Duyulmak istenmeyen büyük çığlık: Mültecilik!
Savaş denince insanın aklına gelen ilk şey ölümdür, vahşettir, işkencedir, tecavüzdür, açlıktır, yoksulluk ve açlıktır. Ölümlerden kaçma adına, umutsuzluk içerisinde ölüme umut diye koşmaktır, Savaşlar yalnızca insanları öldürmekle kalmazlar. Kendi dışında evrende yaşayan tüm canlıları da yok eder, yakar - yıkar. Atılan bombalar, toplar, füzeler, kimyasal silahlarla evrende yaşayan bütün canlıların doğal yaşam alanları, hakları yok edilir, ortadan kalkar.
Peki savaşı kimler çıkarmakta, kimler savaşlarda zarar görmekte ve savaşlar kimlere yaramaktadır?
Bütün zamanlarda çıkarılan savaşlarda egemen mülk sahipleri egemenliklerini, mülksüzlerden korumak için devlet kurmuşlardır. Mülk edinme egemenliği, insanlar arasında farklılaşmayı da beraberinde getirdi. İnsanları mülk sahibi ve mülksüzler olarak iki sınıfa, iki kutba böldü. Mülk sahipleri mülksüzler üzerinden rant sağlamak, egemenliklerini sürdürebilmek için devlet kurdular. Kurulan devlet yalnızca ve yalnızca mülk sahiplerinin egemenliğini, varlığını korumak, daha fazla variyet sahibi olmalarını, topraklarını daha çok genişleterek kölelik yasaları çıkardılar. Bu azınlık mülk sahiplerinin, çoğunluk mülksüz insanlar üzerinde egemenliğini sağlamak, kölelik düzenini garanti altına almaktı. Bunun adı devletti.
O günden günümüze mülk sahipleriyle mülksüzler arasında bir sınıf farklılığı, sınıf mücadelesi egemenlik savaşı başlamıştır. Çünkü egemen mülk sahipleri egemenliğini korumak, mülklerine -topraklarına toprak katmak, zenginliklerine -zenginlik katmak için savaşlar çıkarmakta, mülksüz insanları, yoksulları savaşlara sürmekte, evren üzerindeki insanlığa ait değerleri pervasızca paylaşmaktadırlar. Günümüzde yaşanan savaşların geçmişten hiçbir farkı yoktur. Biz bu savaşlara gerici savaşlar demekteyiz. Bu savaşların en amansız, zulmünü yoksul ezilen emekçi halklarımız çekmektedir.
Günümüzde bu gerici savaşlara karşı, özel mülk sistemine karşı, haksızlığa, sömürüye karşı yani, gerici haksız çıkar savaşlarına karşı halkların kardeşliğini, halkların bağımsızlığını, özgürlüğünü savunan mücadele eden, haksız gerici savaşları son bulması için haklı savaş yürüten bütün emeği temsil eden güçler var. Bu emek güçlerinin yürüttüğü savaş haklı, meşru mutlak gerekli var olma yok olma savaşıdır. Bu haklı savaşlar yürütülmeden insanlık üzerine kara bulut gibi çöken haksız savaşları, emperyalist sermayeyi, ortadan kaldırmadan insanlığın eşitliğinden, özgürlüğünden kardeşliğinden bahsedemeyiz. Hiçbir savaşı önleyemeyiz, o nedenle hakların kardeşliğini, birlikte barışını sağlamak istiyorsak haklı savaşların yanında safımızı belirlemeliyiz.
Şunu önemle belirtmeliyim ki; öncelikle İşçiler, emekçiler, devrimciler, komünistler ve dünya halkları her tür savaşa karşıdır. Dünya halklarının birlikte, kardeşçe üretimden, üleşimden -paylaşımdan yanadırlar. İnsanın insana zulmüne asla müsaade etmezler, zulüm eden her kim olursa olsun karşı çıkar ve zulme karşı verilen savaşın meşruluğunu ve haklılığını savunurlar. Komünistler gerçek barışın ancak ve ancak var olan emperyalist sömürü sisteminin ortadan kalkmasıyla gerçekleşeceğini bilir, bu bilinçle hareket ederek mücadeleye uzun soluklu bakarlar. Gerici savaşları emperyalist devletler, onların ırkçı faşist uşak devletleri başlattılar, bugün de en vahşi şekliyle devam etmektedir. Bu sebeple öncelikle emperyalist -kapitalist sömürü sisteminin son bulmadan savaşların, ölümlerin, vahşetin ve bugün milyonların çığlığı olarak yankılan feryadı -figanların son bulmasının mümkünü yoktur. Irak' ta, Suriye 'de, Afganistan 'da Afrika’da, Asya’da kısacası dünyanın dört bir yanında Mülteciler akın akın yurtlarını, topraklarını, evlerini zoraki terk ediyorlar. Kendilerine yeniden yaşama tutunmak için, ölüme yaşam umudu olarak koşuyorlar. Büyük insanlık ise yaşanan bu akıl almaz vahşete, çığlığa alışık bir duyarsızlıkla bakmaktadır. Ne zamandan bu yana insanlık bu kadar nankörleşti.
Milyonlarca yoksul insanın, kadın, çocuk ve yaşlıların insanlık dışı ölümlerine şahit oluyoruz. Yine milyonlarca yoksul, kimsesiz insanın hayatlarını kurtarmak için, yeni bir ölüm yolu olan mülteciliğe, sürgün ölümlerine kucak açtığını büyük bir trajedi olarak yaşamaktayız. Kulaklarımız bu büyük insanlık ayıbına karşı sağır, gözlerimiz kör, diller lal, kalemlerimiz kırık. Utanılacak bir durumla karşı karşıyayız.
Son yıllarda Irak’ta, Suriye’de, Ortadoğu’da Kürtler, Araplar, Ezidiler, Aleviler ve Gayri Müslümler ve Şiaların yaşadıkları acılar sözlerle ifade edilir gibi değil. Kendi ülkelerinde yaşadıkları vahşet yetmezmiş gibi, sığındıkları ülkelerde karşılaştıkları acılar ve çektikleri zulüm kaçmak zorunda kaldıkları ülkelerini aratır durumdadır. Aşağılanmadıkları, hakaret edilmedikleri, ırkçılar tarafından her gün, her saat ölümle tehdit edildikleri, beri taraftan ABD’nin, AB’nin, İsrail ve Türkiye'nin ve hepsinin ortak buluştuğu NATO’nun örgütleyip eğittiği, silahlandırdığı piyasaya sürdüğü IŞİD, ELNÜSRA, ÖSO gibi radikal dinci cani -katil örgütlerin insanlık dışı katliamlarına, tehditlerine, zulmüne maruz kalmaktadırlar.
Savaştan kaçıp yaşama umutsuzca tutunanların Türkiye’de Yunanistan’da, İspanya 'da, İtalya 'da, Makedonya 'da, Bulgaristan’da, Almanya’da ve Avrupa'da yaşadıkları zulüm anlatılır gibi değil, yenilir içilir değil. Yükselen çığlıkların asıl sorumlusu olan emperyalist devletler ve onların faşist diktatör devletleri günah çıkarırcasına topu birbirine atmakta, kendi suçlarını örtmek için, kendi yarattıkları katil örgütleri suçlu göstermekte, kapı önü köpekleri misali efendiler tarafından bazen dövülüp -sövülmekte, bazen ise saldır komutu verilmektedir. Bu artık her yönlü açığa çıkmış, herkese aşikâr hale gelmiştir. Asıl suçluların teşhir edilmesi, mültecilere kayıtsız koşulsuz kapıların açılması, her türlü insani haklardan yararlanılması, savaşın baş suçluları olarak yarattıkları bu acı ve zulmün bedelini ödemeleri gerektiği noktasında bütün devrimciler, ilericiler, aydınlar devrimci örgütler ve sivil toplum kuruluşları, insan hakları savunucuları, uluslararası hümanist kuruluşlar bu devasa dünyanın büyük sorununa sahip çıkmalıyız.
Avrupa Sürgünler Meclisi üstüne düşen görevleri yerine getirmek için kolları sıvamalı, kısık ses çıkarma yerine aktifleşmelidir. Tüm Güçbirliği bileşenleri gelecekte daha da büyük sorunların doğuşuna şimdiden hazırlıklı olmalıdır.
Son Haberler
Sayfalar
TKP-ML Ortadoğu Parti Komitesi;Ölümsüzlüğünün 2. yılında daha fazla savaş, daha fazla “Ozanyanlaş”
Partimiz TKP-ML’nin üyesi, ordumuz TİKKO’nun Rojava Komutanı Nubar Ozanyan yoldaşı ölümsüzlüğünün ikinci yılında ideallerine ve savaş kararlılığına bağlı kalacağımız sözümüzü yineleyerek anıyoruz.
‘’Hataları Savunmak, Onları Büyütmek’’ Kendimizi ise Küçültmektir
Eleştiri konusu yapılacak ve haklı eleştiriyi gerektirecek yığınca sorundan, zayıflıktan, hatadan ve yanlıştan bahsedilebilir. Bunların abartılı, kaba ve ilkesel biçimleri hoşgörüyle geçiştirilemezler. Ancak, hoşgörüyle karşılanabilecek olanları da mutlaka belirgin bir miktarı oluşturur. Bu ayrımı yapmak, metot sorunudur. Gereklidir. Hem ciddi muhtevada ve hem de daha az ciddi muhtevada bir dizi sorunun istisnasız olarak coğrafyamız devrimci hareketin tümünde olduğu iddia edilebilir.
ԲարեւՆուպարՃան Merhaba Nubar Can…
Aradan geçen iki yıl zarfında zamansız bir anda aramızdan ayrılmanı hiç beklemiyorduk.
Ve hiç de kabullenmedik. Dostların, arkadaşların, yoldaşların tüm yakınların arasında şok etkisi yarattı. Yıkıldık, kaldık…
Rojava’dan Başur’a, Bakur’danYerevan’a kadar ne kadar da sevenin-soranın olduğunu bizi bırakıp gittikten sonra anladık, yaşadık ve gördük. Mütevazilik, çıkarsız davaya bağlı kalmanın, alçak gönüllü ve mert bir Partizan olmanın yarattığı sevgi seline bizi bırakıp gittikten sonra tanık olduk…
TKP-ML Komünist Kadınlar Birliği: “Bu düzen değişecek, onu biz değiştireceğiz!”
Çeşitli milliyet ve inançlardan Türkiye halkına yönelik giderek tırmanan faşist saldırganlık, 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Cuntası dönemiyle kıyaslanabilecek boyutlardadır. Gözaltı ve tutuklamalar, ajanlaştırma-işbirlikçilik dayatmaları, uzun süreli gözaltılar ve gözaltında işkence vakaları, güvencesiz ve esnek çalışma koşulları, işten atmalar, grev yasaklamaları, hız kesmeyen OHAL ardılı uygulamalar vb. politikalar dikkate alınırsa bu kıyasta bir doğruluk payı da vardır. Bu tablo aynı zamanda Türk hakim sınıflarının yönetememe krizinin derinleştiğini de göstermektedir.
Rojava’ya Yönelik İşgal Saldırılarına Karşı Koyalım!
TC devletinin son hamleleriyle gerek Irak Kürdistanı ve gerekse de Suriye Kürdistanı (Rojava) genel olarak Kuzey ve Doğu Suriye, yeni çatışma riskleriyle karşı karşıya.
TC devletinin, Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi’yle işbirliği içinde Irak Kürdistanı’na yönelik gerçekleştirdiği işgal harekatı devam ederken, aynı anda Rojava sınırına yapılan askeri yığınak da dikkat çekiyor.
Şengal Jenosidi: Ezdi kızlar, Baba Şêx’in fetvasıyla Laleş’e döndü
IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Ezdilerin yurdu Şengal’e saldırmasıyla Ezdi Kürtler dünyanın gözü önünde tarihin en büyük soykırımlarından birini yaşadı. IŞİD’in saldırılarıyla 73. Kez soykırıma uğrayan Ezdiler, Arap komşu ve kirveleri tarafından da ‘Kafir’ ve ‘düşman olarak ilan edildiler. Soykırımdan kurtulan Ezdi Kürtlerinin anlatımına göre, birlikte yaşadıkları Arap komşuları, köy okullarından megafonla ‘Katli vaciptir’ çağrılarında bulundu.
3 Ağustos 2014 Ezidi Soykırımı! -Dursun Ali Küçük
Bu kaçıncı uygulanan soykırım fermanı?
Sömürgeci devletler ve İslam ne çok kırdı Ezidileri..
O kadar kırıldı ki, bu gün Ezidilerin çoğu Kürdistan'ın dışında sürgün..
Ezidi Kürt Aydını Kerem Ankusi: "atalarımız inançlarını bırakmadıkları için Kürdistan dan çıkarıldılar ve buralara kadar geldik". diyordu.
Ülkemizden soykırım ve sürgün ile kovulmakla da yok olmayla yüzyüzeyiz diyordu...
Savaş Partisi-Savaşçı Parti
Proletarya Partisi, kırk yedi yıllık mücadele tarihi boyunca izlemiş olduğu silahlı mücadele çizgisi doğrultusunda sınıf mücadelesinin haznesine hatırı sayılır bir birikim ve tecrübe kazandırmıştır. Merkezine silahlı mücadelenin oturduğu bir siyasal zeminde doğmuş, serpilip gelişmiş, büyümüştür.
Bu haliyle sınıf mücadelesinde defalarca kez geriye düşse de, içerden ve dışardan aldığı darbelerle savaşçı karakteri yok edilmeye çalışılsa da, ayağa doğrulmasını bilmiş; silahlı mücadele hattından taviz vermeyerek yoluna devam etmiştir.
S-400’lerin Ekonomik-Politik Yüzü
Türk devletinin Rusya’dan S-400 savunma sistemini alması, bir çok yeni tartışmayı da beraberinde getirdi. S-400’ler ülkeye gelene kadar, “ülkeye gelmez” diyenler elbette yanılıyorlardı.
S-400’ler konusunda burjuva kesimler içinde de iki eğilim var. Biri NATO içinde kalınması ve Rusya’dan alınan silahlardan vazgeçilmesi. Bu görüş daha çok AB ve ABD yanlısı güçler ve liberal burjuva aydın kesimler savunuyor.
TKP-ML TİKKO güçlerinin Siyasi Komiseri:Rojava Devrimi 7 yaşında:Kazanan ezilen halklar ve devrimciler olacaktır!
“Şu anda Rojava toprakları ve devrimi, faşist TC devletinin ve DAİŞ çetelerinin ciddi saldırı ve işgal tehdidi altındadır.
AKP’de Çürüme ve Çözülme, Yolun Sonu Görünüyor!
Düzen cephesinde, siyaset sahnesi 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinin yarattığı sonuçların yüküyle, şiddetli çatışmalara ve yeni gelişmelere gebe durumda.
Açık ki söz konusu iki seçim, 2002’den bu yana merkezinde AKP’nin yer aldığı düzen partileri arenasında, artık dengenin temelinden değişmeye başladığını, en azından bunun için uygun siyasal ve toplumsal koşulların oluştuğunu gösteriyor.
Comment form