Pazar Ekim 25, 2026

Hasan Hakkı Erdoğan'a dair birkaç söz

“Bazı ölümler vardır ki, kuş tüyünden hafif, bazı ölümler vardır ki, Tay Dağı’ndan daha ağırdır.”

Masum gülen yüzlü çocuk, neşeli fıkralarıyla yaşama sosyal anlam katan, bilimsel sosyalizme inancıyla gittiği her yerde yürüttüğü her çalışmada, ilişki kurduğu her bireyde güven oluşturan kararlı bakışlarıyla karşısındaki dostlarına teminat olan Hasan Hakkı Erdoğan seni,1978’de baharı yaza devrettiği bir mevsimde tanıdım.

Ben Karakoçan’da parti faliyeti yürütürken, Karakoçan’nın Pamuklu Köyü, Pemeliğ mezrasında, yani senin doğup büyüdüğün o şirin mi şirin kocaman bahçesinde her türlü meyvelerin yetiştirildiği evi senden önce tanıdım . Annenle, babanla, abin, ablaların ve kardeşlerinle seni tanımadan tanıştım. Her biri ayrı bir can dost sıcaklığına sahiptiler. Baban Hüseyin amcanın o sert, çatık kaşlarıyla bakışı bizim birçok yoldaşı ürkütmüş, selam vermekten dahi korkar hale gelmişlerdi. Aslında Hüseyin amca dışarıdan göründüğü gibi değildi. Yüreği tertemiz, devrimcilere bakışlarıyla kızsa da, yüreğinde bütün devrimcileri seviyor, koruyor, dışarıda savunuyordu. Bana Hüseyin amca anlatıldığında çekingenliğim olmuştu. Mutlaka Hüseyin amcayla tanışmak, konuşmak istiyordum. Bir yolunu bulmalıydım, öyle de yaptım. Çalıştığından dolayı her zaman evde olmuyordu. Çok zaman Kiği veya başka yerlerde oluyordu. Bense bu arada annenle ilişkilerimi iyiden iyiye geliştirmiş, Hayri dahil kardeşlerinle görüşüp sohbetler yapmaktaydım. Annen sürekli seni bana soruyordu. Ben seni tanımıyordum ama seni tanımadan senin hakkında birçok bilgiye sahiptim. Artık sen bana yabancı değildin. Yoldaşımdın ve tanışmadan seni tanımaktaydım. Hüseyin amcayla tanışmam, selamlaşmam önce uzaktan başladı. Sonra hal-hatır sormaya dönüştü. Hüseyin amca beni ufaktan ufağa sorgulamaya başladı. Artık kızgın, çatıkkaşlı bakışlar Hüseyin amcadan gitmişti. Hem sitem ediyor, hem nasihat ediyor, hem de çaktırmadan seni bana (Hasan Hakkı’yı) soruyordu. Bense hem biliyor, hem de bilmiyor havasındaydım.

Artık Hüseyin amcayla birbirimize ısınmış, kanlarımız kaynaşmıştı. Bazen bana, ‘‘ulan kerata, ulan puşt’’ dese de aramız çok çok iyi idi. Annen her zaman seni görmek istiyordu. Bu isteğini babandan çekindiği için söyleyemiyordu. Beni her gördüğünde bu ‘görme isteğini’ yeniliyordu. Bir gün kendi aralarında konuşmuş olacaklar ki bana; ‘‘Bizim veledi görüyor musun, nerelerde? Annesi çok özlemiş gelip bir annesini, kardeşlerini görsün’’ dedi. Ben de aynı dertten muzdarip olduğumdan onu çok iyi anlıyordum . Kendi özlemini, kaygısını, görme isteğini dillendirmiyordu ama, bir baba olarak yüreği özlemle görmek istiyor, sağlığını, açlığını, yaşadığı zorlukları kendi dünyasında hergün yaşıyordu. Kel Amca (Ali Yavuz Çengeloğlu)’ya yazdığım bir notla kendisine ilettim. Eğer mümkünse Hasan Hakk’ının Karakoça ‘a ailesini görmeye gelmesini talep ettim. Bu isteğimi birkaç kere tekrarladım. İlkbaharı yaza bırakan bir dönemdi. Amcadan bana haber geldi; ‘‘Birkaç güne kalmaz yoldaşı göndereceğim’’ dedi. Aradan bir hafta geçmemişti ki, Hasan Hakkı yoldaş Karakoçan’a çıkageldin. Seninle hiç tanışmamamıza, görüşmememize rağmen sanki yüz yıl öncesi tanışıyoruz, görüşüyoruz, ilişki içerisindeyiz özlemiyle birbirimize sarıldık, kucaklaştık. Gözlerimizle birbirimizi süzerken yoldaşlık sevgisini, güvenini hiçbir şeyin veremeyeceğini düşündüm, seninde öyle düşündüğünü düşündüm.

Kısa bir sohbet sonrası Karakoçan garajından  Pemeliğ yolunu tuttuk. Yolculuğumuz boyunca yüzündeki sevinç ve gözlerinin içinden dışa vuran özlemi görmüştüm, aynı duyguları seninle yaşamıştım. Bugün dahi bu duygulu an bende bugün gibi tazeliğini koruyor. Sen bana en çok anneni soruyordun, en çok anneni özlemiştin. Sizin eve vardığımızda annenin sana sarılışı, sımsıkı kucaklayıp öpüşü, koklayışı ve mutluluk gözyaşlarının damlacıklar halinde akışını unutmam mümkün değil… Ya kardeşlerin, akrabaların sevinçten ne yapacaklarını bilemez olmaları bize herşeyi en ince noktasında anlatıyordu.

Ya o sert görünümlü, çatık kaşlı Hüseyin amcanın seni uzaktan görüp mahsunlaşan yüzü, bir çocuğun taşıdığı sevinci gözlerinde görmek, gözyaşlarını tutmamak için duygularını ‘erkekçe’ bastırma yolunu seçerek gözlerini gözlerinden kaçırması sözlerle ifade edilir gibi değil. Şaşkınlığı geçtikten sonra babacan tavırla ufaktan dokunaklı küfürü bize sallamasını unutmak mümkün mü. ‘‘Hele hanım çocuklar açıkmıştır, birşeyler hazırla getir’’,  tok bir sesle söyleyişi unutulmaz iz bırakmıştı bende. Kandisini hâlâ zaman zaman arkadaşlarıma anlatır saygıyla anımsarım.

Sonra iki hafta boyunca seninle köy köy gezmelerimiz, ziyaretlerimiz geliyor aklıma… Ayrılık zamanı yaklaştığında sana, istiyorsan burada faaliyet yürütebileceğini önerdiğimde hem istekli davrandın, hem de ailenden dolayı tereddüt taşıdın . Karar vermekte zorlandın ve çalışma alanına dönme eğilimin esas oldu. Ben ise senin kalmanı çok istemiştim. Fikrinde değişiklik olursa bunu  konuşabileceğimizi söyledim.

Artık ayrılık zamanı gelmişti. Uzun zaman birlikte geçirdiğimiz günler bizi birbirimize daha da yakınlaştırmıştı. Seni Pamuklu’dan alıp Karakoçan garajından Malatya’ya yolculamak bana düşmüştü. Bir gün önceden Karakoçan’da ki yoldaşlara haber saldım, vedalaşmamız için… Biz seninle Kığı otobüsüne Pamuklu’dan bindik, Karakoçan’a doğru yola çıktık. Karakoçan’a vardığımızda otobüsün etrafı polis tarafından sarıldı. Sen benden dolayı büyük bir tereddüt yaşadın. Her şey aniden oldu. Ben de şaşkındım ama kendimi toparlamak zorundaydım. Sana önüme geçmeni, beni hiç tanımadığını, kimlik kontrolüne girmeni istemiştim. Ben kontrol yapan polislerden birini teslim alacağımı söylemiştim sana. Sen önce benim ne yapacağımı kestirememiştin, bir anlık şaşkınlığımız geçtiğinde aynı çeviklikle harekete geçtik. Kimlik kontrolü yapan polislerden birinin kafasına silah dayandı, diğer polislere çağrı yapılarak, yanlış bir hareket yapmaları durumunda elimizdeki esir polisi vuracağımızı söyledik. Sen aradan sıyrıldın ben ise elimde esir tuttuğum polisi yüz metre kadar uzaklık sonrası serbest bırakarak dereye atlayıp sırra kadem basmıştık. Arkamdan edilen ateş bir işe yaramamıştı. Sonra evi boşalttık ve dağlarımıza vurduk yolumuzu. Peşimize takılan jandarma ve polis umurumuzda değildi. Tekrar Pamuklu’ya geri döndük. Olay gazetelerde, Elazığ ve Karakoçan’da duyulmuş, yapılan katkılarla abartılarak efsaneye dönüşmüştü. Hangi köye gidersek gidelim, köylüler bizden bahsediyor, olayın bizler tarafından yapıldığını biliyor ve övgüler yağdırmaktaydılar. Ardından uyarılarını da eksik etmiyorlardı. Daha sonra yaptığımız araştırma sonucu Pamuklu civarlarında birileri Hasan Hakkı ve beni ihbar ediyor, Karakoçan’da garajda otobüse yapılan baskın bu yüzdenmiş. Yoldaşlarla olayı hatırladıkça birlikte kahkahalar atıyorduk. Sonra senin sazın devreye giriyor, devrim türkülerini hep birlikte söylüyorduk.

Bir süre sonra sen çalışma bölgene geri döndün. Bense Dersim dağlarına yol aldım. Uzun yıllar sonra seninle 1982’nin ilkbaharında İzmir’de yapmış olduğumuz toplantıda karşılaştık. Üç gün boyunca birlikte siyasi, örgütsel politik sorunlarımızı tartıştık. Daha sonra ben çalışma alanıma dönmüştüm, sen ise İstanbul’da Parti faaliyetlerini yürütmek üzere İzmir’de ayrılmıştın. Bu seninle son görüşmemiz olmuştu. Daha sonra ben yurtdışına, Orta Doğu’ya gitmiştim. Zor günlerden geçiriyorduk, bir otuz eylül akşamı senin faşizmin işkencehanelerinde katledildiğini öğrendik. Acıydı ama ne çok yoldaşımızı yitirmiştik Her biri bilgeliğiyle, birikimiyle, sosyal-toplumsal ve siyasal olaylara bakışlarıyla gelecek güzel günlerimizin mimarıydılar. Ne yazık ki, her birini, kahpe pusularda, işkencehanelerde faşizme karşı elde vuruşarak bedenen yitirdik. Ama onlar bilincimizde, yüreklerimizde yaşıyorlar. Bu yoldaşlarımızdan biri de Hasan Hakkı Erdoğan yoldaştır .

Hasan Hakkı Erdoğan’ı faşizmin işkencehanelerinde yitirişimizin 31. yılı. Zaman bir nefes, zaman bir su olup akıyor. Yaşantımızda bir çok şey unutuluyor. Bir daha anılmaz oluyor, sıradanlaşıyor, güz yaprağı gibi gazelleşiyor eriyip toprağa karışıyor. İnsan yaşadığı coğrafyada, topraklarda yaptıklarıyla olumlu-olumsuz değerler sunmaktadır. Bazıları insanlığa sunduğu ilerletici, geliştirici, yüreklendirici ve daha önemlisi insanlığın varolan eşitsizlikten, kölelikten, kula kulluk yapmaktan kurtulması için egemenlere karşı başlatılan sınıf kavgasında yazdıklarıyla, direnişiyle ve yaşadıklarıyla en zor koşullarda tarimize silinmez not düşerler.

12 Eylül faşizminin yaşandığı en karanlık dönemde, çoğunluğun sus-pus olduğu koşullarda toplunun belki de yüzde birini oluşturan devrimcilerin, komünistlerin direnişi bulundukları her karış toprakta devam ediyordu. Faşist diktatörlüğün yok etmek istediği insanlık değerlerinin korunması, geliştirilmesi özgürlüğe kavuşturulması ideali için savaşa , bir avuç da olsalar istedikleri gibi yaşadılar, inandıkları insanlığın kurtuluşu ve özgürlüğü için kendi bencil çıkarlarını değil, ezilen halkların çıkarlarını, kurtuluşunu , özgürlüğünü esas aldılar. Bu inanç ve kararlılıkla faşizmin işkencehanelerinde diz çökmediler, el pençe durmadılar. İnandıkları düşünceleri gizlemediler. Açıkca, inandıkları komünist düşünceleri faşizmin işkencehanelerinde, işkenceci cellatların yüzlerine haykırdılar. İbrahim Kaypakkaya oldular, Deniz, Mahir, Amed’in Mazlum’u oldular. Süleyman Cihan, Mehmet Zeki Şerit oldular. Karanlıkta umutlarını yitirenlere, umutsuzluğa düşenlere, ‘‘herşey bitmiştir’’, ‘‘mücadeleye gerek yok’’ diyenlere umut oldular, ışık oldular, kıvılcım oldular. En zor koşullarda faşizmin işkencehanelerinde direnerek, teslim olmayarak insanlık onurunu korudular. Eğer ki, bugün üzerine basarak yükseldiğimiz direniş değerlerimiz varsa, Hasan Hakkı Erdoğan gibi karanlıkta bizlere umut ve ışık gösteren, asla sönmeyen değerlerimizdir. Bu değerlerimiz artık halka mal olmuştur. Her zaman direniş sembolü olarak yüreğimizin bir köşesinde var olacaklardır.

Hasan Hakkı Erdoğan unutulmadı unutulmayacak, her zaman mücadelemizde yaşatılacaktır.

51586

Son Haberler

Sayfalar

Hasan Hakkı Erdoğan'a dair birkaç söz

“Yetiş Yalnız Demokrasi, Özgürlük ve Eşitlik Mücadelemizde Yeni Bir İlham Kaynağımız Olarak Yaşamaya Devam Edecektir!”

ATİK-Uluslararası Demokratik Kamuoyuna Duyuru-

Bugün 8 Mayıs, Hitler faşizminin kapitülasyonunun Avrupa’da ilan edildiği gündür. Bir taraftan tarihin bu onurlu zaferinin sevincini yaşıyoruz. Ancak aynı gün, eski ENİLKOM aktivistlerimizden Yetiş Yalnız’ın 11 yoldaşıyla birlikte, partizanca direniş örneği sergileyerek ölümsüzleştiklerini öğrendik. Bu çatışma ve direniş, 24-28 Kasım 2016 tarihinde, DERSİM-ALİBOGAZI bölgesinde, soykırımcı ve katliamcı faşist Türk Ordusu’nun bir operasyonu esnasında olmuştur.

Hasretle ve inançla… “Umudun öyküsünü yazmak bize düştü!”

“Umudun öyküsünü yazmak bize düştü / Bize düştü sunmak hayata ömrün baharını / Acıları tas tas içmek / kan tükürmek ihanete / Bize düştü gözyaşsız ağlamak genç ölümlere / Yetim şafaklara kardeş olmak / Alayla gülümsemek karanlıklara / Hasret vurgunuyla yanmak / Vedalaşmadan yürümek sonsuzluğa... / bize düştü / Tarih payıdır kaçınılmaz / Vurun kanatlarınızı dostlarım”*

Tarih paylarını canlarıyla ödeyerek ve son bir veda sözcüğü etmeden sonsuzluğa yürüdü 12 kızıl karanfil. Onlar ki her biri umudun öyküsünü yazdılar kısacık yaşamlarıyla.

TKP/ML-TİKKO Rojava Komutanlığı;“12’leri anmak, onların boş kalan mevzilerini doldurmaktır”

Durmak yok bu koşuda,

Ağıt yok dilimizde, dizlerde titreme yok.

Kaç güneş sönse de sönsün içimizde,

Hep aydınlıkta yakalayacağız ölümü...

 

TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı:12 yoldaşımız şehit düşmüştür.

24-28 Kasım 2016 tarihleri arasında Dersim'e bağlı Ali boğazına yönelik Faşist devlet güçleri bir operasyon düzenlemiştir. Bu operasyon da yaşanan çatışmalarda devlet güçlerinden ölü ve yaralı asker olurken, 12 yoldaşımız şehit düşmüştür.

Şehit yoldaşlarımızın kimlik bilgileri şöyledir;

* Kod: Ahmet / Yetiş Yalnız / 1980 Fransa doğumlu

* Kod: Munzur / Serkan Lamba / 1985 Maraş doğumlu

* Kod: Aşkın / Hasan Karakoç / 1980 Dersim doğumlu

* Kod: Cem / Umut Polat / 1993 Dersim doğumlu

* Kod: Bakış / Samet Tosun / 1996 Tokat doğumlu

CHP Sosyalist Enternasyonel’den çıkartılmalı… – Ahmet Nesin

Oldum olası insanın içinde bir umut olmalı diye düşünürdüm gençliğimden beri. Hâlâ aynı şeyleri söylüyorum ama kimi konularda zorlamanın bir anlamı kalmadığına inandım. Esasında böyle düşünmeme neden olan da CHP oldu, CHP’nin ne kadar çok sosyal demokrat bir parti olmasını arzulasam da, onlar bunun asla mümkün olmayacağını haykırdılar kendimi bildim bileli. CHP sosyal demokrat parti olacak da, üye olacağımdan değil, Türkiye’nin böyle bir partiye gereksinimi olduğundan.

Varlık zeminini sorgulamak, varlık bilincini kavramak ve gerçeklerden beslenmek

Dünyada ve ülkemizde karşı devrimci dalganın büyütülmek istenmesinin en net emaresini Ortadoğu’daki emperyalist pazar savaşından görmekteyiz. Emperyalistlerin Ortadoğu’da gerçekleştirdiği bu saldırılar aynı zamanda bölge halkının emperyalizme olan öfkesini büyütmektedir. Ancak ne yazık ki bu çelişki yine emperyalistlerin desteği ile ortaya çıkan, gelişip serpilen veya bölgede kendini bu çelişkiler üzerinden var eden fundemantalist İslami akımlarca dönüşüme uğratılmaktadır.

1 Mayıs'in ardından ya da Kitleleri Kazanma Siyaseti

2017 1 Mayıs’ı bir önceki yıla göre daha kitlesel ve daha yagın bir şekilde Türkiye ve Kürdistan’ın hemen hemen her yerinde kutlanmıştır. Bu, sermaye devletinin faşist tek adam diktatörlüğüne bir karşı koyuştur, aynı zamanda. Aynı zamanda, referandum’da yapılan hileye ve düzen partilerinin durumu olağanlaştırma çabalarına karşı işçi sınıfı ve emekçiler açısından olumlu bir tepkisel karşı çıkıştır.

“Cennette büyük kaos var! Vaziyet şahane!”

Referandumun ilk aşaması “Evet”in kıl payı öne çık(arıl)ması ile sonuçlandı. Başkanlık sistemi, merkeziyetçiliğin daha kurumsal hale getirilip, egemen kliğin devlet iktidarında çelişkilerden azade bir rahat soluk alabilmek için tasarlanmışken daha ilk adımında, kendi sınıfdaşlarınca dahi meşruluğu sorgulanır hale geldi. Devlet krizinin farlı krizleri de doğurarak büyüyeceğini, böyle bir kaos durumunun da devrimciler açısından ezilenlerle birlikte çok yeni kapılar açacağını tespit etmek gereklidir.

İbrahim Kaypakkaya Beynimizde Bilinç, Bileğimizde Güç, Yüreğimizde Cesarettir!

“Musa Kırmızı asılmayacak!

Biz hapiste çok yattık. Hapisliğin ne olduğunu biliriz.

Ölüm dersen her gün karşı karşıyayız!”

(Yılmaz Güney'in 1970 Yapımı Yedibelalılar Filminden bir replik.)

Türkiye devrimci hareketine birkaç söz:

Anglo-Sakson ittifakı ve Arap Sünni-NATO’su! 

16 Nisan referandumundan sonra özel olarak devrimci basına göz gezdirip bir şeyler aradım. Öyle ya, her hareketin bir nedeni ve bir sonucu olduğu gibi, bir yorumu bir analizi, çıkarsanılacak dersleri de vardır! Referandum öncesi tavrını “Hayır” ve “Boykot” olarak açıklayan devrimci hareketin çeşitli kanatlarının, seçim sonrası süreci değerlendiren, belirledikleri tavırların referandum sonrası kazanım ve kayıplarının muhasebesini yapan bir yaklaşım görmedim.

Emperyalistler arası savaş çanları çalarken... ENTERNASYONAL MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM!

Trump’ın başkan olmasıyla ABD emperyalizminin gittikçe ivmesi artan saldırgan politikalar içine girmesi salt politik düzlemde açıklanamaz. Ekonomi, politikayı belirleyen temel parametre olduğu için politika, salt politika değildir. Siyasi alandaki değişim ve gelişmelerin daha görünür olması onu ön plana çıkarırken ekonomiyi görünmez kılar. ABD emperyalizminin Ortadoğu alanındaki saldırganlığı, emperyalistler arası çelişkilerin her alanda derinleşmesinin bir sonucudur.

Sayfalar