Ekim Devrimi'nin yüzüncü yılında,öğretileri ve kazanımları
Ekim Devrimi’nin Diyalektiği
Sovyet Devrimi, Bolşevik Partisi önderliğinde yapılmıştır. Parti olmadan bu devriminin gerçekleşmesinin olanağı yoktur. Ancak, Devrim hazır olarak komünistlerin önüne gelmedi. Yani, başkası tarafından hazırlanıp Bolşeviklerin önüne konmadı. Bolşevikler, devrim için olgunlaşan koşulları, devrimin gerçekleşmesi için Marksist-Leninist taktiklerle, devrimin diyalektiğini ustaca ve doğru bir şekilde kullanarak, devrimi gerçekleştirmeyi başarabildiler.
Bolşeviklerin başarısı, devrimin diyalektiğini iyi kavramalarından kaynaklanıyordu. Devrimin diyalektiği ise, diyalektik materyalizmin iyi kavranmasında ve Marksizmin bir doğma değil eylem kılavuzu olmasını bilince çıkarma ve içselleştirmeden geçiyordu. Bunlar, Bolşevik önderlikte vardı. Tabi ki, Bolşeviklerin en büyük şansı, Lenin gibi bir öndere sahip olmalarıydı.
Bolşevik partisinin en önemli özelliklerinden biri; partiyi yönetmekle kitleleri yönetmenin, partiyi inandırmakla kitleleri inandırmanın aynı şey olmadığını bilmeleri ve buna göre taktik uygulamalarıdır. Kitlelerin benimsemediği ve kabullenmediği taktik politikaları kitlelere rağmen yaşam geçirmek olası değildir. Bu tür taktikler partiyi kitlelerden uzaklaştırır. Bolşevikler 1905 Burjuva Demokratik Devrimi olsun, yine 1917 Şubat Burjuva Demokratik devriminin tamamlanması olsun ve yine 1917 Sovyet Devrimi olsun, kitlelerin ruh halini iyi gözlemlemişler ve ona uygun taktikler ileri sürerek, kitleleri partiyle, partiyi kitleler ile birleştirerek, partinin sloganlarını kitlelerin sloganları haline getirebilmişlerdir.
Özellikle, kitle politikasıyla parti politikasını birbirine karıştıran, kitleler ile partiyi aynılaştıran küçük burjuva oportünist anlayışlar, partinin kitlelerden kopmasına neden olurlar.
Bolşevikler, her toplumsal gelişmeyi, her olguyu, her politik gelişmeleri ve direnişlerini kendi teori ve pratiklerine yansıtmışlar, devrimi adeta ilmik ilmik örmüşlerdir. Ayaklanmayı yönetmek bir sanat işi diyen Lenin, aslında devrimi adım adım işlemek ve devrimin diyalektiğini bir sanat eseri gibi özenerek pratiğe uygulamak ve buradan gelen sonuçları aynı özenle teoriye yansıtmak, ancak ve ancak marksizmi bir doğma olarak ele almayan komünistler tarafından başarılabilirdi.
Somut koşulların somut analizinden hareket eden Bolşeviklerin taktiklerini Stalin şöyle tanımlıyor:
“Aslında, partinin rolü, kendiliğinden ortaya çıkan kitlelerin eylemine, bolşeviklerin devrimci sloganlarına yanıt verecek bir biçim ve yön vermekti.”1
Bolşevikler, kitlelerin olduğu bütün alanlarda örgütlenmeye çalıştı. Başta da fabrika komiteleri kurmaya ağırlık verdi ve fabrikalarda işçiler içindeki çalışmayı esas aldılar. Ancak, illegal örgütlenmenin yanı sıra legal olanakları da sonuna kadar kullnadıkları gibi, partinin sesini kitlelere ulaşmada en iyi yol olduğu için, hiç bir legal olanağı küçümsemediler ve bunun sınırlarını genişletmenin mücadelesini verdiler.
Duma (parlamento) seçimlerine en elverişsiz ve oldukça kısıtlayıcı koşullarda katıldılar ve işçilerin oylarının önemli bir bölümünü kazanmayı başardılar. Bolşevikler, devrimin duma seçimlerini kazanmakla olmayacağını biliyorlardı. Ama buraya girmekle, işçi ve emekçilere daha kolay ulaşabilecekleri ve seslerini daha geniş yığınlara ulaştırabilecekleri için özel bir önem ve ağırlık verdiler. Rus çarlığı, bolşevikleri dumaya sokmamak ve seçildiklerinde ise dumadan atmak için tüm baskı ve yasal yolları kullanmalarına karşın, bolşevikler hiç bir zaman pes etmedi. Dumaya yönelik bolşeviklerin bu politkası, onların parlamentoya bel bağlamasını değil, tersine orasını işçi sınıfının bir kürsüsü olarak kullanmak için mücadele ettiklerini ortaya koydu. Lenin, Burjuva Duma’nın bir “ahır” olduğunun bilincindeydi, ancak, öncünün bunu görmesi yetmiyordu, önemli olan geniş kitlelerin bunu bilmesiydi.
Bolşeviklerin bütün politikası partinin kitleleri kazanması, örgütlemesi ve kendi politikasını kitlelere benimsetmesi üzerine kuruluydu. Devrim yapmak isteyen bir parti de bunu yapmak zorundadır. Tersi, partinin kitlelerden uzaklaşmasını getirir. Bolşeviklerin politikalari, bir avuç parti militanına yönelik değil, başta işçi sınıfı olmak üzere geniş emekçi kitleleri örgütlemek/kazanmak ve harekete geçirmek üzerine oluşturuluyordu. Somut koşulların somut tahlili budur. Dogmatik ve öznelci değil, somut durumdan hareket etmek, doğru taktiksel mücadele biçimlerinin üretilmesini koşullar.
Tek parti önderliğinde devrim
Paris Komünü İki (Blankistler ve Prudoncular) parti önderliğinde gerçekleşmişti. Komünistlerin önünde deneyim olarak sadece Paris Komünü vardı. Ancak, Ekim Devrimi’ni kendine sosyalist diyen birden fazla partiyle gerçekleştirmenin olasılığı ve koşulları yoktu. Bolşevikler dışında kendine “marksit” diyen ve kendilerini işçi sınıfı partisi olarak gören bir çok gruplar vardı. Ama bunların politikası, marksist olmaktan uzaktı. Çünkü, devrimin nihai hedefi olarak Çarlığı yıkmakla sınırlıyorlardı. Yani, burjuva demokratik devrimle yetinip, devrimi burjuvaziye devrietmek... Bolşevikler ise sürekli devrimden yanaydılar. Burjuva demokratik devrimin peşinden sosyalist devrimi gerçekleştirmekti. Ve proletarya önderliğinde köylülükle kurulan ittifak burjuva demokratik devrimden kısa süre içinde sosyalizme, proletarya diktatörlüğüne geçebilirdi. Ve böyle de oldu.
Avrupa’lı II. Enternasyonalin revizyonist partileri ve önderleri, menşevikleri destekliyor ve Bolşeviklerin politikalarını ise “sol” olarak değerlendiriyorlardı. Onlara göre bolşeviklerin istemleri ve teorileri “aşırı”ydı. Evet “aşırıydı”. Ama bu aşırılık burjuvaziye göreydi. Revizyonizm ve oportünizmde burada burjuvaziyle uzalşıyordu. Ama, Bolşeviklerin talepleri, geniş yığınların talepleriyle örtüşüyordu.
Ekim Devrimi’nin öngünlerinde (Şubat 1917) başta olmak üzere, bolşevikler, kendiliğinden devrimci kitle hareketiyle sıkı bağlar kurmanın politik taktiklerini ürettiler. Ve kitleler üzerinde etkin olan menşevik ve sosyalist devrimcilerin kitleler üzerindeki nüfusunu altı ay içinde kırmasını bildiler.
Çünkü Bolşevikler, Menşeviklerin ve sosyalist devrimcilerin sınıf uzlaşmacı görüşlerini biliyorlardı. Oportünizmin etkisi kırılmadan devrimi başarmanın olanağını olmadığı açıktı. Ve tek bir partinin, gerçek komünist partisi olan bolşeviklerin önderliğinde devrimin gerçekleşmesi gerektiğini de biliyor ve buna göre mücadele ediyorlardı. Menşevikler vb.leri ile ortak bir cephe içinde sosyalist devrimi başarmanın mümkün olmadığını ve bunun devrimi imkansız hale getirmek olduğunu görüyorlardı. Çünkü, menşevik ve sosyalist-devrimciler, iktidarı burjuvaziye vermek istiyorlardı. Ve bütün bu partilerin derdi, burjuvaziyle birlikte olup sosyalist devrimi önelemekti. Kerensky bşkanlığındaki geçici hükümet döneminde yaptıklarıyla bunu kanıtladılar.
Bütün bunlardan dolayı, kitleler üzerinde etkin olan menşevik/sosyalist-devrimciler ve diğer burjuva partilerin politikalarının kitleler tarafından görülmesi ve bunun burjuva politikası olduğunun bilincine varılması, bolşevik partisinin diğer partilerden ayırıyordu. Burjuva ve onlarla uzlaşan küçük burjubva reformist partilerin tecrit edilmesi durumunda bolşeviklerin önderliğinde devrim başarıya ulaşabilirdi ve bolşevikler bu bilinçle hareket ettiler. Oportünist ve revizyonist küçük burjuva partiler ile belli bir yere kadar, burjuva demokratik devrim süreci içinde ortak hareket edilebilirdi. Ama, işçi sınıfının sosyalist devrimi sürecinde oportünizmin ve revizyonizmin yeri olamazdı. Bunlar, sosyalist devrimin önünde engeldiler.
devrim sürecinde izlenen taktikler
Lenin, Ekim Devrimi’nin dördüncü yılında yaptığı bir konuşmada, değişen koşullara uygun izledikleri taktikleri anlatıyor:
“... Biz devrimde çok gerekli bir başka sanatı, esnek olmak; değişen nesnel koşulları göz önünde bulundurarak, ereğimeize erişmek için, belli bir dönemde ne kadar eski, uygunsuz, geçilmez gibi görünürse görünsün, bir başka yol seçerek hızla, birdenbire taktik değiştirme sanatınıda hiç değilse belli bir noktaya kadar öğrendik.”2
Ekim Devrimi’nin zaferi, bolşeviklerin koşullara uygun taktik değiştirme sanatını iyi bildiklerini ortaya koydu.
Çarlığın iktidarda olduğu bir süreçte, Çarlığın ve Çarlık ile uzlaşan partilerin hedef alınması, mücadeleyi devrim lehine geliştirmenin ilk taktikleriydi. Sınıfsal çelişmenin odağında, emek-sermaye çelişmesinden çok, ezilen halklar ile feodal despotizmin temsilcisi çarlık ve bunun sınıfsal dayanağı burjuva gerici partiler vardı. Çarlıkla uzlaşmaya giden partilerin kitleler üzerindeki etkisi kırılmadan çarlığı devirmek ve devrimi ilerletmek olası değildi. Bolşeviklerin taktiği buydu. Nitekim, Bolşevikler çarlığa karşı mücadeleyi, çarlığın temel toplumsal dayanağı olan burjuva partilerine (liberal monarşist ve kadetler) yönelttiler.
Çarlığın yıkılmasının ardından ise, toplumsal çelişmenin odağına burjuvazi ile proletarya arasındaki (emek-sermaye) çelişmesi yerleşti. Bolşeviklerin esas hedefi burjuvazi olmasına karşın, burjuvaziyle uzlaşan küçük burjuva reformist partileri tecrit etmeden, bunların kitleler üzerindeki etkisini kırmadan, burjuvazi yıkılamazdı.
Burjuvazinin toplumsal dayanakları kimlerdi? Küçük burjuva yapılanma olarak menşevikler ve köylüler içindeki dayankları ise sosylist devrimcilerdi.
Stalin bunu şöyle açıklar:
“1. Pek yakında olacak olan devrimin harekete geçirilmesi döneminde, devrim düşmanlarının en tehlikeli toplumsal dayanağını uzlaştırıcı partiler oluşturur.
2. Bu partileri tecrit etmeden, düşmanı (çarlığı ya da burjuvaziyi) devirmek olanaksızdır.
3. Dolayısıyla, devrimin hazırlanması döneminde en önemli okların hedefi, bu partileri tecrit etmek, büyük emekçi kitleleri bu partilerden koparmaktır.”3
Stalin Ekim Devrimi’nin hazırlanması döneminin taktiğini ise şöyle açıklıyor:
“... Kadet partisi, uzlaştırıcı güç halinden, emperyalizmin yönetici bir gücü, egemen bir gücü haline gelmişti. Mücadele, artık çarlık ile halk arasında değil, burjuvazi ile proletarya arasındaydı. Bu dönemde, emperyalizmin en tehlikeli toplumsal dayanağı, demokratik küçük burjuva partilerden, sosyalist-devrimci ve menşevik partilerden oluşuyordu. Neden? Çünkü bu partiler o zaman uzlaştırıcı partilerdi, emperyalizmle emekçi kitleler arasında uzalştırıcı partilerdi.”4
O süreçte, Avrupa komünist partileri içinde öne çıkan bir çok “önder”, bolşeviklerin bu taktiğini, yani, menşevikleri ve sosyalist-devrimcileri kitlelerden teşhir-tecrit etme taktiklerini anlıyamıyor ve bunu “sekterizm” olarak değerlendirenler oluyordu. Hatta, bolşevikler içinde Kamenev ve Zinovyev gibi MK üyeleri de menşevik ve sosyalist-devrimcilerin tecrit edilmesi politikasına karşı çıkıyor ve uzalaşılmasını öneriyorlardı. Ve daha ileri giderek, Kerensky hükümetini yıkmanın yanlış politika olduğunu savunuyorlardı. Ama, Kerensky hükümetinin güçlü ortakları bu küçük burjuva partilerdi. Bu partiler, “sosyalizm” şiarı adı altında, işçi sınıfı önderliğinde sosyalist devrimin gerçekleşmesi önünde ciddi engellerdi ve bunlar kitlelerden tecrit edilmeden burjuvaziyi yıkmanın olasılığı yoktu. Çünkü bunlar, Rus burjuvazisinin ve uluslararası emperyalizmin politikasının egemen kılınması için çalışıyorlardı. İzledikleri politika, devrimi önleme ve burjuvazinin egemenliğini tesis etmeye yönelikti.
Sosyalist-devrimci Kerensky başkanlığında burjuva hükümetinin esas dayanağı menşevikler ve sosyalist devrimcilerdi. Bunlar destek vermese, Rus burjuvazisi bir saniye bile iktidarda kalamayacaktı. “Devrim” adına, işçi ve emekçileri brujuvazinin çıkarları için oyalıyor ve işçi sınıfının gerçek partisi bolşevikleri “alman ajanı” olarak suçluyorlardı. Oysa, tam da devrim günlerinde başta Fransız emperyalistleri olmak üzere uluslararası emperyalizm Rus burjuvazisinin düzene egemen olması için çaba harcıyordu. Menşevik ve sosyalist-devrimciler’de bunlarla işbirliği içindeydiler. Menşevik ve sosyalist-devrimcilerin kitlelerden tecrit edilmesine önem verilmesinin nedeni, kitlelerin önemli bir kesiminin bunların peşinden gitmesiydi. Devrim isteyen işçi ve köylüler, bu iki örgütü “sosyalist” olarak görüyor ve bunların kendilerini kurtaracaklarını sanıyorlardı. Bolşevikler, bunların gerçek sosyalist olmadığını, tersine burjuvaziyle uzlaşarak sosyalist devrimi boğmak istediklerini kitlelere kanıtlamak durumundaydılar.
Bu nedenle, Stalin;
“Sosyalist-devrimcilerin ve menşeviklerin tecrit edilmesi politikası tek doğru politika olarak görüldü” der.
bütün iktidara sovyetlere
Sovyetler (işçi konseyleri) ilk olarak 1905 ayaklanmaları sırasında Rusya’da kuruldu. Burada ömrü birkaç aylık süreyi kapsar. 1917 Şubat ayaklanmalarından sonra yeniden kuruldu, İşçi sovyetlerinin içinde köylüler de yer aldı. 1917 şubat’ından sonra ise askerlerde bu sovyetlerin içinde yer aldı. Ve sovyetler; işçi-köylü-asker lerin temsilcilerinin yer aldığı bir oluşum oldu. Sovyetler,devrim süreci boyunca işçi sınıfı ve emekçilerin örgütlendiği ve seslerinin güçlü bir şekilde duyurduğu siyasal yerler oldu ve süreç içinde ise burjuva devletinin karşısında yer alan işçilerin, köylülerin ve askerlerin iktidar organları oldular. Diğer bir söylemle, burjuva parlamentosunun karşısında yer alan devrimci bir parlamento da denebilir. Zaten ilk ortaya çıkışı da çar, feodal ve burjuva gericiliğin duma’sına karşı,işçi ve köylülerin (halkın) devrimci parlamentosu ve buna 1917 Şubat’ından sonra asker sovyetleri temsilcileri de eklenmiştir.
Başta işçiler olmak üzere ezilen kitleler, bu sovyetler sayesinde iktidarı burjuvazi ve gericilikten almasını, kendi devletlerini kurmasını ve yönetmesini öğrendiler.
Lenin, Sovyetlerin yaratılmasını, halkın dehası olarak değerlendirir.
“Eğer devrimci sınıfların yaratıcı dehası sovyetleri kurmasaydı, proleter devrim Rusya’da umutsuz bir duruma düşerdi; çünkü proletrya iktidarı, eski devlet aygıtıyla hiç kuşkusuz koruyamazdı ve yeni bir aygıt da bir çırpıda yaratılamaz.”5
Paris komünü, işçi sınıfının ilk deneyimi olmasına karşın, onun öğretisinin ışığında, Rus işçi sınıfı ve emekçilerinin sovyetleri yaratmaları, burjuvaziden iktidarı almakta kararlı oluşlarınında bir göstergesi olmuştur.
Bolşevikler, devrim sürecinde bir çok taktik izlemişler ve duruma göre anında siyasal taktiklerini değiştirmesini bilmişlerdir. Devrimci kitle hareketlerinin yükseldiği, burjuvazinin gerilediği dönemde, “iktidar sovyetlere” sloganını atarlarken, devrimci kitle hareketlerinin gerilediği, burjuvazi ve onunla uzlaşan revizyonist kesimlerin ileri çıktığı dönemde, “iktidar sovyetlere” slloganını atmamışlardır. Sovyetlerde menşevik ve sosyalist-devrimcilerin egemen olduğu Temmuz-Ağustos arasında, “iktidar sovyetlere” sloganından vaz geçilmiştir. Ancak bu dönemde, burjuvazi general Kornilow vasıtasıyla, devrimi boğmak için bir deneme yapmıştır. Tam böylesi bir dönemde ve peşinden bolşeviklere yönelik saldırının rattığı bir süreçte, bolşevikler geri adım (geri çekilme) atmişlardır. 1917 temmuz ayı bolşeviklerin yenilgisiyle sonuçlanmış, ancak, bolşeviklerin dönemin ruhuna uygun izlenen usta taktikleriyle iktidarda olanlar kısa sürede kitlelerin gözünde teşhir olmuşlar, devrimci kitle hareketleri gelişmiş ve bolşevikler yeniden atağa geçmişlerdir. Burjuvazinin, bolşeviklere yönelik son yoğun saldırısı, devrimi bir kaç aya ereteleyebilmiş, anacak devrimin kalıcı zaferini ve burjuvazi kendi yenilgisini öneleyememiştir.
Yani, kitle hareketleri tek bir düz rotada yürümemiş, devamlı (alçalma-yükselme şeklinde) zikzaklar ççizmiş ve bolşevikler, bu duruma uygun siyasal taktikler izlemişlerdir.
Burjuvalar ve bazı revizyonist kesimler, bolşeviklerin iktidarı barışçıl bir şekilde gelişen devrimin önünde engel oldu yönlü propaganda yaptıkları gibi, bolşeviklerin iktidarı barışçıl yolla almak istemedikleri propagandalarını da yapmışlardır.
Bütün bunlar yanlıştır. Bolşevikler, iktidarı barışçıl alma yolu varken bunu reddetmemişlerdir. Lenin, Kornilov’un yenilmesinden sonra, böyle bir ihtimalden söz eder.
“Sovyetlerin, şu anda (yeni tarihle 9-10 Ekim 1917, YK) sosyalist-devrimci ve menşevik önderlerden daha ileri gderek, devrimin barışçı yolla gelişmesini mi sağlayacakları, yoksa yeniden oldukları yerde hiçbir ilerleme göstermeyerek, proleter devrimi kaçınılmaz bir duruma mı getirecekleri bilinemez.
Bunu bilmek olanaksız.
Devrimin barışçıl gelişmesine ‘son’ bir şans sağlamak için elden gelen herşeyin yapılmasına yardımcı olmak, programımızı ortaya koyarak, onun ulusal niteliğini, halkın engin çoğunluğunun çıkar ve isteklerine eksiksiz uygunluğunu açıklayarak bu işe yardım etmek bize düşüyor”6
Devrim barışçıl gelişmedi. Menşevikler ve sosyalist-devrimciler burjuvaziyle ele ele vererek, devrimin boğulması için gerici ve karşı-devrişmci bir çaba içine girdiler. Bolşeviklere düşen görevi, proleter ayaklanmayı tam zamanında başlatarak kitlelerin devrim isteğini yerine getirmek oldu. Ayaklanmanın ertelenmesi, geciktirilmesi, o süreçte, devrimin kayıp edilmesi olacaktı. Buda işçi ve emekçilere ihanet demekti. Bolşevikler, işçi ve emekçilere ihanet etmek için kurulmuş bir parti değil, tam terisine, burjuvaziyi yıkıp sosyalizmi kurmak için kurulmuş, işçi sınıfının öncü partisiydi.
Rus burjuvazisinin ve revizyoniistlerin son kozu Kornilow’un yenilmesiyle birlikte, artık iktidar sovyetlere sloganını atma zamanı gelmişti. Menşevik ve sosyalist-devrimcilerin düzen yanlısı ve uzlaşıcı politikaları, emperyalist savaşı devam ettirmeleri, onları kitlelerin çıkarları ile karşı karşıya getirdi ve sovyetlerde çoğunluğu kaybettiler. Bolşevikler sovyetlerde çoğunluğu ele geçirdi. Bolşeviklerin programı kitlelerin çıkarlarıyla uyum içinde ve onların istemlerini içeriyordu. İşte böylesi bir durmda, “İktidar sovyetlere” sloganı atıldı ve yeni bir sürece, devrimci kitle hareketini iktidarı almaya yöneltmenin zamanıydı. Artık her şey olgunlaşmış ve proleter devrim kaçınılmaz hale gelmişti. Buradan geri adım atmak devrime ve proleteryaya ihanetti. Bolşevikler bu süreçten sonra 25 Ekim’de ( miladi takvimle 7 Kasım) ayaklanma kararını alması da kaçınılmaz oldu.
Böylece, uluslararası proleteryanın Rusya kolu, tarihte ilk defa sosyalist devrimi başarmış ve dünya paroletryasına, ezilen halklara ve ezilen uluslara yeni bir dönemi, kurtuluş dönemini başlatmış oldu ve kapitalizm ve emperyalizm için ise, yenilgiler sürecini başlattı. Ekim Devrimi aynı zamnda, yeni bir çağ başlattı. Emperyalizm ve proloter devrimler çağını!
Devam edecek
Son Haberler
Sayfalar
’’Yüce Türk ulusu adına' Tecavüz:Leyla Poyraz
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mahkemelerinde kararlar açıklanırken, ”YÜCE TÜRK ULUSU ADINA…’’ başlığını kullanılır, ’’Yüce Türk adaletinin savunucusu’’ yargıçlarca… Onlar bu kararları alırken, ’’yüce Türk ulusu adaletinin’’ onlara verdiği yetkilere dayanarak bazı indirimler yaparlar. İşte bu ’’yüce Türk ulusu adına’’ yapılan bazı indirimler şunlardır:
Kadın programında ’’babam bana tecavüz etti’’ diyen kızını öldürenin, ’’babasını kamuoyunda mahcup etti’’ indirimi.
Eşini katledenin , ’’kot giyiyordu, piercing takıyordu, çantasında doğum kontrol hapı buldum’’ indirimi.
Burjuvazi insanlığı pazarda tüketmiş
Her gün bir kadın öldürülüyor. Sokak ortasında. Gözlerimizin önünde.
Gülüşleri karatılıyor insanlığımızın.
Bir işçi katlediliyor, sömürü atölyelerinde
Bir ulus, egemen ulus tarafından yok sayılıyor. Üzerine bombalar yağdırılıyor.
Dilinden ve ulusal kimliğinden dolayı insanlar öldürülüyor.
Dininden dolayı insanlar boğazlanıyor. Yok ediliyor, soykırım yapılıyor.
Etrafı 8 metre yüksekliğinde duvarların içine hapsediliyor.
Yoksullar, denizin ortalarında boğuluyor. Çalınan aşlarına ulaşabilmek için.
Ülkeler yağmalanıyor.
Hrant, “nefret suçları” ve “zehirli kan” üzerine [1]
“Bizi gömmeye çalıştılar, tohum olduğumuzu bilmeden…”[2]
Biraz şu mahut “zehirli kan” meselesinden bahsedelim mi?
Ahparik Hrant katledileli sekiz yıl oldu… Onu Agos’un önünden Balıklı Ermeni Mezarlığı’na uzanan son yolculuğunda yüzbinlerle uğurlayalı sekiz yıl geçti…
Hangi Sınıftan Yanasınız?
Sinfli Toplumlar Tarihi Sinifli Toplumlar Tarihidir-1
SSCP ve CKP tarihini Amerikan Horror hikayelerinden, Trockist efsanelerden ogrenmeye kalktiginizda, bulacaginiz tek sey Gulyabani masallaridir.
Tarih de ideolojinin bir konusudur; ona nerden, hangi sinifin penceresinden baktiginiza gore elinizde bir tarih algisi olusur...
Sinifli toplumlarda sinifsiz gercek yoktur!
Tarihi incelerken tarihin hep iki boyutu oldugunu gorursunuz. Bu sinifli toplumlar icin tipik bir durumdur. Ve ayni zamanda yasamin dialektigi karsitlarin birligidir.
Ermeni soykırımını tarihçiler belirlesin yalanı :Furkan Çay
Soykırım konusu Türkiye’de tabu haline gelmişken devletlü takımının bu konu hakkındaki açıklamaları, soykırımı inkarını kemikleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan yine soykırımı konusunu tarihçilere bırakmak gerektiğinden bahsetti ve soykırımı konusunda TC devletinin resmi soykırımı tezinden bir adım öteye gidemedi. Sanki yaşamımızı belirleyen bütün gerçeklikleri bugüne kadar hep tarihçilerden öğrenmişiz gibi.
Cumhurbaşkanı’nın arşivleri tarihçilere açmaya hazırız sözleri hiç inandırıcı değildir.
Seçim sonuçları: şantajlara rağmen halk sistemin bekçilerine sırt çevirdi*
Siyaset temsilcilerinin yeniden biçimlenmesi nasıl olursa olsun, 25 Ocak seçimlerinde ortaya çıkan olgu şudur: Jean-Claude Juncker'in (AB Komisyonu başkanı çn.) ülkemizde ki temsilcileri, bütün çabalarına rağmen halkımız tarafından seçilmeyerek, köşeye sıkışmasalar bile ağır bir yenilgi yaşamışlardır.
"Türkiye 2015'i en az hasarla atlatmaya çalışıyor" Taner Akçam
Taner Akçam'la Ankara'nın 2015 yaklaşırken izlediği politikaları, Türkiye'de soykırımın tanınmasının nasıl anlaşıldığını ve bu konuda izlenebilecek modelleri konuştuk. Akçam'a göre Türkiye'de adaletsizliğin giderilmesi, suçun kabul edilerek tazminat ödenmesi gibi konulardan kasıtlı ve bilinçli olarak bir kaçma söz konusu.
REPAIR: Ermeni soykırımıyla ilgili çalısmaya sizi ne yöneltti ? Bir adaletsizlik olarak mı gördünüz ?
Egemenlerin halifesi olmaktansa ezilenlerin sahabesi olmak devrimcidir
Özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde İslami direniş hareketlerinin yükselişiyle birlikte, İslam’ın ideolojisi bölgelerde giderek yayılıyor. Bu yükseliş hâkim sınıf sözcülerince terör faaliyeti olarak ilan edilip dar anlamda İslam ideolojisinin karşısında önlem almak arayışının politikasıdır. Bu aynı zamanda orta sınıfa da yansıyan ve onlarda dile “İslam’ın aşırı ucu” ya da “radikalizm” şeklinde tanımlanıyor. Bu tanımlamalar özellikle ılımlı İslam’ın reformist anlayışını Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde egemen dil anlayışının yaygınlığını oluşturuyor.
Kobanê’de Partizanca Direnişin İzinden…
Ortadoğu’da, emperyalistler ve onların işbirlikçi, uşağı hükümetler ile onların güdümündeki çeteler tarafından işgal edilen, özgürlük ve geleceği tutsak alınmaya çalışılan Kobanê, 134 günlük kahramanca bir direniş sonucunda özgürlüğüne kavuştu.
Kobanê, Rojava’da Kürt halkının kendi yönetimlerini inşa etmesi, öz örgütlülüklerini kurmasıyla birlikte ortaya çıkarmaya başladığı, filizlenerek büyümeye başlayan kazanımlarına yönelik kuşatma ve saldırıların kilitlendiği noktaydı.
Ah.. Cancağızım Kürtler ah..
Kürtler yüzde on barajı asacaklarmış.
Toplumun ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak.
Ah.. cancağızım Kürtler ah...
Bari ilerici demokrat kesimlerin desteğini de alarak manipülasyonlarla da insanların zihinlerine kazınmış yenilmez görüken sisteme olan inancı taru duman edeceğinize inanıyorsunuz bu inancınızın doğru olup olmadığını belediye seçimlerini kaybeden Ferhat Tunç' a sorsaydınız.
Ah cancağızım Kürtler ah..
Kürtler yüzde onluk barajı aşamasalar da her şeye hazırlarmış.
Ya... akp' nin 310' nu aşamamasına hazırlar mı ?
Soykırımın 100. Yılında Bir Özür Borcumuz! Fusun Erdoğan
Ermeni meselesinde tutarlı bir tavır ortaya koyamamak, Türkiye devrimci hareketinin önemli zaaflarından biri olagelmiştir.
Bu zaaf devrimci ve sosyalistlerin değişik zamanlarda Ermeni halkına yapılan soykırım ya da tarihsel adaletsizlikler, haksızlıklar karşısında da, doğru tutum almasını önlemiştir.
Soykırımın 100. yıldönümü yaklaşırken, geçmişle yüzleşme ve hesaplaşmanın tartışıldığı bu süreçte, Türkiye ilerici, devrimci, sosyalist hareketinin bu zaafıyla yüzleşmesi önemli bir görev olarak varlığını sürdürüyor.