Pazartesi Ekim 19, 2026

Katiller aramızda

AKP, sözde demokratikleşme paketi kapsamında tüm KATİLLERİ serbest bıraktı.Hepsi aramızda '' kahraman ''lar gibi dolaşıyorlar.İlkin Pir Sultan Abdal Şenlikleri için ,1 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak otelinde aralarında yazar,aydın,sanatçı 34 canı yakarak hunharca öldüren radikal islamcı örgütler,yapılan göstermelik yargılamalardan sonra hepsi serbest kaldı.İleri gelenleri,esas suçlular ise AKP tarafından,yakalanıp adalete teslim etme bir yana korunuyor.Bulun- dukları ülkelerden getirilerek  '' adalete '' teslim edilmedi.

Yine islami bir rejim gerçekleştirmek için faaliyet yürüten Hizbullah örgütü 1990/2000 yılları arasında 200'e yakın cinayetten  sorumlu tutulmaktadır.Yargılanıp '' ağır müebbet hapis '' cezalarına çarptırılan,Hizbullahçılar bugün hepsi serbest kaldı.Veya yurt dışına kaçtılar.Kendisinden olmayanı '' domuz bağı '' yöntemi ile öldürenler olarak da,kamuoyunda bilinen Hizbullah'çıların serbest kalması için özel yasalar çıkarıldı.Toplum vicdanında kabul bulmayınca hepsi yurt dışına çıkarıldı. Şimdi gizliden gizliye AKP döneminde yeniden canlandırılan,siyasallaştırılan bu gibi teşkilatlar PKK'ya karşı bir set oluşturup,AKP'ye hizmet için varlıklarını korumaktadır.

Bunlar yetmiyormuş gibi,tutukluluk sürelerinin hiç bir koşul ve sınırlandırma getirmeksizin 5 yıla indirilmesi ile tüm Ergenekon'cular yine serbest kaldı.Faili meçhul cinayetlerden,köy boşaltmalardan,Kürt siyasetçilerin infazlarından ...ve bir dönemin ,tüm acıların sorumluları ne için tutuklandı,ne için serbest bırakıldı? İktidarın paylaşılması ve uşaklarına hizmet etme konusunda anlaşamayan AKP ile Cemaat arasındaki çekişme şiddetlenerek devam edecek gibi görünmektedir.

Devlet, bu katillere olan vefa borcunu hepsini tahliye ederek ödedi.Genelkurmay Başkanı, bütün operasyonların, katliamların emrini veren İlker Başbuğ,yargılanmış ,ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.JİTEM adlı örgütün kurucusu ,birçok faili meçhul ölümlerin sorumlusu emekli albay Arif Doğan hastalığı bahane edilerek tahliye edildi.Eski Özel Hareket Daire Başkanı İbrahim Şahin,Avukat görünümlü bütün linç kampanyalarını örgütleyicisi Kemal Kerinçsiz,Hrant Dink'in öldürülme emrini veren '' büyük abi '' olarak tanınan Erhan Tuncel ile her bir olayın arkasında muhakkak görülen Veli Küçük'de tahliye edilenler arasında bulunmaktadır.

Danıştay saldırısı ile suçüstü yakalana Alparslan Alparslan,Malatya'da 2007 yılında Hristiyan kitaplar yayınlayan Zirve Yayınevi olarak bilinen binayı basarak işkence ve boğazlarını keserek Tilman Gecke,Necati Aydın,Uğur Yüksel öldürülmüştü.7 yıldır süren duruşmalarda mahkeme, halen faillerin suç işlediğine kanaat getiremedi.Kanundan yararlanarak tahliye oldular.Emekli Orgeneral Hurşit Tolon tarafından örgütlendiği belli olan Zirve Yayınevi katliamı davası göstermelik duruşmalardan sonra tutuklu sanık kalmadı.

Erhan Tuncel,Veli Küçük,İlker Başbuğ... cezaevlerinden çıkışta devlete olan bağlılıklarını belirterek '' devlet yat dedi,yattık-çık dedi çıktık '' ,'' bu bir görevdi,vatana bir nöbetim vardı,o nöbeti tuttum,bundan sonra dışarıda nöbetime devam edeceğim'' demişlerdir.Her biri ''ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet '' hapis cezası ile mahkum olmuşken,bir anda hepsi serbest kaldılar.Dünya'da başka bir emsali olmayan,görülmeyen ,duyulmayan bu vaka ciddi olarak  adalete olan inancı ortadan tamamen kaldırmıştır.Kimlerin ceza evine gireceklerine,kimlerin cezaevinden çıkacaklarına kararı Hukuk ve Adalet düzeni değil, R T Erdoğan kanunları artık karar verir noktasına gelmiştir.

 Ermeni toplumu ve tüm muhalif kesimler bu ürkütücü tablo karşısında endişe ve korku ile yaşamaya mahkum olmuşlardır.Cemaat ile ipleri koparan ve yol ayırımına gelen  AKP ,Savaştan nemalanan, bütün herşeyleri kan ve gözyaşı olan,gelenekçi,ırkçı faşist devlet düzeninin devamından  bulan çeteler ile beraber ''savaş'' dönemine yeniden geçmek için anlaşma sağlayabilirler.

 Bizleri derinden yaralayan,üzen toplumda aydın,yazar,edebiyatçı kitapları en çok satan kişi olarak da bilinen Ayşe Kulin'in bir televizyon programında  Ermeniler hakkındaki açıklamaları ülkemizin  ''aydın'' insanının içler acısı ama aynı zamanda düşündürücü, halini ortaya sermektedir.Ermeni soykırımının100.yılına yaklaşılan bu süreçte,henüz Anayasa üze rinde anlaşamayan,bir dönemin bütün savaş suçlularının serbest kalması,gözle görülür bir ilerlemeyi bırak,toplumun her kesiminin gerilerek ''patlamaya hazır bomba'' durumuna geldiğini,bu ürkütücü tabloyu endişe ve korku içinde seyretmekteyiz.Kimse bu durumda bir beklenti içerisine girip '' paketlerden '' demokrasi,hukuk ve adalet  çıkacağını beklemesin.

             BEN CUMHURİYET TÜRKÜYÜM

''Osmanlı dedemin kucağında büyüdüm'' diyen Beyaz Türk hanımefendinin,acaba sen rahat rahat büyürken milyonlarca insanın,çocukların nasıl öldürüldüklerini başlarına neler geldiğini hiç düşündünüz mü ?Üstelik aile fertlerinden eniştesinin Ermeni olmasına,soykırım olayını objektif olarak,eniştesinin anlatımlarından anlaması açısından iyi olabilirdi.Ama anlamak istemedikten sonra yapılacak hiç bir şey yoktur.Kendi anlatımlarına göre '' Nefes nefese '' kitabında eniştesinin,babası ile amcasının nasıl götürüldüklerini anlatmaktadır.'' Bir akşam ailece akşam yemeği için masa başına toplandıkları sırada jandarma eri,bir baskınla evlerine dalarak babasını ve amcasını alıp götürdüğünde çocuk yaşta olan eniştem ileriki yıllarda bana o gecenin dehşetini nakledemeyecekti '' deyip, ''soykırım eğer olmuş olsaydı bugün eniştem olmayacaktı'' gibi düz bir mantıkla soykırım gerçeğini gizlemeye çalışmaktadır.

 '' Eniştemi,Ermenileri öldürmüş olsaydık,ben eniştemi hiç tanımayacaktım '','' ben Ermenileri çok severim ama bu bir tehcir olayıdır.Savaşta yaşananlara soykırım demek zor.Yahudilerinki gibi durup dururken biz onları kesmeye başlamadık '','' doğu illerimizi işgal etmiş olan Rus askerlerine yataklık yapmalarını,Rus üniformaları giyerek bize karşı savaşmalarını önlemek için sürgüne yollayacağımıza öldürmüş olsaydık...'' açıklamalarına toplumun her kesiminden tepki aldı.

 Her zaman Türk Resmi düşünce tarzında Tehcir Kararı ''güvenlik ''gerekçesiyle alındığı söylenir.Savaş bölgelerinden ''Ruslara yardımların engellenmesi'' gerekçe olarak gösterilse de,Türkiye'nin her tarafından savaş olmayan yerlerden Ermeni'ler sürgün ve imha edilmişlerdir.Çoğu insan Teşkilat-ı Mahsus birliklerinin saldırılarından,açlıktan,hastalıktan ve doğa koşullarına yenik düşmekten hayatını kaybetmiştir.Soykırımda ölenlerin büyük çoğunluğu sürgün yani tehcir yollarında ölmüştür.Gerçekler bunlar iken,Tehcir olayını,basit bir vaka,sanki insanlara bir şey olmamış-casına,sanki ölüm yolculuğu değil bir seyahatmış gibi,sanki tehcir ,soykırımdan daha makul bir olaymış gibi gösterilmesine insan ahlak ve vicdanı bunu hiç bir zaman kabul etmez.

Ermeni halkı içn Der-Zor çöllerini reva gören Talat Paşa, değişik ülkelerden Osmanlı'ya sığınan muhacirler için ise karşı çıkmaktadır.'' Bu muhacirleri dedikleri gibi oralara gönderip çöllere serpecek olsaydık oralarda cümlesi açlıktan ölecekti '' diyerek çöl bölgelerinin insan için ne kadar elverişsiz olduğunu itiraf etmiştir.Ama aynı Talat Paşa Ermenileri Der-Zor çöllerine tereddüt etmeden sürgüne göndermiştir.

 '' Ermenileri durup dururken kesmedik '' diyerek,Eğer Ermeniler ''uslu'' durmuş olsalardı,başlarına bunların gelmeyeceğini,dolayısıyla esas sorumluların kendisi Ermeni'lerdir demek istemektedir.Birinci Dünya savaşını bir fırsat olarak gören İttihat ve Terakki,Ermeni ulusundan kurtulmak için böyle bir soykırım planını uyguladılar.Tek başına değil,Savaşa beraber katıldığı Almanların da bu yöndeki onayını ve düşüncesini aldıktan sonra sinsi planlarını gerçekleştirdiler.Almanların bölgesel çıkarlarına hizmet eden İ ve T yöneticileri,bölgeyi Ermeni'lerden temizlediler.Almanya Büyükelçisi Wangenheim merkeze göderdiği raporda bu durumu doğrulamıştır.'' Ermeni tehciri sadece askeri nedenlerle yapılmadı...ülkeyi iç düşmanlardan tamamen temizlemek..bu da Türkiye'nin müttefiki Almanya'nın çıkarına '' olduğunu söylemiştir.

           VAN – BAŞKALE NALBANTI CEVDET BEY

 ''Van ve Zeytun'da ( Süleymaniye ) Ermeniler ayaklandı,savaş koşullarında İ ve T Tehcir'den başka çözüm yolu bulamadı '','' Ermeniler bizi arkadan vurdu '' şeklinde özetlenen resmi Türk ideolojisinin yalan olduğu ortaya çıkmıştır.Van valiliğine I.Dünya savaşı arifesinde Tahsin Bey'in yerine Cevdet Bey'in vali olarak atanması tesadüfi değildir.Aynı zamanda Enver Paşa'nın da eniştesi olan cevdet Bey ileride yaşanacak katliam, sürgün ve cinayetlerde aktif rol alarak Osaman'lı,İ ve T politikalarının planlı olarak uygulayıcısı oldu.Savaşın bitiminde İzmir'e yerleşen Cevdet Bey İngilizler tarafından tutuklandı.Malta'ya gönderildi.Fanatik müslüman olarak tanınmaktadır.

Cevdet Bey Van valisi olduktan sonra Van'da durumun daha da kötüleştiği her daim söylenir. Göreve gelir gelmez '' Azerbeycan Ermeni'lerini ve Süryani'leri temizledik,sıra Van Ermeni'lerine geldi '' diyerek,niyetini açıklamıştır.Ermeni'leri tehdit ederek '' bir kurşun attıkları takdirde''dizlerini göstererek buraya kadar olan hristiyan erkek,kadın ve çocuğu öldürmekle tehdit eder.Cevdet Bey'i en iyi tanıtan Margenthau anılarında şöyle anlatmaktadır.'' Van valisi Cevdet Bey'in ünü tüm Ermenistan'a yayılmıştır.Cevdet ülkenin her köşesinde ''Başkale nalbantı'' olarak biliniyordu.Çünkü bu işkence uzmanı,Ermeni kurbanlarının ayaklarına at nalı çakarak bütün işkenceciler arasında başyapıt olan bir işkence yöntemi keşfetmiştir '' diyerek Van Ermeni'lerini bekleyen büyük tehlikeyi işaret etmiştir.

Cevdet Bey'in İran yenilgisinden ve Van'a döndükten sonra sinsi planlarını uygulamaya sokmak için Ermeni'lerden 4000 kişi istedi.Ermeniler bu teklifi kuşkulu bularak kabul etmediler.40 kişi üzerinde anlaşma sağlandı.Bu kişileri Rus'lara karşı savaşta siper kazma,yol işlerinde kullandılar. Güven duyulmadığı için silah verilmedi.Tüm yaşanılan olumsuzluklara rağmen yaklaşan savaşta Ermeni'ler ile Osmanlılar arasında yapılan görüşmelerde, Ermeniler Osmanlılar yanında yer alacaklarını ilan ettiler.İngiliz ve Fransızlar,Osmanlıya '' savaşa katılmayın bu savaş sizin savaşınız değil '' ısrarına rağmen Alman işbirlikçisi İ ve T hükümeti savaşa katılarak,aynı zamanda savaş suçu işlemişlerdir.Ölümlerden,yaşanan acılardan birinci derece sorumlu olmuşlardır.

Istanbul'da toplanan Ermeni Milli Meclisi,Ermeni'lerin savaş sırasında Osmanlı hükümetine sadık kalacağını,askeri ihtiyaçlar da dahil olmak üzere her türlü yardıma imtina etmeden koşacağını ilan etti.Ermeni Taşnak Partisi 1914 Ağustos ayında Erzurum'da toplanan  8.Kongresin'e  İ.Terakki temsilcisi Bahattin Şakir de katıldı.Taşnaklara  savaşta  Rus'lara karşı bir isyan örgütlenmesi teklifinde bulundular.Teklif rededildi.Taşnak Partisi, kongre sonrası yaptığı açıklamada Osmanlı topraklarında Rusya'daki Ermeni'lere vatandaşı oldukları devletlere karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri çağrısında bulundu.

Van-Çatak'ta Taşnak Ermeni liderlerle Cevdet Bey arasında yapılacak görüşmelere giden 3 Ermeni lider yolda öldürüldü.Van ve çevresinde bulunan köylere arama bahanesiyle baskınlar yapıldı.Erzak ve yiyecekler zorla toplanarak çevrede kıtlık yaratıldı.Cevdet Bey'in 5/8 bin kişiden oluşturduğu  '' Kasap Taburu ''şehirde terör estirmeye başladı.Sarıkamış yenilgisinin faturasını  da Ermeni'lere çıkaran İ ve Terakki'ciler,'' Kasap Tabur''larını Ermeni'lerin üzerine göndererek yerle bir etme talimatı verdi.Bu sırada Ermeni toplumunun ileri gelenleri İstanbul'da tutuklanarak Ayaş ve Çankırı'ya ölüm yolculuğuna gönderildiler.

Zeytun ( Süleymaniye ),Dörtyol'da 1915 Şubat aylarında gerçekleşen çatışmaların esas sebebi Osmanlı'ya karşı ''ayaklanma'' olmuş gibi gösterilmektedir.Oysa jandarmalar ile asker kaçakları arasında geçen  çatışmalardır.Bir isyan durumu yoktu.Osmanlı idarecileri de bunu belirtmişlerdir.

Asker kaçaklarının sadece Ermeni'lerden ibaret olmadığı,diğer etnik gurupların da bunun içinde yer aldıkları görülmüştür.Ermeni'ler ''isyan'',''ayaklanma'' bir yana kaçakları kendi kendi elleri ile teslim ederek devlete yardımcı oluyorlardı.Buna rağmen ilk sürgün buradan başladı.  Kafkasya'da bulunan Ermeni gönüllü birlikleri,yani Osmanlı tebasından olmayan,Ermeni'lerden oluşan gönüllüler Rus'lar ile birlikte Van'ı ele geçirdiler.18 Mayıs 1915 'de Osmanlı'lar geri püskürtüldü.Ankaraya kadar geri çekilen ''Kasap Taburları'' bütün Ermeni köylerini yakıp yıktılar. Yüzlerce insan katlettiler.Van'ı ele geçiren Rus'lar Van valisi olarak Aram Manukyan'ı tayin ettiler.''İhanet'' söyleminin ne kadar asılsız ve yalandan ibaret olduğu gerçeği Osmanlı meclisinde Erzurum temsilcisi olan Armen Garo ( Karekin Pastırmacıyan )'nun kardeşi Vahan Pastırmacıyan Aralık 1914'de  Sarıkamış'ta  Osmanlı ordusunda, Rus'lara karşı savaşarak göstermiştir.

1915 'de yaşanan ve soykırım olarak tüm insanlığın kabul ettiği gerçekler yanlızca Türkiye'de kabul edilmemektedir.1923 ,Cumhuriyet ideolojisi inkar ve imha politikaları ile olduğu gibi devam etmektedir.100.yılına az bir süre kala ,gündem yine Ermeni sorunu olacak bu kamburdan hiç bir zaman kurtulamayacaktır.Ahlak ve vicdan yoksunu aydınlarımız ''durup dururken kesmedik'' diyerek geçmişte yaşanan acı olayları bugün için de savunmaktır.Devlet bakış açısı ile olayları tahrif,yalan ve inkar ederek gerçekler ne zamana kadar acaba gizlenecektir.

Bu yüzden bütün çabalarınız boşunadır,Hrant Dink'in dediği gibi,SU ÇATLAĞINI MUHAKKAK BULUR.

            Mart 2014  

100255

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

YDG “Kaypakkaya yoldaş: Ölümsüzlüğünün 43. yıldönümünde halkımızın bağrında umut, zalimlerin zihninde korku olmaya devam ediyor!

 “İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer ve Dörtlerin 18 Mayıs ölümsüzlüğü, Kürt ulusunun ve ezilen tüm kesimlerin kader ve kurtuluş birlikteliğinin simgesel değeridir. Türk devletinin ortak mücadele ve birlikte hareket etme iradesine yönelik bu denli saldırmasının temelinde de bu öz yatmaktadır. Onun için 18 Mayıs’ta Kaypakkaya yoldaşı anarken ortak mücadele ve en geniş bileşenle Kaypakkaya yoldaşı sahiplenme temel çıkışımız olmaktadır” ifadelerine yer verdi. Açıklamada şu ifadeler yer alıyor:

“Fiili saldırılar artarak devam ediyor”

"Kaypakkaya, devrimin kutup yıldızı, direnişimizin meşalesidir!"

"Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın faşist cellâtlar tarafından Amed Zindanı’nda katledilmesinin üzerinden 43 yıl geçti. Faşist diktatörlük, önder yoldaşı fiziken imha ederek ondan duyduğu büyük korkuyu ilan etmiş ve böylece onun düşüncelerini yok edebileceğini düşünmüştür.

"Güleç yüzlü yiğit komünist şehit düştü" Osman Oğuz

Kapkara, zapzayıf bir adamdı, dışarıdan bakınca. Ama koca cüsseli olanı bile öyle bir sarardı ki karşılaştığında… Hani, “Ne çelikten irade kardeşim!” dersin ya bazılarına, öyle biri işte. Dosta candan güler, gülmek diye buna denir; düşmana ser verir, sır vermez.

İslamcı faşist diktatörlüğün korkusu

Adı resmileşmemiş, ama fiiliyatta TC artık islamcı faşist bir diktatörlüktür. Egemen sınıflar arasında bu konuda bir anlaşmazlık var. Ancak, gelişmeler bunun resmi bir hal alacağıdır.

Mussolini, Hitler ve Franco, faşizmi açıktan savundukları gibi, Erdoğan ve arkasındaki sermaye ise, açıktan “islamcı” bir iktidarı savunuyorlar. Meclis Başkanları bunu açıktan dile getirdiği, Erdoğan ve diğerleri ise teyit etti. Teyit etmelerine de gerek yok, 14 yıllık savunu ve uygulamaları islamcılığı bütünüyle yerleştirmek ve Suudi Arabistan benzeri Selefi iktidar kurmaktır.

79-ԵՐՈՐԴ ՏԱՐԵԼԻՑԻՆ ԱՆԻԾՈՒՄ ԵՆՔ ՏԵՐՍԻՄԻ ՑԵՂԱՍՊԱՆՈՒԹՅՈՒՆԸ:

79.YILINDA DERSİM TERTELESİNİ LANETLİYORUZ !

Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani, Alevi, Ezidi halklarına mensup farklı etnik ve inanç sahibi toplulukların bir arada yaşadığı coğrafyamızda yüzyıllardır hiçbir zaman kan, gözyaşı ve acı eksik olmamıştır. Zulüm, bugün bile mazlum halkların kanları ile sulanan topraklarda en koyu ve vahşi şekilde devam etmektedir.

Parti biziz /Halil Ahmet

Belki biz olmayacagiz ama bu celik aldigi suyu asla unutmayacak,Ibrahim kaypakkaya.

Sorunlari cözme tarzimiz olaylara olgulara bakis tarzimiz ve bunlar arasindaki iliskiyi ele alisimiz nasil olmalidir.

Dogaldirki yazinin basligindanda anlasilacagi gibi parti biziz .Biz partiyiz ve dogal olarak partinin ele alinisi ve degerlendirilmesi parti onderligi ve cizgisinden bagimsiz olarak ele alinip degerlendirilemez.

Faşizme Karşı Direniş, Serhildan!

Faşist Kemalist Diktatörlük başta Kürt ulusu olmak üzere parolası mücadele ve direniş olan tüm halk kesimlerine azgınca saldırmaya devam ediyor. Hâkim sınıf kliği AKP sistemli baskı ve sömürü politikasına, katliam, gözaltı ve tutuklama terörüne geride bıraktığımız iki seçimle (7 Haziran-1 Kasım) birlikte hız kazandırmış, Kürt ulusuna, işçi ve emekçilere, kadınlara, çocuklara, LGBTİ’lere, doğaya ve yaşama karşı teyakkuza geçerek yeni bir saldırı dalgası başlatmıştır.

" Devrimci cephe hareketi "üzerine

Kaypakkaya'dan günümüze 44 yıl geçti. Yaşadığımız devrimci deneyimler bizlere önemi azımsanmayacak kazanımlar bıraktı. Bu bizler için önemli miras bu mirası doğru özümsemeliyiz, kavramalıyız ki, gelecekte Halk Cephesi’ni kurma yolunda ufkumuz açık olsun. Gereksiz polemiklerden böylece kaçınmış olunur. Eğer ki mesele doğru kavranmaz, önemsenmez ve de olsun-bitsin mantığıyla hareket edilirse ciddi yaralar alınır.  "Kaş yapalım derken, göz çıkarmış "oluruz.

PARTİ VE KAYPAKKAYA ÇİZGİSİNE SAHİP ÇIK, TEORİK TEMELLERİNİ GÜÇLENDİR, ONU KAVRA ve GELİŞTİR

Partimizin kurucusu şahsında amaç ve araç, hedef ilişkisi bağlamında kuracağımız analiz-sentez ilişkisi bizim sorunu nasıl ele alacağımızla direk ilintilidir. Tarihsel olarak olaya baktığımızda İbrahim Kaypakkaya (İK) sıradan bir devrimci önder değildi. Onu komünist yapan doğrudan savunmuş olduğu ve yaptıklarıydı, yani teori ve pratik bütünlüğüdür.

Bir ikiye bölünür / Halil Ahmet

Herşey bir çelişkidir. Bu Maoist felsefi tanımdan yola çıkarak soruna bakarsak olayları ve olguları ve bunların arasındaki iç bağlantıları doğru bir şekilde kurabiliriz.

“Hareketin kendisi bir çelişkidir veya bir ikiye bölünür” Maoist felsefi yaklaşımını nasıl ele almalıyız? Başkan Mao’nun bu noktadaki ML’ye yaptığı katkılardan biri olarak felsefe alanında çelişki yasası olduğu gerçeği de herkes tarafından kabul edilmektedir.

“Bir ikiye bölünür ama asla iki birleşip bir olmaz. İkiyi bir yapmak revizyonistçe bir yaklaşımdır.” (Mao Zedung)

TKP/ML – TİKKO ROJAVA KOMUTANLIĞI: 24 Nisan devrimin zorlu ve onurlu yoludur!

Savunduğu devrim öğretisiyle burjuva-feodal devletin soluğunu kesen kıvılcımı-aleve, alevi tüm ülkeye yaymaya çalışırken sadece gerçeğin sesine ve gerçeğin izinde yürümeye çalışan Kaypakkaya yoldaş işçi sınıfının ve çeşitli milliyetlerden emekçi halkımızın önderi olmaya devam ediyor. Kaypakkaya yoldaşın devrim ve örgüt öğretisi, işçi sınıfının kazandığı ve sahip olduğu en ileri devrimci öğretidir. Ülkemizde hiçbir teori, hiçbir düşünce ve strateji Kaypakkaya yoldaşın ortaya koyduğu kurtuluş yolu kadar gerçekçi, uygulanabilir ve güvenilir değildir.

Sayfalar