Hrant Dink’i Ermeni Soykırımının 100. Yıl Dönümünde Anmak!
Anadolu halklarının bin yıllık düşünün, kardeşliğin sesiydi o. Özgürlüğün sesiydi. Ve karanlığın efendileri, 19 Ocak 2007’ de, güpegündüz yol üstünde öldürdüler onu. Ölümüyle bile ses oldu, göz oldu, dil oldu. Ölümüyle bile yürek oldu. Nice yıllar geç- ti aradan, adalet görünmedi şafakları ay- dınlatmak için. Sürüp giden mahkeme bir komediye dönüştü. Tetiği çeken yakalanıp, yaşı küçültülerek çocuk suçlu uygulaması- na sokularak cezalandırılsa da, cinayeti organize edenler, henüz özgür.
Hrant Dink 19 Ocak 2007’de katledildi. Hrant Dink’in katledilmesinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bu katliamın politik ve tarihsel nedenlerini kapatmak için Türk devleti adeta meseleyi basit bir krıminal olaya çevirmeye çalıştı. Bugünden geriye doğru baktığımız da Hrant Dink davasının ele alınışı tam anlamıyla geleneksel Türk devlet yapısını karakterize etmektedir. Hrant Dink’in katledilmesi adeta egemen sınıfların bir biriyle olan kavgasının bir argümanına dönüşmüş durumda. Bu ele alış, mesele üzerinde zengin bir manipülasyon ve kafa karışıklığı yaratma zemini de oluşturmaktadır.
Devletin Ermeni Düşmanlığına Eklediği Son Halka: Hrant Dink!
Hrant Dink’in katledilmesinde en küçük bir gizlilik kuralı dahi yoktu. Hatta ortaya çıkan telefon kayıtlarında güvenlik yetkilileri tetikçinin teslim olma biçiminin ve öldürmenin bu şekilde olmayacağını dahi ifade etmektedirler. Bu “operasyonun” Talat Paşa suikastı gibi olması tasarlanmıştı. Suikastçı Hrant’ı yakın mesafede tam ensesinde vuracak ve vurduğu yerde teslim olacaktı. Ama öyle olmadı. Mesaj bu şekilde eksik ve sınırlı verilmiş oldu. Kısa zamanda tetikçi ve onun dar çevresi gözaltına alındı ve tutuklandı. Dönemin yetkilileri bunun milli bir duyarlılıkla bir grup gencin işi olduğunu apar topar ifade etti. Ama bununla yetinilmedi Ogün Samast’ın bir yanında asker diğer yanında polisle ellerinde Türk bayrağı ile çektirilen fotoğraf ve “vatan toprağı kutsaldır kaderine terk edilemez” arka fonlu bir başka fotoğrafta medyaya servis edildi. Böylece Hrant’ın katledilmesine dair tarihsel ve politik mesajların ilki verilmiş oldu.
Suikastın oluş biçimi, nedenleri ve genel panoraması çok açık ve nettir. Hrant’ın katledilmesi noktasında tüm devlet kademesinde zımni bir mutabakat sağlanmıştır. Bu katliam için politik iklimi bizzat meclisteki faşist partiler ve onların medyası yaratırken, tetiği çekmeye dünden hazır olan Özel Kuvvetler soyunmuş ve onları pusuya düşürmek için hazır bekleyen dönemin Hükümeti ve onun içindeki tüm klikler de buna göz yummuştur. Böylece devletin bir kliğinin tetikçiliğine diğer kliği nezaret ederek katliam gerçekleşmiş oldu. Kuşkusuz bu katliam devletin yeniden kendini organize etmesi için sürdürdüğü arayışın oluşmasında ciddi bir politik iklim de yarattı. Bu iklimin oluşması için AKP ve Gülen Cemaati’nin özel ve sinsi bir çabası ve planı olduğundan hiç kuşku duymamak lazım.
Devlet Kendini Restore Ederken Yine Ermeniler Kullanıldı!
Hrant’ın ölüsü klik kavgalarında bir manivela olmuş Türk egemenleri tarafından pinpon topu gibi oradan oraya geçen bir oyuna çevrilmiştir. Bu durum hala devam etmektedir. Düne kadar Ergenekon bağlantıları öne çıkarken, bugün “paralel yapı” polisleri ile bağlantılandırılıyor. Tetikçiler dönemin ruhu neyi gerektiriyorsa ona göre ifadeler verecek şekilde yönlendiriliyor.
Hrant’ın katledilmesinden hemen sonra AKP’de temsiliyetini bulan kliğin uzun soluklu ön çalışmasını yaptığı Ergenekon operasyonları ile TSK’nın dizayn edilmesi zemini yakaladığı görülmüştür. 4 Mayıs 2007’de dönemin genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt ile Tayyip Erdoğan ünlü Dolmabahçe görüşmesini gerçekleştirir. Bu görüşmede ne türden pazarlıklar yapıldığı bir sır gibi gözükse de gelişmeler bunu bir sır olmaktan çoktan çıkartmıştır. Bu görüşme sonrası Hrant Dink davasının seyrinin değiştiği, savcıların meselenin arka planını açığa çıkarma iştahlarının birden sönümlendiği de bilinmektedir. Genel kanı Ergenekon operasyonlarına dair kapsam ve boyutun tartışıldığı ve ortak bir çerçeve oluşturulduğu yönlüdür. Tayyip Erdoğan’ın Hrant Dink’in katledilmesi üzerinden özel kuvvetlerin kalbine kadar inileceğine dair tehditler savurduğunu düşünmemek için hiçbir neden yoktur. Yapılan anlaşmanın devletin yeniden yapılandırılması ve bunun olabildiğince yumuşak olması eksenindedir. Hrant Dink’in katledilmesinin bu noktada güçlü bir araca dönüştürüldüğü de açıktır. Ancak olan şey yeniden yapılandırmada yakalanan ortaklık karşısında Hrant Dink’in katledilmesinin olabildiğince üstünün örtülmesi ve sığlaştırılması olmuştur. Devlet aklı ve onun tarihsel-politik çıkarları devletin yeniden restore edilmesinin daha az şiddetle gerçekleşmesinde uzlaşmıştır.
Türk Devletinin Siyasal Gericiliğinin Harcındaki Kan!
Bugün şu tarihsel analojiyi (benzerliği) yapabiliriz. 1915 Ermeni soykırımı tekçi, faşist uluslaşma sürecinin ilk, en kanlı, vahşi aracı olarak kullanılmıştır. Ermeniler bire kadar kırılmış ve homojen Türk uluslaşma serüveninin önündeki en önemli engellerden biri kaldırılmıştır. Aynı süreçte Ermeni toplumu ile yakın ilişkileri olan Süryani, Nasturi ve Asuri topluluklarda benzer bir soykırım politikasına uğramıştır. Devamı ise kesintisiz sürmüştür. Önce Pontus-Rum toplumu “ulusal bağımsızlık mücadelesi” adı altında katliama tabi tutulmuş, sonrasında mübadele adı altında Rumlar topraklarından sürülmüş ve Müslüman olmayan topluluklardan arındırılmıştır. Türk uluslaşması bu harcına Kürt ulusunun canı ve kanını da tarihsel süreç içinde eklemiştir. Genç cumhuriyet siyasal gericiliğini ve toplumsal yapının şovenleşmesinde doymak bilmez iştahını sürdürmüştür. Bir avuç Müslüman olmayan topluluklara karşı katliam, sürgün işkence politikasını; Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları ile devam ettirmiştir. Türk devleti bir nevi faşist kimliğinin harcını bu soykırım üzerinden inşa etmiştir. Bunu sonrasında da Türk olmayan tüm toplum katmanlarına karşı kararlı bir şekilde sürdürmüştür. Evet AKP ile devletin yeniden organize edilmesi sürecinde bu defa yine mazlum Ermeniler bir manivela olarak kullanılmıştır. Bu defa kurban olarak, zaten “numunelik” düzeyde bulunan Ermenilerin en güçlü temsilcisi seçilmiştir.
Kesinlikle şunu söyleye biliriz: Hrant Dink’in katledilmesi Ermeni soykırımının tarihsel ve politik bir devamı niteliğindedir. Bu yanıyla Ermeni soykırımı sadece tarihsel haksızlık sınıflandırmasına sokulamayacak kadar güçlü siyasi ve sosyal etkilere sahiptir. Hrant Dink’in katledilmesi ise Ermeni soykırımının tarihsel bir haksızlıktan öte devam eden bir politik süreç olarak açığa çıktığı bir gelişme olmuştur. Toplumsal ve siyasal yapının şekillenmesinde, kendini yeniden üretmesinde ve ulusal barışın sağlanmasında önemli bir unsur olarak görülmelidir Ermeni meselesi. Siyasal rejimin faşist karakteri, toplumsal yapının şoven niteliğinde en etkili sosyal-politik meselelerden birisidir. Hrant Dink’in katledilmesi en başta bunun en açık ve berrak göstergesi olmuştur.
Mazlum Ermeni ulusuna ve halkına yönelik Osmanlı’dan cumhuriyete uzanan bir katliam, baskı ve sindirme politikası uygulanmıştır. Hamidiye Alayları’nın kılıçlarından, onlarca Ermeni devrimcinin darağaçlarında sallandırılmasına, 1915’de organize ve planlı soykırıma uzanan bir katliam ve imhaya tabi kalmıştır. Bununla sınırlanmamış Ermeni olmanın suç olduğu, toplumsal yapıda küfür sayıldığı bir ideolojik ve politik düşmanlık kültürü de oluşturulmuştur. Toplumsal yapıdaki en gerici, en bağnaz, en aşağılık şovenizm bu kimliğe düşmanlık üzerinden üretilmiştir. Hem en barbar katliamlara maruz kalmış hem de ulus kimliği hala aşağılanan bir haksızlığa uğramıştır.
Tarihsel Haksızlık Yanında Güncel Politik Bir Mesele Olarak Ermeni Meselesi!
Türkiye devrimci hareketinin komünist önderi, İbrahim Kaypakkaya yoldaş devrim cephesinde bu haksızlığa ve gericiliğe karşı güçlü bir karşı çıkış ve tarihsel bir tavır alarak sorunun toplumsal ve tarihsel önemine dair bir kavrayış oluşturmuştur. Bu konumlanış mazlum Ermeni halkının evlatlarında da yankısını bulmuştur. Uğradıkları tarihsel haksızlığa karşı öfkelerinii komünist çizgiyle kaynaştırarak Kaypakkaya çizgisinde örgütlenmişlerdir. Armenak Bakırcıyan (Orhan Bakır), Nubar Yalım, Manuel Demir gibi Ermeni Komünist ve devrimciler bu çizginin yönelimine girerek Komünizm ve devrim davasında şehit düşmüşlerdir. Bunun yanında birçok Ermeni, Kaypakkaya çizgisinde örgütlenmiş ve sınıf mücadelesine katılmıştır.
Hrant Dink’te bir dönem Kaypakkaya çizgisine yönelmiş ve onun bir parçası olmuştur. Hrant Dink son dönemlerinde bu meseleyi ele alırken sorunun tarihsel haksızlık içeren karakterini ve bu bağlamda hesaplaşılması gereken yanını tamda komünist çizgiden beslenen demokratik bir tutumla ortaya koymuştur. O sorunu salt Ermeniler cephesinden değil, Türk toplumsal yapısının şovenizmden ve gericilikten arınması temelinde ele almayı tercih etmiştir. Bu tutumu ve yaklaşımıyla önemli bir değere de sahiptir bizim açımızdan.
Ermeni soykırımına yaklaşım sadece tarihsel bir haksızlık olarak ele alınıp “kınanacak” bir olgu değildir. Aynı zamanda egemenlerden hesap sorulacak, toplumsal yapının genlerine kodlanmış şovenizmden arınmada mücadele konusu yapılacak özgül ağırlığı olan bir meseledir.
Soykırım ve Hrant Dink’in katledilmesi arasında ki bu tarihsel ve politik bağ devrimci, demokrat ve komünistler tarafından görülmeli ve tutum alınmalıdır. Hrant Dink’in katledilmesi aynı zamanda soykırım karşısında, Türk egemen sınıfların güncel politik bir duruşununda ifadesi olarak görülmelidir.
Soykırımın 100. Yıl dönümüne girilirken bu soykırımı inkar ve yok saymakla sınırlı kalmayan Hrant’ın katledilmesinde görüldüğü gibi bu suçun devam ettirilmesinde ısrar eden bir Faşist Türk egemen zihniyeti vardır. Hrant Dink’in katledilmesinin hesabını sormak, devletle bu eksende hesaplaşmak bunun mücadelesine tutuşmak aynı zamanda Soykırımla hesaplaşmak anlamına gelmektedir. Hrant Dink’in katledilmesi bu açıdan sıradan değil, yüzlerce yıllık tarihi arka planı olan bir düşmanlığın ve sorunun devamıdır.
Mahmut Özkan
Gündeme dair politik yazıları ile tanıdığımız Mahmut Özkan özellikle ATİK sitesindeki yazıları ile tanınmaktadır.
Son Haberler
Sayfalar
Nazaret VARTANOĞLU / Ermeni Soykırımını Lenine "mal etmek "gafleti
Soykırımın yüzüncü yılına ramak kala Sarkis Hatspanyan tarafından yazılan bir yazı Ermeni Soykırımını çarpıtmakta ve Lenin'i soykırımın “suç ortağı” vb. ithamlarla suçlamaktadır. Sardarabad Zaferi ile ilgili yazdığı yazıda Hatspanyan tarafından getirilen bu suçlama tarihsel gerçeği yansıtmadığı gibi, soykırımın ardındaki gerçek sorumluları kamufle etmeyi beraberinde getirmektedir.
Gezi / Haziran ile Gençliği .”[2]
“Gençlik, sahip olunmaya değer tek şeydir.”[2]
Hepimiz Hacettepe-Beytepe kampüsündeki bir amfinin isminin ‘Ali İsmail Korkmaz Amfisi’ olarak değiştirmek için Ali İsmail’(ler)in, Ethem’(ler)in, Mehmet’(ler)in, Abdullah’(lar)ın, Medeni’(ler)nin, Ahmet’(ler)in, Ferit’(ler)in yani Gezi/ Haziran isyanının ölümsüzlerin yoldaşları olarak buradayız…
Siyaset ve Taktik Üzerine Kısa Bir değerlendirme
"Siyaset ve taktik partinin canıdır. “Türkiye ve Kürdistan devrimini iyi kavramak için siyaset nedir? Taktik nedir? Bunların doğru kavranması gerekiyor. Legal, yarı legal faaliyet yürüten partilerde, gerekse illegal faaliyet yürüten partilerde, özellikle de Komünist partilerinde mevcut emperyalist sisteme ve ona bağımlı sömürge -yarı sömürge ülkelerdeki faşist diktatörlüklere karşı yürütülen sınıf savaşında izlenmesi gerekli siyaset ve taktik zafer ve yenilgide belirleyici rol oynamaktadır.
Seçim tiyatrosu ve esir figüranlar
Bir ağanın eli sopalı kâhyasını marabalarına seçtirmesi ile bu düzenin cumhurbaşkanını halka seçtirmesi arasında esasta bir fark yoktur. Marabaların seçtiği kâhya nasıl ki marabaların değil de ağanın temsilcisi ise, bu düzende halka seçtirilen cumhurbaşkanı da halkı değil devleti ve düzeni temsil eder. Kâhya görevi gereği ağaya, cumhurbaşkanı da doğal olarak kurulu düzene hizmet eder. Çünkü bu düzen öyle kurgulanmış ve anayasası, kanunları, yargısı, parlamentosu, silahlı kuvvetleri, emniyet ve istihbarat teşkilatı ve her derece bürokrasisiyle temelden çatıya kadar öyle inşa edilmiştir.
Buluşmak,kavuşmak birlikte yürümek:Ganime Gülmez
Bugün buluştuk. “Buluşmak” hep “kavuşmak”la kardeş sanırım sürgünde! Eve dönüp “duygularım kaçmadan” bugünü yazmak, paylaşmak istiyorum. Çünkü yarın, yine duygularımızın başka gediklere girmek zorunda kalacağı yaşamlara döneceğiz.
Herkese ve her şeye ragmen
Bu aralar kendimle yerle gökle tanrıyla insanlarla hayvanlarla ne aklıma geliyorsa sataşıyorum.
“tanrıya mektuplar” adlı kitapları olan Hasan Basri Aydın üstadım aklıma geliyor. Birçok mahkemesine katıldım, kendi mahkemelerimin dışında sanırım en çok Hasan Basri Aydın ın mahkemelerine katıldım. Hatta “ sultan Ahmet adliyesi, yol olur her pazartesi” diye de şiir bile yazdım.
Tarihte kadın
Kadının yeri hakkında kısır bilgiler (bilgisizlikler) içimize o kadar sinmiş ki; kadının bugünkü haksız konumu kadın tarafından bile kabullenilmiştir. Bu kabullenişin başarıyla sürdürülmesindeki önemli etkenlerden biri de verilen tarih bilincidir. “Böyle gelir, böyle gider” güdümünde gördüğümüz ve bize böyle hissettirilen tüm dünya dönemleri haliyle biz de bilinç bulanıklığına neden olmaktadır. Bunun üzerine de okumayan, araştırmayan, elindeki ile yetinen kuşaklar yaratılınca da bu cehalet içimize iyice sinmiştir.
TKP/ML Hapishane Kadın Komitesi, Beşler için
2 Şubat 2011’de Dersim’de gerilla barınaklarında yaşanan göçük sonrası şehit düşen ve geçtiğimiz günlerde mezar yerleri açıklanan ve görkemli bir törenle toprağa verilen TKP/ML TİKKO’lu 5 kadın gerillayı andı.
“Kadınlar olarak daha çok öne çıkmanın zamanıdır”
Erdoğan Aydın’nın Son Kitabı ve Tarihe Sınıfsız Bakış Üzerine /Osman Tiftikçi
Genelde İslam ve tarih üzerine yaptığı çalışmalarla tanıdığımız Erdoğan Aydın’ın, son olarak, Osmanlı’nın Son Savaşı isimli kitabı yayınlandı. Erdoğan Aydın bu kitabında Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na nasıl girdiğini araştırıyor. E. Aydın’ın çalışması esas olarak siyasi karar alma süreçleri üzerinde, uluslararası anlaşma ve karşılıklı yazışmalar, gizli açık görüşmeler, özetle sorunun biçimsel yanları üzerinde duruyor. Bu konuda ulaştığı birçok belgeyi de okuyucuya sunuyor.
Evet O, Sunuz. Siz O, Sunuz
Güzeli yaşama aktarabilme çabası kitselleşebilme (cennete gidebilme ) çabası değil insan olabilme çabasıdır.
Hikaye bu ya.
Kapitalizmin insanlar yüzerinde yol açtığı kirliliğin, yabancılaşmanın.... köylerine de bulaşmaması için nehir... kenarlarında giydikleri tangalarla yıllarca mücadele vermiş şehirliler....
Ülkelerin sosyo ekonomik yapılarında hiç bir şey değişmediğini ispatlamaya çalışan kliplerini... çekebileceklerini düşündükleri köylerine gelirler.
İsyankar değerler toplamı: Alevilik
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine Bu hasret bizim.”[2]
Alevîlerin hâli, Türkiye’nin laik olmadığının, ayrımcılık ve baskı gerçeğinin kanıtıyken; Hasan Ali Kızıltoprak’ın işaret ettiği üzere, “Alevîlik, değerler toplamıdır.”
Evet, “yürü bre hızır paşa/ senin de çarkın kırılır/ güvendiğin padişahın/ o da bir gün devrilir” diye haykıran bir değerler toplamıdır Alevîlik…
Hani Hacı Bektaş-ı Velî’nin, “hararet nardadır, saçda değil/ keramet baştadır, taçda değil/ her ne arar isen kendinde ara”!