Pazar Ekim 25, 2026

Kadavra

Ve sonunda burdasın.

Memleketimizin seçimlerinde destekleyebileceğin ilericiler; partiler bulabilmiş  avrupa seçimlerine sıra gelincede bulamamış halinle.

Hissediyor musun aşkım avrupa seçimlerini boykot edişinin başarısızlığını sistemin baskılarıyla seçime iştirak edenlerinde başarısızlığını kendileriyle açıklayan cansız teorinin vücudunda da elimin gezişini.

Gelindiğin günüde hatırlıyor musun?

Kulağına :

Proletarya (tabanlaşan) senin düşündüğün şekilde olanı değiştirmek istemiyorsa senden kendi düşündüğünden başka yol görmüyorsan hanginiz diğerinin mezarını daha önce eşer demiştim.

Ardından da;

Korkumuz ne demiştim. Proletaryanın istediği şekilde olanı değiştirme konusunda korkumuz ne demiştim.

Proletaryanın devrimci olmadığını düşündüğümüzden mi böyle düşünüyoruz demiştim.

Yaşanan neydi ki böyle düşünüyoruz demiştim.

Yaşanan sadece, beyaz kadının farklı ırklardaki insanlarla bir olmasına karşı gelenlere karşı sınırların, bayrakların, ırkların simgesel hale geldiği yerlerde tozu duman katan insanların kendi ülkelerindeki kadınlar içinde sınırların, bayrakların simgesel hale geldiğini görmesinden başka bir şey değil ki demiştim

Böyle söyleyince de;

Konsesyum içerisinde iktidara gelebilme şansı sağlanarak sömürgeleştirilmiş ülkelerde konsesyum içerisindekilerin Iktidara gelebilme mücadelesinin (iktidar dalaşlarının) proletaryaların her kesimini araç haline getirebildiğini,

Araç haline gelenler yüzünden de sürekli değişen tabanında devrime rengini verme ihtimalini olduğunu gören ayrımlaştıklarınız da imdadınıza yetişerek

Abd nin, rusyanın daha da ulusallaştığını, ulusallaşanlarında uzlaşmaları yok ettiğini söylemişlerdi.

Yola gelen kankilerinizle birlikte  böyle söylemekle de sadece namusumuzu, ırkımızı, konsesyum içerisinde her defasında da değişen devrimci  proletarya kesimi bularak terk edeceğiniz korkularımızda da bizleri kurtarmamıştınız

Kaybolan giden;

Osmanlınında, tc' ninde bağımsızlığında vazgeçmediğini gösteren ibarelere; milli menfaatlerimiz için hareket edebilecek devlete, iktidarlara, proletaryalara, burjuvazilere sahip olduğumuz inancımızı da kurtarmıştınız

Ve sadece ve sadece bunla da kalmamıştınız;

Ulusallaşan abd, ingiletere, rusyanın daha da ulusuzlaştırdığını söylemeyerek...

Ulusallaşanlarında uzlaşmaları yok ettiğini söyleyerek...

Uzlaşmaların bozulmasının ortaya çıkardığı fırsatların sadece devrimcileşen tabana değil....

Diğer proletaryalara da, devletle iktidar ayrıdır derken milli menfaatlerimiz için harekete eden iktidarlara da devlete de..

Fırsatlar yarattığını ima ederek bizlere kazandırdığınız yeni müfettiklerle devrime rengini vermeye çalışan...

Devrimci tabana aba altında sopa göstermemizi de sağlamıştınız.

Halbuki devrim....

Olmayanın...

Heledeki...

Zihninizde yarattığınız müfettiklerinizin, devrimci olmayan tabanınızın  üzerinde yükselebilme sanatı değildir ki.

Böyle derkende

Devrimcileşen tabanın da bir öncekilerin yaptığı yanlışlıkları aynısını yaparak  proletaryaların rengine bakıp 1905 devrimi arayışlarına yönelmesi hele de hiç değildir devrim.

Anlıyor musun beni aşkım anlıyor musun

Yoruldum artık

Sınırları bayrakları ortada kaldıracak olan metanın kapitalizmde de sosyalizmde de bunu nasıl yapacağına cevap verememeden dolayda tüm bunları yapmadan

Sıkış hele.

Yanına sıvışam.

Eliminde hala teorin vücudunda gezişine aldırış etme.

Sen gökyüzündeki yıldızlara bakmaya devam et

40972

Ergün Aslan

Ergün Aslan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Ergün Aslan

12 Eylül yargılandı... mı?

“Eğer biz imkânsızı yapmazsak,olanaksız ile karşı karşıya kalacağız.”[1]

Geçtiğimiz günlerde, Türkiye 12 Eylül darbesi aktörlerini “yargıladı”, “mahkûm etti”, hatta mahkeme darbeci generallerin “rütbelerinin sökülmesine” hükmetti…

Böylece, onyıllar sonra da olsa, “adalet yerini bulmuş”, ülke “darbe geçmişiyle hesaplaşmış”, ve bu yolla da “demokratikleşme yolunda çok önemli bir adım atılmış” ve hatta (galiba) “ileri demokrasi”ye geçilmişti…… mi?

Pontos bir ülkedir ve sahte aydinlar bu gerçegi degistiremez /Tamer Çilingir

Eline silah verilip, Hrant Dink’i katleden kişi, kendisinin Türk olduğunu ve Türklüğe zarar veren herşeyin düşmanı olduğunu söylüyordu. Peki ‘‘Türkiye‘‘ diye adlandırılan devletin sınırları içinde neden ‘‘en Türk‘‘ o idi?

Ya da aynı gerekçeyle Trabzon’daki Santa Maria Aziz Meryem Katolik Kilisesi’nin papazı Andrea Santoro’yu  2006’da öldüren 16 yaşındaki çocuk nasıl bir ruh hali içindeydi? Neden onca Türk milliyetçisi olmasına rağmen ‘‘Türklük‘‘ adına ‘‘vatan‘‘ için Trabzonlu bu çocuk cinayet işliyordu?

Dersimin Büyük Bilgesi: Firik Dede

Seni sevenlerin can içinde canısın / Aşıklar katredir sen ummanısın / Gönül bir gemidir sen dümenisin   / Yelken açmak ister bu dervişlerin” Virani                                                                                            Aslen Dersim Ovacık’lı ve Devreş Cemal ocağının bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilgedir.

Özgür Gelecek, Halkın Günlüğünleşebilir mi ?/

Acaba objektif olmayı becerebilen kaç insan Türkiye solunun kadrolaşma ihtiyacını aktif toplumsal davranışlar içerisinde karşılamadığını söyleyebilir ? 

Evet kaç insan ?

Kim bilir ?

Neyse yazımın konusu da  bu değil.

Hemi yazımın konusu bir zamanlar kitleleşme tabanı olanlarca şimdi  dışlananlar olsaydı ben eylerdim ?

Düşününsenize bir kez ne makalenin giriş, geliş, sonuç arasındaki ilişkisi kalırdı. 

Ne de :

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ VE DELİ SAÇMASI

Cumhurbaşkanlığı seçimleri taktik bir muhteva içermiyor. Bilakis stratejik muhteva içermektedir. Taktik her zaman stratejiye uygun, ona bağlı ele alınmak zorundadır. Eğer ki başvurulan taktik eylem -örgütlenme ve politika stratejimize hizmet etmiyorsa uygulanan taktik politika yanlıştır. Bundan vazgeçilmelidir. Taktikle strateji iyi kavranıp doğru ayrıştırılmıyor. Birinin uzun vadeli bir programı içerdiği, diğerinin ise kısa vadeli politik atılım veya geri çekilmeleri içerdiği doğru kavranamamaktadır. 

Cumhurbaşkanlığı seçimi ile düzeni meşrulaştırma seçimi boykot et !

Türk devletinin en üst temsilcisini belirlemek için, 10 ağustos 2014 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi, bir taraftan egemen kliklerin temsilcisi oldukları sermaye gruplarının çıkarlarına kullanmak iken, diğer yandan da düzenin devamlılığını sağlamaya yönelik bir oyundur. Bundandır ki, mevcut düzen partileri devletin bekasını “güçlendirmek” için yalan ve yanlış bilgilerle halkı maniple ederek bu sürece dahil etmek için bizleri bu oyunun bir tarafı yapmayı hedeflemektedirler.

Pastırmacıyan ailesinin kaderi / Ragıp ZARAKOLU

Erivan. Anadolu’da Ermeni devrimci gerilla hareketi, Zeytun, Sason, Van, Şebinkarahisar gibi yörelerin kırsalında, 1890’ların ilk yarısında başladı. Amaç, esas olarak öz savunma, Ermeni köylerinin çeşitli aşiretler tarafından yağmalanmasının önüne geçilmesi, 1877 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında yerinden yurdundan edilen Ermeni köylülerinin geri dönmesinin sağlanması idi.

Halifeden bozma başkan adayı yeni Mustafa Kemal mi ?

Cumhurbaşkanlığı için AKP’nin adayı uzun ve bıktırıcı bir tartışmanın sonunda “nihayet” açıklandı. 1 Temmuz’da şaşaalı bir toplantıyla T. Erdoğan aday olarak ilan edildi. Yani Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı için kendisini tercih etti diyebiliriz.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair... Doğru politika boykot politikasıdır.

Son dönemde özellikle ulusal baskıya karşı verilen mücadelenin yarattığı devrimci-demokratik mevzileri sahiplenme, bu mevzileri güçlendirme anlayışıyla hareket ettiğimiz malum. Bu yönelime uygun olarak “yeni” türden örgütlenmelerin içinde de yer alarak egemenler karşısında etkin bir muhalefet oluşturmanın gerekliliğini de savunduk. Bundan vazgeçmiş değiliz. Bilakis, bu alandaki eksikliklerimizin giderilmesi gerektiğine daha çok dikkat çekiyoruz. Bu dönem içindeki seçimlerde bu yönelimimizin gereğini yerine getirmeye özel dikkat gösterdik. Eksikliklerimizin yoğunluğu bu gerçeği değiştirmez.

Ağarlar ve Veli Küçükler dışarıda, Sarp Kuray zindanda

Devlet cezaevine kapattığı evlatlarıyla sulh yaptı ve hepsini salıverdi. Mehmet Ağarlar ve Veli Küçükler şimdi dışarıda ama Sarp Kuray yıllardır zindanda. Eli kanlı katiller ortalıkta cirit atıyor, Sarp Kuray ise F tipi zindanın çarmıhında çürütülüyor. Sadece Sarp Kuray değil, her siyasi görüşten binlerce siyasi tutsak yıllardır, on yıllardır mezar evlerinin karanlığında tutuluyorlar.

Tamer Çilingir : Pontos'un son Partizanı:Eleni Çavuş

Son partizan, bir kadındı… Silahlar bırakılmış, mübadeleye uygun olarak sürgün başlamış, bütün Karadeniz’de kendini Rum olarak ifade edenler çoktan gitmişlerdi… Sadece bir partizan, sadece bir kadın terketmedi, 3 bin yıllık topraklarını…

Sadece o kalmıştı koca Karadeniz’de “Ben Rumum, ne aslımı inkar edeceğim ne de gideceğim vatanımdan” diyen… 1924 yılının Aralık ayında son çatışma haberi geldi Nebyan’dan (Bafra)… Yüzlerce askerin kuşattığı bir mağarada günlerce direnen “Eleni Çavuş adlı Pontoslu Rum Partizan ölü olarak ele” geçirilmişti.

Sayfalar