halen faillerin suç işlediğine kanaat getiremedi.Kanundan yararlanarak tahliye oldular.Emekli Orgeneral Hurşit Tolon tarafından örgütlendiği belli olan Zirve Yayınevi katliamı davası göstermelik duruşmalardan sonra tutuklu sanık kalmadı.

Erhan Tuncel,Veli Küçük,İlker Başbuğ... cezaevlerinden çıkışta devlete olan bağlılıklarını belirterek '' devlet yat dedi,yattık-çık dedi çıktık '' ,'' bu bir görevdi,vatana bir nöbetim vardı,o nöbeti tuttum,bundan sonra dışarıda nöbetime devam edeceğim'' demişlerdir.Her biri ''ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet '' hapis cezası ile mahkum olmuşken,bir anda hepsi serbest kaldılar.Dünya'da başka bir emsali olmayan,görülmeyen ,duyulmayan bu vaka ciddi olarak  adalete olan inancı ortadan tamamen kaldırmıştır.Kimlerin ceza evine gireceklerine,kimlerin cezaevinden çıkacaklarına kararı Hukuk ve Adalet düzeni değil, R T Erdoğan kanunları artık karar verir noktasına gelmiştir.

 Ermeni toplumu ve tüm muhalif kesimler bu ürkütücü tablo karşısında endişe ve korku ile yaşamaya mahkum olmuşlardır.Cemaat ile ipleri koparan ve yol ayırımına gelen  AKP ,Savaştan nemalanan, bütün herşeyleri kan ve gözyaşı olan,gelenekçi,ırkçı faşist devlet düzeninin devamından  bulan çeteler ile beraber ''savaş'' dönemine yeniden geçmek için anlaşma sağlayabilirler.

 Bizleri derinden yaralayan,üzen toplumda aydın,yazar,edebiyatçı kitapları en çok satan kişi olarak da bilinen Ayşe Kulin'in bir televizyon programında  Ermeniler hakkındaki açıklamaları ülkemizin  ''aydın'' insanının içler acısı ama aynı zamanda düşündürücü, halini ortaya sermektedir.Ermeni soykırımının100.yılına yaklaşılan bu süreçte,henüz Anayasa üze rinde anlaşamayan,bir dönemin bütün savaş suçlularının serbest kalması,gözle görülür bir ilerlemeyi bırak,toplumun her kesiminin gerilerek ''patlamaya hazır bomba'' durumuna geldiğini,bu ürkütücü tabloyu endişe ve korku içinde seyretmekteyiz.Kimse bu durumda bir beklenti içerisine girip '' paketlerden '' demokrasi,hukuk ve adalet  çıkacağını beklemesin.

             BEN CUMHURİYET TÜRKÜYÜM

''Osmanlı dedemin kucağında büyüdüm'' diyen Beyaz Türk hanımefendinin,acaba sen rahat rahat büyürken milyonlarca insanın,çocukların nasıl öldürüldüklerini başlarına neler geldiğini hiç düşündünüz mü ?Üstelik aile fertlerinden eniştesinin Ermeni olmasına,soykırım olayını objektif olarak,eniştesinin anlatımlarından anlaması açısından iyi olabilirdi.Ama anlamak istemedikten sonra yapılacak hiç bir şey yoktur.Kendi anlatımlarına göre '' Nefes nefese '' kitabında eniştesinin,babası ile amcasının nasıl götürüldüklerini anlatmaktadır.'' Bir akşam ailece akşam yemeği için masa başına toplandıkları sırada jandarma eri,bir baskınla evlerine dalarak babasını ve amcasını alıp götürdüğünde çocuk yaşta olan eniştem ileriki yıllarda bana o gecenin dehşetini nakledemeyecekti '' deyip, ''soykırım eğer olmuş olsaydı bugün eniştem olmayacaktı'' gibi düz bir mantıkla soykırım gerçeğini gizlemeye çalışmaktadır.

 '' Eniştemi,Ermenileri öldürmüş olsaydık,ben eniştemi hiç tanımayacaktım '','' ben Ermenileri çok severim ama bu bir tehcir olayıdır.Savaşta yaşananlara soykırım demek zor.Yahudilerinki gibi durup dururken biz onları kesmeye başlamadık '','' doğu illerimizi işgal etmiş olan Rus askerlerine yataklık yapmalarını,Rus üniformaları giyerek bize karşı savaşmalarını önlemek için sürgüne yollayacağımıza öldürmüş olsaydık...'' açıklamalarına toplumun her kesiminden tepki aldı.

 Her zaman Türk Resmi düşünce tarzında Tehcir Kararı ''güvenlik ''gerekçesiyle alındığı söylenir.Savaş bölgelerinden ''Ruslara yardımların engellenmesi'' gerekçe olarak gösterilse de,Türkiye'nin her tarafından savaş olmayan yerlerden Ermeni'ler sürgün ve imha edilmişlerdir.Çoğu insan Teşkilat-ı Mahsus birliklerinin saldırılarından,açlıktan,hastalıktan ve doğa koşullarına yenik düşmekten hayatını kaybetmiştir.Soykırımda ölenlerin büyük çoğunluğu sürgün yani tehcir yollarında ölmüştür.Gerçekler bunlar iken,Tehcir olayını,basit bir vaka,sanki insanlara bir şey olmamış-casına,sanki ölüm yolculuğu değil bir seyahatmış gibi,sanki tehcir ,soykırımdan daha makul bir olaymış gibi gösterilmesine insan ahlak ve vicdanı bunu hiç bir zaman kabul etmez.

Ermeni halkı içn Der-Zor çöllerini reva gören Talat Paşa, değişik ülkelerden Osmanlı'ya sığınan muhacirler için ise karşı çıkmaktadır.'' Bu muhacirleri dedikleri gibi oralara gönderip çöllere serpecek olsaydık oralarda cümlesi açlıktan ölecekti '' diyerek çöl bölgelerinin insan için ne kadar elverişsiz olduğunu itiraf etmiştir.Ama aynı Talat Paşa Ermenileri Der-Zor çöllerine tereddüt etmeden sürgüne göndermiştir.

 '' Ermenileri durup dururken kesmedik '' diyerek,Eğer Ermeniler ''uslu'' durmuş olsalardı,başlarına bunların gelmeyeceğini,dolayısıyla esas sorumluların kendisi Ermeni'lerdir demek istemektedir.Birinci Dünya savaşını bir fırsat olarak gören İttihat ve Terakki,Ermeni ulusundan kurtulmak için böyle bir soykırım planını uyguladılar.Tek başına değil,Savaşa beraber katıldığı Almanların da bu yöndeki onayını ve düşüncesini aldıktan sonra sinsi planlarını gerçekleştirdiler.Almanların bölgesel çıkarlarına hizmet eden İ ve T yöneticileri,bölgeyi Ermeni'lerden temizlediler.Almanya Büyükelçisi Wangenheim merkeze göderdiği raporda bu durumu doğrulamıştır.'' Ermeni tehciri sadece askeri nedenlerle yapılmadı...ülkeyi iç düşmanlardan tamamen temizlemek..bu da Türkiye'nin müttefiki Almanya'nın çıkarına '' olduğunu söylemiştir.

           VAN – BAŞKALE NALBANTI CEVDET BEY

 ''Van ve Zeytun'da ( Süleymaniye ) Ermeniler ayaklandı,savaş koşullarında İ ve T Tehcir'den başka çözüm yolu bulamadı '','' Ermeniler bizi arkadan vurdu '' şeklinde özetlenen resmi Türk ideolojisinin yalan olduğu ortaya çıkmıştır.Van valiliğine I.Dünya savaşı arifesinde Tahsin Bey'in yerine Cevdet Bey'in vali olarak atanması tesadüfi değildir.Aynı zamanda Enver Paşa'nın da eniştesi olan cevdet Bey ileride yaşanacak katliam, sürgün ve cinayetlerde aktif rol alarak Osaman'lı,İ ve T politikalarının planlı olarak uygulayıcısı oldu.Savaşın bitiminde İzmir'e yerleşen Cevdet Bey İngilizler tarafından tutuklandı.Malta'ya gönderildi.Fanatik müslüman olarak tanınmaktadır.

Cevdet Bey Van valisi olduktan sonra Van'da durumun daha da kötüleştiği her daim söylenir. Göreve gelir gelmez '' Azerbeycan Ermeni'lerini ve Süryani'leri temizledik,sıra Van Ermeni'lerine geldi '' diyerek,niyetini açıklamıştır.Ermeni'leri tehdit ederek '' bir kurşun attıkları takdirde''dizlerini göstererek buraya kadar olan hristiyan erkek,kadın ve çocuğu öldürmekle tehdit eder.Cevdet Bey'i en iyi tanıtan Margenthau anılarında şöyle anlatmaktadır.'' Van valisi Cevdet Bey'in ünü tüm Ermenistan'a yayılmıştır.Cevdet ülkenin her köşesinde ''Başkale nalbantı'' olarak biliniyordu.Çünkü bu işkence uzmanı,Ermeni kurbanlarının ayaklarına at nalı çakarak bütün işkenceciler arasında başyapıt olan bir işkence yöntemi keşfetmiştir '' diyerek Van Ermeni'lerini bekleyen büyük tehlikeyi işaret etmiştir.

Cevdet Bey'in İran yenilgisinden ve Van'a döndükten sonra sinsi planlarını uygulamaya sokmak için Ermeni'lerden 4000 kişi istedi.Ermeniler bu teklifi kuşkulu bularak kabul etmediler.40 kişi üzerinde anlaşma sağlandı.Bu kişileri Rus'lara karşı savaşta siper kazma,yol işlerinde kullandılar. Güven duyulmadığı için silah verilmedi.Tüm yaşanılan olumsuzluklara rağmen yaklaşan savaşta Ermeni'ler ile Osmanlılar arasında yapılan görüşmelerde, Ermeniler Osmanlılar yanında yer alacaklarını ilan ettiler.İngiliz ve Fransızlar,Osmanlıya '' savaşa katılmayın bu savaş sizin savaşınız değil '' ısrarına rağmen Alman işbirlikçisi İ ve T hükümeti savaşa katılarak,aynı zamanda savaş suçu işlemişlerdir.Ölümlerden,yaşanan acılardan birinci derece sorumlu olmuşlardır.

Istanbul'da toplanan Ermeni Milli Meclisi,Ermeni'lerin savaş sırasında Osmanlı hükümetine sadık kalacağını,askeri ihtiyaçlar da dahil olmak üzere her türlü yardıma imtina etmeden koşacağını ilan etti.Ermeni Taşnak Partisi 1914 Ağustos ayında Erzurum'da toplanan  8.Kongresin'e  İ.Terakki temsilcisi Bahattin Şakir de katıldı.Taşnaklara  savaşta  Rus'lara karşı bir isyan örgütlenmesi teklifinde bulundular.Teklif rededildi.Taşnak Partisi, kongre sonrası yaptığı açıklamada Osmanlı topraklarında Rusya'daki Ermeni'lere vatandaşı oldukları devletlere karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri çağrısında bulundu.

Van-Çatak'ta Taşnak Ermeni liderlerle Cevdet Bey arasında yapılacak görüşmelere giden 3 Ermeni lider yolda öldürüldü.Van ve çevresinde bulunan köylere arama bahanesiyle baskınlar yapıldı.Erzak ve yiyecekler zorla toplanarak çevrede kıtlık yaratıldı.Cevdet Bey'in 5/8 bin kişiden oluşturduğu  '' Kasap Taburu ''şehirde terör estirmeye başladı.Sarıkamış yenilgisinin faturasını  da Ermeni'lere çıkaran İ ve Terakki'ciler,'' Kasap Tabur''larını Ermeni'lerin üzerine göndererek yerle bir etme talimatı verdi.Bu sırada Ermeni toplumunun ileri gelenleri İstanbul'da tutuklanarak Ayaş ve Çankırı'ya ölüm yolculuğuna gönderildiler.

Zeytun ( Süleymaniye ),Dörtyol'da 1915 Şubat aylarında gerçekleşen çatışmaların esas sebebi Osmanlı'ya karşı ''ayaklanma'' olmuş gibi gösterilmektedir.Oysa jandarmalar ile asker kaçakları arasında geçen  çatışmalardır.Bir isyan durumu yoktu.Osmanlı idarecileri de bunu belirtmişlerdir.

Asker kaçaklarının sadece Ermeni'lerden ibaret olmadığı,diğer etnik gurupların da bunun içinde yer aldıkları görülmüştür.Ermeni'ler ''isyan'',''ayaklanma'' bir yana kaçakları kendi kendi elleri ile teslim ederek devlete yardımcı oluyorlardı.Buna rağmen ilk sürgün buradan başladı.  Kafkasya'da bulunan Ermeni gönüllü birlikleri,yani Osmanlı tebasından olmayan,Ermeni'lerden oluşan gönüllüler Rus'lar ile birlikte Van'ı ele geçirdiler.18 Mayıs 1915 'de Osmanlı'lar geri püskürtüldü.Ankaraya kadar geri çekilen ''Kasap Taburları'' bütün Ermeni köylerini yakıp yıktılar. Yüzlerce insan katlettiler.Van'ı ele geçiren Rus'lar Van valisi olarak Aram Manukyan'ı tayin ettiler.''İhanet'' söyleminin ne kadar asılsız ve yalandan ibaret olduğu gerçeği Osmanlı meclisinde Erzurum temsilcisi olan Armen Garo ( Karekin Pastırmacıyan )'nun kardeşi Vahan Pastırmacıyan Aralık 1914'de  Sarıkamış'ta  Osmanlı ordusunda, Rus'lara karşı savaşarak göstermiştir.

1915 'de yaşanan ve soykırım olarak tüm insanlığın kabul ettiği gerçekler yanlızca Türkiye'de kabul edilmemektedir.1923 ,Cumhuriyet ideolojisi inkar ve imha politikaları ile olduğu gibi devam etmektedir.100.yılına az bir süre kala ,gündem yine Ermeni sorunu olacak bu kamburdan hiç bir zaman kurtulamayacaktır.Ahlak ve vicdan yoksunu aydınlarımız ''durup dururken kesmedik'' diyerek geçmişte yaşanan acı olayları bugün için de savunmaktır.Devlet bakış açısı ile olayları tahrif,yalan ve inkar ederek gerçekler ne zamana kadar acaba gizlenecektir.

Bu yüzden bütün çabalarınız boşunadır,Hrant Dink'in dediği gibi,SU ÇATLAĞINI MUHAKKAK BULUR.

            Mart 2014  

99687

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

1915 Süryani toplumunun gelecek umudunu yok etti Feyyaz Kerimo

Günümüzde Süryaniler kimliklerini nasıl tanımlıyorlar? Bu tanımlayışta geçtiğimiz yıllarda değişiklikler oldu mu ?

Genel olarak ulusal kimlik kavramı, Rönesans ile birlikte özellikle dil ve tarih etrafında ortaya çıkmıştır. Bazı özellikler etrafında bir ortak paydayı ifade etmektedir. Ulusal kimlik bana göre her şeyden önce, bir aidiyet sorunudur.                                                                                        

Hiç değilse bu taş basamakların:Ganime Gülmez

“Binlerce Pazartesi geçti ömrümden\…nasıl yaşanıyor bu vesayetli dünyada\ hangi çılgınlar nasıl dayanıyor buna\…\ Sonu olsun diyorum\ neyin sonu ama\ hiç değilse bu taş basamakların”..şiiri takılıyor aklıma sokaklarda Turgut Uyar’ın.

Pazartesi günü yine 1 Eylül. 1939 yılında Almanya’nın, Polonya’yı işgal edişinin yıl dönümü. Ve tabi; “Dünya Barış Günü”! Ha bir de; Almanya Federal Parlamento’sunun, dün, “İslam Terörü’ne karşı savaşmak için” Irak’a göndereceği binlerce sayıyla basına ifade edilen silahları gönderme kararını alacağı gün! Kaçıncı Pazartesi!

Emperyalizm ve Gericilik

Tarihin komünistleri haklı çıkarması, sorunların onların düşünceleri doğrultusunda çözülmesini de peşinden getirmiyor. Ya da insanlar, daha özel bir vurguyla; tarihin temel özneleri olan halklar ve işçi sınıfı komünistlerin dediklerini benimsemedikleri için, kendi kaderlerini de kendileri ellerine alamıyorlar. Emperyalist burjuvazinin ve işbirlikçilerinin kendilerine biçtikleri kahredici bir yaşam sınırları içinde birbirlerini boğazlıyarak varlıklarını sürdürmeye çılışıyorlar. Boğazlanması gerekenleri değil, kucaklaşması gerekenler birbirlerinin gırtlaklarına sarılmış.

Kent(imiz) ve çevre(miz): Yaşam(ımız) ile insan(lik) kazanacak

"Dinya dikare pêdivîya her
 kesî bi têra xwe bi cih bîne,
lê nikare bi qasî
azwerîya her kesî."[2]

Komünizm, Kapitalizmin Ürünü İnsana Değil, Kapitalizme Bakmaktır



''Fuhuş, kadınlardan da çok, asıl erkekler için ahlak bozucudur. Fuhuş, kadınlar içinde yalnızca kendini buna kaptıran mutsuzları alçaltır ve bunların sayısı, genellikle sanıldığından çok daha küçüktür. Buna karşılık, fuhuş, bütün erkek dünyasının niteliğini düşürmekte, alçaltmaktadır.''
Engels/Ailenin ozel mulkiyetin Devletin Kokeni/sol yayinlari/syf 88-89

Resimler-Ressamlar-ve

“Kapalıyken,resim yapar gözlerim.”[1]

Plastik sanatların bir dalıdır…

Cisimler dünyasının, düşünceler dünyasındaki iz düşümüdür.

Taş devrinde ortaya çıkan ve yeni teknikler kazanarak ilerlemesini sürdüren sanat akımıdır; düşünce ve duyguların imgelerle anlatılmasıdır.

Tutku, dil, aşk, boya, koku, heyecan ve daha birçok sözcüğe bürünebilen biçimlerin, renklerim, dokuların, ritmin ve müziğin armonisidir.

Simonides’in, “Resim sessiz şiirdir, şiir ise konuşan resim,” diye tarif ettiği renkler, biçimler dünyasıdır.

Partizan: Halk Cephesi’ni Özeleştiri Vermeye Davet Ediyoruz!

"Devrimci, Demokratik Kamuoyuna ve Halkımıza;

Halk Cephesi’ni Özeleştiri Vermeye Davet Ediyoruz!

29 Temmuz günü, İstanbul Nurtepe’de başlayan, işçi ve emekçilerin yoğun olarak yaşadığı, devrimci çalışmaların adresi durumundaki diğer emekçi mahallelere yayılan şiddet sarmalı halk içerisindeki sorunların çözümünde benimsenen siyaset ve politika yapma tarzına, örgütsel reflekslere ilişkin daha güçlü bir sorgulayışı, tartışmayı ve tavır almayı zorunlu hale getirmiştir.

Çözülmemek için çözme mücadelesinde yeni evre

Cumhurbaşkanlığı (CB) seçimlerinin hemen öncesinde devlet Kürt meselesinde bugüne kadar en somut ve ciddi adım olan çerçeve yasasını çıkararak PKK ile yapılan görüşmeleri yasal dayanağa kavuşturdu. CB seçimlerinin hemen ardından ise Kürt meselesi bağlamındaki “çözüm süreci” yeniden gündemin ilk sırasına oturmuş durumda. 2012 sonunda Abdullah Öcalan ile BDP heyetinden Ahmet Türk ve A. Akat Ata’nın yaptığı görüşme ile startı verilen ve 2013 Newroz’un da Öcalan’ın açık çağrısıyla süreç fiilen başlatıldı. Belirlenen bir yol haritası olduğu ifade edildi.

“Wernicke Korsakofflular"!! Kim onlar :Ganime Gülmez

“Wernicke Korsakofflular ve Eski Mahpuslar 4. Yaz Kampı’nda Bir Araya Geliyor” başlıklı haberi okuyunca, içimde yine küçücük kır çiçekleri filizlendi.

Bir küçük çocuğun yaz sıcağında dondurma almak isterken, iradesine hükmedemeyip ; “ben de istiyorum” diye çırpınması gibi, ayaklarımı yerlere vurup, “ben de istiyorum” diyerek dalga geçtim kendimle. Kıskançlığımdan, haberi açıp açıp bakmama rağmen okumayı başaramadım. Buluşacak olanları dehşet  kıskandım!

TKP/ML YDK: Ortadoğu'nun ezilen halkları yalnız degildir

ORTADOĞU’NUN EZİLEN HALKLARI YALNIZ DEĞİLDİR.

Ortadoğu kan gölüne dönmüş bulunuyor.

Emperyalistler ve uşaklarının Ortadoğu’daki saldırılarında binlerce insan hayatını kaybetti. Suriye ve Irak’ın ardından, Filistin, Kobane ve Rojava’yıda içine alan saldırlar karşısında dünya sessizliğini korumaya devam ediyor.

Sınıfa Dışardan Aydın Bilinci Değil, Sınıf Bilinci Taşıyın !

 

Sayfalar