Perşembe Kasım 5, 2026

Hasan Hakkı Erdoğan'a dair birkaç söz

“Bazı ölümler vardır ki, kuş tüyünden hafif, bazı ölümler vardır ki, Tay Dağı’ndan daha ağırdır.”

Masum gülen yüzlü çocuk, neşeli fıkralarıyla yaşama sosyal anlam katan, bilimsel sosyalizme inancıyla gittiği her yerde yürüttüğü her çalışmada, ilişki kurduğu her bireyde güven oluşturan kararlı bakışlarıyla karşısındaki dostlarına teminat olan Hasan Hakkı Erdoğan seni,1978’de baharı yaza devrettiği bir mevsimde tanıdım.

Ben Karakoçan’da parti faliyeti yürütürken, Karakoçan’nın Pamuklu Köyü, Pemeliğ mezrasında, yani senin doğup büyüdüğün o şirin mi şirin kocaman bahçesinde her türlü meyvelerin yetiştirildiği evi senden önce tanıdım . Annenle, babanla, abin, ablaların ve kardeşlerinle seni tanımadan tanıştım. Her biri ayrı bir can dost sıcaklığına sahiptiler. Baban Hüseyin amcanın o sert, çatık kaşlarıyla bakışı bizim birçok yoldaşı ürkütmüş, selam vermekten dahi korkar hale gelmişlerdi. Aslında Hüseyin amca dışarıdan göründüğü gibi değildi. Yüreği tertemiz, devrimcilere bakışlarıyla kızsa da, yüreğinde bütün devrimcileri seviyor, koruyor, dışarıda savunuyordu. Bana Hüseyin amca anlatıldığında çekingenliğim olmuştu. Mutlaka Hüseyin amcayla tanışmak, konuşmak istiyordum. Bir yolunu bulmalıydım, öyle de yaptım. Çalıştığından dolayı her zaman evde olmuyordu. Çok zaman Kiği veya başka yerlerde oluyordu. Bense bu arada annenle ilişkilerimi iyiden iyiye geliştirmiş, Hayri dahil kardeşlerinle görüşüp sohbetler yapmaktaydım. Annen sürekli seni bana soruyordu. Ben seni tanımıyordum ama seni tanımadan senin hakkında birçok bilgiye sahiptim. Artık sen bana yabancı değildin. Yoldaşımdın ve tanışmadan seni tanımaktaydım. Hüseyin amcayla tanışmam, selamlaşmam önce uzaktan başladı. Sonra hal-hatır sormaya dönüştü. Hüseyin amca beni ufaktan ufağa sorgulamaya başladı. Artık kızgın, çatıkkaşlı bakışlar Hüseyin amcadan gitmişti. Hem sitem ediyor, hem nasihat ediyor, hem de çaktırmadan seni bana (Hasan Hakkı’yı) soruyordu. Bense hem biliyor, hem de bilmiyor havasındaydım.

Artık Hüseyin amcayla birbirimize ısınmış, kanlarımız kaynaşmıştı. Bazen bana, ‘‘ulan kerata, ulan puşt’’ dese de aramız çok çok iyi idi. Annen her zaman seni görmek istiyordu. Bu isteğini babandan çekindiği için söyleyemiyordu. Beni her gördüğünde bu ‘görme isteğini’ yeniliyordu. Bir gün kendi aralarında konuşmuş olacaklar ki bana; ‘‘Bizim veledi görüyor musun, nerelerde? Annesi çok özlemiş gelip bir annesini, kardeşlerini görsün’’ dedi. Ben de aynı dertten muzdarip olduğumdan onu çok iyi anlıyordum . Kendi özlemini, kaygısını, görme isteğini dillendirmiyordu ama, bir baba olarak yüreği özlemle görmek istiyor, sağlığını, açlığını, yaşadığı zorlukları kendi dünyasında hergün yaşıyordu. Kel Amca (Ali Yavuz Çengeloğlu)’ya yazdığım bir notla kendisine ilettim. Eğer mümkünse Hasan Hakk’ının Karakoça ‘a ailesini görmeye gelmesini talep ettim. Bu isteğimi birkaç kere tekrarladım. İlkbaharı yaza bırakan bir dönemdi. Amcadan bana haber geldi; ‘‘Birkaç güne kalmaz yoldaşı göndereceğim’’ dedi. Aradan bir hafta geçmemişti ki, Hasan Hakkı yoldaş Karakoçan’a çıkageldin. Seninle hiç tanışmamamıza, görüşmememize rağmen sanki yüz yıl öncesi tanışıyoruz, görüşüyoruz, ilişki içerisindeyiz özlemiyle birbirimize sarıldık, kucaklaştık. Gözlerimizle birbirimizi süzerken yoldaşlık sevgisini, güvenini hiçbir şeyin veremeyeceğini düşündüm, seninde öyle düşündüğünü düşündüm.

Kısa bir sohbet sonrası Karakoçan garajından  Pemeliğ yolunu tuttuk. Yolculuğumuz boyunca yüzündeki sevinç ve gözlerinin içinden dışa vuran özlemi görmüştüm, aynı duyguları seninle yaşamıştım. Bugün dahi bu duygulu an bende bugün gibi tazeliğini koruyor. Sen bana en çok anneni soruyordun, en çok anneni özlemiştin. Sizin eve vardığımızda annenin sana sarılışı, sımsıkı kucaklayıp öpüşü, koklayışı ve mutluluk gözyaşlarının damlacıklar halinde akışını unutmam mümkün değil… Ya kardeşlerin, akrabaların sevinçten ne yapacaklarını bilemez olmaları bize herşeyi en ince noktasında anlatıyordu.

Ya o sert görünümlü, çatık kaşlı Hüseyin amcanın seni uzaktan görüp mahsunlaşan yüzü, bir çocuğun taşıdığı sevinci gözlerinde görmek, gözyaşlarını tutmamak için duygularını ‘erkekçe’ bastırma yolunu seçerek gözlerini gözlerinden kaçırması sözlerle ifade edilir gibi değil. Şaşkınlığı geçtikten sonra babacan tavırla ufaktan dokunaklı küfürü bize sallamasını unutmak mümkün mü. ‘‘Hele hanım çocuklar açıkmıştır, birşeyler hazırla getir’’,  tok bir sesle söyleyişi unutulmaz iz bırakmıştı bende. Kandisini hâlâ zaman zaman arkadaşlarıma anlatır saygıyla anımsarım.

Sonra iki hafta boyunca seninle köy köy gezmelerimiz, ziyaretlerimiz geliyor aklıma… Ayrılık zamanı yaklaştığında sana, istiyorsan burada faaliyet yürütebileceğini önerdiğimde hem istekli davrandın, hem de ailenden dolayı tereddüt taşıdın . Karar vermekte zorlandın ve çalışma alanına dönme eğilimin esas oldu. Ben ise senin kalmanı çok istemiştim. Fikrinde değişiklik olursa bunu  konuşabileceğimizi söyledim.

Artık ayrılık zamanı gelmişti. Uzun zaman birlikte geçirdiğimiz günler bizi birbirimize daha da yakınlaştırmıştı. Seni Pamuklu’dan alıp Karakoçan garajından Malatya’ya yolculamak bana düşmüştü. Bir gün önceden Karakoçan’da ki yoldaşlara haber saldım, vedalaşmamız için… Biz seninle Kığı otobüsüne Pamuklu’dan bindik, Karakoçan’a doğru yola çıktık. Karakoçan’a vardığımızda otobüsün etrafı polis tarafından sarıldı. Sen benden dolayı büyük bir tereddüt yaşadın. Her şey aniden oldu. Ben de şaşkındım ama kendimi toparlamak zorundaydım. Sana önüme geçmeni, beni hiç tanımadığını, kimlik kontrolüne girmeni istemiştim. Ben kontrol yapan polislerden birini teslim alacağımı söylemiştim sana. Sen önce benim ne yapacağımı kestirememiştin, bir anlık şaşkınlığımız geçtiğinde aynı çeviklikle harekete geçtik. Kimlik kontrolü yapan polislerden birinin kafasına silah dayandı, diğer polislere çağrı yapılarak, yanlış bir hareket yapmaları durumunda elimizdeki esir polisi vuracağımızı söyledik. Sen aradan sıyrıldın ben ise elimde esir tuttuğum polisi yüz metre kadar uzaklık sonrası serbest bırakarak dereye atlayıp sırra kadem basmıştık. Arkamdan edilen ateş bir işe yaramamıştı. Sonra evi boşalttık ve dağlarımıza vurduk yolumuzu. Peşimize takılan jandarma ve polis umurumuzda değildi. Tekrar Pamuklu’ya geri döndük. Olay gazetelerde, Elazığ ve Karakoçan’da duyulmuş, yapılan katkılarla abartılarak efsaneye dönüşmüştü. Hangi köye gidersek gidelim, köylüler bizden bahsediyor, olayın bizler tarafından yapıldığını biliyor ve övgüler yağdırmaktaydılar. Ardından uyarılarını da eksik etmiyorlardı. Daha sonra yaptığımız araştırma sonucu Pamuklu civarlarında birileri Hasan Hakkı ve beni ihbar ediyor, Karakoçan’da garajda otobüse yapılan baskın bu yüzdenmiş. Yoldaşlarla olayı hatırladıkça birlikte kahkahalar atıyorduk. Sonra senin sazın devreye giriyor, devrim türkülerini hep birlikte söylüyorduk.

Bir süre sonra sen çalışma bölgene geri döndün. Bense Dersim dağlarına yol aldım. Uzun yıllar sonra seninle 1982’nin ilkbaharında İzmir’de yapmış olduğumuz toplantıda karşılaştık. Üç gün boyunca birlikte siyasi, örgütsel politik sorunlarımızı tartıştık. Daha sonra ben çalışma alanıma dönmüştüm, sen ise İstanbul’da Parti faaliyetlerini yürütmek üzere İzmir’de ayrılmıştın. Bu seninle son görüşmemiz olmuştu. Daha sonra ben yurtdışına, Orta Doğu’ya gitmiştim. Zor günlerden geçiriyorduk, bir otuz eylül akşamı senin faşizmin işkencehanelerinde katledildiğini öğrendik. Acıydı ama ne çok yoldaşımızı yitirmiştik Her biri bilgeliğiyle, birikimiyle, sosyal-toplumsal ve siyasal olaylara bakışlarıyla gelecek güzel günlerimizin mimarıydılar. Ne yazık ki, her birini, kahpe pusularda, işkencehanelerde faşizme karşı elde vuruşarak bedenen yitirdik. Ama onlar bilincimizde, yüreklerimizde yaşıyorlar. Bu yoldaşlarımızdan biri de Hasan Hakkı Erdoğan yoldaştır .

Hasan Hakkı Erdoğan’ı faşizmin işkencehanelerinde yitirişimizin 31. yılı. Zaman bir nefes, zaman bir su olup akıyor. Yaşantımızda bir çok şey unutuluyor. Bir daha anılmaz oluyor, sıradanlaşıyor, güz yaprağı gibi gazelleşiyor eriyip toprağa karışıyor. İnsan yaşadığı coğrafyada, topraklarda yaptıklarıyla olumlu-olumsuz değerler sunmaktadır. Bazıları insanlığa sunduğu ilerletici, geliştirici, yüreklendirici ve daha önemlisi insanlığın varolan eşitsizlikten, kölelikten, kula kulluk yapmaktan kurtulması için egemenlere karşı başlatılan sınıf kavgasında yazdıklarıyla, direnişiyle ve yaşadıklarıyla en zor koşullarda tarimize silinmez not düşerler.

12 Eylül faşizminin yaşandığı en karanlık dönemde, çoğunluğun sus-pus olduğu koşullarda toplunun belki de yüzde birini oluşturan devrimcilerin, komünistlerin direnişi bulundukları her karış toprakta devam ediyordu. Faşist diktatörlüğün yok etmek istediği insanlık değerlerinin korunması, geliştirilmesi özgürlüğe kavuşturulması ideali için savaşa , bir avuç da olsalar istedikleri gibi yaşadılar, inandıkları insanlığın kurtuluşu ve özgürlüğü için kendi bencil çıkarlarını değil, ezilen halkların çıkarlarını, kurtuluşunu , özgürlüğünü esas aldılar. Bu inanç ve kararlılıkla faşizmin işkencehanelerinde diz çökmediler, el pençe durmadılar. İnandıkları düşünceleri gizlemediler. Açıkca, inandıkları komünist düşünceleri faşizmin işkencehanelerinde, işkenceci cellatların yüzlerine haykırdılar. İbrahim Kaypakkaya oldular, Deniz, Mahir, Amed’in Mazlum’u oldular. Süleyman Cihan, Mehmet Zeki Şerit oldular. Karanlıkta umutlarını yitirenlere, umutsuzluğa düşenlere, ‘‘herşey bitmiştir’’, ‘‘mücadeleye gerek yok’’ diyenlere umut oldular, ışık oldular, kıvılcım oldular. En zor koşullarda faşizmin işkencehanelerinde direnerek, teslim olmayarak insanlık onurunu korudular. Eğer ki, bugün üzerine basarak yükseldiğimiz direniş değerlerimiz varsa, Hasan Hakkı Erdoğan gibi karanlıkta bizlere umut ve ışık gösteren, asla sönmeyen değerlerimizdir. Bu değerlerimiz artık halka mal olmuştur. Her zaman direniş sembolü olarak yüreğimizin bir köşesinde var olacaklardır.

Hasan Hakkı Erdoğan unutulmadı unutulmayacak, her zaman mücadelemizde yaşatılacaktır.

51825

Farklılıkları ve Renkleri Tanımamak19. ve 20.Yüzyılın Siyaset Anlayışıdır-Dursun Ali Küçük

Yeni yıl vasıtasıyla Gürcistan cezaevinde tutsaklık koşullarında 2005 yılında yazdığım bu yazımı sizlere sunuyorum. Aynı zamanda kendi kendimle hesaplaştığım bir süreçti.

Bir Çatı Altında Toplanma - Hiciv -

Konumuz değil....
Başka zaman...
Yakında ...
Pek yakında ...
Çok yakın...
Çok çok yakın da....

Bir süredir bir çatı altında toplanma...

Çağrılarının yapılmadığını görüyorum.

Aslında bence  bir çatı altında toplanma...
Çağrıları yapmanın tam zamanı.

Diyaletiğin dansı! H. GÜRER

“Diyaletiği anlamak,değişim/dönüşüm ve hareketin sürekliliğini,karşıtların birliğini ve çatışmasını anlamaktır!”

Bir savaş suçu:Roboskî katliamı

“Anlamak hatırlamaktan çok daha önemlidir,her ne kadar anlamak için hatırlamak gerekse de.”[1]
Hani Erdoğan’ın, “Oturuyorlar kalkıyorlar Roboskî diyorlar! Orası Roboskî değil, Uludere Ortasu! Ama onlar da kaçakçılık yapıyorlardı, karıştırmış olamaz mı?” dediği yerde; “Gökten insan ve katır parçaları yağıyordu” diye özetliyordu “O” vahşeti; devlet katliamından sağ kurtulan dört kişiden biri olan Servet…[2]

Yer Roboskî’ydi; toplu -taammüden!- cinayetle katledilenlerse Kürt’tü!

Koca bir yılı geride bırakırken

Koca bir yılı geride bırakırken etraf toz-duman,siyaset te şeytani politikalar at başı gidiyor.Her yerde guzel bir yıllı geride bıraktığınızda n söz edilmektedir.

Sevgi’nin Üvey Ninesi

Evdeki abileri ise, ısrarla evlenmesini, başlarından def etmekti emelleri, onlara sanki bir ağırlık gibiydi kadersiz, yufka yürekli, kaybettiği gözü yüreğinde büyümüşcesine, bir melek kadar iyi olduğu halde, başlık bile almayacaklardı, ‘’Yeter ki evden gitsin!’’ istiyorlardı.

KDP’nin amacı nedir?

Kürt ulusal birliğine en fazla ihtiyaç duyulduğu böylesi bir dönemde KDP’nin KCK Eşbaşkanı Sayın Cemil Bayık ve HDP Eşbaşkanı Sayın Selahattin Demirtaş’a yönelik açıklaması, talihsiz olmadan da ötedir. KDP’nin yaptığı ne Kürt birliğine ne de mantığa hizmet eden bir saçmalıktır. Öyle ki, delilere mal edilemeyecek olan bu açıklama iyiden iyiye hesap edilerek yapılmıştır.

Kapitalizmi yıkıp geleceğimizi kazanmalıyız

Yüzyıllardır insanlığın yaşamını gaspetmiş olan kapitalizm, ne barışı ne de  refahı getirebildi.

Makinalaşma arttıkça üretim arttı, üretim artıkça, çalışanlar daha fazla yoksullaştı, mülksüzleştirilenler daha fazla işsiz kalmaya başladı.  Kapitalizm, kan deryası içinde doğdu ve kendi süreti gibi bir dünya yarattı.

HDP Merkez Yönetimine Açık Mektup

Yüksekova halkının aşağıdaki feryadı olmasa ve diken üstünde tuttuğunuz milyonlarca insanın gözü ve kulağı size kilitlenmese bu açık mektubu yazmazdım. Bana hiddetleneceğinizi biliyorum. Yanlışlıklara sessiz kalmak ruhunu satmak ve böcekleşmektir. Bu sınıf insanlardan biri olmak istemediğim için, halkın etrafında ördüğünüz sessizlik duvarına seslenmek istedim. 

Halkın Günlüğü’nün yolu: Demogoji, takıntı, idealizm ve revizyonizmde ısrar! Nürnberg Partizan

Halkın Günlüğü’nün 90. Sayısında Partizan Özel Sayı'sında MKP 3. Kongre'sine yönelik eleştirilere karşı “Dogmatizmde Israr Bismarc’ı Aratır” ve “Borsalar Meselesinde Anlamayan Ve Çarpıtan kim?” başlıklı birbirinin devamı olan iki yazı yayınlandı.

Faşizmden demokrasi dersleri ve aşılamayan korku! ÖZGÜR GELECEK

Devletin ve onun direksiyonundaki AKP’nin Kürt hareketiyle “barış ve müzakere” politikası “yeni evreye” girerken, buna paralel olarak zihniyet ve anlayışı bir türlü yeni evreye girememektedir.

Devlet bir yandan Abdullah Öcalan’ın hazırladığı müzakere taslağının olgunlaştırılmasına olanak sunup bunun üzerinden sürecin başlatılabileceği imajı yaratırken, diğer yandan ise Kürt hareketini atıllaştıracak ve mümkünse çürütmeye çalışacak ideolojik ve psikolojik saldırılar gerçekleştirmektedir.

Sayfalar