Halkların Birleşik Devrim Hareketi’ne yaklaşımımız!
Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) 12 Mart tarihinde ilan edildi. Bu gelişme Türkiye işçi sınıfı ve halkının demokrasi, özgürlük ve devrim mücadelesine sempati duyan, yanında yer alan ve mücadele içinde olan geniş kitleler tarafından ilgiyle karşılandı. Aynı “ilgi”nin hakim sınıflar cephesinde ve onların sözcüleri tarafından da gösterildiğini ifade etmeliyiz. Başta iktidar medyası olmak üzere bütün hakim sınıf kliklerinin sözcüleriHBDH’nin ilanını “terörle mücadele”de dönüm noktası olarak gördüler ve devletlerinin bundan sonraki süreçte çok zor günler geçireceğini propaganda ettiler. Bizzat Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan yaptığı konuşmada bu tehlikeye işaret etti. (18 Mart)
HBDH’nin ilanı kuşkusuz ki Türkiye Devrimci Hareketi ve Kürt Ulusal Hareketi’nin mücadelelerini eylem birliği temelinde birleştirmeleri ve TC faşizmine karşı özellikle silahlı mücadeleyi ön plana çıkartan yaklaşımı nedeniyle son derece önemlidir. Tarihsel değerde bir adımdır. Bununla birlikte HBDH’ne katılım gösteren her örgütün kendi sınıfsal temsiliyetine uygun olarak Birleşik Devrimci Harekete yaklaştığını vurgulamak gerekir. Bu durumun beraberinde Birleşik Devrimci Harekete katılım sağlayan her örgütlenmenin kendi ideolojik duruşu ve siyasetiyle meseleye yaklaştığını, bu somut gerçekliğin de kendi içerisinde kimi sıkıntıları yaratacağını, “birlik” meselesini ön plana çıkarmak için kimi tavizleri içinde barındıracağını öngörmek gerekir.
Nitekim bu gerçeklik beraberinde örneğin eylem birliğinin isimlendirmesinde “halkların” ifadesinde kendisini göstermektedir. Bilineceği üzere halk isimlendirmesi sınıfsal bir kavrama işaret eder ve kısaca“Türkiye’de devrimden çıkarı olan kesimleri” kapsar. Bu ise Türkiye zemininde Türk-Kürt uluslarından, çeşitli milliyet ve mezheplerden oluşan ve Demokratik Halk Devrimi’nden çıkarı olan tek bir halk gerçekliğine işaret eder. Dolayısıyla halk dendiğinde bu kavramın içerisine, Türk ve Kürt halkı ya da azınlık milliyetler de girmekte, Aleviler ya da kadınlar, gençler, kısacası Türkiye toplumunun bütün ezilen, ötekileştirilen kesimleri girmektedir. Benzer şekilde Birleşik Devrimci Hareket’in “Temel Amaç ve İlkeler”inde kullanılan kimi ifadeler de sıkıntılı yanlar olsa da aslolan tali noktaları değil birlikteliği öne çıkarmaktır. Bu yaklaşım “birlik-mücadele-daha üst birlik” anlayışına uygundur. Tali noktaları değil esas noktaları ön plana çıkarmak ve faşizme karşı savaşmak isteyen, mücadele edenleri eylem birliği temelinde birleştirmek aslolandır.
Bunun en önemli nedeni, TC faşizminin içinden geçtiği süreçte, işçi sınıfı ve halka yönelik saldırısını yoğunlaştırmış olmasıdır. Emperyalist sermayeye her anlamda bağımlı olan Türk hakim sınıfları, hem kendi aralarındaki klik dalaşları hem de bölgede uygulamaya koyduğu politikalar nedeniyle, başta Türkiye halkı olmak üzere bölge halkı üzerinde büyük bir saldırıya girişmiş durumdadır. T. Kürdistanı’nda Kürt ulusu; kitlesel ambargo, sokağa çıkma yasakları ve katliamlarla karşı karşıyadır. Kürt ulusunun en demokratik, haklı ve talepleri, faşist katliamlarla yanıtlanmakta, ifade ve örgütlenme özgürlüğü gasp edilmektedir. Kürt ulusunun mücadelesiyle dayanışma içinde olan, Türkiyeli devrimci-demokrat örgütlenmelere yönelik infaz, tutuklama saldırısı devreye sokulmuş durumdadır. Kısacası Kürdüyle Türküyle, Arabıyla, Alevisiyle, kadınlarıyla bütün Türkiye’de halk faşizmin topyekün saldırısı altındadır.
Bu saldırı sadece Türkiye’de değil örneğin Suriye Kürdistanı’nda ortaya çıkan halkçı demokratik alternatife, Rojava Devrimi’ne de yöneliktir. TC faşizmi, Suriye’de Cihatçı çeteleri destekleyerek, bu çetelere lojistik destek sağlayarak, kitlesel katliamlarda suç ortaklığı yapmıştır. Ancak Suriye halkının, Suriye Kürtleri öncülüğünde geliştirdikleri mücadele ve kazanımları, ortaya çıkardıkları halkçı ilerici mevziler, TC faşizmini daha da saldırganlaştırmış, bu saldırılarını T. Kürdistanı şehirlerinde yaşayan halkı da kapsayacak biçimde yürütmesine ve genişletmesine yol açmıştır. Şehirler tank toplarıyla dövülmekte, direnişçiler tank paletleriyle ezilmektedir.
Gerek Suriye Kürdistanı ve gerekse de T. Kürdistanı’nda Kürt ulusunun son derece haklı ve meşru mücadelesi, demokratik talepleri, faşist zorla, kitlesel katliamlarla bastırılmak istenmekte ve bu faşist saldırganlık “terörle mücadele” adı altında şovenist bir histeriye büründürülmüş durumdadır. Sadece Kürt ulusunun değil, Türkiye işçi sınıfı ve halkının, kadınların, gençlerin en ufak demokratik hak talepli eylemleri ya da mücadeleleri faşist zor ile bastırılmakta; başta Türk milletine mensup halk üzerinde olmak üzere çeşitli milliyet ve mezheplerden Türkiye halkının üzerinde şovenizmin ve her türden gericiliğin hakimiyeti tesis edilmek istenmektedir.
“Birlik” stratejik, “eylem birliği” taktik bir meseledir
Faşizmin bu topyekûn saldırısına karşı Türkiye Devrimci Hareketi’nin çeşitli örgüt ve partileriyle Kürt Ulusal Hareketi’nin eylem birliği temelinde mücadelesinin ortaklaştırılması anın devrimci görevi olarak ortaya çıkmış durumdadır. Proletarya Partisi açısından halk saflarında gördüğü örgütlerle eylem birlikleri yapma anlayışı yeni bir olgu değildir. Bu meseleyi çok önemli gördüğünü ve kuruluşunun ilk yıllarında konuya dair belli bir yaklaşım sergilediğini ifade etmek gerekir. Nitekim bu yaklaşımı temelinde geçmişte eylem birlikleri içinde yer almıştır. Bu eylem birliklerinin en bilineni 1982 yılında ilan edilen Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi (FKBDC)’dir.
Birlik meselesi her ülkede devrim mücadelesi içerisinde ikili bir görevle/süreçle ortaya çıkar. Birlik sorununun birinci yönünü oluşturan proletaryanın bilinçli unsurlarının birliği, ikinci yönünü oluşturan ise halk saflarında olan parti ve örgütlerin birliğidir. Birlik sorununun birinci yönü stratejik, ikinci yönünü oluşturan ve eylem birliğini olarak tanımlanan yön ise taktiktir. Ki bunlar birbirlerinden farklı şeylerdir. Konumuz proletaryanın bilinçli unsurlarını birliği olmadığı için geçiyoruz. Ancak şu rahatlıkla söylenebilir. Amaçları ve çerçevesi doğru belirlenmiş eylem birlikleri, doğru ele alınırsa ülkemizde komünist partisinin inşasına yani proletaryanın bilinçli unsurlarının birliğine ve gelişimine dolaylı da olsa katkı sunar. Ancak önemle belirtmek gerekir ki; bu eylem birliklerinde proletarya partisi kendi inisiyatif ve bağımsızlığını titizlikle korumak; eylem birliğinin doğru içeriğini korumak için kendi siyasetini diğer bileşenlerden kalın çizgilerle ayırmak ve elbette ki sınıfsal temsiliyetine uygun olarak tavizsiz bir ideolojik mücadele yürütmekle karşı karşıyadır. Bu görev gerçekleştirildiği oranda bu türden eylem birlikleri partinin inşasına katkıda bulunabilir, komünist hareketi ve mücadelesini geliştirebilir.
Bu arada şu çok önemli konunun da altını çizelim: Birlik meselesinden bahsederken, bu birliğin işçi sınıfının ve onun öncülerinin birliğinin sağlanması sorunu olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Bahsini ettiğimiz birlik sorunu, işçi sınıfı hareketine özgüdür ve devrim saflarında olan sınıfların ittifak meselesi ile asla karıştırılmamalıdır. Yarı-sömürge, yarı-feodal toplumsal formasyona sahip ülkemizde sınıfsal ittifaklar sorunu, Birleşik Halk Cephesi’nin gerçekleştirilmesi sorunudur. Halkın Devrimci Birleşik Cephesi (HDBC) işçi-köylü temel ittifakının üzerinde yükselir. Parti, ordu dışında halkın üç silahından biri olan birleşik cephe, esas olarak kırsal alandaki silahlı mücadele yoluyla inşa edilecek olan işçi-köylü temel ittifakı üzerinde yükselir.
Yukarıda birlik meselesinin ikinci yönü olarak bahsini ettiğimiz eylem birlikleri yani, işçi sınıfının ve halkın birliğini sağlamak yolunda girişilecek geçici birlikler; adı üstünde geçici birliklerdir ve öz itibariyle faşizme karşı mücadelede eylem birliğini ifade eder. Proletaryanın öğretmeni Lenin;“Anlaşmaktan, partili olmayanlar ‘bir taktik karar’ ya da çizgi ‘saptama’yı anlarlar. Partililer için anlaşma parti çizgisini sürdürme işine başkalarını katan girişimdir” demektedir. Bu Leninist tez, eylem birliğinin içeriği sorununa da yanıt olmaktadır. Bu durumda eylem birliğinin platformu (yani muhtevası) Marksist-Leninist-Maoist çizginin asgari programına uyan güncel hedef ve taktikleri içerir, siyasi hedef ve stratejilerini yansıtır.
Devrimci Eylem Birliği’nin somutlanması
Günümüzde Kürt Ulusal Hareketi önderliğinde Kürt ulusunun mücadelesi çok önemli bir aşamaya ulaşmış durumdadır. Kürt Ulusal Hareketi ayrılma talebinden vazgeçmiş ancak “demokratik özerklik”olarak tanımladığı bir “statü” talebi içindedir. Kürt ulusunun bu talebi; demokratik, son derece haklı ve meşru bir taleptir. Demokratik Devrim mücadelesi içerisinde desteklenmeli ve sahiplenilmelidir. Proletaryanın ülkemizdeki Kürt ulusal sorununun çözümü için, UKKTH’nın kayıtsız şartsız kabulü; yaygın bölgesel özerklik ve tamamen demokratik yerel kendi kendini yönetim olduğu ve bu özerk ve kendi kendini yöneten bölgelerin sınırları, ekonomik ve sosyal şartlar, nüfusun ulusal bileşimi vb. temeli üzerinde, bizzat mahalli nüfus tarafından tayin edilmesi gerektiği yaklaşımı bilinmektedir. Bu açıdan halihazırda Kürt Ulusal Hareketi’nin talepleri, Marksist-Leninist-Maoist çizginin asgari programıyla çakışan yönler içermektedir. Bu anlamıyla çerçevesi belirlenmiş bir eylem birliği Türk ve Kürt ulusları arasında oluşturulmaya çalışan şovenizme ve her türden gericiliğe darbe vuracak, milliyeti ne olursa olsun halkın ve devrimcilerin faşizme karşı mücadelesinde ortaya çıkan güvensizliklere darbe vuracaktır.
Birleşik Devrim Hareketi’nin kuruluşunda ilan ettiği “Temel Amaç ve İlkeler”de sadece Kürt Ulusal Sorunu’na yönelik bir yaklaşım yoktur. İşçi sınıfının mücadelesinden kadın hareketine, gençliğin mücadelesinden çevre mücadelesine kadar bir dizi alanda yürütülen mücadeleyi sahiplenmekte, desteklenmekte ve daha ileriye sıçratılması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu gerçeklik beraberinde oluşturulan eylem birliğinin ülkemizde demokratik devrimden çıkarı olan bütün halk kesimlerinin sınıfsal çıkarlarını savunan bir özellik arz etmesi anlamına gelmektedir. Bu durum Demokratik Devrim mücadelesi içerisinde olanlar açısından savunulması ve pratik olarak hayata geçirilmesi gerektiğini koşullamaktadır. Yani oluşturulan eylem birliği Demokratik Devrim çizgisini izleyenler açısından son derece uygun bir zemin sunmaktadır.
Eylem Birliği’nin pratik hayatta nasıl somutlanması gerektiği meselesi önemlidir. Bu ihtiyaç zaten birliğin “Temel Amaç ve İlkeler” kısmında; “Fiili meşru mücadele temelinde, silahlı veya silahsız miting, yürüyüş, protesto, grev ve boykottan en kapsamlı kitle direnişleri ve yerel ayaklanmalara kadar zengin kitle eylemliliklerinin geliştirilmesi. En dar bireysel eylemden milise ve gerillaya varan, devrimci şiddet eylemlerini içeren çok yönlü ve zengin bir eylem çizgisinin uygulanması” şeklinde ifade edilmektedir.
Zaten halihazırda Dersim ve Rojava gibi gerilla alanlarında ya da emekçi halkın yoğun olarak oturduğu mahallelerde devrimci gençlerin faşizmin saldırılarına karşı geliştirdikleri ortak direnişler vardır. Ya da demokratik alanlarda birlikte hareket etmenin imkanları ve örgütlenmeleri vardır. Uzunca bir süredir bu kapsamda çalışmalar sürmektedir. Şimdi oluşturulan bu eylem birliğiyle bu çalışmaları daha sistemli ele almak, belli hedefler ve programla hareket etmek gerekir. Unutmamak gerekir; faşizme karşı mücadelede gücümüz birliğimizden gelir. Tali sorunları değil, sınıfın ve halkın çıkarlarına, demokratik devrime hizmet eden noktaları ön plana çıkarmak anın devrimci görevidir.
Son Haberler
Sayfalar
TKP-ML Avrupa Komitesi: Kuruluşunun 50. Yılında Partiyle Devrim Yürüyüşümüz Devam Ediyor!
1972-2022… Kesintisiz süren 50 yıllık devrim yürüyüşümüz, partimizin yol göstericiliğinde devam ediyor.
24 Nisan 1972, Türkiye ve T. Kürdistanı açısından kritik önemde bir tarihtir. Yeni bir sayfanın açıldığı bir milattır.
TKP-ML MK: 50 Yıllık Mücadelemiz, Geleceği Kazanma İrademizdir!
YAŞASIN PARTİMİZİN 50. KURULUŞ YILI!
Partimiz 50 yaşında! 24 Nisan 1972’de İbrahim Kaypakkaya önderliğinde sınırlı sayıda kadro ve militan tarafından kurulan partimiz, bugün 50. yaşını kutluyor. Bir insan için uzun ancak sınıflar mücadelesi ve toplumlar tarihi açısından kısa bir süre olan bu zaman diliminde Partimiz, önemli başarı ve zaferler kazandı. Yenilgiler aldı ve gerilemeler de yaşadı. Ancak hiçbir zaman devrim iddiasından ve Halk Savaşı ısrarından, silahlı mücadelenin gerekliliği-zorunluluğu bilincinden kopmadı.
Leninist Emperyalizm Tanımının Bulanıklaştırılması
Rusya’nın 24 Şubat (2022)’da Ukrayna’ya saldırısıyla birlikte, emperyalizm üzerine tartışmalarda sıklaştı. Ve kendini solcu olarak adlandıran bir kısım siyasi hareket ve bazı yazarlar, Rusya’nın emperyalist olmadığını, ama emperyalist amaç güden işgalci bir güç olarak değerlendirdi. Bazıları ise, “anti-emperyalist cephede” değerlendirmeye devam ediyorlar.
İlham ve güç kaynağımız…(Sentez)
Proletarya partisinin kuruluşunun ve mücadeleye atılışının ellinci yılındayız. Bu süre içinde mücadelesini kesintisiz sürdüren proletarya partisi, bundan sonra da mücadelesini sürdürecektir. Onu var eden koşullar devam ettikçe varlığını devam ettirecektir. Sınıf bilinçli proletaryanın öncü müfrezesinin ülkemizdeki varlık nedenleri, günümüzde sistemin çöküntü içine girdiği koşullarda çok daha kendisini dayatır duruma gelmiştir. Elbette ki o, üstlendiği tarihsel rolü yerine getirecektir. Çünkü mücadelesine yol gösteren sağlam temellere dayalı ideolojik-politik bir pusulası vardır.
Beyaz dağ’dan arta kalan çığlık dizelerinin şairi EMİR ALİ YAGANI kaybettik… Hasan Hayri Aslan
Son yıllarda Dersim’in çok değerli kültür insanlarını kaybettik. Sılo Qız, Emre Saltık, Hasan Saltık, Mehmet Çetin, Remzi Aydın… birer yıldız gibi kayıp gittiler. Remzi Aydın için “Gri İklimden Maviye yolculuk” yazı çalışmamı yaparken 9 Şubat günü EmirAli’nin ölüm haberi ile sarsıldık. Epey zamandır yolları taşımak zor geliyor bana; ziyaret edemedim, kısa mesajlaşmalarla yetindik. 13 Kasım 2018’de söyleşi için o gelmişti bulunduğum kente. O sıra aldığım kitaplardan “Beyaz Dağda Bir Gün”ü şöyle imzalamış: “İhtiyar, ne böyle yaşanmışlıklar, ne de bu kitap olaydı!
TKP-ML MK:Yol Göstericimiz, İlham ve Güç Kaynağımızdır Partimiz!
24 Nisan 1972, İbrahim Kaypakkaya önderliğindeki bir avuç komünist tarafından, karanlığa tutulan meşalenin kurumsallaşma adımı olarak tarihe geçti. Dönemin, savaş ve direniş geleneği, Mahir ve Denizlerle birlikte örülüyordu. Anti-emperyalist kavgada yakalanan ivme, devrimci militan bir mücadele yaratmıştı. İbrahim yoldaş, savaş cephesine proletaryayı temsilen katıldı.
Zafer ve yenilgilerle dolu bir tarih! (1)
Dünyada 1965-1970 yılları arasında emperyalist-kapitalist sistemin kaynaklık ettiği ana çelişkiler giderek şiddetleniyordu. Bu başlıca çelişkiler; emperyalizm ile ezilen halklar ve uluslar arasındaki çelişki, emperyalist-kapitalist ülkelerde proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki ve yine çeşitli emperyalist ülkeler arasındaki çelişkilerdi.
Lorenzo Orsetti… (Nubar OZANYAN)
Yolculuk boyunca başını arabanın arka koltuğuna yaslayarak uyurdu. Yaptığımız yolculuklarda Lorenzo’yu uyanık görmek neredeyse mümkün değildi. Araç içinde uyuyarak saatlerce yolculuk yapabilirdi. Ama “yeni bir özgürlük hamlesi olacak” cümlesini duyduğunda ne gözünde uyku belirtisi ne de yorgunluktan eser kalmazdı. Barış halinden savaş haline, uyku halinden silahlı tekmil haline nasıl hızlıca geçildiğinin örneğiydi Lorenzo.
Burjuvazi Parayı, İşçiler Ekmeği Düşünüyor
Burjuva sınıfı, daha fazla kar elde etmek için daha fazla alanı kontrol altına almak ve bunun için de daha fazla silahlanmak istiyor. Ağızlarında “barış” yok ve hiç bir zamanda “barış” kelimesini tam anlamıyla kullanmadılar. “Barış” dedikleri anda da yine kafalarında savaş vardı.
Azami kar için birbirlerine karşı savaş açarken, savaşa sürdükleri askerler yine işçilerdi. Savaşta ölenler, bombalarla param parça edilenler, evleri yıkılanlar, göç yollarına düşenler, burjuvaların egemenlik savaşında hiç bir çıkarı olmayan, ama, onlar vasıtasıyla sürdürülen bir savaş....
Sağlam proleter karakter örneği …Ali Asker YER
Pazar günü Stuttgart Arena Kültürhaus’da evgili yoldaşımız Ali Asker YER’in anma toplantısındaydık. Salon ve çevresi sevenleri ve yoldaşlarıyla doluydu. Bu sevgi seli hiç kimseyi şaşırtmadı, çünkü o gerçekten çok sevilen gerçek bir proleter devrimciydi. Onun yaşamından kareler içeren sinevizyon gösterimi sırasında salonu derin bir sessizlik ve hüzün kapladı, çok sayıda insanın gözleri ıslak ıslaktı. Hiç birimiz onun bu zamansız gidişine katlanamamıştık.
50. Yılın Deneyimi Newroz Ateşinin Görkemiyle1 MAYIS ALANLARINA!
Başta Kürt halkı olmak üzere Mezopotamya halklarının isyan ve direniş günü olan bir Newroz’u daha geride bıraktık. 8 Mart’ta kadınların dalgalandırdığı isyan bayrağı, 21 Mart Newrozlarında başta Kürt halkı olmak üzere Türkiyeli işçi ve emekçilerin kitlesel ve coşkulu eylem ve mitinglerine sahne oldu. 2020 Newroz’u salgın bahane edilerek yasaklanmış, 2021 Newroz’u salgının etkisi altında kalmıştı.
2022 Newroz’u ise gerek Kürt ulusunun artan özgürlük talebi ve gerekse de yaşanan ekonomik krizin derinleşen etkisiyle görkemli bir katılıma neden oldu.