Salı Ekim 6, 2026

Fırat havzasında Ermeni kıyımları

Beş yıldan bu yana Suriye'de devam eden savaşta insanoğlu II.Dünya savaşından sonra ekonomik ve sosyal yıkımların en ağırlarına tanıklık etmektedir.Henüz gelinen aşamada görüşmeler ülkeninasli unsurlarının olmadığı,istenmediği ortamda yapılması çözümün ne kadar gerçekçi olacağı ayrıbir sorun olarak kendini gösteriyor.Arap,kürt ve mazlum halkların kaderi ve geleceği emperyalisthaydutların alacağı kararlara bağlanmış savaşın sona ermesini beklemektedir.Bugüne kadar savaşın bilançosu çok ağır olmuş daha da artmaktadır.Nerdeyse nufusun yarısı yerlerini değiştirmiş,beş-yüzbin insan hayatını kaybetmiş,iki milyon insan yaralanmıştır.Dört milyon Suriye vatandaşı,dünyanın değişik ülkelerine iltica talebinde bulunmuşlardır.Esad'ın devrilip yerine şeriat rejimi getirilmek istenen savaşta emperyalist efendileri Türkiye,Suudi Arabistan ve Katar'a önemli görevler vermişlerdir.Askeri lojistik ve her türlü yardım Türkiye üzerinden yapılırken ''yol geçen hanına'' dönen Türkiye sınırları,binlerce cihatçı,dünyanın değişik ülkelerinden Suriye'ye giriş yapmışlardır.Kan gölüne dönen Suriye'de yurt dışından gelerek savaşan muhalifler için,PYD (Demokratik Birlik Partisi) Eşbaşkanı Salih Müslüm Türkiye destekli kafa kol kesen cihatçılar için '' onlar ne özgür, ne suriye'li,ne de ordu '' dur,diyerek çetelerin çapulcuların durumuna açıklık getirmiştir.

XX.yüzyılın başında Osmanlı Suriye toprakları katliam,sürgün ve soykırıma tanık olmuştu.Bugünbu acı daha değişik biçimlerde devam etmektedir.Yaşadığı topraklar üzerinde tarihin ilk soykırımına uğramış Ermeni ulusu,yok edilirken Soykırımın II.Safhası olan Mezopotamya çöllerinde,Fırat boyunca Anadolu'dan kafileler halinde Tehcir edilen,sürgüne gönderilen Ermeni'lerin Halep,Der -Zor,El -Bab,Munbuç,Rakka...da bugün günlük hayatta sürekli duyduğumuz şehirlerde,kurulan kamplarda soykırım tamamlanmıştır.Hayatta kalan Ermeni'lerin imhası için açlık,tecavüz,hastalık ve ağır doğa koşullarında yok etmek planlanmıştır.Ermeni'lerin yaşadıkları yerlerden alınarak kafileler halinde uzaklaştırılıp sonlarını getirmek istenmiştir.Mezopotamya çölleri,Fırat nehri boyunca Der-Zor,Mergadeh Ermeni'lerin mezarları olmuştur.Bunu için İttihat ve Terakki Merkez Komitesi gizli kararı ile Bütün Ermeni'lerin Mezopotamya'ya doğru gönderilmeleri görevini üstlenecek Halep'te Göçmen Genel Müdürlüğü kuruldu. '' Türkiye'nin bütün noktalarından,Ermeni'ler Der-Zor Sancağına ve Mezopotamya'ya doğru yönlendirilmek zorundadır.Bu İttihat ve Terakki komitesi'nin geri alınamaz,bozulamaz kararıdır.Bitirdikten sonra ,kitle halinde Rum'ların dışarı atılmasına başlayacağız.Fakat şu an için bu noktaya dokunmayacağız '' şeklinde alınan kararları bugün daha açık ve net olarak anlıyabiliyoruz.Her türlü yalan,inkar ve gerekçe üretilerek tasarlanan planın özü Ermeni,Rum,Kürt'lerin olmadığı bir cumhuriyet'in inşasıdır.Bu planın son halkası olan bugün kürtler yok edilmeye çalışılmaktadır.

Yerevan'da Ermeni soykırımında ölenlerin anısına inşa edilen Soykırım Anıtı ile müzesinin bulunduğu,Kırlangıçlar Tepesi olarak anılan Anıt-mezarın bir benzeri Suriye'de Der-Zor'da inşa edilmiştir.Küllerinden yeniden doğuşun simgesi olan Kilise ile anıt mezar Ermeni halkının kutsal değerleri arasındadır.Buraya inşa edilmesinin sebebi Ermeni'lerin Auschwitzi olarak bilinen Mergadeh'de-bulunan toplu ölüm kampıdır.Burada halen soykırımın izlerine rastlamak mümkündür.Suriye'de süren savaşta İŞİD'in eline geçen yerlerde tüm tarihi,turistik değerler yok edilirken tarihi Nahadagas (Kutsal Ermeni şehitleri ) kilisesi de bombalarla parçalanmıştır.Bu yıkım yurt dışına kaçan Ermeni'ler ve diaspora arasında derin üzüntüye sebep olmuştur.

İttihat ve Terakki Merkez komitesi'nin aldığı Tehcir Karar'ı ile yurtlarından edilen 800 000 Ermeni 1915 yaz sonuna kadar imha edilirken,Soykırımın II.Safhası ise 1915 sonbaharında başlamıştır.Osmanlı Suriye'sinde 870 000 Ermeni'nin yok edilmesiyle sonuçlanan kıyımlar Der-Zor'a kadar varmış en ağır sonuçlar burada yaşanmıştır.Türkiye'de soykırım tartışmalarında bu ikinci ve en önemli evre II.Safhası kamuoyu tarafından bilinmemektedir.İşte bu açığı Ermenş tarihci Reymond H.Kevorkian sayesinde öğrenebilmekteyiz.Halep,Fırat ve Der-Zor'da yaşanılan acı olaylar yaşayanların anlatımlarından,özellikle kamplarda yaşanılanlar,çocukların yokedilişi araştırmaları ile tarihe ışık tutmaktadır.Bu rakamlar belki abartılı olur diye düşünürken Osmanlı müfettişlik bürosu arşivlerin den sorumlu namık Bey '' 700 000 Ermeni yürekler acısı dayanılmaz bir durumda Zor sancağına sürgüne gitmekteyken...onları tamamen soyuyor,üstlerindeki herşeyi alıyorlar.Sivas'ta hiç bir Türk ailesi yoktur ki ebeveynlerinden alınmış küçük Ermeni kız çocuğu bulundurmasın ve Ermeni'lere ait olan malları almamış olsun '' diye açıklamış resmi ağızlarca sürgünlerin gerçek sayısı hakkında bilgi sahibi olmaktayız.

İlk önce Talat Paşa,kafileler halinde sürgüne gönderilen Ermeni'lerin sevk ve idare edilebilmesi için Halep Sürgünler Müdürlüğü'nü inşa etmiştir.Tamamen kendine bağımlı özel bir yapıya sahip,sürgünler müdürlüğü başkanlığına Şükrü Kaya tayin edilmiştir.Bu kişi Talat'ın sözünden çıkmayan zalim olması ile tanınmaktadır.Bu hallerinden dolayı,Mondoros mütarekesinden sonra yargılanan ve kurtulan İttihatçılardandır.Cumhuriyet Türkiye'sinde yeni kadro olarak Atatürk tarafından İçişleri bakanlığında görevlendirilmiştir.Teşkilat-ı Mahsus-a şefi Bahattin Şakir ile 4.Ordu komutanı Cemal Paşa hepsi sevkiyatlarda,Ermeni'lerin yokedilmeleri için koordineli olarak çalışmışlardır.'' Ermeni'lere iyi davranıyor '' diye ihbar edilen Ali Suat Bey başka yere tayin edilerek yerine Şükrü Kayagetirilmiştir.Talat Paşa'nın kayınbiraderi olan Abdülhalad Nuri de aynı zamanda son darbeyi vurmak için vali olarak Halep'e gönderilen kişidir.Bu kişiler özelliklerinden dolayı seçilmiş buralara atanmışlardır.Hiç kimsenin sahip olmadığı ''gaddarlığı ve ölüm makinası '' olarak arkadaşları arasında tanınıyordu.1922 yılında İzmir'in yağmalanıp ve yıkılmasında İzmir valisi olarak atanmıştı.TBMM başkanlığına kadar yükselmiş,Atatürk'ün ölümünden sonra kısa bir dönem cum hurbaşkanlığı bile yapmıştır.

15 Eylül 1915 yılında göreve atanan bu kişiler Talat Paşa telgraf çekerek yapılması gereken emirler yağdırmıştır. ''Daha önce bildirildiği gibi Cemiyet'in talimatı üzerine hükümet Türkiye'de yaşayan bütün Ermeni'leri yok etme kararı almıştır.Bu karara ve bu emre karşı çıkan memurlar görevden alınacaktır İmha yöntemleri ne kadar trajik olursa olsun,vicdani duygulara kulak açılmamalı,kadın çocuk hasta ayırımı gözetmeksizin varlıklarına son verilmelidir '' diyerek planın uygulanmasına geçilmiştir.

Ölüm Kampları...

İlkin Halep'te toplanmak üzere sürgüne gönderilen Ermeni'ler için 1915 Haziranve Temmuz başlarında sevkiyat başladı.I.Güzergah'ta 130 bin Ermeni Erzurum (Karin),Erzincan,Sivas,Samsun,Merzifon,Amasya'dan gönderilen sürgünler Malatya üzerinden acı ve sefalet içerisinde Halep'e gitmek için Res ul-Ayn'e ulaşırlar.Burada trenlere bindirildiler.Bu güzergahta sağ kalanların oranı genelde daha yüksektir.II.Güzergah'ta Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Diyarbakı,Van ve Bitlis vilayetle rinden toplanan Ermeni'ler,Diyarbakır-Mardin yoluyla Suriye'ye Res ul-Ayn'e getirilmiştir.Bu güzergahta 150 bin Ermeni Suriye kapılarına dayanmıştır.III.Güzergah'ta bulunan Ermeni'ler İstan bul'dan-Pozantı demiryolu üzerinden Suriye'ye ulaştılar.İstanbul,Çanakkale,Trakya'dan,İzmit san cağından,Bursa,konya,Niğde,Antalya'dan,Kastamonu-Adana-Ankara vilayetlerinden toplam 590 bin Ermeni Suriye'ye sevk edildiler.

Resmi düşünceye göre '' güvenli bir şekilde,can ve mal güvenliğ sağlanmış '' vaziyette Suriye'ye sürgün edilen kafileler için sanki '' doğal '' bir yolculuk havası gibi gösterilmektedir.Osmanlı suriye topraklarında Ermeni'ler hiç bir hazırlığı olmayan,alt yapısı ve barınma koşullarından mahrum kalmış ölüm ile karşı karşıya bırakıldılar.Kafileler suriye'ye gelmeye başlayınca barınma güvenlik iaşe önlemi yoktur.Yol kenarlarına biriken cesetler kolera,tifüs gibi hastalıklara sebep olmuş,yaygınlaşınca görevliler endişelenmeye başladılar.Oysa kafilelerden önce Dicle (Tigris),Fırat (Yeprad) nehrinin sürüklediği cesetler görülmeye başlamıştır.

Kuzey'den gelen kafilelerin durumunu gören Halep Alman konsolosu Rösler şöyle demektedir : ''...Bu sistematik hazırlık tedbir ve düzenleme cinayetlerin katletmelerin tesadüfi olmadığını fakat özellikle resmi yetkililer tarafından tasarlanan genel bir imha etme,yok etme planının söz konusu olduğunu göstermektedir...Bir çok gün aradan sonra cesetler sayıları gittikçe daha çok artarak yeniden görünmeye başladılar.Bu sefer asıl söz konusu olan kadınlar ve çocuklardır..''

Musul Halep konsolosu Holstein de büyükelçisine telgraf çekerek olayları aktarırken farklı şey dile getirmemiştir. ''...Diyarbakır'dan dışarı atılmış ve Musul'a doğru çıkarılan 614 Ermeni (kadın erkek,çocuk) hepsi sal üzerindeki yolculuklar sırasında Dicle üzerinde öldürüldü..Bu kelekler boş ulaştılar...Diğer kafilelerdeki Ermeni sürgün gurupları şu anda yoldalar ve muhtemelen onları bekleyen de aynı kader,aynı sondur...'' der.

Fransa'nın emekli konsolosu M.Guys raporunda yine durumun vahametini aktarmaktadır : ''...Geçen mayıs ayından beri binlerce insanın hepsi Gregoryan ermeni'lerinin bizzat Halep şehrinden geçişi...Bir iki veya üç gün kendileri için ayrılan bu yerlerde kaldıktan sonra çoğunluğunun erkek çocukların kızların kadınların ve yaşlıların oluşturduğu bu zavallı bahtsızlar genel inanışa göre kendileri için mezarlığa dönüşecek İdlib,Mara,Rakka,Der-Zor,Res ul-Ayn ve Mezopotamya çöllerine gitmek için emir almaktadırlar..'' demiştir.Kafileler Munbuç üstünden Bab'a oradan Halep'e gitmeleri gerekiyordu.Kendilerini bekleyen tehlikenin farkında değillerdi.

Kafileler halinde Suriye'ye gelen Ermeni'leri kamplarda ölüm bekliyordu.Yazın sıcağından bulaşıcı hastalıklardan,kışın ise soğuğundan biçare insanlar ölümü kurtuluş olarak her zaman düşünmüşlerdir.Talat Paşa'nın emri ile yerli nufusun %10'unu geçmeyecek şekilde dağıtılmalarını,sürekli yer değiştirmelerde amaç ,insanların zayıf düşerek,açlık ve hastalıktan ölmeleri hedeflenmiştir.1916 Şubat'ına kadar konsolosluk görevlilerinin raporlarına göre halen hayatta olan Ermeni'lerin,yani ölümü bekleyen halkın sayısı 486 bin kişiyi buluyordu.1915'den itibaren yapılan hazırlıkların başında ise kamp çalışmaları gelmekteydi.Toplam kampların sayısı ise 20'ye yakındır..

I.Hatta,Bağdat Demiryolu boyunca bulunan Suruç,Kobane ve Serekaniye kamplarıdır.Islahiye hattında Mamura,Bab,Lale,Tefrica,Ahterim,Rajo,Azaz ile Munbuç'dur.En ölümcül ve kötü olarak bilinenleri ise Fırat boyunca bulunan kamplar olmuştur.Meskene,Suvar,Dipsi,Seddadiye,Mergadeh,Abuharar,Hamam ile Rakka kamplarıdır.Zaten arkasından gelen Der-Zor,Ermeni'lerin 200 bin kayıp verdikleri ölümlerin en acısını yaşadıkları,insanoğlunun şahit olduğu en kötü barbarlıklar olarak bilinir.Bunun için Der-Zor Ermeni soykırımının Auschwitzi olarak anılmaktadır.Toplu imha yöntemleri arasında yığınlar halinde gelen toplulukların ölümleri de toplu imha edilerek ol muşlardır.Ya kitleler halinde Fırat'a atılarak boğulmuşlar veyahut toplu halde evlerde samanlıkların ateşe verilmek suretiyle ölümleri sonuçlanmıştır.Bu yöntemler karadeniz'de kitleler halinde toplu olarak denize atılmak ile olmuştur.Sevk ve sürgünlerde Halep'e varan kafilelerin çokluğunu gören Talat Paşa rahatsız olmuş bazı sıkı önlemler için talimatlar yağdırmıştır.Ölümlerden kurtulmak için Ermeni'lerin Türk'lerle evlenmelerine engel olunmasını istemiştir.Sürgün yerine ulaşan Ermeni'ler islamiyeti seçmiş olsalar bile kabul edilmeyecektir.Çocukların yok edilme yaşı 15'den,7'ye indirilmiştir.Kafilelerin birbirinden 5 saat uzak tutulmasını,parçalanarak değişik yerlere gönderilmesini emretmiştir.

Der-Zor cehenneminde sağ kurtulmuş kişilerin sonradan anlatımlarına göre polis şefi Mustafa Sıtkı Ağustos 1916 yılında kafileden en güzel kızları seçmiş,Fırat ırmağının üstünde bir köprüye götürerek tecavüz etmiştir.Sonradan kurbanlarının tümünü ırmağa atmıştır.Aynı poılis şefi 24 ekim 1916 yılında 2000 kadar Ermeni yetimin el ve ayakları bağlı halde Yeprad'a (Fırat) götürülmesini emretmiştir. Boğulmaları seyretmekten zevk alan polis şefi günahsız insanları ikişer ikişer nehire atmıştır.Amerika'nın Türkiye konsolosu Morgenthau bir konsolosluk raporu hazırlamış raporda ''yüzlerceçocuk Türk'ler tarafından sürgülendi ve Yeprad'a (Fırat) atıldı '' diye rapor etmiştir.

Vicdanlı müslümanlar ...

Bunca kötülüklere rağmen bugün dahi saygıyla anacağımız,vicdanının sesine kulak verip,belki ölümle yargılanacak,tutuklanıp ağır cezalara çarptırılacak,ermenilere yardım etmiş olan osmanlı memurlarını unutmayacağız.Halep'te gelecek kuşaklara ders olması bakımından miras olarak kalan değerler arasında olan,iki şahsiyet dikkat çekeni olmuştur.Bunlardan birisi Hat komiseri Hayri Bey ile Halep valisi Celal Bey'dir.Halep Hat Komiserliğinde görevli bir hükümet görevlisi olan HayriBey,ailesi ile birlikte çok sayıda Ermeni kadın ve kızı İstanbul'a kaçırarak hayatlarını kurtarmıştır.Önce ailesiyle iki,daha sonradan kendisiyle üç Ermeni kızını İstanbul'a getirmiştir.Hayri Bey trenlerin güvenliğinden sorumlu kişidir.Hükümetin izni dışında kimsenin seyahat etmemesi gerekirkenErmeni kızlara çarşaf giydirerek İstanbul'a kaçmalarını sağlamıştır.Hatta kızlardan birisi yakalanmış,Hayri Bey'in kefil olmasıyla serbest kalmıştır.Bu durumu duyan Talat Paşa çok öfkelenmiştir.Çünkü Suriye ile ilgili haberlerin İstanbul'da duyulmasından çekinmektedir.

Halep,Cemiliye'de görevde bulunduğu sırada çocuklarının eğitimi için tuttuğu iki Ermeni kızın isimleri Diruhi ile Zaruhi'dir.Dört yolda öğretmen oldukları zaman kafileler ile Halep'e sürgün edilen guruplar içerisindedir.Halep'te Baron oteli sahibi aracılığıyla Hayri Bey ile tanıştırılır.İstanbul'a gelebilmeleri için seyahat belgelerinde,kızları '' baldız ''ı olarak gösterir.İsimleri ise Leman ve Belkıs olarak değiştirildi.Hayri bey ise kendi ile dönüşte üç Ermeni getirmiş bunlar Halep'ten Bab'a oradan daha aşağı Der-Zor'a sürgüne gidecek olanların arasındadır,Hayri bey sayesinde İstanbul'a gelmiş kurtulmuşlardır.Bunlar Mari,Armina ile Siranuş'tur.Siranuş din değiştirerek Hayri Bey'in hizmetine girmiş,ismini Fatma olarak değiştirmiştir.Bu durumlardan haberdar olan Talat Paşa acele bir telgraf çekerek şöyle demiştir ;''...ibret olmak üzere vazifesini kötüye kullanmış olan Hayri Bey hakkında gereken muamelenin şiddetle uygulanmasını ve sonucun bildirilmesini özellikle rica ederim'' 22 Ekim 1916 Talat Paşa Halep ve Konya valisi olan Celal Bey emirlere karşı gelen görevliler arasındadır.Halep ile Konya'da kafileler halinde gelen ölüm yolculuğunda olan Ermeni'lerin Halep'te ölümlerine karşı çıkmış Konya'da ise görevde bulunduğu dört ay içerisinde ölüm yolculuğundan kurtarmıştır.I.Dünya savaşı başladığı zaman zaman Halep valisidir.İttihat-Terakki'nin ,Tehcir başlamadan önce göndermiş olduğu telgraflardan endişelenen Celal Bey bu durumu Almanya'nın konsolosu Rösler'e bildirmiştir.Tehcir başladıktan sonra ise '' Ermeni'lerin imhasının amaçlandığını '' anlamıştır.Bu kuşkularını Amerikan,İtalya konsolosları ile paylaşmıştır.Hükümete engel olmaları için baskı kurmalarını ister.'' bunları İstanbul büyükelçiliğinize iletin,iki hükümet nezdinde girişimlerde bulunsunlar.Yoksa emin olabilrsiniz,tüm ermeni milleti yok olacak '' demiştir.

İttihat ve Terakki Celal Bey'in bu durumundan rahatsız olmuş ayağını kaydırmak niyetindedir.Sonuçta görevinden alınır.Halep'te görevde kaldığı dönem boyunca Ermeni'lere karşı gelen emirleri uygulamakta ''yumuşak '' davranmıştır.İki Ermen milletvekili Kirkor Zohrab aynı zamanda kalp hastasıdır.Vartkes Sevangülyan'ların sürgüne gönderilmelerine karşı çıkmış Halep'te kalmalarını sağlamıştır.İstanbul'a mektup yazarak sürgünlerinin durdurulmasını önermiş ama kabul ettirememiştir. ''Halep'te kaldığım sürece kendilerine göndermeyeceğimi vaat ettim ve vaadimi yerine getirdim '' demiştir.Halep'ten ayrıldıktan bir gün sonra sürgüne gönderildiler.Urfa'ya sonra Diyarbakır'a gönderilirler.Yolda pusu kuran Çerkes Ahmet çetesi tarafından vahşice öldürülürler.Kısa bir süre Konya'da görevde kaldığı sürece '' konya'daki ermeni'ler de çıkarılacak ise bu işi yapacak başka birisini bulsunlar '' diyerek karşı çıkmıştır.Kafileler halinde başka yerlerden gelen geçişgüzergahı olan Konya'da otuzbin Ermeni'nin kalmasını burada bulunan Ermeni'lerin ise sevk edilmelerine engel olmuştur.

* * * *

Ermeni kasabı olarak anılan Osmanlı Sultanı Abdülhamid Han'ın torunu olan Nilhan Osmanoğlu hanıma basında artık sık sık rastlamaktayız.Ermeni katliamlarından sorumlu olan Abdülhamid Han'ın 5.kuşak torununu koyu bir Erdoğan yanlısı olarak görüyoruz.Osmanlı hayalleri kuran dedelerinden kaldığını iddia ettiği saraylar,köşkler,araziler,suada gibi zenginliklerin peşine düşmüşmiras kavgası vermektedir.Oysa, insanlara miras kalan,kıymetli hazine Celal Bey'lerin,Hayri Bey'lerin ,zalimlere karşı örnek alınacak duruşlarıdır. 

Devam edecek

52300

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

TKP/ML MK SB”“ROJAVA VE FİLİSTİN DEVRİMLERİ YAŞAYACAK, YAŞATACAĞIZ!

Emperyalist-kapitalist egemenliğin ölüm makineleri yine işbaşındadır. Ezilen halk ve ulusların isyan ve direnişlerini bastırmak, özgürlük ve kurtuluş mücadelelerini kanla boğmak için azgınca saldırıyorlar. Ortada “yeni” değil yinelenen bir durum var. Tekrarlanan bu saldırı ve katliamların başlıca nedeni; sistemlerinin her yerden delinmesi, en acımasız zorbalık rejimleri eliyle geliştirilen sömürü ve zulüm politikalarında “başarı” ve “istikrar” sağlama çabalarının boşa çıkmasıdır.

Habip'in (bitmeyen)Öyküsü

Arkadaşları bazen, "Tünelci,"diye takılırlardı ona. Kendine ait olmayan sahte Habip Gül adıyla yakalandığında onca işkenceye rağmen bu isimde ısrar etmiş, mahkemelerde birçok kez bu isimle yargılanıp cezalar almıştı. Mahmut Alınak, "Seni yazmak istiyorum, bir sakıncası yoksa bana yaşam öykünü yazar mısın?"diye sormuştu ona. Habip söz verdiği yazıyı 4 Haziran 1998'de ulaştırmıştı Mahmut Alınak'a. Ankara Ulucanlar Cezaevi' inde yaşamının sona erdirilmesinden 16 ay önce….

Tanktan duvar(lar)ı yıkan 15-16 Haziran'ın hatırlattığı (1)

“Beklenmedik olanı beklemedikçe, onu bulamayacaksın.”[2]

Turgut Uyar’ın, “Bizim haziranımız bir yıl kadar yetecektir dünyaya/ /Ve kuytularda, dağlarda, alanlarda/ Akıtılan ve akıp gelen kanlarda/ Bir sabah büyük büyük ateşler yanınca/ Eller temizlenecektir/ Bir tören olacaktır/ Ölülerimiz toplanacaktır,” dizelerinde betimlenen 15-16 Haziran başkaldırısı, tarihimizin büyük işçi isyanı olarak anılmaya değer devrimci praksisidir...

IŞİD ve İslamcı ''Feministler

“Cehennem boş. Tüm şeytanlar burada... Hiç kimse duymak istemeyenbiri kadar sağır olamaz.”[1]

Haberiniz var, değil mi, El Kaide’den doğma, AKP beslemesi uluslararası Sünnî-İslâmcı örgüt Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD), bir aya yakın bir süredir Irak’ta Musul ve çevresini kasıp kavuruyor. 

"Deniz" olmalıydım.../ Deniz Gülünay

Hasan Gülünay bu ülkede sayısı bile tam olarak tespit edilemeyen "kayıplardan" biri. İşe gitmek üzere İstanbul Tarabya’daki evinden ayrıldığı 20 Temmuz 1992 sabahından bu yana kendisinden haber yok.

Yine Bir Seçim Oyunu

"Bir cumhuriyet nasıl bir maskeye bürünürse bürünsün, ne denli demokratik olursa olsun, eğer o bir burjuva cumhuriyeti ise, eğer o toprak ve fabrikaların özel mülkiyetini koruyorsa ve eğer özel sermaye toplumun tümünü ücret köleliği içinde tutuyorsa, yani eğer bir cumhuriyet, bizim parti programımızda ve sovyet anayasasında söylenen her şeyi gerçekleştirmiyor ise, o zaman bu devlet, bazı insanların, ötekiler tarafından ezilmesi için bir makinedir.

Sînor u Mirin (Sınır ve Ölüm)

T.C beslemesi IŞİD çetesinin Kobane’ye yönelik saldırıları hız kesmeden sürerken bizler de Kürdistan Hukukçular Derneği olarak çeşitli emperyalist güçlerinin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme çabasının bir sonucu olarak TC-KDP işbirliğinin etkisiyle Rojava’da her gün yeni katliamlara imza atan bu paravan örgütün sınır bölgelerinde halka yaptığı zulmü yerinde görmek ve yaşananları bir de bölgedeki insanların dilinden dinlemek için Urfa’nın Birecik ilçesinde bulunan çadır alanını ve sınır köylerini ziyaret etme kararı aldık.

Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! (Rafeef Ziadah)

Kendisine “Çocuklarınıza nefret etmeyi öğretmeyi bırakırsanız, her şeyin düzeleceğini düşünmüyor musunuz?” diye sorulması üzerine Rafeef Ziadah ‘nin yazdığı şiir :

We Teach Life, Sir! ( Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! )

Bugün, bedenim TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün, bedenim demeçlere ve kelime sınırlarına
sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.
Bugün bedenim, ölçülü cevaplara karşı istatistikle dolmuş demeçlere ve kelime sınırlarına sığmak zorunda olan, TV’de yayınlanmış bir katliamdı.

Ilımlı İslam projesi ve İhvan mesajı

İslam dininin iktidar, devlet ve siyasetle ilişkisi dini, siyasi ve sosyal çevrelerin, egemen güçlerin sürekli gündeminde olmuştur. Bu ilgi “yakın tarih” diyebileceğimiz zaman dilimi içinde oldukça artmıştır. Siyasal İslam olgusu toplumsal yaşam içerisinde daha çok yer almaya başladıkça ilginin dozajı da yükselmiştir. Son olarak Mısır’da İhvan hareketinin darbeyle dağıtılması, üyeleri hakkında alınan idam kararları bu gerçekliğin bir yansımasıdır. “Siyasal İslam”ın yani siyaset ve din/İslam kavramlarının biraradalığını bu dinin ortaya çıkış yıllarına kadar götürmek mümkündür.

40. Yıl'ında Kıbrıs işgal altında esirlere ne oldu?

Kıbrıs,Sicilya ve Sardanya'dan sonra Akdeniz'in üçüncü büyük adasıdır.Bulunduğu coğrafi konumu itibariyle önemli bir yere sahiptir.Tarihten günümüze sayısız işgallere ve savaşların yaşandığı Kıbrıs'ta stratejik konumu,Ortadoğu'ya açılan pencere,her türlü müdahale için harekete geçebilme açısından önemlidir.

Unutul(a)mayan ölümsüz sesler [*]

“Yavaş yavaş ölürler;okumayanlar,müzik dinlemeyenler,vicdanlarında hoşgörüyübarındıramayanlar.”[1]

Mirabeau’nun, “Bırakın, müzikle öleyim,” dediği o muhteşem şey için Unamuno, “Aşkın duygusal anlatımı müziktir”; W.Shakespeare, “İnsanın iç dünyası müzikle beslenir”; Björk, “Müzik, dinleyeni ve dinleteni öngörülmez kılar”; Esma Redzepova, “Müzik fakirlerin tek lüksüdür”; Miguel de Cervantes, “Müziğin olduğu yerde kötülük olmaz”; Emil Zeig, “Müzik, duygularımızın en açık dilidir”; Cemal Süreya, “Ayrılık acısıdır her müzik,” notunu düşerler…

Sayfalar