Cuma Ekim 2, 2026

Gündem'e, düne ve bugüne dair…[1]

“halkımın damlayan kanını gördüm ve ateş gibi tutuşuyordu her damla!”[2]

Bu benim Gündem’e ilk gelişim değil. Yıllar önce, “kirli savaş” döneminde daha çok -orada yaşadığım için- Ankara’da, ama aynı zamanda İstanbul’daki merkez ile Diyarbakır büroda gözüpek genç gazetecilerle yanyana olmanın onurunu yaşamıştım. O zamanlar, gazeteyi yanılmıyorsam Gültan yönetiyordu… Yurdusev haber müdürüydü. Hüseyin dış haberlerde, Ali ve Emine Kültür-Sanat servisindeydiler… Koordinatör yanılmıyorsam Sanlı’ydı…

Hem Ankara, hem İstanbul, hem de Diyarbakır bürolarda gördüklerim, yaşadıklarım, tüm bir anaakım medyanın başını kuma gömdüğü, üç maymunları oynadığı o şom günlerde, bir özveri destanıdır. Tek sermayeleri özgürlük tutkuları ya da ezilen, kanayan bir halkla dayanışma duyguları olan o gencecik, deneyimsiz ama gözükara kadın ver erkeklerin, hiç kimsenin bırakın yazmayı, görmeye cesaret edemediği olayların ardından nasıl vazgeçmeyen bir ısrarla koştuklarının tanığıyım. Cebinde beş kuruş olmaksızın habere otobüsle, hatta yürüyerek giden, sabah toplantısında boy göstermeyen arkadaşları için “acaba gözaltına mı alındı, vuruldu mu?” kaygısını yaşayan isimsiz kahramanların emeklerinin ürünüdür bu gazete… Ateşi söndürmemek için emeklerini ve bedenlerini yakıt edenlere selam, buradaki günlerini ikbale tahvil edenlere lanet olsun!

Gündem’in gerçekten de dudak uçuklatıcı bir tarihi var. Merkezi bombalandı; muhabirleri faili meçhullere kurban gitti, yasaklar, gözaltılar, işkenceciler, savcılar hiç peşini bırakmadı.

Keşke bu yazı bir “nereden nereye geldik!” yazısı olabilseydi! Oysa, devletin “kirli savaş” konseptinde hiçbir değişiklik yok. Genç gazeteciler yine tutuklanıyor, faili meçhuller yine sahnede, güvenlik güçleri, savcılar, hâkimler yine iş başında, insanlar yine gözaltında kaybediliyorlar. Ve Kürt coğrafyası yine kan revan. Üstelik 1990’larda dahi görülmemiş şeyleri yaşıyoruz: Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri, ellerinde Cizre’de “Türk güvenlik güçlerinin Cizre’de etrafı sarıp yüzden fazla insanı canlı canlı yaktığına dair raporlar” bulunduğunu açıklayalı ne kadar zaman oldu ki?

Bu uğursuz döngü kendini bir kez daha yinelerken, anaakım yine başını kuma gömmüş, görmüyor, duymuyor, söylemiyor. Ya da en saldırgan ve en çirkin yalanlara sarılıyorlar… Tıpkı o zamanlar yaptıkları gibi…

Kim ne derse desin, bu ülkenin sınırlı da olsa, manipüle edilmiş de olsa, Susurluk nezdinde devletin kirli yüzüyle yüzleşmesi, muhalif ve mimlenmiş medyanın hedef tahtasındaki gazetecilerinin özverili ve ısrarlı çabaları sayesinde gerçekleşmiştir. Ana akımın “anlı şanlı” gazetecileri, Susurluk kazası vesilesiyle 100 yıllık uykularından uyandıklarında, onların o güne dek görmezden geldikleri, hatta “iliştirilmiş muhabirler” olarak boşa çıkartmaya çabaladıkları haberlerini didikleyerek aydılar, “derin devlet” dedikleri T.C. gerçeğine…

Aynı şeyi bir kez daha yaşayacağımızdan eminim. Bugün “terör örgütü kentleri yaktı, insanları öldürdü” haberciliğine sarılanlar, Batı’da gerçekleri dile getirme cüretini gösteren bir avuç insan hakları savunucusu, devrimci, aydın üzerine sürek avı düzenleyenler, bir gün gelecek uyku sersemi, “Vay canına,” diyecekler; “meğer neler olmuş!”

Gündem’in bu nedenle her bir acının, her bir zulmün kaydını düşmeyi sürdürmesi gerekiyor. Bu coğrafyayı eşitlikçi ve özgür bir kardeşlik sofrasına dönüştürmeye yönelik nihai hesaplaşmada bu kayıtlara çok ihtiyacımız olacak…

9 Temmuz 2016 07:39:17, İstanbul.

N O T L A R

[1] Gündem, 10 Temmuz 2016…

[2] Pablo Neruda. 

64228

Sibel Özbudun

1956 yılında,İstanbul'da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, Fransa'ya giderek, üç yıl süresince Fransa'da dil ve Paris VII ve Paris X Üniversitelerinde sosyoloji öğrenimi gördü. Türkiye'ye döndükten sonra,İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü'ne girdi. Mezun oldu. Uzun süre yayıncılık (Havass ve Süreç Yayınları) ve çevirmenlik yapan Özbudun;

 

1993 yılında, Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nde yüksek lisans eğitimi görmeye başladı. 1995 yılında,aynı bölümde araştırma görevlisi oldu. Doktorasınıda aynı üniversitede verdi. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilen Özbudun'un çok sayıda çevirive telif eseri bulunmaktadır.

     Blog

 

sozbudun@hotmail.com

Sibel Özbudun

Onlar düşlerinin büyüklüğü kadar özgürdür ![1]

“Ji bo bi çav li hev

nihêrtina bi mirovekî re,

divê ku ew meriv be.”[2]

 

Çoğunu tanıyorum; kucaklaştık; aynı ekmeği paylaşıp birlikte umutlandık…

İnebolu (Kastamonu) M Tipi Kapalı Hapishanesi’nden Murat Kur, Hıdır Yıldız ve Deniz Kırbağ’ı…

Sincan (Ankara) F Tipi Kadın Hapishanesi’nden Evrim Konak’ı…

Elbistan (Maraş) E Tipi Hapishanesi’nden Tuğçe Özgül’ü…

Malatya E Tipi Hapishanesi’nden Ali Mükan’ı…

Kürkçüler (Adana) F Tipi Kapalı Hapishanesi’nden Emrah Kalkan, İsa Uğur Erdoğan ve Özer İnal’ı…

Yel Değirmenlerine Karşı Savaşa Katıl; Akıma kapılma:Atomu Parçalayacağız!-1


DHF ve MKP cevresinden arkadaslar "cok partili sosyalizmi' tartisiyorlarmis...

Yeni Hınzır Paşalara Geçit Yok!

Bir kez daha asimilasyon ve Hınzır paşalar konusunda hem Alevi toplumuna, hem de Alevi örgüt yöneticilerine seslenmeyi, Aleviliğe yönelik asimilasyon operasyonunun bizzat devlet eliyle güçlü bir şekilde devam ettirilmesinden ötürü bir gereklilik olarak hissediyorum.   

Soru(n)dan Çözüme Kadın(lar)

“Selam olsun bizden önce geçene / Selam olsun dosta, hasa, çile çekene / Selam olsun dayanana, düşene / Yüreğim yürektir, bakma gözüm yaşına.”[1]

“Kadınlığın tarihi, dünyanın gördüğü en büyük zorbalığın tarihidir,”[2] der Oscar Wilde. Haklı.

Üniversiteyi Öldürmenin Sekiz Yolu (Ya da Üniversite Piyasaya Nasıl Entegre Olur?)[1]

 “Bilimin sürdürülmesi, / bana özel bir yürekliliği / gerektirir gibi gözüküyor.”[2]

 Sevgili dostlar, sıcak bir Haziran’ın ardından, meydanların ardından yeniden burada, birlikteyiz.

Buraya gelirken arkadaşlar bana Melih Gökçek’in “teröristler kamplara çekildiler, sonbaharda daha büyük bir ayaklanma çıkartacaklar,” mealinde bir şeyler söylediğini aktardılar.

İlk defa Melih Gökçek’le aynı fikirdeyim.

Evet, Haziran 2013 sıcak geçti. Ama emin olun önümüzdeki güz ayları daha da sıcak geçecek.

Neo-Liberal AKP, Kautsky'nin 'Ultra Emperyalizmi' , 'Bariscil Kapitalizm' Ve Bir Ruyanin Sonu

Esas savas ,maddi-maddelesmis enerji evreninin zihnimize yansimasinda yuruyor...Dusunce -felsefe enerjisi biri ikiye boluyor...Tek bir soru tum bir evreni boluyor...
Dusmani yakindan izleyin. Onun akli bizden daha geliskin; yuzyillara dayanan sinifli toplumlar yonetme tecrubesine sahip. Akimlari yok edemeyecegini biliyor. Enerji evreninin sabit bir yuk uzerinde hareket eden bir enerji alanlari catismasi oldugunu biliyor...

Haklarını Tavizsiz Savunan Dirençle Karşılaştığımda/ Hasan Aksu

Kadın sorunu yalnızca sınıf sorunu olarak ele alınamaz, görülemez. Kadın sorununda asıl çelişki cinsiyet sorunu olarak görülmelidir.

Kadın ve özgürlük

“Tarihsel değişimi belirleyen kadınların özgürleşme oranıdır. İnsanlığın zorbalığa karşı kazandığı zaferin bulunduğu nokta, kadının erkekle, zayıfın güçlü olanla karşılaştırıldığında ortaya çıkan durumdur. Kadının özgürlük derecesi toplumsal özgürlüğün doğal ölçüsüdür.“ Marx-Engels

İnsanlık, özgürlüğünü kadınların köleleştirilmesiyle yitirdi ve kazanmak istiyorsa yitirdiğini yeniden, onu, ancak ve ancak yitirdiği yerde kazanabilir. 

Maocular ve Bir Maoizm Karikatürü Perinçekgiller

  

TV’ye çıkartmışlar benim gibi kel kafalı bir gazeteci, sözde araştırma yapmış ülkedeki Maocular üzerine ve 'Maocular' diye bir kitap yazmış.

Bak simdi cehaletin papyon giymiş haline, entelektüellik adına aydınlığın ırızına geçirilmiş haline!

Güya aydınsın, öyle mi?!

Maocular diye kitap yazmadan önce hiç Maoculuğu araştırdın mı?...TV izleyiciliği dışında Maoizm nedir en ufak bilgin var mı?

Yok, belli!...Neden mi?...Maocular sorusuna cevabı Perincek ve onun artıklarında aradığına göre, Mao hakkında tam bir cehalet içinde olduğun belli!

'Radikal Demokrasi' Post-Modernizme yaslanmis Neo-Liberalizmdir


'Radikal Demokrasi' Post-Modernizme yaslanmis Neo-Liberalizmdir

Toplumun, uretimin ve siyasal yasamin kurallarini Isci-Koylu yiginlarinin degil; tam tersine uretim araclarinin ozel mulkiyetini elinde bulunduran sermayenin ve onun siyasal iktidarinin koydugu Kapitalizm catisi altinda 'bireysel ozgurluk' ya ahmaklar icin bir aspirin ya da burjuvazinin dostu ahlaksiz bir sahtekarliktan baska bir sey degildir.

Tarihin inatçi aynasi

Kürt medyası ile düzen yanlısı medyanın bir utanç duvarına dönüşen bezdirici ambargosu karşısında bir süre yazmamaya karar vermiştim. Ancak İran Molla rejimi, Şerko Maarifi' nin de içinde olduğu onlarca insanı idam edince, birkaç yıl önce yazdığım bir makaleyi ve bir mektubu aşağıda halkın bilgisine sunmayı zorunlu gördüm. 
İşte 2009 ve 2011 yılında yazdığım o ibretlik makale ve mektup:
HÜSEYİN XİZRİ DE İDAM EDİLDİ
KÜRT VE TÜRK SİYASETÇİLERE KINAMA
UTANIN!

Sayfalar