Dersim'in Asırlık Asi kadını Şah Senem Cihan Ana'yı Kaybettik!
Dersimli Alevi bir Kürt kadını olmanın tüm özelliklerini, Ovacık’ın, Munzur Dağlarının ve Munzur Suyunun bütün asiliği, isyankârlığı ve dik duruşunu Senem ana da görüyor, kararlı otoriter tavırlarına hayranlık besliyordum. Aynı zamanda Senem Ana geleneksel bir aşiret kadınıydı. Asırlardır Dersim’de süre gelmiş tüm geleneksel özellikleri taşımakla birlikte, “Kadın-Erkek” ayrımını takmayan, deyim yerindeyse Ev yönetimi başta olmak üzere, Aileyi yöneten, içeride ve dışarıda karar almalarda belirleyici olmaktaydı. Ağa Amcayla kıyasladığımda, Senem Ana otoriter, sert, bir şeye karar verdiğinde geri adım atmayan, inatçı özellikler taşımaktaydı. Onun aksine Ağa Amca oldukça sakin, olgun, sabırlı, esprileriyle ortamı yumuşatan, sıklıkla da 'sen onun sertliğine bakma, yüreği tertemiz, sevgi doludur' derdi. Ayrıca: 'Şah Senemin haksızlığa tahammülünün olmadığını’ eklerdi peşinden.
Şah Senem Ana neredeyse bir asra yakın yaşamında neler görmüştü neler… Dersim Katliamını genç bir kız olarak yaşamış, görmüş, tanık olmuştu. Dersin 38’de toplu katliamlara, çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden Çemişgözek’den Hozat’a, Amutga’ya, Uzun Tarlaya, Zoğar’a, Tağar’a, Dereköy’e, Karaoğlan’a, Sarıoğlan’a, Tanzi’ye, Kozluca’ya, Aslandoğmuş’a, Hülükuşağı’na, Pardi’ye, Yeşilyazı’ya, ordan Mercan’a uzanan sürgünlerin, yıkımın, soykırımın canlı tanığıdır. Geleneksel Dersim kültürünü, Aleviliğin inanç ve yaşam tarzını, Alevilikte Kadının rolünü, etkinliğini, yönetme, sorumluluk alma, yaşamı çekip çevirme konusunda erkekten daha etkin olma vasıfları taşımaktaydı. Şah Senem Ana’nın bu duruşu bizim de hoşumuza gidiyordu ve övünüyorduk. Tabi ki bunun yanında feodal kültürün de etkisiyle yanlışlarda yapmaktaydı. Şah Senem Ana’yı burada anlatmamın mümkünü yoktur. İleriki zamanda Şah Senem Ana’yı daha detaylı anlatmayı isterim.
Burada Şah Senem Ana’yla yaşadığım ama asla ve asla da unutamayacağım bir anımı anlatacağım:
Ben 1978 itibarıyla Şah Senem Ana’yı ve Ağa Amcayı tanıyordum. Abartısız şunu söyleyebilirim ki, benim de annem ve babam olmuştular. Yakınlığımız o derecede ileri ve bir sevgi bağıyla bağlıydı. O günden bu güne bu sevgi bağı bende her daim yaşadı. Yanılmıyorsam onlarda da öyleydi.
12 Eylül faşizminin en karanlık dönemlerini yaşıyoruz. Süleyman yoldaş ben ve birçok yoldaş sık sık Şah Senem Ana’nın evine uğruyoruz. Fakat ben diğer yoldaşlara kıyasla daha çok Şah Senem Ana’ya uğramaktaydım. Dört yıla yakın sürekli uğruyorum, kalıyorum ve Süleyman’dan haberler veriyordum. Son zamanlarda askeri faşist operasyonlar Dersim’de artarak devam ediyordu. Sanırım Süleyman yoldaşla en son temmuz ayı başlarında Şah Senem Ana’ya gittik. Yanımızda Ali Haydar (Topo), Hasan Hayri, Mehmet Çetin vardı. Bu yoldaşları da tanır, onlarla sohbet ederdi ama benimle Şah Senem Ana arasındaki ilişki çok daha başkaydı, bir annenin evladını sımsıcak bağrına basması gibi, o sıcaklığı verebilmesi, benim de o sıcaklığı karşılıklı alıyor olmamdandı. Aramızda böyle bir derin sevgi Munzur Dağı kadar erişilmez, Munzur suyu kadar da duru, temiz ve güven taşımaktaydı.
Evde oturmuşuz kahvaltı yapıyoruz, sohbet ediyoruz, Ağa Amca’yla bazen tavla oynuyoruz. Şah Senem Ana odaya geldi, beni yanına çağırdı. “Oğlum Osman şimdi siz artık bir yere gitmiyorsunuz değil mi?” dedi, “ burada kalıyorsunuz? Sen de benim çocuğumsun. Süleyman’ı da yanına al, bırakma gitsin. Buralar daha güvenli, biz size bakarız, yardım ederiz.”
Partimizin de kararı Yönetimin merkezi olarak Dersim’e yerleşmesi, bütün çalışmalarını buradan koordine etmesiydi. Ben bundan yola çıkarak -Süleyman yoldaş da dâhil- hepimizin burada (DERSİM’DE) kalacağımızı kendisine söyledim.
Şah Senem Ana’yla her görüşmemizde Süleyman yoldaşın yanında bana şöyle derdi hep: “Oğlum Osman, Süleyman’ım sana emanet. Sakın ola ki onu bırakmayasın, onu iyi koru, iyi bak. Önce Xızır’a sonra sana emanet ediyorum.” Bende hemen Şah Senem Ana’nın dediklerini doğrular emaneti sahiplenirdim. Süleyman yoldaş ise; 'yav Koro yoldaş artık evimizde de sana emanet ediliyoruz, ne iştir bu? Şah Senem Ana kolay kolay herkse güvenmez. Bunu nasıl başardın anlatır mısın? “
“Sırdır anlatamam…” derdim. Şah Senem Ana’nın Süleyman’ı son görüşüydü bu. Süleyman yoldaş gitti ve bir daha geri dönmedi!
Gitmemesi gereken Süleyman Cihan yoldaş, “çok önemli bir görüşme için İstanbul’a gidiyorum” dedi. Aramızda çıkan tartışmaya karşın yetkisini kullanarak gitti yine de. Bu benim de Süleyman yoldaşı son görüşümdü. Bir hafta içerisinde dönerim dedi ama geri dönmemişti işte! Bu ara partimize yönelik operasyonlar İstanbul’da yoğunlaşarak devam ediyordu. İstanbul’da yönetici yoldaşların da içinde olduğu yakalanmaların duyumunu alıyorduk. Süleyman yoldaşla giden iki yoldaş belli bir süre sonra Dersim’e geri döndüklerinde, Süleyman yoldaşın gelemediğini, biletini iptal ederek bir süre daha İstanbul’da kalmaya karar verdiğini, aralarında sert tartışmaların geçtiğini, buna rağmen Süleyman’ı ikna edemediklerini açıkladılar.
Aylardan ağustostu, kara haber erken ulaşırmış ' misali,' Süleyman’ın yakalandığını duyum aldık. Tabi ki bu bizim için çok ağır bir darbeydi. Beklemediğimiz anda faşizm telafisi mümkün olmayan bir darbeyi vurmuştu partimize. Şok yaşıyorduk, beri yandansa toparlanmaya, yeni önlemler, tedbirler almaya başlamıştık. (Bu konuyu daha sonra geniş detaylarıyla anlatacağım.)
Şah Senem Ana Süleyman’ın yakalandığını duymuş, sürekli beni soruyor, yanına çağırarak konuşmak istiyordu. Ağustos ayının ortaları veya sonları, ya da Eylül 1981’in başları olacaktı, bir grup yoldaşımla birlikte Şah Senem Anaya gerekli tedbirlerimizi alarak gitmeye karar verdik. Çok zor şart ve koşullarda yaşıyorduk. Kayıp vermemeye, güçlerimizi korumaya çalışıyorduk. Ama mutlaka Şah Senem Ana’ya gidecektik ve gittik. Şah Senem Ana’yı bende bir ayı aşkın süredir görmüyordum. Kendisini, nasihatlerini, sevgisini özlemiştim. Hem Süleyman’ın yakalanması (işkencede öldürülmesi)hepimiz için çok mu çok ağırdı, hem de gelebilecek tepkileri tahmin edebiliyordum.
Hülük Uşağına vardığımızda girişteki ilk ev Şah Senem Ana’nın konağıydı. İki katlı, büyük, genişçe bir evdi. Köye vardığımızda bütün köy bizi bekliyormuşçasına evlerinden dışarı çıktılar. Şah Senem Ana kapıyı açıp merdivenleri inmeden bizi görünce, önce bir şaşkınlık, sessizlik ve ardından beklemediğim, beklemediğimiz bir feryadı figanla bana doğru koşarak geldi. İsyan ve sitem ediyordu. Yoldaşlarım da ben de şaşkındık. Yoldaşlarıma sakin olmalarını, yalnızca anayı dinlemelerini ve sessizliklerini korumalarını istedim.
Şah Senem Ana bana doğru hızla geldi, yakama yapıştı. Ben ise ne yapacağımı şaşırmıştım. Ağzım kilitlenmişti, açılmıyordu. Şah Senem Ana yaşadığı bütün acılara isyan edercesine bir taraftan iki eliyle göğsüme vuruyor, beri taraftan da acısını biraz dindirmek için kafasını göğsüme koyarak ana sıcaklığını bana hissettiriyordu. Şah Senem Ana’nın bana dokunuşu, bir anne sıcaklığında bana güç ve güven veriyordu. Aynı zamanda büyük bir acı ve ıstırap da yaşatıyordu.
Hülük Uşağı’nda köy halkı bizi izliyor, onlar da acılarımızı paylaşıyor ağlıyor ve Şah Senem Ana’nın isyanına katılıyordu. Ben ve yoldaşlarım ağlamamak için bütün irademizi kullanıyorduk. Ama nafile bir direnişti. En acı olanı da sessiz ve gizli ağlamaktı. İçimiz kan ağlıyordu, aslında bizde ağlıyorduk ama bunu açıkça hissettirmemeye çalışıyorduk. Şimdi düşünüyorum da ağlamamız kadar doğal bir şey yoktu. Çünkü bütün acıları, zorlukları, yoldaşlarımızı işkencelerde, gözaltında, kahpe pusularda, sokak ortasında yargısız infazlarda, dağlarda, onurluca direnişlerde, zindanlarda analarımızla birlikte yitiren bizlerdik. En çok ağlaması, isyan etmesi gereken bizler olmamıza rağmen, acıyı bal eyleyerek gözyaşlarımızı yüreğimizin derinliklerine akıtıyorduk. Bu bizim en doğal hakkımızdı. Analarımız görmesin, üzülmesinler diye gözyaşlarımızı hep gizlemeye çalıştık.
Şah Senem Ana’nın isyanı sözlü siteme dönüşmüştü. İsyanını bağırarak, vurarak, sarılıp ağlayarak dile getiriyordu.
Ve yarı Dersimce yarı Türkçe, “oğlum Osman, Süleyman’ımı ben sana emanet ettim, neden emanete sahip çıkmadın. Allah senin belanı versin Osman! Niye bıraktın gitsin, hani bana söz vermiştin gitmeyecek, burada, senin yanında kalacaktı! Neden sözünde durmadın, Süleyman’ımı gönderdin? Bir daha geri gelmeyecek, gelmeyecek! Oğlumu bana geri getir Osman. Ya da buralara bir daha sakın gelme, seni görmek, sizi görmek istemiyorum! Defolun gidin, bir daha gelmeyin. ' diyerek bizi paraladı. Söylenecek bir söz bulamıyorduk. Ve biz sessizce köyden ayrıldık. Hepimiz çok üzgündük, morallen iyi değildik. Kaldığımız birliğe geri döndük. Daha sıkı önlem ve tedbirlerin alınması doğrultusunda pratik uygulamalar başlattık.
Üzgündüm Şah Senem Ana’nın bu kadar sert isyanı bana ağır gelmişti. Yoldaşları zaman zaman gönderiyor gelişmeler hakkında bilgi alıyorduk. Şah Senem Ana’yı da soruyor, sağlık durumu hakkında da bilgi alıyorduk.
O beni, bizi kovan, küfürler, hakaretler eden Şah Senem Ana yokluğumuza fazla dayanamamış olacak ki, her gördüğü yoldaşımıza ve taraftarımıza bizleri soruyor: ‘Ekmekleri var mı, kendilerine iyi baksınlar. Osman’a söyleyin dikkatli olsun, ihtiyaçları varsa gelip alsınlar” diyor, yüreğinde bizleri silip atamıyor ve ana sıcaklığında bizleri korumaya, kollamaya çalışıyordu.
Unutmayalım 68’lerde, 78’lerde, 80’lerde,90’lardan günümüze kadar bizlerle birlikte mücadele eden bir kuşağı kaybetmenin acılarını her gün yaşamaktayız. Yaşamlarını bizlerle birleştiren, faşizme karşı direnişte geri adım atmayan, Cumartesi Annelerini yaratan, günümüze taşıyan, hâlâ devam ettiren bütün annelerimizi onurumuz olarak görmeliyiz
Hepimizin anneleri aynı acıları yaşamıyor muydu? Bütün analarımızın acıları hep aynı değil miydi? Bütün annelerimiz bizlere ölümüne kol kanat gerdi. Şah Senem Ana’nın isyanı da bundan ötürüydü. Şah Senem Ana şahsında bütün annelerimizi saygıyla anıyor, başları dik duruşlarıyla bizlere direnmeyi öğrettiklerinden dolayı, Kadın Hareketinin gelişip güçlenmesinde, annelerimizin dik duruşlarının, direnişlerinin büyük bir rolü olduğunu bir kere daha yâd ediyorum. İyi ki vardınız/varsınız! Bizlere ilham kaynağı oldunuz/oluyorsunuz!
HASAN AKSU (KOR OSMAN) 29=5=2015
Son Haberler
Sayfalar
BURJUVA SEÇİMLERİ ve PROLETER TAKTİK
„Bilim, ….. , isteklere ve görüşlere uygun tarzda, tek bir grubun, ya da tek bir partinin savaşım hazırlıklarına ve bilinç derecesine göre siyaseti belirleme yerine, ülkedeki bütün grupların, partilerin, sınıfların ve yığınların hesaba katılmasını emreder.“[1]
Enkaz Yaratan Çürük Düzeninizi Yıkacağız; Seçim Kurtuluşunuz Olmayacak!
6 Şubat depremleri sonrasında on binlerce insan taammüden katledildi, yüz binlercesi yaralandı ve milyonlarcası temel yaşam koşullarından mahrum bırakıldı. -Bir değil, iki değil, üç değil- on binlercemiz kendileri için bir mezar haline getirilen evlerinde öldürüldü. Sadece depremler nedeniyle değil enkaz altında kurtarılmayı beklerken yardım edilmediği için donarak öldürüldü. İnsanların yardım edin çığlıklarına, “Nerede bu devlet?” haykırışları eşlik etti.
Halkın İçinde Olmak (Sentez)
Halka dair söylenenler, devrimciliğe dair biçilenler, bireye dair yapılan sorgulamalar, bir politik öznenin hayatın içinde olup olmamasına dair yapılan vurgular, sömürenler ve onların devleti, bunların siyasi iktidarı ve muhalefeti, ordusu, sivil uzantısı her şey ama her şey mücadelenin tarihiyle kıyaslandığında kısacık denilebilecek bir zaman diliminde, yoğunlaştırılmış bir şekilde tartışmaya açıldı, tüm bunlarda yeni derinlikler kazanıldı, yeni bakışlar edinildi, ufuklar genişledi, renklilik geldi.
“İstibdat”tan Kurtulmak İçin Kürdü Çağırmak!
14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri öncesi Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçimlere ilişkin HDP ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantı çıkışı basın önünde bir açıklama yaptılar. CHP lideri K.Kılıçdaroğlu da HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar da TBMM’nin önemine, halk iradesinin temsiliyetine dikkat çektiler! Basın önünde verdikleri mesaj “Hiçbir sorun çözümsüz değil, TBMM çatısı altında Türkiye’nin her sorununu çözmek olası…” biçiminde özetlenebilir.
Vicdan ve ahlak mı dediniz? (Ertan İldan)
Aslında Türkiye'de 50 gün sonra yapılacak seçimler hakkında daha fazla konuşmak niyetinde değildim. Tüm sermayesini bu muharabe'nin sonuçlarına yatırmış ve temelde iki kutupa ayrılmış bir toplumsal psikolojide aykırı bir görüşün yankı bulmayacağını bilirim. Daha da önemlisi muhtemel bir yenilgide akli melekelerini yitirmiş ve umutlarını tüketmiş bir kesimin hışmına uğramak tehlikesi de yok değil. Oysa benim "gemileri yakmak" gibi bir mecburiyetim yok. Demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet isteyen toplum kesimleri ile ilişkilerimi ve görüş alışverişimi sürdürmek isterim.
Kaypakkaya ve Kemalist Cumhuriyet
Bu yıl İbrahim Kaypakkaya’nın faşist Türk devleti tarafından katledilişinin 50. yıldönümüdür.
Ve faşist TC’nin de kuruluşunun yüzüncü yılıdır. Kaypakkaya yoldaşın siyasal yaşamı bu tekçi, inkarcı, katliamcı tarihle hesaplaşmakla geçmiştir. Hiç kuşkusuz onun analizleri yalnız geçmişi değil geleceği de içeriyor. Dolayısıyla cumhuriyetin yüz yıllık tarihini sorgularken onun görüşleri bize yol göstermeye devam ediyor.
2023 Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin boykot tavrı neden doğru değildir
Çünkü öncelikle içinden geçilmekte olunan tarihi momentin realitesi; “Burjuva faşist düzen partileri ve ittifaklarının adaylarını boykot et, devrimci demokrat adayları destekle!” (MKP-SB. Bk. Halkın Günlüğü gazetesi) şiarında dile getirilen bu yaklaşımla örtüşür değildir. Neden değildir? Çünkü öncelikle içinden geçilmekte olunan süreç, ‘normal-olağan’ rutin bir süreç olmayıp; yönetimsel olarak sistemde niteliksel değişimin yaşanacağı bir süreçtir.
Delirmeye Az Kaldı Doktorum Nerede
Mahlukatlar içerisinde, kendisi gibisini, yaratabilecek tek canlı insanlardır. (Albert Ergün Einstein)
Ah.... çocuklar... ahh....
Memleketteki partilerin zayıflıklarını öne sürerek her türlü burjuva partileriyle bir araya gelenler....
İş dünya proletaryalarının burjuva renkleriyle bir araya gelmeye gelince....
Dünya proletarya partilerin zayıflıklarını öne sürerek bir araya gelmeyi ret etmekteler.
Ve bu insanlar örgütlüler biz proletaryalar örgütsüz.
Ve bu insanlar örgütlüler biz proletaryalar örgütsüz.
Ve tc’nin okul sıralarında olsa dahil...
Ermeni Devrimcilerin İttifak Deneyiminden Hareketle “YÜRÜ BE KEMAL…”
6 Şubat depremleri sonrasında on binlerce can kaybının ardından 14 Mayıs 2023 tarihinde “Başkanlık” ve “Milletvekilliği Genel Seçimleri”nin “yenilenme”si kararı alındı. Depremler ve ardından yaşanan sellere rağmen ülke seçim sath-ı mahalline girmiş bulunuyor. Seçim, iktidardaki AKP-MHP partilerinin oluşturduğu “Cumhur İttifakı” ve ona eklemlenen partiler ile CHP-İYİ Parti’nin başını çektiği “Millet İttifakı”nın oluşturduğu iki ana siyasi kampın iktidar mücadelesi biçiminde gelişiyor.
ATAERKİL SİSTEME KARŞI MÜCADELE SORUNU, EZEN-EZİLEN CİNS ÇELİŞMESİNİN ÇÖZÜMÜ SORUNUDUR
Sorunların doğru çözümü, öncelikle onların özünün tam olarak ne olduğu veya neye tekabül ettiğinin eksiksiz olarak ortaya konulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Yani sorun aslında tıpkı şuna benziyor: Doğru ve isabetli tedavi ancak ki doğru teşhis ile mümkün olabilir.
“Kadın sorunu” olarak tanımlanan sorun da böyledir. Sorunun özü bir kez gözden kaçırıldımıydı, sorunun kendisi de çözümü adına ileri sürülenler de isabetli ve doğru olarak ortaya konma şansını yitirir esasen.
Azaduhi (Nubar Ozanyan)
Herkesin anlatılacak bir hikayesi, yazılacak bir yaşamı vardır. Liceli Azaduhi’nin hikayesi, soykırım yaşamış bir Ermeni kadının Lice’den Diyarbakır’a, İstanbul’dan Hollanda’ya uzanan sürgün hikayesidir. Doğduğu yerde yaşayamadığı gibi ölemeyenlerin hikayesidir. Onun hikayesi kolay taşınamaz acıların, tanımlanması zor hüzünlerin hikayesidir. İyilik yapmaktan başka bir şey bilmeyen, ekmeğini paylaşmaktan başka bir şey düşünmeyen, direngen Liceli bir Ermeni kadının hikayesidir.
Comment form