“İnsanlık için komünizmden başka yol var mı?” derdi o...
“İçinde bir tutam delilik olmayan hayat eksik bir hayattır.”[1]
Ataol Behramoğlu’nun, “… insan olmak/ çoğalabilmektir başkalarıyla/ İnsansın, birinin canı yanıyorken/ senin de canın yanıyorsa,” dizelerini anımsatan bir devrimci ruh daha ayrıldı aramızdan... Çocuksu, coşkulu, insan gibi insandı...
Gerçek şudur ki Onun ölümüne inanmak zor, O az sonra kapımızı çalabilir…
Kolay mı? Can Yücel’in, “Bana Bir Varmış de!/ Bir Varmış Bir Yokmuş deme!/ İçime dokunuyor” şiirinin “Bir Varmış de” bölümünü gerçek kılmışlardandır Tuncel Kurtiz...
Ayşe Emel Mesci’nin, “Bilge bir kişiydi. Biraz da çılgın bir adamdı. Hayatı dolu dolu yaşadı,” diye betimlediği O; Yılmaz Güney’in ‘Umut’ filminde, Cabbar’ın (Yılmaz Güney’in) faytonuna atlayıp bir yandan sigara sararken bir yandan da para üzerine, varsıllık ve yoksulluk üzerine konuşan Hasan’dı...
Tunç Okan’ın ‘Otobüs’ filminde, İsveç’e kaçak işçi olarak gitmeye çalışan köylülerden biriydi... Çaresizliği, şaşkınlığı, olanaksızlığı ve yeryüzünün tüm çelişkilerini susarak anlatırdı yüzü...
Yılmaz Güney’in ‘Sürü’ filminin aşiret ağası Kürt beyi Hano’ydu…
* * * * *
77 yaşında hayata veda eden Tuncel Kurtiz, 1 Şubat 1936’da İzmit’in Bahçecik nahiyesinde doğdu. Bürokrat babasının görevi gereği ilkokulu sekiz farklı şehirde bitiren Kurtiz, ilk sahne deneyimini de Edremit’te bir ortaokulda okurken yaşadı.
Farklı şehirlerde devam ettiği lise hayatını Haydarpaşa Lisesi’nde sonlandırdı. İlk önce babası tarafından hukuk fakültesine yazdırılan Kurtiz, 15 gün sonra bu bölümü bıraktı ve İngiliz filolojisi bölümüne geçti, kendi ifadesiyle felsefe ve sanat tarihi bölümlerine “biraz baktı”.
İlk işi, İETT’de ışık kontrolörlüğü olan Kurtiz, İETT’de çalışan ünlülerin hikâyesinin anlatıldığı ‘İlk Durak’ belgeselinde o günleri şöyle anlatıyor:
“Edebiyat Fakültesi`nde okuyordum. Yazı da yazıyordum. Orhan Hançerlioğlu, üniversitelilere part time görevler veriyordu. Gittim iş istedim. O da bana lambalara bakma görevi verdi. Bebek’ten Arnavutköy’e lambalara bakıyordum. Yanmayan lambaları Talimhane`ye bildiriyordum. Ben bu yüzden hep yukarılara bakarak dolaşırım. Benim için de güzel bir dönem olmuştur.”
Profesyonel sahne hayatına 1959’da Dormen Tiyatrosu’nda başlayan Kurtiz, tiyatro kariyerine ABD, İsveç, Danimarka, Hollanda, Almanya gibi ülkelerde devam etti.
Haldun Taner, Özdemir Asaf, Münir Özkul, Can Yücel gibi isimlerle dostluk kuran Kurtiz, aynı zamanda sahne amiri olarak görev aldı, edebiyat matineleri sahneye koydu. ‘Keşanlı Ali Destanı’, ‘Devr-i Süleyman’ gibi oyunlarda rol aldı. Ancak tiyatroda en çok ‘Şeyh Bedrettin Destanı’yla akıllarda kaldı. Tiyatroda bu oyunla en güzel eleştirilerini Viyana’da aldığını söyleyen oyuncu, Bedrettin’in hikâyesini sinemaya da taşımak istiyordu.
Kurtiz’in ilk sinema filmi ise 1964’te Orhan Günşıray’ın yönettiği ‘Şeytanın Uşakları’ydı. Sonrasında sinemadan hiç kopmayan Kurtiz, röportajlarında buna Yılmaz Güney’in vesile olduğunu söyler. Üniversiteden beri arkadaşı olan Güney, Kurtiz’e film çevirmeye devam etmesinde ısrarcı olur. 1967’ye kadar 30 filmde rol alan Kurtiz, Yılmaz Güney’in senaryosunu yazıp başrolünü oynadığı ‘Konyakçı’, ‘Krallar Kralı’ gibi filmlerde rol alır. Vedat Türkali’nin yazıp yönettiği ‘Sokakta Kan Vardı’da da yine Yılmaz Güney’le beraber kamera karşısına geçer.
1966’da Lütfi Akad’ın ‘Hudutların Kanunu’nda rol almadan önce durumunu şöyle tarif eder: “Bana asla yapabileceğimin ötesinde bir iş vermediler. Ben hep ikinci adamdım. Bir yerde tamamlıyordum bir şeyi. Bir türlü uçmama fırsat gelmedi aslında. Uçmak istiyorum, uçamıyorum. O rol gelmiyor bir kere. Hep arada duruyorum”
1966 yapımı ‘At, Avrat, Silah’ta ilk kez Yılmaz Güney tarafından yönetilen Kurtiz, efsane sinemacıyla beraber 1970’te ‘Umut’u çeker ve Türk sinema tarihinin köşetaşlarından biri ortaya çıkar.
Kurtiz, 2008’de Pınar Aydın’a filmin olaylı çekim hikâyesini anlatır: “Yılmaz bana ‘Umut’u yapıyoruz gel’ dedi. Yedek subayım o zaman. ‘Umut’u çekebilmek için çok samimi bir doktor arkadaşım, sen zaten
delisin diyerek bana rapor aldı. 15 gün yattım ve 15 gün boyunca beni tedavi etti. Filmi bitirdik ve tayinimi Kuştepe’ye yaptılar. Terhis olduğumda filmi de bitirdik. Umut, babasının hikâyesiydi. Babası evlerinin temellerine kadar kazmış define arıyor.”
Yurtdışına çıkması yasaklanan film, ‘Çiçek’ Arif ve Tuncel Kurtiz tarafından bavulla Fransa’ya götürülür, Cannes’da gösterilip büyük ilgi görür. Kurtiz “İyi ki gitmişim. Çünkü ben gitmeseydim film gösterilemeyecekti. Bobinler karmakarışık sarılıp bavula konulmuştu. Filmi bilen tek insan bendim orada. Doğru sıralamayı yapana kadar canımız çıktı. Ama yetiştirdik filmi. Yılmaz, o sırada filmi kaçırmaktan içeri alındı. Ben dönmedim, nereye dönüyorsun. Ne diyeceğim ben kaçırmadım mı diyeceğim. Arif mi kaçırdı diyeceğim filmi” der.
Türkiye sinema tarihinin diğer klasiklerinden Tunç Okan filmi ‘Otobüs’, Erden Kıral imzalı ‘Kanal’ gibi filmlerde rol alır. 1978’de ise ‘Sürü’ gelir. Yılmaz Güney’in senaryosundan Zeki Ökten’in çektiği ve Berlin’de Protestan Film Jürisi ödülünü alan, SİYAD tarafından yılın filmi seçilen, Locarno’da en iyi film ödülünü kazanan filmi ‘Sürü’, Tuncel Kurtiz’in kariyerinde de önemli bir yere oturur. ‘Sürü’yü izleyen tiyatro yönetmeni Peter Brook, o sırada New York’ta olan Kurtiz’in peşine düşer. Ve ikili, 2.5 sene boyunca dünyayı dolaşır. Yine ‘Sürü’yü 1986’da İsrail’de seyreden Shimon Dotan, Kurtiz’e ‘Kuzunun Gülümseyişi’ filminde rol teklif eder. Kurtiz, hiç bilmediği bir dil olan Arapça oynadığı bu rolle Berlin Film Festivali’nden erkek oyuncu ödülü kazanır. Erden Kıral’ın 28 yıl sonra Türkiye’de gösterim izni alabilen ve senaryosu da Orhan Kemal’in hikâyesinden Tuncel Kurtiz tarafından uyarlanan ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’si, Yılmaz Güney’in son filmi ‘Duvar’, oyuncunun filmografisindeki diğer klasiklerden bazıları.
Senaryosunu yazıp yönettiği ve oynadığı ‘Gül Hasan’la En İyi Senaryo Altın Portakalı’nı da ödülleri arasına katar. Kurtiz, Türkiye sinemasında üretimin yavaşladığı 90’larda da çalışmayı sürdürür. Tunca Yönder’in ‘Ağrı’ya Dönüş’ü, Reis Çelik’in ‘Işıklar Sönmesin’i, Derviş Zaim filmi ‘Tabutta Rövaşata’ ve Barış Pirhasan filmi ‘Usta Beni Öldürsene’de oynar. Fatih Akın’ın ‘Yaşamın Kıyısı’nda filmiyle övgüler almaya devam eder.
Son yıllarında ‘Ezel’deki Ramiz karakteri ve ‘Muhteşem Yüzyıl’daki Ebu Suud karakterleriyle televizyon izleyicisi tarafından da tanındı. Televizyonlar için programlar yaptı. 2011’de de Altın Portakal’da Yaşam Boyu Başarı Ödülü aldı.
Kurtiz, yaşamının son yıllarında TV programcılığına da girişecekti. 2010 yaz döneminde Edremit’in Çamlıbel kasabasında işlettiği Zeytinbağı adlı butik otelde dostlarını ağırlayarak ‘Tuncel Kurtiz ve Dostları’ adlı bir program yapmıştı. Kurtiz, aynı yıl BBC’nin Hayat (Life) belgeselini seslendirdi.
“Tuncel Kurtiz’in az bilinen bir de İsveç serüveni var... 12 Mart 1971 darbesinden sonra geldiği İsveç’te kimi siyasi sığınmacılar gibi günlük, bireysel sorunların tutsağı olmadı. Sonu çürümeye, yozlaşmaya varan yalıtılmış bir yaşamı seçmedi.”[2]
Ayrıca Gezi Parkı’nda başlayan Haziran İsyanı’nı da destekleyen Kurtiz’in oynadığı bazı tiyatro oyunları şunlardı: ‘Şahane Züğürtler’ (Dormen Tiyatrosu-1962), ‘Çok Tuhaf Soruşturma’ (Ferhan Şensoy-Orta Oyuncular-1998), ‘Yolcu’ (Nâzım Hikmet-Genar Tiyatrosu-1967) ‘Keşanlı Ali Destanı’ (Haldun Taner-Berlin Schaubühne Tiyatrosu-1984), ‘Mahabaratta’ (Hint Destanı-Peter Brook-1985).
Rol aldığı bazı sinema filmlerini bir kez daha sıralayacak olursak: ‘At Avrat Silah’ (1966), ‘Umut’ (1970), ‘Sürü’ (1978), ‘Silahların Kanunu’ (1966), ‘Kıran Kırana’ (1966), ‘Krallar Ölmez’ (1967) ‘Hudutların Kanunu’ (1966), ‘Çirkin Kral’ (1966), ‘Otobüs’ (1974), ‘Zeit der Rache’ (1990), ‘Täcknamn Coq Rouge’ (1989), ‘Yaşamın Kıyısında’ (2007).
* * * * *
Erden Kıral’ın, “Çok yönlü bir insandı. Sadece sinema değil, tiyatro, şiir ve edebiyatla da çok yakınen ilgilenirdi. Klişe bir laf vardır ya; ‘Yeri kolay kolay doldurulmaz’, işte öyle biriydi; Reis Çelik’in, “Tuncel Abi için bir şey söylemek ne ki, yetmez, milyon şey söylemek gerek”; Sungu Çapan’ın, “Sahnede ya da kamera karşısında olsun her zaman oyunculuğun kitabını yazmış, hak ettiği ilgiyi ancak son yıllarında çekildiği Kaz Dağları’nda bulabilmiş büyük bir aktör,” diye betimledikleri “Onun oynadığı bir sahne muhakkak bir farklılık kazanırdı. Sadece perdede ya da sahnede değil, hayatta da Kurtiz’in varlığı bulunduğu ortamı değiştirir, canlandırırdı. O sanki dünyanın bütün pozitif enerjisini yansıtan biriydi.”[3]
Gelin isterseniz Mehmet Açar’ın ‘Büyük Oyuncu, Gerçek Sanatçı’ yazısından bir bölümü okuyalım:
“Şimdi düşünüyorum da Tuncel Kurtiz’le olmak her zaman unutulmaz deneyimlere hazır olmak anlamına geliyordu. Gezici Festival’le birlikte Türkiye’nin birçok şehrine gider, orada gençlerle, insanlarla çabucak kaynaşırdı. Açılış törenlerinde herkes Tuncel Kurtiz’in sahneye çıkacağı anı dört gözle beklerdi. Sohbetine doyum olmaz, sahneye çıktığında ise tek kelimeyle hipnotize edici olurdu. 50’li yılların sonundan 60’ların sonlarına dek Dormen Tiyatrosu, Kent Oyuncuları ve Genar Tiyatrosu’nda sahneye çıkan Kurtiz, ünlü
tiyatro kuramcısı ve yönetmen Bertolt Brecht’in koyduğu ayrımla hem dramatik hem de epik oyunculuktan örnekler vermiş, politik tiyatro hareketi içinde yer almıştı. Son yıllarda sinemaya ağırlık verse de, tiyatrodan vazgeçemiyordu. Özellikle Gezici Festival’in Anadolu’nun çeşitli açılış törenlerinde Sema Moritz ile birlikte sergilediği sahne performansları gerçekten etkileyiciydi.”
* * * * *
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeki anma töreninde, “Çapulcular seni unutmayacak” sloganları eşliğinde yolcu edilen Tuncel Kurtiz, “Son nefesine kadar “komünistim” diyen, her fırsatta barıştan söz eden, Emek Sineması’nın yıkılmasından üçüncü köprü katliamına yaşamı savunan her yerde bulunan, Gezi’nin en genç direnişçisiydi,” Çağdaş Günerbüyük’in ifadesiyle…
Kolay mı? Onun hakkında “Tuncel Ağabey sadece siyasi duruşuyla değil, varoluşuyla devrimciydi, içinde yanan ateş nedeniyle devrimciydi, o sonu gelmez araştırma dürtüsüyle devrimciydi,”[4] diye ekli Ayşe Emel Mesci de…
Gezi’de başlayan Haziran İsyanı’na destek veren Tuncel Kurtiz, gençlere seslendiği bir konuşmasında, “Apolitik diye bilinen gençlerimizin demokratik haklarına sahip çıkmak için verdikleri mücadeleyi yürekten destekliyorum. Onların üzerindeki ölü toprağının kalkması ile artık bir şeylerin daha güzel olacağı umudunu taşıyorum. Diren Gezi Parkı diren. Çok güzelsiniz, çok güzelsiniz çocuklar,” diye haykırırken; yine bir röportajında, “Siz nasıl hatırlanmak istersiniz?” sorusuna şu yanıtı vermişti:
“Hiç umrumda değil, ne derlerse desinler... Bakın en çabuk Türkiye’de gömerler ölüyü. Ben ölüme inanmıyorum. Belki bahar ülkesine açılan kapıdır ölüm. Hepimiz bu kapıdan geçeceğiz. Nedir ki bu dünya? Daha bunu yanıtlayamıyoruz ki, ölümün yok oluş olduğunu nereden bileceğiz? Şamanların yaptığı gibi ölünce mezarıma iki şişe şarap, sevdiğim filmlerimi ve bitiremediğim kitaplarımı koysunlar. O yolculukta onları bitireyim.”
* * * * *
Şimdi burada bir parantez açıp, vurgulamalı: Onu ‘Ezel’deki “Ramiz Dayı”, ‘Muhteşem Yüzyıl’daki “Ebu Suud” karakterleriyle “özdeşleştirme”ye kalkışanlara gelince; söylenmesi gereken ilk şey “Saçmalamayın” olmalıdır!
Bu konuda Aziz Şah, “Ölçek küçüldükçe anlamlar da küçülür, yok olur. ‘Ramiz Dayı öldü’ dediler. Tuncel Kurtiz’e yapılabilecek en büyük hakaret ona ‘Ramiz Dayı’ demektir. Sizin ‘Ramiz Dayı’ diye bildiğiniz, Türk dizi sektörünün çiğneyip tükürdüğü bir karakterdir. İçinde Tuncel Kurtiz olmasaydı satmayacak bir ‘kabadayı’ karakteri. Tuncel Kurtiz’in dediği gibi, ‘Bu sempatiler çok çabuk unutulur, bel kemiğimiz yok çünkü. Yeni bir dizi gelir, o kaybolur, öteki başlar. Ama sinema, kitap kalır.’
Bazı karakterler vardır hayatta, insana ölümsüzmüş gibi gelir. Hiç ölmeyecekmiş gibi. Tuncel Kurtiz’in ölümü de öyle işte. Bu güne kadar röportajlarıyla en çok karşılaştığım sanatçı belki. O da komünist olduğu içindir. ‘500 senedir kapitalizmle dünyanın nereye geldiği ortada. Bir milyar insan açlıktan ölüyor. Yalnız Irak’ta bir milyondan fazla insan öldürüldü. Devlet anamızın sütü hep bir tarafa akıyor’ dediği içindir. Yılmaz Güney’den yadigâr kaldığı içindir,”[5] derken; Şiar Rişvanoğlu da ekler:
“Şimdilerde herkes, özellikle burjuva basını, medyası, hatta hayatını karşısında mücadele etmeye adadığı burjuva siyasi şahsiyetleri (bakınız Ömer Çelik) bile onun ne büyük bir oyuncu olduğundan bahsediyor, özellikle de son dönemlerde bilinen ‘Ramiz Dayı’ karakterine gönderme yaparak övgüler düzüyor. Hayatın ironisi işte, bütün ömrünü kapitalizmi yıkmaya adamış, adıyla sanıyla ‘komünist’ Nâzım’a yapılanlar, -mezarı başında işadamlarının anma yapması, şiirlerinin Erdoğan’dan MHP’li vekillere kadar bir sürü düzen tetikçisi tarafından okunuyor olması gibi- şimdi de Tuncel Kurtiz’e yapılmaya çalışılıyor.
Ama ne yaparlarsa yapsınlar, o bütün bunlara cevabını neyse ki yaşarken hem de dolu dolu vermişti. Kurtiz yıllar önce, bir söyleşide aynen şöyle demişti: ‘Komünistim evet. İnsanlık için komünizmden başka yol var mı?’ O önce Nâzım’ın, sonra Yılmaz Güney’in yol arkadaşıydı, yoldaşıydı. Adı ‘komünizm’ olur, aradaki terminolojik farkla da birlikte ‘sosyalizm’ olur, ‘başka bir dünya’ olur, her ne ise savaşsız, sömürüsüz, özgür bir dünya için yaşadı, oynadı, söyledi. Siyasi kimliği ve tercihlerinin bedelini de sürgünle, baskıyla, çileyle bir bir ödedi.
Öyle etkileyici bir kimlikti ki, Hürriyet gibi bir düzen gazetesi bile şu sembolik sözlerini (bir fotoğrafla birlikte) vermek zorunda kaldı: ‘Gündelik hayatta halk otobüsü kullanıyorum. Bu da benim ‘Maserati’m, ama halkımla birlikte kullanıyorum.’ Anlayana bir dünya! Onu ısrarla TV karakterleriyle anmak isteyen dönsün ve Tekel işçilerine gönderdiği mesajları, Gezi İsyancılarına, cezaevindeki devrimcilere, Cumartesi Anneleri’ne, Kürt kadınlarına, Grup Yorum üyelerine gösterdiği dayanışmayı uzun uzun gözden geçirsin. O zaman Kurtiz’in ölümüne üzülmeleri (zaten üzülmüyorlar da!) değil, ‘sevinmeleri’ gerektiğini anlayacaklar. Çünkü o bir sanatçı olarak, çok sevdiği Marx’ın deyişiyle ‘kapitalizmin mezar kazıcılarından’dı. Tıpkı Umut filminde, ‘Hasan’
olarak, Arabacı Cabbar’la (Yılmaz Güney) Ceyhan nehrinin kıyısında yaptıkları o muhteşem kazı sahnelerindeki gibi! Mezun olamadığı ama çok çok iyi öğrendiği felsefeyi, filolojiyi, psikolojiyi, sanat tarihini ve hukuku hayatı boyunca işçi sınıfı için, emekçiler için, ezilen halklar için, bilcümle direnen ve isyan edenler için eşsiz bir estetikle kullanmıştır. Son nefesine kadar! ‘Sonsuza dek’, işçi sınıfının sanatçısı, hayat oyununun güzel ‘usta’sı, büyük aktör, halk adamı, her fırsatta gururla söylediği gibi: ‘komünist’!”[6]
* * * * *
Özetin özeti: “Sevdalıydı... Sevdalımızdı yani bizim... Ve bir kez daha, sevdalımız komünistti bizim... Tuncel Kurtiz, güçlüydü, kuvvetliydi, kavga etti mi ederdi, dövdü mü döverdi... Gümbür gümbür sesiyle sahneyi de mahalleyi de inletirdi. Müziğin her dalını seviyordu”…[7]
Üniversitede hukuk fakültesi, filoloji, felsefe, psikoloji ve sanat tarihi bölümlerinde okur. Okuduğu okulların hiçbirinden mezun olmaz. Sevdiği bir iki hocanın dersleri hariç, çoğu zaman okula bile gitmez, elinde kitap dolu bir bavulla dolaşır, daha çok kantinde otururdu. Bavulunda ise James Joyce, Faulkner, Sait Faik, Cahit Sıtkı, Orhan Veli, James Hilton, Rabindranath Tagore’un kitapları olurdu…
Can Yücel’in dediği gibi “Onların uşakları, bizim dostlarımız var”. Parası olmadığı zaman böyle der. Parası olduğu zaman da cüzdanı yoktur; ne bankada bir hesabı, ne de başka bir şey. Kazandığı parayı ya mutfakta bir kavanoza ya da arabasının bagajında bir kese kâğıdına koyardı.
“Ölümü gömdüm, geliyorum Bir sonbahar günüydü, geliyorum Güneşler buz gibiydi, geliyorum Ve bütün kötülükler Ölümün armaları gibiydi. Size anlatırım, geliyorum.”
Bir ölüm sahnesinde okumuştu bu dizeleri O...
Edip Cansever’in şiirinde geçtiği gibi oldu bir sonbahar günü henüz daha akşam olmamışken geldi haberi: “Sinemacı Tuncel Kurtiz hayatını kaybetti.”
“İnsana yakışır olduğundan hâlâ komünistim,” demişti Devrim Büyükacaroğlu ile yaptığı söyleşisinde; “Başka bir çare göremiyorum ki. Kapitalizmin ve emperyalizmin dünyaya yaptığı kötülük, iğrençtir. Komünizm beklenmedik bir şekilde Rusya’da ortaya çıktı, çok geri bir toplumun atağıydı. 100 sene bile sürmeyen bir macera yaşandı. Çocuktu, bebekti daha sosyalizm… Adımını yeni attı ve her taraftan baltaladılar. Şili’de adımını attı, sarayı bombalayıp Allende’yi öldürdüler. Bizde bir adım atıldı; bir, iki, üç darbe… Hepsi de Amerika’nın oyunuyla olmuştur. Ben komünizmle dünyanın bir bahçe hâline gelebileceğine inanıyorum. İnsana yakışır bir şey olduğundan hâlâ komünistim diyorum. Marşımızda dediğimiz gibi, “Biz bu karanlık yolun sonunda doğacak güneşi görüyoruz” çünkü…” derken bu sözler Onun manifestosuydu sanki…
Hasılı denilebilir ki, “Bunca donanıma/ birikime ve emeğe, toplumdan devşirdiği bunca sevgiye karşın, ‘Herkes kendisi kadardır’ diyebilen bir ölümlü, yaşamdan başka ne beklesin ki... O boşa geçmemiş yaşama imza attı…”[8]
13 Ocak 2014 18:43:55, Çeşme Köyü.
N O T L A R
[*] Kaldıraç, No:152, Şubat 2014…
[1] Paulo Coelho.
[2] Ali Haydar Nergis, “Tuncel Kurtiz’in İsveç Serüveni...”, Cumhuriyet, 6 Ekim 2013, s.9.
[3] Cüneyt Cebenoyan, “Türkiye Tuncel Kurtiz’i Sevenler Kadardır”, Birgün, 30 Kasım 2013, s.13.
[4] Ayşe Emel Mesci, “Külün Altındaki Ateşi Arayan Adam”, Cumhuriyet, 7 Ekim 2013, s.15.
[5] Aziz Şah, “Yılmaz Güney Sinemasının Son Anti-Kahramanı: Tuncel Kurtiz”, Gerçek, 29 Eylül 2013… http://gercekgazetesi.net/kultur-sanat/yilmaz-guney-sinemasinin-son-anti-kahramani-tuncel-kurtiz
[6] Şiar Rişvanoğlu, “Hasta Siempre, İşçi Sınıfının Sanatçısı, Hayatın ‘Usta’sı!”, Gerçek, 28 Eylül 2013… http://gercekgazetesi.net/siar-risvanoglu/hasta-siempre-isci-sinifinin-sanatcisi-hayatin-ustasi
[7] Evin İlyasoğlu, “Özgürlüğün Simgesiydi”, Cumhuriyet, 2 Ekim 2013, s.17.
[8] Ayşegül Yüksel, “Gökyüzünde Parlasınlar”, Cumhuriyet, 1 Ekim 2013, s.14.
Temel Demirer
Hakkında
Objektifiz ama tarafsız değiliz. Tarafsız olmak korkaklıktır. Çünkü insan doğru ve yanlış arasında tarafsız olamaz.BiyografiKendimden söz etmenin pek anlamlı ve “şık” olmadığına inanan biri olarak çok düşündüm...Ne yazacağımı kestiremedim...
Ve nihayet şunları diyebilmenin en doğrusu olduğuna karar kıldım...
“İnsana ait hiçbir şey bana yabancı değil,” diyen(lerden);
dünyaya aşağıdan bakan(lardan);
kendi kuşağımla müthiş bir serüveni yaşayan(lardan);
yaşadıklarımdan asla pişman olmayan(lardan);
ve hatta yaşadıklarımı yaşamış olmayı bir onur ve şans addeden(lerden);
John Maxwell’in, “İnsanlar, onları ne kadar umursadığımızı bilmedikçe, ne kadar bildiğimizi umursamazlar...”; Bertolt Brecht’in, “Yenilgilerimiz, rezalete karşı savaşa katılanlarımızın yeterince kalabalık olmadığından başka bir anlama gelmez”; V. İ. Lenin’in, “Silah kullanmasını öğrenmeyen, silah elde etmeye çalışmayan bir ezilen sınıf, ancak köle muamelesi görmeye layıktır,” sözlerine müthiş değer veren(lerden);
sevdasız kavga, kavgasız sevda olmaz diyen(lerden);
bir afet-i devrana aşık olan(lardan);
hâlâ “tek yol devrim” gerçeğine bağlı olan(lardan);
ve nihayet “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!” diyen(lerin) safındaki sıradan, vasıfsız, herhangi biriyim...
54 tevellütlüyüm... Kemal’den olma Necla’dan doğmayım... Çorum ili Kale mahallesi nüfusuna kayıtlıyım...
Okur yazarım...
Ve nihayet hâlen “sakıncalı” dedikleri(nden) ve GBT’lerindeyse sabıkalıyım...
11.01.2004 14:32:09, Ankara.
TÜRKİYE’DE YAYINLANAN KİTAPLARIM
* GÖZ GÖRMEZ BİLİNÇ GÖRÜR, Hazırlayan: Mehmet Özer, Nota Bene Yay., 2012, 152 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ORTADOĞU: YALANCI BAHAR, Derleyen: Babür Pınar-Recai Ulutaş, Nitelik Kitap, 2012, 448 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ALMANAK-2009 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2011, 434 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* BEYOND GLOBALIZATION – WORLD LEARNING/ INTERNATIONAL HONORS PROGRAM TURKEY READER 2011/12, Derleyenler: Yücel Demirer - Sibel Özbudun, 2011, 476 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif), (“Geopolitics of Turkey in the US-EU-Mideast Triangle”- Temel Demirer)
* EMPERYALİZM VE ULUSAL SORUN, Derleyen: Babür Pınar-Muzaffer İlhan Erdost, Nitelik Kitap, 2011, 335 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* İSMAİL BEŞİKÇİ, Derleyenler: Barış Ünlü-Ozan Değer, İletişim Yay., 2011, 589 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* SESİNİ YİTİREN ŞEHİR SİVAS, Editör: Mehmet Özer, Çankaya Belediyesi Yay., Temmuz 2011, 304 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ALMANAK-2009 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2010, 659 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KRİZ, KAPİTALİZM, İSYAN, Ütopya Yay., 2010, 559 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KRİZ VE HAYAT YAZILARI: BİR TAŞ DA SİZ ATIN, Ütopya Yay., 2010, 464 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ASLOLAN DEVRİMİN GÜNDEMİDİR, Kaldıraç Yay., 2010, 784 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* TEKEL DİRENİŞİ DERSLERİ 2010-SENDİKALARIMIZI GERİ ALACAĞIZ, Kaldıraç Yay., 2010, 206 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* LATİN AMERİKA: İSYAN HEP VARDI!, Sibel Özbudun (der.), Kaldıraç Yay., Ocak 2010, 661 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KUŞATMAYI YARMAK: EĞİTİM, BİLİM VE AYDINLAR, Kaldıraç Yayınevi, Ekim 2009, 392 sayfa, Temel Demirer-Sibel Özbudun.
* ALMANAK-2008 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2009, 608 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* HAK(SIZLIK), HUKUK(SUZLUK) MU? “SUÇUMUZ İNSAN OLMAK”!, (Sibel Özbudun’un önsözüyle), Kardelen Yay., Nisan 2009, 365 sayfa, Temel Demirer.
* HRANT’IN KATİL(LER)İ… (Sait Çetinoğlu’nun önsözüyle), Pêrî Yayınları, Şubat 2009, 336 sayfa, Temel Demirer.
* LİBERALİZM/MUHAFAZAKÂRLIK KISKACINDA KADIN, Kaldıraç Yayınevi, Şubat 2009, 237 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ALMANAK-2007 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2008, 456 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* “HAYIR, EVET’TEN ÖNCE GELİR”! HUKUK(SUZLUK) YAZILARI, Ütopya Yay., Mayıs 2008, 496 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* “SÖYLENECEK YALAN KALMADI” İNSAN HAK(SIZLIK)LARI, Ütopya Yay., Mayıs 2008, 510 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* LATİN AMERİKA’DA İSYANIN TARİHİ, Hazırlayan: Sibel Özbudun, Ütopya Yay., 2008, 549 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KÜRESEL KAPİTALİZMİ MEŞRULAŞTIRAN SÖYLEMLER, Editör: Fikret Başkaya, Özgür Üniversite Kitaplığı: 67, Maki Yay., 2008, 218 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* YABANCILAŞMA VE..., Ütopya Yay., 2008, 316 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ALMANAK-2006 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2007, 654 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* MİLLİYETÇİLİK, YURTSEVERLİK VE SOL, Editör: Fikret Başkaya, Özgür Üniversite Kitaplığı: 65, Maki Yay., 2007, 212 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* LATİN AMERİKA’DAKİ GELİŞMELER, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Ankara-2007, 34 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KÜRESELLEŞME, KADIN VE ‘YENİ’-ATAERKİ, Ütopya Yayınevi, Ankara-2007, 228 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* İMPARATORUN SOYTARISI EGEMEN MEDYA, Ütopya Yayınevi, Ankara-2007, 319 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ALMANAK-2005 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2006, 439 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* “DERİN” MİLLİYETÇİLİĞİN SİYASAL İKTİSADI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* MAFYA NARKOEKONOMİ VE SUSURLUK / ŞEMDİNLİ, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 379 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* AVRUPA BİRLİĞİ VE “ÇOKKÜLTÜRCÜLÜK YALANI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 444 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* EĞİTİM ÜNİVERSİTE YÖK VE AYDIN(LAR), Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 543 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KIYAMETE ÇEYREK KALA! EKOLOJİ YAZILARI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 501 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* DÜNYAYI ISITAN LATİN ATEŞİ, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2006, 302 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* LATİN AMERİKA YERLİLERİ: TEK BİR HAYIR, YÜZLERCE EVET, Anahtar Kitaplar Yayınevi, İstanbul-2006, 368 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KAVRAM SÖZLÜĞÜ-SÖYLEM VE GERÇEK (1), Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2005, 709 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ALMANAK-2004 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2005, 464 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* LATİN AMERİKA BAŞKALDIRIYOR, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 416 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ELVEDA NİSYAN, MERHABA İSYAN, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 558 sayfa, Temel Demirer.
* KÜRESEL İNTİFADA, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 592 sayfa, Temel Demirer.
* “YENİ DÜZEN(SİZLİK)”DEN BAŞKALDIRIYA, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 592 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* YENİ ROMA: TERÖRİST ABD-IV. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 270 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KÜRESELLEŞME VE İMPARATORLUK: “YENİ EKONOMİ”DEN ÖNLEYİCİ SAVAŞA...-III. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 382 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KÜRESELLEŞMENİN TİRANLIĞI: NE, NİÇİN, NASIL?-II. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* YENİ MUHAFAZAKÂRLIK YOĞUNLAŞIRKEN KÜRESEL VAHŞET-I. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 334 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ABD SALDIRGANLIĞI: IRAK VE ÖTESİ-III. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2004, 304 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* 11 EYLÜL’DEN AFGANİSTAN’A ABD İMPARATORLUĞU-II. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2004, 287 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KOVBOYUN SÖMÜRGE İMPARATORLUĞU-I. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2004, 346 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* SAKLANMAYA ÇALIŞILAN BİR MEŞALE: İBRAHİM KAYPAKKAYA, Umut Yayıncılık, İstanbul-2003, 232 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* İSYANIN ADI: FİLİSTİN-İNTİFADA KAZANACAK!, Ütopya Yayınevi, Ankara-2002, 479 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* XXI. YÜZYILLA GELENLER: SÖYLENCELER VE GERÇEK, Ütopya Yayınevi, Ankara-2002, 447 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* SOSYALİST MÜCADELE ETİĞİ, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2001, 336 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KÜRESELLEŞME VE TERÖR (TERÖRİZM, SALDIRGANLIK, SAVAŞ) II. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 334 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KÜRESELLEŞME VE TERÖR (TERÖR KAVRAMI VE GERÇEĞİ) I. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 364 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* AMERİKA: RÜYA MI, KÂBUS MU? YANKEE İMPARATORLUĞU, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 368 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ÖDP YAZILARI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 316 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KÜRESELLEŞMENİN EKOLOJİK SONUÇLARI, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2000, 190 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* EKOLOJİ POLİTİK, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2000, 136 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* AVRUPA BİRLİĞİ ve SOSYALİSTLER: AKINTIYA KARŞI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* GERİCİLİK KÜRESELLEŞİRKEN FAŞİZM!.. YENİDEN Mİ?.., Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 299 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KADIN YAZILARI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 170 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* MARKSİZM VE EKOLOJİ, Öteki Yayınevi, Ankara-2000, 481 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* TERÖR NE? TERÖRİST KİM? (AVRUPA ASYA ve ORTADOĞU), Cilt:2, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* TERÖR NE? TERÖRİST KİM? (ABD EMPERYALİZMİ ve LATİN AMERİKA), Cilt:1, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 284 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* EĞİTİM: NE İÇİN? ÜNİVERSİTE: NASIL? YÖK: NEREYE?, Ütopya Yayınevi, Ankara-1999, 264 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* NEO-LİBERAL SALDIRI KRİZ ve İNSANLIK, Ütopya Yayınevi, Ankara-1999, 494 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* “YDD” KISKACINDA ÇEVRE ve KENT, Ütopya Yayınevi, Ankara-1999, 473 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* CHE FİDEL KÜBA, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1999, ikinci baskı, 135 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* YABANCILAŞMA, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1999, ikinci baskı, 112 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* MEDYA ELEŞTİRİSİ ya da HERMES’İ SORGULAMAK, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1999, ikinci baskı, 176 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* DÜNYANIN BALKONUNDAKİ İSYANCILAR, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, ikinci baskı, 304 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ÖDP: İMKÂNLAR ve SORU(N)LAR, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, 576 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* MAYALARIN DÖNÜŞÜ, Anahtar Kitaplar Yayınevi, İstanbul-1998, 311 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* POSTMODERN MÜDAHALE ve BAŞKALDIRI İMKÂNI (BRECHT “BİTTİ” FUTBOL “VERELİM”!), Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, 528 sayfa, Temel Demirer.
* SOKAKTA ve DUVARDA 1968, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, 207 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* VE KİRLENDİ DÜNYA..., Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1997, 319 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* SOKAK’TAKİNE NOTLAR, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1997, 456 sayfa, Temel Demirer.
* ÖDP’YE KENAR NOTLARI, İnsancıl Yayınları, İstanbul-1997, 88 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KOYUNLAR KURTLAR KÖPEKLER (YENİ DÜNYA DÜZENSİZLİĞİ EMPERYALİZM ve UMUT), Anahtar Kitaplar Yayınevi, İstanbul-1997, 160 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KARA PARA KİRLİ SAVAŞ (TÜRKİYE’DE MAFYA ve DEVLET), Özgür Üniversite Yayınları, 171 sayfa, Ankara-1996, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* İSPANYA’DAKİ II. KITALARARASI BULUŞMA İÇİN “YDD”YE KARŞI TEZLER - II. KITALARARASI BULUŞMA İÇİN EKOLOJİK KIYAMET TEZLERİ, Özgür Üniversite Yayınları, 56 sayfa, Ankara-1996, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* YENİ DÜNYA DÜZENİ AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE, Dev. Maden-Sen Yayınları, 64 sayfa, Ankara-1996, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* CANAVARLAŞAN MEDYA, 1996-İstanbul, Yorum Yayınevi, 287 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* YENİ DÜZENİ ya da DÜZENSİZLİĞİ, 1996-İstanbul, Pelikan Yayınları, 304 sayfa, Temel Demirer.
* SOLAN FOTOĞRAFLARDA BİTEN VE BAŞLAYAN, 1993-İstanbul, Sorun Yayınları, 248 sayfa, Temel Demirer.
* GERİCİLİK DÖNEMİNDE DÜNYA ve TÜRKİYE, 1993-İstanbul, Sorun Yayınları, 190 sayfa, Temel Demirer.
* DİSK’İN “ÖREN TEZLERİ” ve SOSYALİST TAVIR, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 189 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* TOPLUMSAL DİNAMİKLER ve ÖRGÜTLENME EKSENLERİ, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 270 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* SOSYALİZM “YENİ DÜNYA DÜZENİ” TÜRKİYE, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 192 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* SOSYALİZMİN SORUNLARI ÜZERİNE AÇILIM TARTIŞMALARI, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 256 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* YOL BALADI, 1988-Ankara, Ekin Yayınları, 61 sayfa, Temel Demirer.
* T.B.“K”.P PROGRAM TASLAĞININ ELEŞTİREL ANALİZİ, 1988-İstanbul, Sorun Yayınları, 86 sayfa, Temel Demirer.
İletişim:
temeldemirer@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
http://www.facebook.com/TemelDemirer
https://twitter.com/temeldemirer
Son Haberler
Sayfalar
’’Yüce Türk ulusu adına' Tecavüz:Leyla Poyraz
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mahkemelerinde kararlar açıklanırken, ”YÜCE TÜRK ULUSU ADINA…’’ başlığını kullanılır, ’’Yüce Türk adaletinin savunucusu’’ yargıçlarca… Onlar bu kararları alırken, ’’yüce Türk ulusu adaletinin’’ onlara verdiği yetkilere dayanarak bazı indirimler yaparlar. İşte bu ’’yüce Türk ulusu adına’’ yapılan bazı indirimler şunlardır:
Kadın programında ’’babam bana tecavüz etti’’ diyen kızını öldürenin, ’’babasını kamuoyunda mahcup etti’’ indirimi.
Eşini katledenin , ’’kot giyiyordu, piercing takıyordu, çantasında doğum kontrol hapı buldum’’ indirimi.
Burjuvazi insanlığı pazarda tüketmiş
Her gün bir kadın öldürülüyor. Sokak ortasında. Gözlerimizin önünde.
Gülüşleri karatılıyor insanlığımızın.
Bir işçi katlediliyor, sömürü atölyelerinde
Bir ulus, egemen ulus tarafından yok sayılıyor. Üzerine bombalar yağdırılıyor.
Dilinden ve ulusal kimliğinden dolayı insanlar öldürülüyor.
Dininden dolayı insanlar boğazlanıyor. Yok ediliyor, soykırım yapılıyor.
Etrafı 8 metre yüksekliğinde duvarların içine hapsediliyor.
Yoksullar, denizin ortalarında boğuluyor. Çalınan aşlarına ulaşabilmek için.
Ülkeler yağmalanıyor.
Hrant, “nefret suçları” ve “zehirli kan” üzerine [1]
“Bizi gömmeye çalıştılar, tohum olduğumuzu bilmeden…”[2]
Biraz şu mahut “zehirli kan” meselesinden bahsedelim mi?
Ahparik Hrant katledileli sekiz yıl oldu… Onu Agos’un önünden Balıklı Ermeni Mezarlığı’na uzanan son yolculuğunda yüzbinlerle uğurlayalı sekiz yıl geçti…
Hangi Sınıftan Yanasınız?
Sinfli Toplumlar Tarihi Sinifli Toplumlar Tarihidir-1
SSCP ve CKP tarihini Amerikan Horror hikayelerinden, Trockist efsanelerden ogrenmeye kalktiginizda, bulacaginiz tek sey Gulyabani masallaridir.
Tarih de ideolojinin bir konusudur; ona nerden, hangi sinifin penceresinden baktiginiza gore elinizde bir tarih algisi olusur...
Sinifli toplumlarda sinifsiz gercek yoktur!
Tarihi incelerken tarihin hep iki boyutu oldugunu gorursunuz. Bu sinifli toplumlar icin tipik bir durumdur. Ve ayni zamanda yasamin dialektigi karsitlarin birligidir.
Ermeni soykırımını tarihçiler belirlesin yalanı :Furkan Çay
Soykırım konusu Türkiye’de tabu haline gelmişken devletlü takımının bu konu hakkındaki açıklamaları, soykırımı inkarını kemikleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan yine soykırımı konusunu tarihçilere bırakmak gerektiğinden bahsetti ve soykırımı konusunda TC devletinin resmi soykırımı tezinden bir adım öteye gidemedi. Sanki yaşamımızı belirleyen bütün gerçeklikleri bugüne kadar hep tarihçilerden öğrenmişiz gibi.
Cumhurbaşkanı’nın arşivleri tarihçilere açmaya hazırız sözleri hiç inandırıcı değildir.
Seçim sonuçları: şantajlara rağmen halk sistemin bekçilerine sırt çevirdi*
Siyaset temsilcilerinin yeniden biçimlenmesi nasıl olursa olsun, 25 Ocak seçimlerinde ortaya çıkan olgu şudur: Jean-Claude Juncker'in (AB Komisyonu başkanı çn.) ülkemizde ki temsilcileri, bütün çabalarına rağmen halkımız tarafından seçilmeyerek, köşeye sıkışmasalar bile ağır bir yenilgi yaşamışlardır.
"Türkiye 2015'i en az hasarla atlatmaya çalışıyor" Taner Akçam
Taner Akçam'la Ankara'nın 2015 yaklaşırken izlediği politikaları, Türkiye'de soykırımın tanınmasının nasıl anlaşıldığını ve bu konuda izlenebilecek modelleri konuştuk. Akçam'a göre Türkiye'de adaletsizliğin giderilmesi, suçun kabul edilerek tazminat ödenmesi gibi konulardan kasıtlı ve bilinçli olarak bir kaçma söz konusu.
REPAIR: Ermeni soykırımıyla ilgili çalısmaya sizi ne yöneltti ? Bir adaletsizlik olarak mı gördünüz ?
Egemenlerin halifesi olmaktansa ezilenlerin sahabesi olmak devrimcidir
Özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde İslami direniş hareketlerinin yükselişiyle birlikte, İslam’ın ideolojisi bölgelerde giderek yayılıyor. Bu yükseliş hâkim sınıf sözcülerince terör faaliyeti olarak ilan edilip dar anlamda İslam ideolojisinin karşısında önlem almak arayışının politikasıdır. Bu aynı zamanda orta sınıfa da yansıyan ve onlarda dile “İslam’ın aşırı ucu” ya da “radikalizm” şeklinde tanımlanıyor. Bu tanımlamalar özellikle ılımlı İslam’ın reformist anlayışını Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde egemen dil anlayışının yaygınlığını oluşturuyor.
Kobanê’de Partizanca Direnişin İzinden…
Ortadoğu’da, emperyalistler ve onların işbirlikçi, uşağı hükümetler ile onların güdümündeki çeteler tarafından işgal edilen, özgürlük ve geleceği tutsak alınmaya çalışılan Kobanê, 134 günlük kahramanca bir direniş sonucunda özgürlüğüne kavuştu.
Kobanê, Rojava’da Kürt halkının kendi yönetimlerini inşa etmesi, öz örgütlülüklerini kurmasıyla birlikte ortaya çıkarmaya başladığı, filizlenerek büyümeye başlayan kazanımlarına yönelik kuşatma ve saldırıların kilitlendiği noktaydı.
Ah.. Cancağızım Kürtler ah..
Kürtler yüzde on barajı asacaklarmış.
Toplumun ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak.
Ah.. cancağızım Kürtler ah...
Bari ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak manipülasyonlarla da insanların zihinlerine kazınmış yenilmez görüken sisteme olan inancı taru duman edeceğinize inanıyorsunuz bu inancınızın doğru olup olmadığını belediye seçimlerini kaybeden Ferhat Tunç' a sorsaydınız.
Ah cancağızım Kürtler ah..
Kürtler yüzde onluk barajı aşamasalar da her şeye hazırlarmış.
Ya... akp' nin 310' nu aşamamasına hazırlar mı ?
Soykırımın 100. Yılında Bir Özür Borcumuz! Fusun Erdoğan
Ermeni meselesinde tutarlı bir tavır ortaya koyamamak, Türkiye devrimci hareketinin önemli zaaflarından biri olagelmiştir.
Bu zaaf devrimci ve sosyalistlerin değişik zamanlarda Ermeni halkına yapılan soykırım ya da tarihsel adaletsizlikler, haksızlıklar karşısında da, doğru tutum almasını önlemiştir.
Soykırımın 100. yıldönümü yaklaşırken, geçmişle yüzleşme ve hesaplaşmanın tartışıldığı bu süreçte, Türkiye ilerici, devrimci, sosyalist hareketinin bu zaafıyla yüzleşmesi önemli bir görev olarak varlığını sürdürüyor.