IŞİD ve İslamcı ''Feministler
“Cehennem boş. Tüm şeytanlar burada... Hiç kimse duymak istemeyenbiri kadar sağır olamaz.”[1]
Haberiniz var, değil mi, El Kaide’den doğma, AKP beslemesi uluslararası Sünnî-İslâmcı örgüt Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD), bir aya yakın bir süredir Irak’ta Musul ve çevresini kasıp kavuruyor.
Suriye’de yol kesip durdurdukları kamyon sürücülerini “Sünnî misin Nusayrî mi?” diye sigaya çeken, “Sünnîyim” diyenlere ayet, hadis soran, sonra da hem “Nusayrîyim” diyenleri, hem de sorulara yanıt veremeyenleri oracıkta kurşuna dizen silahlı İslâmcı militanlara dair haberler, “Ne de olsa Esad rejimine karşı savaşıyorlar,” diye bizdeki İslâmcı çevrelerce, özellikle de AKP medyası tarafından suskunlukla geçiştirildi.
Sonra işi biraz daha ilerlettiler. Esad’a bağlı Suriyeli askerleri öldürüp ciğerini çıkartarak yiyen İslâmcı “savaşçıların” video görüntüleri saçıldı ortalığa. Üstelik bu görüntüler, bizatihi militanlar tarafından çekilip yükleniyordu Youtube’a.
AKP cenahında yine tıs yok.
Bu günlerde Irak’tan gelen haberler ise tüyler ürperticinin de ötesinde. Şii-Türkmen katliamı olanca şiddetiyle süregidiyor. IŞİD “milis”leri, Maliki’nin askerlerinin kelleleriyle futbol oynarken kendi filmlerini çekip, sosyal medyada yayıyorlar. Üstelik, Suriye’de sürdürdükleri vahşete ara vermeksizin.[2]
Ellerinde Musul müftüsünden aldıkları fetva var: “Malikî için çalışan bütün asker ve polislerin karıları ve kızları size helaldir. “Kadınların kitlesel göçü yaşanıyor Musul’dan Kürt vilayetlerine.[3] Musul’dan kaçamayanların tecavüze uğradığına ilişkin pek çok haber yer alıyor medyada.[4] Tecavüz mağduru Iraklı kadınların intiharına dair haberler de öyle.[5] Musul’u ele geçirir geçirmez çıkardıkları “Anayasa”da kadınların zorunlu hâller dışında evden çıkmasını yasakladılar. Zorunlu durumlarda ise ancak yanlarında mahremleri bir erkeğin eşliğinde ve İslâmî kurallara uygun giyimli olarak çıkabilmelerine cevaz var: yani çarşaflı ve peçeli. Yüzleri açık kadınlara satış yapılmayacak. Pazar yerine gitmeleri, yanlarında erkek bulunsa bile yasak.[6] Musul’da bir kadın ile kocası, kadın tüm vücudunu ve yüzünü kaplayan çarşafla peçe yerine sadece başörtüsü taktığı için, herkesin önünde kırbaçlandı, örneğin.[7]
‘The Independent’den Patrick Cockburn’ün bildirdiğine göre, ele geçirdikleri Beyci’de kapı kapı dolaşıp evlere kapattıkları kadınlara kimlik soruyor, evli olmayanları cihatçılara alıyorlar.[8] Suriye’de de, ele geçirdikleri Türkmen köylerinde evlerdeki her iki kızdan birinin IŞİD’e verilmesi kuralını koymuşlar. Kocası üç ay eve gelmeyen kadınlar da IŞİD’e verilecek…[9]
* * *
Bunlar böyle oluyor…
Yine haberiniz var, değil mi; bir süredir sarıklı, cübbeli, şalvarlı bir “maneviyat ordusu” türedi bu topraklarda. Ellerinde bildiriler, broşürler, kitaplar. İnsanları “maneviyat”a, “Allah”a, “iman”a çağırıyor, tebliğde bulunuyorlar. Maden katliamının hemen ardından Soma’da boy göstermişlerdi. Tepkili, öfkeli madenci ailelerine, Somalılara “İsyan etmeyin,” diye telkinde bulunuyorlardı. “Onlar şehit oldular!”
“Tebliğ”ciler geçtiğimiz günlerde Sakarya/Karasu’daki plajda ortaya çıktılar. Bu kez hedeflerinde denize giren, güneşlenen kadınlar vardı. Ellerindeyse, “Allah (c.c.) ve Rasulünün (S.A.V) istediği hanımefendi” başlıklı broşürler. 72 maddelik broşürde kadınlara şu “nasihat”ler veriliyordu:
* Hanım tesettürlü olmalıdır…
* Kadın çalgılı düğünlere gitmemelidir…
* Yol ortasında insanların gezdiği yerlerde oturmamalıdır…
* Fal baktırmamalı, zorunlu olmadıkça alışverişi kocasına yaptırmalı, kocasından izinsiz dışarı çıkmamalıdır…
* Kaşını aldırması, saç ektirmesi ve estetik yaptırması haramdır…
* Pantolon giymemelidir…
* Yabancı erkelerle tokalaşmamalıdır…
* Evde köpek beslemek haramdır, ince çorap giymemeli, terlikle gezmemeli, müzik dinlememeli…[10]
“Münferit”, “meczup” falan denilecektir, biliyorum. Peki, hâlen görevinin başında olan Zonguldak müftüsü Nuh Korkmaz’ın “Ramazan ayında kadın ve erkeklerin aynı yerde denize girmesinin caiz olmadığı”na dair “fetva”sına ne buyrulur?[11] Ve de, yine Zonguldak’taki Kapuz plajında, tipik bir imam-cemaat uyumu içerisinde “erkek cankurtaran istemeyiz” diye kazan kaldıran kadın tatilcilere?[12]
Bir yandan ülke içerisinde AKP iktidarının örtük, küçük adımlarla Türkiye’yi İslâmlaştırma/ Sünnîleştirme, “dinsel referanslı kültürel muhafazakârlık iklimi”ni hâkim kılma “projesi”ni hayata geçiriyor olması, diğer yandan (yine AKP destekli) Sünnî radikalizmin bölgede kaydettiği adımların, Türkiye’deki Sünnî fundamentalistleri cesaretlendirdiği, harekete geçirdiği ve yakın bir gelecekte bu tehdidin çok daha somut görünümlerle gündeme yerleşeceğini görmesini bilen gözler, görüyor.
Ama bir de görmeyenler, görmek istemeyenler var.
Örneğin, yıllar boyu bizleri “başörtüsü zulmü”ne karşı tavır almaya, bunun bir “insan hakları ihlâli” olduğunu haykırmaya çağıran İslâmcı feministler…
Belki inanmayacaksınız; AKP iktidarının 12. yılında hâlâ “tesettürlü bacılarımızın uğradığı mağduriyet”e sarılmayı sürdürenler… Dolmabahçe’de “deri eldivenli, onlarca üstü çıplak erkeğin tacizine uğrayan, yerlerde sürüklenen, bebeği tekmelenen tesettürlü hanım kardeşimiz” vaveylasını, görüntülerin ortaya çıkmasından sonra dahi sürdürenler…
Bir not düşeyim: Kemalist laikler bir yana… Feministler, sosyalistler olarak çoğumuz, kadınların giysilerini “özgürlük” sorunu kapsamında değerlendirip, üniversitelerde kadın öğrencilerin başlarını açmaya zorlanmasını eleştirdik.
Şimdi IŞİD’in ya da diğer “İslâmcı” katil çetelerinin Afganistan’da Suriye’de, Irak’ta ve İslâm coğrafyasının diğer kesimlerinde kadınlara yönelik sürdürdükleri havsalaya sığmaz saldırganlık karşısında ne dediklerini merak etmiyor musunuz?
Ben söyleyeyim, HİÇ. Ağızlarını açmıyorlar. Susuyorlar.
Örneğin CHP’lilerin plajlardaki “haşemalı”ları beğenmemesine karşı hassasiyet içinde olanlar…[13] Ya da plajlarda kadınlara ayrı bölmeler tahsis edilmesini veya kadın-erkek plajlarının ayrılmasını eleştirenlere karşı “Yahu, Allah aşkına, bu ülkede kadınların ayrı bir mekânda, bedenlerini erkeklere teşhir etme mecburiyeti olmadan denize girme hakkı yok mudur?”[14] diye efelenenler… Karasu’da mayolu kadınları kapanmaya çağıranlara karşı susuyorlar.
Haydi, plaj “tebliğciler”ine çatmamak, onların “mahallesi”nin raconundandır, diyelim. Tabandaki “hassasiyet”leri kaşımaktan kaçınmak gerek, ne de olsa.
Ya Suriye’de, Irak’ta ele geçirdikleri yerleşimlerde kapı kapı dolaşıp kadınları toplayan, “şeriat”a aykırı giyimli kadınları sokak ortasında kırbaçlayan IŞİD karşısındaki koyu suskunluğa ne demeli?
Merak ettim, “yandaş basın”ın kadın yazarlarının son bir ay içerisindeki yazılarını taradım. IŞİD konusundaki yorumlarına baktım. Neler yazmıyorlar ki?
Mesela ‘Yeni Şafak’tan Cemile Bayraktar, IŞİD’i bölgedeki Şii nüfus üzerindeki hâkimiyetini sürdürmek amacıyla, ABD ve İsrail ile ittifak içerisindeki İran’ın ve Batı işbirlikçisi Suud’un desteklediğini öne sürüp[15] ekliyor: “ABD’nin insansız hava araçlarının paramparça ettiği bedenleri görmezden gelip, Irak’ta tecavüze uğrayan kadınları görmezden gelip, bölgeyi restore için bırakılan dinamit Maliki’yi bir kenara bırakıp, IŞİD’in kafataslarıyla futbol oynadığı melun görüntüler üzerinden bu vahşeti salt Müslümanlara, Sünnîlere ihale etmenin haksızlık olduğunu düşünüyorum.”[16]
Aynı gazeteden Kevser Topkar, IŞİD’in Irak’ta Türk rehineler almasını, “Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ABD ve bölgemizin asıl oyun kurucu aktörü İngiltere tarafından kesinlikle istenilmeme”sine bağlıyor[17]…
Özlem Albayrak, “IŞİD’in menşei konusunda şüphe uyandıracak çelişkiler”den[18] söz ederken örgütün ortaya çıkışını “şaibeli” bulduğunu ima ediyor.
Ya da ‘Star’dan Elif Çakar, IŞİD’in Irak’ta kazandığı mevzileri, “Maliki’nin yıllarca dışladığı Sünnîlerin refleksi”ne bağlıyor.[19]
‘Akit’ten Merve Kavakçı ise, IŞİD vahşetinin sıradan Suriyeli ya da Iraklı Alevi, Türkmen, giderek Sünnî kadın ver erkekleri hedef aldığını görmezden gelerek şöyle buyuruyor:
“(…) İslâm milletlerine zulmü gün be gün reva görenler, onların enerji kaynaklarına göz koyanlar, hoyratça işgal edip, yakıp yıkıp sonra yeniden yapılandıranlar karşılarına dikilen itirazcılar, işkence görmüşler, zulmedilmişler, evlerinden barklarından çıkartılıp sürülmüşleri buluyorlar. Oluşan en ufak vakum yani boşluk da bir şekilde silahlı gruplarla dolduruluyor. Bugün IŞİD de nereden çıktı diye homurdananlar cevabı dünde ve kendilerinde aramalı.”[20]
Sibel Eraslan ise, IŞİD’in de dahil olduğu mevcut durumun salt “dış güçler, sömürge politikaları ve petrol” ile açıklamanın kolaycılığını vurgulayıp, “mezhep çatışmaları”na da dikkat çekiyor.[21]
“Derinlikli” tahliller, değil mi? Hem tarihsel, hem jeopolitik, hem de diplomatik… Peki, bazıları kendi “mahalleleri”nde dahi “bi’dat”la, “feministlik”le suçlanan İslâmcı kadın yazarların, “Yahu Müslümanlar, bu ne iştir; kelle kesip futbol oynamak, kapı kapı dolaşıp kadınlara el koymak, kadınların çarşıya-pazara çıkmasını yasaklamak, saçının teli gözükenleri meydanlarda kırbaçlamak, insanları güpegündüz topluca tarayıp cesetlerini oldukları yerde bırakmak hangi kitaba sığar?” diye isyan etmemelerini neye bağlamalı?
“Samimiyet testi” bugüne dek, İslâmcı kesimlerin laikleri, liberalleri, demokratları, sosyalistleri… velhasıl kendi mahalleleri dışındakileri, “insan haklarına saygı, demokratlık, liberallik vb.” adına “sınamak” için sıkça başvurdukları bir “test”.
IŞİD karşısında bu testten kırık not aldılar.[22]
Bu “kırık not”, onların “mahallesi” dışında “Ilımlı İslâm, köktendinciliğin panzehiridir” rehavetini sürdürenler için de uyarıcı olmalıdır…
29 Haziran 2014 11:12:51, Ankara.
N O T L A R
[*] Kaldıraç, No:157, Temmuz 2014…
[1] William Shakespeare..
[2] “Dikkatler Musul’a çevrilmişken Suriye’de sivillere karşı katliamları sürdüren IŞİD’in, Deyr Zor kentine bağlı El-Cawla köyünde onlarca sivili başını keserek öldürdüğü ileri sürüldü.” (“IŞİD 65 Sivilin Kafasını Kesti”, Gündem, 14 Haziran 2014, s.13.)
[3] “IŞİD’in Irak’ın Musul kentinde neden olduğu çatışmalardan sonra yüz binlerce insan evlerini terk etti. BM rakamlarına göre, pazartesiden bu yana evini terk etmek zorunda kalan insan sayısı yarım milyonu buldu. Kaçanların çoğu, Erbil, Kerkük ve Duhok kentine sığınıyor. (…) Çatışma mağduru Abed’in dikkat çektiği bir nokta ise IŞİD militanlarının kadınlara tecavüz ettiği iddiasıydı. Diğer iç savaş mağdurları gibi soyadını vermekten çekinen Abed, ‘Genç kadınları tecavüz etmek veya evliliğe zorlamak için kaçırıyorlar. Ailelerimizin namusunu kirletiyorlar’ dedi.” (“Iraklı Kadınlar IŞİD Tecavüzünden Kaçıyorlar”, Radikal,14 Haziran 2014.)
[4] Ali Karataş, “IŞİD Militanları Kadınlara Tecavüz Ediyor”, Evrensel, 24 Haziran 2014, s.11.
[5] “IŞİD’den Tez İnfaz ve Tecavüz”, Taraf, 14 Haziran 2014, s.3.
[6] İşte Ertuş’un aktardığı başka “yasalar”: Tıraş makinası satılmayacak, tıraş tamamen yasak. Sadece üç gün oruç tutulacak (Savaş hâli sebebiyle). Teravih namazı camide kılınmayacak. Bayram namazı için ezan okunmayacak. Erkekler beş vakit camiye gelecekler. Keçilerin arkasına bez bağlanacak! (Lale Ertuş, “15 Yaşında Kızları Çarmıha Geriyorlar”, Hürriyet, 29 Haziran 2014… http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/26701591.asp.)
[7] “IŞİD Seks Cihadı İçin Kadın Arıyor”, Cumhuriyet, 25 Haziran 2014.
[8] “Militanlar Kapı Kapı Dolaşıp Kendilerine Kadın Arıyor”, Taraf, 23 Haziran 2014, s.2.
[9] Lale Ertuş, “15 Yaşında Kızları Çarmıha Geriyorlar”, Hürriyet, 29 Haziran 2014… http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/26701591.asp
[10] “Kadınlara ‘Kapanın’ Broşürü Dağıttılar”, Evrensel, 26 Haziran 2014, s.3. Birgün’deki haberde bu “nasihatler”e eklemeler var: Kadınlar ince çorap giymemeli, terlikle gezmemeli, müzik dinlememeli… (“Plajdaki Kadınlara ‘Kapanın’ Broşürü!”, Birgün, 26 Haziran 2014, s.6.)
[11] “Böyle Buyurdu Müftü: Kadın Ve Erkekler Aynı Yerde Denize Giremez!” Evrensel, 26 Haziran 2014, s.3.
[12] “Erkek Cankurtaran Krizi”, Cumhuriyet, 28 Haziran 2014, s.3.
[13] Bkz. Özlem Albayrak, “Çarşaf Sevgisi Bitti, Haşema Nefretine Buyurun”, Yeni Şafak, 11 Ağustos 2009… http://yenisafak.com.tr/yazarlar/OzlemAlbayrak/carsaf-sevgisi-bitti-hasema-nefretine-buyrun/18074
[14] Hidayet Şefkatli Tuksal, “Plaj mı, Utanç Duvarı mı”, Taraf, 16 Ağustos 2012.
[15] Cemile Bayraktar, “Orta Dünya’da Bir Truva Atı Olarak ‘IŞİD’ Yahut ‘Mezhep Savaşı’ [1 ve 2]”, Yeni Şafak, 24 ve 25 Haziran 2014… http://yenisafak.com.tr/yazarlar/CemileBayraktar/orta-dunyada-bir-truva-ati-olarak-isid-yahut-mezhep-savasi-2/54502.
[16] Aynı makale (2), Yeni Şafak, 25 Haziran 2014.
[17] Kevser Topkar, “İslâm İçinde İki Ayrı Din”, Yeni Şafak, 24 Haziran 2014. http://yenisafak.com.tr/yazarlar/KevserTopkar/islam-icinde-iki-ayri-din/54484
[18] Özlem Albayrak, “IŞİD’in Çelişkileri, Ortadoğu’nun Hâlleri”, Yeni Şafak, 13 Haziran 2014, http://yenisafak.com.tr/yazarlar/OzlemAlbayrak/isidin-celiskileri-ortadogunun-halleri/54306 [19] Elif Çakır, “El Kaide Olmadı, IŞİD verelim”, Star, 16 Haziran 2014, http://haber.stargazete.com/yazar/el-kaide-olmadi-isid-verelim/yazi-896499 [20] Merve Kavakçı İslâm, “Yeni Bir Dünya Düzeni”, Akit, 13 Haziran 2014. http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/merve-kavakci-İslâm/yeni-bir-dunya-d
[21] Sibel Eraslan, “Türkiye’de ve Ortadoğu’da Çözüm Süreci”, Star, 13 Haziran 2014.
[22] “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” denir Kur’an’da. (39:9.) Ve de, “Dinde zorlama olmaz”…
Sibel Özbudun
1956 yılında,İstanbul'da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, Fransa'ya giderek, üç yıl süresince Fransa'da dil ve Paris VII ve Paris X Üniversitelerinde sosyoloji öğrenimi gördü. Türkiye'ye döndükten sonra,İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü'ne girdi. Mezun oldu. Uzun süre yayıncılık (Havass ve Süreç Yayınları) ve çevirmenlik yapan Özbudun;
1993 yılında, Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nde yüksek lisans eğitimi görmeye başladı. 1995 yılında,aynı bölümde araştırma görevlisi oldu. Doktorasınıda aynı üniversitede verdi. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilen Özbudun'un çok sayıda çevirive telif eseri bulunmaktadır.
Son Haberler
Sayfalar
Bir yoldaşından Özlem’e…Yoldaşa, Anneye…
Saçlarına ak düşmüş, kırk yaşını doldurmuş bir anneden gerilla olur mu hiç? Bu yaşta bir yürek, dağlara çıkacak kadar sevdalı olabilir mi? Sakın olmaz demeyin. Hayretlik, olmazlık belirten sözcükler sakın kullanmayın. Özlem yoldaş, saçlarındaki aklar belli olmasın diye saçlarına kına yakan, gözlerinin etrafındaki hafif kırışıklılar olmasa gelişkin yaşını belli etmeyecek kadar atak ve çevik bir kadın gerillaydı. Hareketli oluşu kadar, yanık sesli bir anneydi. Katliama uğramış, sürgün edilmiş Kürt kadınının tekrar dağlara dönmüş yanık sesli destanıydı.
Neo-liberalizm, yükselen faşizm ve radikal İslam- Derya Barış
PEGİDA'yla DAİŞ, Altın Şafak'la Taliban, Boko Haram'la El Kaide kardeştir; neo-liberalizm ise bunların ebeveynidir. Neo-liberalizmi anlamadan radikal İslam'ı ve Avrupa'daki faşizmi anlamak, Batı'daki faşizan eğilimlere bakmadan radikal İslam'ı algılayabilmek mümkün değildir.
Gerçeğin cehennemine hoşgeldiniz!
Fransa’nın başşehri Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yönelik saldırı ve hemen ardından yaşanan çatışma ve rehin alma olayı hem dünyada hem de Türkiye’de yankısını buldu. Bu saldırıların etkileri önümüzdeki süreçte kendini göstermeye devam edecektir. Ancak hiç kuşku yok ki daha şimdiden bu saldırılar, tıpkı 11 Eylül saldırılarında olduğu gibi, emperyalistler tarafından kendi çıkarları için istedikleri bölgelere müdahalenin meşru gerekçesi olarak propaganda edilecek, “ya bizdensin ya da düşmansın” doktrini yeniden güncellenecektir.
Ölülerimizin Hayallerine de Sahip Çıkmalıyız;Murathan Mungan
Merhaba arkadaşlar, Hrant Dink’in değerli ailesi ve dostları, hakikat ve adaleti kıymet bilenler, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Sekiz yıldır her 19 Ocak’ta olduğu gibi, bugün gene burada Hrant Dink için toplanmış bulunuyoruz. Ölümünden sonra milyonlarca kalbin evladı olan Hrant Dink için... 2007 yılında onun öldürülmesinin hemen ardından yazdığım “Cinayetin arkasındaki en büyük örgüt” başlıklı yazım şöyle başlıyor:
TKP/ML-YDK
VARTİNİK’TEN GEZİYE, GEZİDEN KOBANİ’YE, DİRENİŞ RUHUYLA PARTİ VE DEVRİM ŞEHİTLERİNİ ANIYORUZ
Tarih sınıf mücadeleleri tarihidir. Spartaküs efendilerine baş kaldırdığında ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülenler çoktan iki sınıfa ayrılmışlardı. Kıyasıya başlayan bu mücadele ardında öldürülen milyonlarca köleyi bıraktı.
Yaşar Kemal’in kaleminden: Ermeni mülkleriyle ‘cumhuriyetin şişirdiği keneler’
Kendi deyimiyle “Cumhuriyetin ilk yıllarında bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğan” Yaşar Kemal, eserlerinde büyüdüğü topraklardaki Ermeni geçmişine sık sık atıfta bulundu.
ABD’nin AKP iddianamesi hazır!
Bu da nereden çıktı denilmesini gerektirecek bir durum yok çünkü Türkiye her an karışabilir! İstemediğimiz halde şuanda Türkiye’nin Lübnan, Mısır, Tunus, Irak ve Suriye gibi olmaması için hiçbir neden yok. Nasıl mı?
Büyük canavarlar kendi suretlerinde küçük canavarlarda yaratir
Dinlerin ortaya çıkışının tarihi insanın kendisiyle yaşıt olsada, semavi dinlerin ortaya çıkışı insanlık tarihi için yeni, modern insan için ise eski sayılır. Semavi (ibrahimi) dinleri ortaya çıkaran da, sınıfların iktidar mücadelesi olmuştur. Özellikle Ortadoğu kökenli tek tanrılı İbrahimi (müsevilik, hiristiyanlık ve müslümanlık) dinleri, o dönemin egemen sınıfların egemenlik alanlarını genişletme, daha geniş toprakları ele geçirmenin bir aracı olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir.
Bunlar sana, bana, düşünen insana düşman sevgili…H.GÜRER
İnsan”; çirkini ve güzeli, kötüyü ve iyiyi bildi.
Doğru yerde durmasını bilmedi!
Dostu da düşmanı da bildi, ama dost olmasını bilmedi.
Ortak düşmana karşı birlik olmayı, bu davranıştan, ‘dostluk’ çıkarmayı öğrendi.
Kurduğu dostluğu, çıkarları için bozmasını da…
Güzeli ‘sevdi’ ama onu ve düşüncesini önemsemedi
Çıkarları uğruna, âşık olduğunu ve sevdiğini sömürecek kadar amipleşti
O’nu öldürmesini bilecek kadar katil olmasını da öğrendi.
Bu yüzden bunlar aşka, sevgiye, güzele düşman sevgili…
Kobani Direnişi Ruhuyla; Parti ve Devrim Şehitlerini Anıyoruz!
Ateş fitilleri proletaryanın elinde karanlığı parçalayan mücadele meşalesidir ŞEHİTLERİMİZ,
Bu meşale yanmaya devam ettikçe şehitlerimiz, davamızın, onurumuzun sevgi ve saygı abideleri olmaya devam edeceklerdir. Çünkü onlar devrimin iradesi, öz ile söz arasındaki diyalektik bağ, her türlü gidişatı değiştirecek olan devrimlerin fırtınalar yaratan sesleridir.
Hrant Dink’i Ermeni Soykırımının 100. Yıl Dönümünde Anmak!
Anadolu halklarının bin yıllık düşünün, kardeşliğin sesiydi o. Özgürlüğün sesiydi. Ve karanlığın efendileri, 19 Ocak 2007’ de, güpegündüz yol üstünde öldürdüler onu. Ölümüyle bile ses oldu, göz oldu, dil oldu. Ölümüyle bile yürek oldu. Nice yıllar geç- ti aradan, adalet görünmedi şafakları ay- dınlatmak için. Sürüp giden mahkeme bir komediye dönüştü. Tetiği çeken yakalanıp, yaşı küçültülerek çocuk suçlu uygulaması- na sokularak cezalandırılsa da, cinayeti organize edenler, henüz özgür.